1980'lerde, ülkemiz dağcıları hangi şartlarda, ne gibi imkanlarla dağcılık yapmaktaydılar? Bugün birçoğumuzun kullandığı çağdaş malzemelerin yerine neler kullanmaktaydılar? Sevgili Haldun Aydıngün'ün, kişisel albümünden tirmanis.org için derlediği fotoğraflar bu sorulara yanıt getirebilmek adına bizlere oldukça ilginç ipuçları sunuyor.
1981 Eylül - Eğridir Antalya Yürüyüşü
1980 Şubat - Erciyes Buzul Tırmanışı
1979 Ağustos – Alaca Zirvesi
1979 Haziran - Transaladağlar
1981 Şubat – Aladağlar Kış Kampı
1981 – Demirkazık Peck Kulvarı
1979 Mart - Bolu Kartalkaya, Kar Barınma Çalışması
1979 Nisan – Erciyes Buzul
1983 Mayıs – Erciyes Buzul
1980 Ağustos – Kaçkar Geçiş ve Zirve
NOT:
Yukarıdaki tüm fotoğraflar Haldun Aydıngün kişisel arşivine aittir. Kendisinin izni olmadığı takdirde başka bir yerde kullanılmaması rica olunur.

Amaç Eğridir Kovada Gölü'nden güneye doğruca Antalya’ya inen bir yürüyüş yolu çıkarmaktı. Resimde Kovada Milli Parkı'na girerken.
Yolda çadır köy odası muhtar evi orman kulübesi (resimdeki Tota Orman İşletmesinin kulübesi) değişik yerlerde kalarak ara sıra “kamyon-stop” çekerek Antalya’ya ulaştık.
Yolda yürüyüş halindeyiz.
İlginç bir kanyon ziyareti.
Bizim dönemin en kapsamlı tırmanışı idi. Toplam 26 kişiyi 11 kişilik kış malzemesi ile Erciyes buzula götürdük 12 kişi zirveye ulaştı toplam 17 gün sürdü. Düzenleyen biz 3 kişinin tüm master hayalleri o gezide bitti.
Ortadaki genç dağcı Nuri Bilge Ceylan. 1980 senesini sıkı bir dağcı olarak yaşayıp bir daha dağlarda görülmedi.
Zirve çıkışı sırasında güneş doğuyor.
Kayseri Hacılar ilçesinde bir kahvehanede ikinci ekip dağdan inen birinci ekipten malzemeleri devralıyor.
Ekip tarak kayalarda kazdığı platformda dinleniyor.
2600 metredeki dağ evine malzemeleri çıkarabilmek için aramızda 40 kiloluk çantalar taşıyanlar oldu.
Hayatta ulaştığım ilk zirve etkinliğini kendim organize etmek zorunda kalmıştım. Ağustos 1979’da Alaca zirvesine çıkıp defteri bulduk.
Çadır taşımaya ne gerek var su geçiren bivak torbaları yeter de artar bile.
Avcıbeli’nden Alaca zirveye giderken nizami emniyet de alıyoruz.
O günlerin havasına ve anlayışına uygun sıkı bir dağcı pozu böyle olur işte!
Karayalak girişinde Gelincik kayalarının karşısında çadırsız yatıyoruz. Çünkü çadır almamışız.
Malzemelere dikkat! Emler-Kızılkaya belindeyim. Arkam Yedigöller.
70’li yılların ulusal bilinçle donanmış gençliği gittiği obada köy çocuklarına ilk yardım yapıyor.
Kıl çadırda misafir ediliyoruz.
Barazama ve Şelalelere doğru yürüyüşümüz sürüyor.
Aladağlarda kış barınması öğreniyoruz.
Çünkü elimizdeki çadırlar bunlar. Burada bir fırtına yiyiyoruz.
Çadırları ancak kelerlere kurarsak dayanıyorlar.
Çadırları ancak kelerlere kurarsak dayanıyorlar.
Jack London’un altın arayıcılarına benziyoruz. Bir yürüyüş sırasında.
1981 Haziranı'nda hiç olmadığı kadar iyi bir donanımla geldik. İki tırmanış gurubumuz vardı. Ben İskender Erbil ile gelmiştim Demirkazık'a çıkacaktık. Diğer gurup ise Alaca yaptı.
İskender kampta bir boulder problemi çözerken.
Peck kulvarını tırmandık sonunda rotayı karıştırdık. Herhalde 3400 m gibi bir yerlerden geri döndük.
Daha sonra yürüyüş ekipleri ile buluşup Yedigöller'e kamp attık.
Yedigöller'de Direktaş’a çıkıyoruz. Resmin bize göre solundaki Erden Eruç. Kasla tüm dünyayı dolaşan adam.
Şubat 1979’da torpil yaptırıp kendimizi Eğridir Dağ Komando Okulu'na aldırmıştık. Orada kar barınma tekniklerini öğrendik ama içlerinde kalmadık. Burada Kartal Otelin az ilersinde onlardan su dışında hiçbir lojistik destek almadan kar mağarası yapıp üç gece yattık.
Kürek ve testerelerle mağarayı yapmamız bütün bir günümüzü aldı.
Gece yatarken kapımızı kardan bloklarla örüyorduk sabah da yıkıp açıyorduk. Girişin üzerindeki kişilerin uzunluğu 15 metreden fazlaydı ve bayağı zor bir şekilde “taş ocaklarımızdan” kesilip alınıyordu.
Halk mağaranın içinde uyanmaya çalışıyor.
Sabah kahvaltısı hazırlığı. “Taş Ocağı” hemen solumuzda ve kesilen tuğlaların izi görülüyor. Arkada Kazan kaya. Orada tırmanış eğitimi de yapacağız.
Mağara tesislerimizin dışarında görünümü.
Ekip Kazan kaya tırmanışına gidiyor. Bu arada herkesin kar gözlüğü olmadığı için bazı arkadaşların gözlerinde rimel var. Askeri eğitimde öğrenmiştik.
Kış kampında piknik tüp! İlk kullanışta çok iyi çalıştı sabah nedense pek kısık yanıyordu.
Ama çorbamızı yapabiliyordu.
BÜDAK’ı 1974’te kuran Zafer Yamaner (solda) bizi alıp Erciyes Buzul'a götürdü. Her yandan çığ düşüyordu dumura uğradık.
2600 metredeki buzul kulübesi
Dönüşte bivak yapıyoruz.
Aynı rotaya 4 yıl sonra geldiğimizde bu sefer çok daha iyi donanımlıydık. Kuzeyden girip fırtınada kamp aşırıp oteller bölgesine inmeyi başardık.
Buzulun sol yanındaki sırttan zirveye giderken fırtına iyice artıyordu.
Dağı aşmışız ve yüzümüzdeki rahatlama ifadesi çok belli.
Kaçkar’a Karaköy’den kalkan EGE vapuru ile yola çıktık.
Varmak kadar gitmek de önemliydi.
Öküz çayırına kampı attık.
Çadırlar hep aynı ve aslında hiçbir etkinliğimize uygun değiller.
Haluk Seyhanoğlu Kaçkar silsilesinde 3700 metrede bir buzulu aşıp güneye gitmeye çalışıyor. Tabii ben de! Bir dakika sonra krampon orta demiri kırılacak.
O geçiti aşıp güneyin güneşine kavuştuk.
Kaçkar zirvesindeyim.