TARİHTE BUGÜN:

 

27 Eylül 2006 tarihinde, YTUDAK E-Posta Listesi[1]’ne “DİKKAT! SABOTAJ!!” başlıklı bir e-posta düştü. Altında Barış ATEŞ, Egemen EROL, Selahattin GÜNEN, Sinan KAHRAMAN, Ogün KEKÜL, Güven KIZILÖZ, Renan KOCAYİĞİT, Mustafa NALBANT, Barış OKÇUOĞLU, Ergül PEKESEN, Altay ÖZCAN ve Çağrı ÜRÜNAY imzasını taşıyan bu e-posta bir bildiriydi aslında. Yazının amacı, Aladağlar’da boltlama tartışmaları özelinde, isimleri geçen dağcıların bundan sonraki eylem tarzına işaret etmekti.
Peki neydi bu eylem tarzı?
Bildirinin altına imza atan isimler, Aladağlar’da Cımbar Vadisi dışında kalan yerlerdeki tüm boltları istisnasız temizleyeceklerini beyan ediyorlardı. Bu postayı takiben gerçekleştirdikleri bazı eylemleri (rota sökümü) gene listede duyurdular.

Akabinde ise ülke dağcılığının en geniş katılımlı paylaşım ortamlarından birisi olan Ytudak E-Posta listesi kurulduğu 1 Mayıs 1998 yılından bu yana yaşadığı en hareketli e-posta trafiklerinden birisini yaşadı.
Sabotaja çok sert tepki verenlerden, eylemleri sonuna kadar destekleyenlere, kınayanlardan, sempati duyduğunu belirtenlere kadar çok geniş bir yelpazede görüş paylaşımı oldu.

Peki tırmanıs.org olarak, neden Sabotaj Ekibi ile bu kısa röportajı gerçekleştirmek istedik? Bu noktada tırmanıs.org un bu tartışmaların herhangi bir noktasında taraf olmak üzerine bir misyonu kesinlikle yoktur. Tırmanıs.org olarak, kuruluşumuzda da açıkça belirttiğimiz üzere amaçlarımızdan birisi de, tırmanışın pek çok çeşidine içeriğimizde yer verebilmek ve farklı görüşleri aynı çatı altında buluşturarak çok sesli bir üslubu bünyemizde barındırabilmektir.

bağlamda o zamanın hareketli ve hararetli tartışma ortamı içinde biraz geri planda kaldığını düşündüğümüz bazı soruları sabotaj ekibine sormak istedik. Ülke dağcılığının son yıllarında çok tartışılan eylemlerinden birisine imza atanların, bu eylemi gerçekleştirmelerinin altında yatan nedenleri ve niçinleri kayıt altına almanın, ilerde devamı gelecek olası yeni tartışma ortamları için değer taşıyacağını düşünüyoruz.

İşte bu ana motivasyon dahilinde Sabotaj Ekibinden Barış Okçuoğlu, Mustafa Nalbant ve Selahattin Günen ile görüşerek ve yazışarak aşağıda okuyacağınız kısa röportajı gerçekleştirdik. Bizi kırmayarak sorularımızı yanıtlayan tüm sabotaj ekibine teşekkür ederiz.

Aykut TÜREM
tirmanis.org @ 2009

1) Sabotajın ana çıkış noktası ve fikri neydi? Neden böyle bir örgütlenme ve eylem tarzını tercih ettiniz. Biraz bahseder misiniz?

Daha sonradan "Sabotaj" olarak adlandırılacak hareket ve birliktelik tarzının doğru anlamıyla anlaşılması için alpinizm dünyasında yer alan etik-tarz tartışmalarının incelenmesi ve takip edilmesi gerektiğini düşünüyoruz. Maalesef ülkemizde dünya dağcılığında gündemi uzun yıllardır meşgul eden bu tür tartışmalar ilgi görmüyor. Ancak bolt taraftarlarının göstermeye çalıştıklarının aksine; dünyada halen ve çok şiddetli olarak, genelde alpinizmin moral değerleri, özelde ise boltlu tırmanış konusunda yoğun bir tartışma süreci devam etmekte.

İlgilenenler bileceklerdir, tam da sonu sabotaja varacak şekilde Aladağlar’da boltlama konusu tartışılırken Amerikan Alpin Dergisi[2]’nin editörü yönetiminde tüm dünyaca yürütülen sert bir tartışma yaşanmakta, bir yandan ‘’Logical Progression’’ [3] rotasının söküleceğini Huber tüm dünyaya ilan etmekte, bir yandan da 2004 Jannu tırmanışı ile başlayan Piolet D’or tartışmaları[4] devam etmekteydi.

Ülkemizde ise böyle tartışmalar ender olsa da, hatırlanacağı üzere 2002 yılında yaşanan tartışma süreci sonucunda varılan konsensüste, sadece Aladağlar’da Cımbar Çatalı’na kadar olan bölgede boltlu rotalar açılacağı, dağın iç vadileri ve yükseklerinde kesinlikle boltlama yapılmayacağı konusunda anlaşılmıştır. Bugün bolt taraftarı olarak başı çeken çok ünlü isimler ise bu konsensüsü bizzat kendilerinin garanti ettiklerini defalarca beyan etmişlerdir. Ancak devam eden süreçte, bu konsensüse rağmen hızla Aladağlar’ın yükseklerinde boltlama yapılmış, vadiler spor tırmanış bahçelerine çevrilmeye başlanmış, yabancılar tarafından alpin spor rotalar birbiri arkasına açılmaya başlanmıştır. Bunun üzerine tartışmalar yeniden başlamış, Aladağlar’da boltlama konusu yeniden gündeme oturmuştur.

Bu tartışma süreçleri, YTUDAK E-posta listesi üzerinden devam ettiğinden halen kayıtlı olarak arşivde durmaktadır ve ilgililere açıktır. Burada tüm tartışmanın anlatılması bu yazının yer ve kapsamını aşacaktır. Ancak kısaca özetlemek gerekirse; arşivde yer alan mailleri sırayla okuyan bir araştırmacı, tartışmanın "Aladağlar’da boltlama yapılmalı mıdır" ile başlamasına rağmen, bir kısım ünlü tırmanıcı tarafından, aksi düşüncenin kulak arkası edilerek, açıkça yok farz edildiğini ve tartışmanın "boltlama yapmamak mümkün değil, ama nasıl yapılacak" şeklinde maniple edilmeye başlandığını çok açıkça görecektir. Daha iyi anlaşılması için şu örneği vermeyi uygun görüyoruz. İdam cezası tartışılırken birilerinin, hatta azımsanmayacak bir oranda, ısrarla idam cezası olmasın demesine karşın, sesi gür çıkan başkalarının; “siz bir köşede durun, biz kendi aramızda idam cezasını uygulamaya karar verdik ancak şu anda idam cezasının iğneyle mi yoksa asılarak mı uygulanacağını tartışıyoruz” demesine benziyordu.

Netice olarak ülkemizde çok yüksek bir oranda dağcı alpin değerler, çevre vb. nedenlerle Aladağlar’da bolt istemiyorken, dikkate alınmıyor, umursanmıyor, sesi boğuluyordu. Eskiden konsensüse garanti veren kişiler, istedikleri gibi rota açacaklarını, buna kimsenin karışamayacağını, karşı görüşü dikkate almayacaklarını açıkça beyan ediyorlardı. Yaptılar da. İnsanları hiçe sayarak, yokmuş gibi davranarak matkaplarına davrandılar. İşte ’’sabotaj’’, görüşleri hiçe sayılan, dikkate alınmayan görüşe dâhil bir grup dağcının, tüm bu olanlara karşı sesini duyurmak ve müdahale edebilmek için son çaresi olarak ortak bir metin olarak imzaladığı "Dikkat Sabotaj" başlıklı bildiri ile başladı ve eylemlilikle devam etti.

Sabotaj bildirisine imza atan dağcılar zaten yıllardır birlikte olan, tartışan, içen, tırmanan, kısaca birlikte yaşayan ve zamanlarının çok büyük bir kısmını dağda geçiren insanlardı. Bu nedenle bildiri ile zaten var olan bu ‘’kendiliğinden örgütlülük’’ eyleme geçme kararını duyurmuştur. Sabotaj örgütlülüğü ve eylemleri ‘’kendiliğinden’’ ve ‘’doğrudan’’ bir elmayı ısırmak kadar kolay ve doğal olmuştur.

2) Sabotaj arzu ettiği sonucu aldı mı? Halen etkin mi ve eylem tabanlı duruşunu koruyor mu?

Bu soruyu yanıtlamak için önce yukarıda kısaca değindiğimiz Sabotaj’ın amaçlarını biraz açmamız gerekir. Burada güdülen iki temel amaç vardır. Bunlardan birincisi boğulmaya çalışılan, bolt istemeyenlerin düşüncelerinin sesinin yükseltilmesi, ikincisi ise sağı solu umarsızca boltlayarak, yaptım-oldu şeklinde hareketlerin aynısının tersinden ironik bir şekilde yapılarak, bunların teşhir edilmesi. Sabotaj en başından itibaren refleks bir harekettir. Karşı cephenin yaptıklarına karşı tam da aynı dilden ve sert bir yanıt olarak dikkate alınmalıdır.

Sabotaj hareketi, kendiliğinden birliktelik ve doğrudan eylem esaslı bir hareket olarak ortaya çıkmış ve devam etmiştir. Bu anlamda içindeki insanların siyasi görüşleri ne olursa olsun anarşizan bir öz taşır. Eğer alpin, (bolt karşıtı görüş bir düşünce akımı) parti olarak değerlendirilebilirse sabotajın bunun cephesi olduğu söylenebilir. Her doğrudan eylem hareketi gibi, bildiri ve eylemlerde provoke edici, rahatsız edici, sarsıcı olmak, yaralanacağı yerden vurmak zorundadır ve öyle de yapmıştır. Bunun aksine, hareket, sadece bir karikatür, yarım kalmış bir fikir olabilir.

Yukarıda anlatıldığı gibi bir araya gelen bir toplulukta sadece ortak paydalardan bahsedebiliriz. Ortak payda ise 3. sorunuza cevap vermeye çalışırken açıklayacağımız alpinizmin etik değerleridir. Burada bir yanlış anlamaya neden vermek istemeyiz. Elbette boltun ve sair teknolojinin hiç bulaşmadığı daha saf bir alpinizm istiyoruz, ancak sabotaj eylemlerinin temel amacı bunu sağlamaya yönelik değildir. Amaç, bir kez daha söyleyelim, karşı sesi yükseltmek, tartışma ortamını sağlamak, bu konudaki konsensüslerin uygulanmasını ve yeni konsensüslerin oluşmasını sağlamaktır.

Bu anlamda sabotaj hareketi, bir entelektüel eylem tarzı yürütmeye çalışmıştır. Yapılan sabotaj-temizlik işleri, bir kısım insanların belirttiğinin aksine hiç de "barbarca", "vahşice" vs. yapılmamış, sadece bolt kulaklarının sökülmesi ile yetinilmiştir. Açıkça belirtelim ki çok kolay bir şekilde geri dönüşümsüz bir tahribat da yapılabilirdi. Bunu dahi meşru gördüğümüz halde, sadece kulakları sökmekle yetindik, zira bunu öncelikle bir fikir tartışması olarak görüyorduk.

Bu amaçlar dikkate alındığında, evet, sabotaj bu aşamada arzu ettiği sonuçların birçoğunu elde etmiştir. Tam da yerinde bir müdahale ile tartışma büyüyerek devam etmiş, bolta karşı olan insanlar fikirlerini açıklama cesareti bulmuşlardır. Eylemler, hem sessiz kaldığı için fikri bilinmeyen kesimi konuşmaya zorlamış, hem de bolt taraftarlarına, karşılarındaki topluluğun hiç de söyledikleri gibi üç beş örümcek kafalı kişiden oluşmadığını göstermiştir. Sabotaj eylemleri ve bunun getirdiği sarsıntı sonucunda Zirvedak’ın önderliğinde iki büyük toplantı düzenlenmiştir. Dağcılık kamuoyunun büyük çoğunluğu burada konuyu tartışmıştır. Bolt uçbeyleri protesto ederek katılmasa da, herhalde katılımcılar, bu toplantılarda genel eğilimin ya hiç bolt kullanılmaması veya çok sınırlı olarak izin verilmesi olduğunun hakkını teslim edeceklerdir.

Geldiğimiz noktada, sabotaj, şu anda eylemsizdir. Eylemsizliğin sebebi ise ikinci Kadir Has toplantısı sonucunda oluşan iradeye saygı göstermesidir, karşı cepheden de en azından bu nezaketi beklemektedir. Ne yazık ki halen toplantı sonucunda açıklanan şekilde dağcılık kulüpleri ve camiası bu konudaki görüşlerini toparlayıp açıklamamışlardır ve konu hala bırakılan yerde kalmaya devam etmektedir.

Açıkça sabotaj bir düşüncenin öncüsü değil neticesidir. Türk dağcılık camiası, eğer alpinizmin temel değerleriyle, geleneğiyle ilgilenmiyorsa, bu konuda dağcılık kulüplerinin fikri ve söyleyecek sözü yoksa veya çeşitli nedenlerle çekiniyorlarsa, sabotajın da döve döve nizam-ı âlem getirmek gibi bir isteği ve enerjisi bulunmamaktadır. Kısaca sabotajın bu anlamda bir programı yoktur, etkinliğin eylemlerin sürüp sürmeyeceği, karşı cephenin hareket tarzına ve alpin kamuoyunun cevabına göre şekillenecektir diyebiliriz. Burada son olarak ortak kabul görmüş bir karar olmadan yapılacak her türlü müdahaleye karşı yine aynı kararlılıkta karşı-müdahalede bulunma hakkımızı saklı tuttuğumuzu belirterek bitirelim.

3) Dağlarda bolta tamamen karşı bir oluşum olarak, sizce ilerde sportif tırmanış ve boltlar ülkemizde daha da popülerleştiğinde dağlardaki bu sorun nasıl şekilenecek ve sizin duruşunuz nasıl olacak?

Burada kısaca ‘’saf’’ alpinizm düşüncemizden biraz bahsetmek gerekecektir. Tırmanışın, mümkün olduğunca ‘’temiz’’ olmasının en değerli stil olduğunu düşünüyoruz. Bu düşüncemize göre, ‘’alpin stili’’; ekspedisyon (kuşatma) ve spor tırmanışın antitezi olarak en yüksek tırmanış ideali olarak kabul ediyoruz. Buna göre dağların esas zorluklarının gereksiz teknoloji ve sahte taktiklerle aşılmasını reddediyoruz. Dağın yüksekliğini azaltmak için destek oksijeni, ya da dağ direnç gösterdiğinde sabit malzeme kullanımı, iniş boltu ve sabit hatların, emniyet için kullanılacak boltların bu oyuna hile karıştırdığını ve saflığını bozduğunu düşünüyoruz. İniş için sikke kullanmamız bu söylediklerimize aykırı ve ikiyüzlüce gelebilir, ancak saf tırmanış anlayışımıza şu anda ancak bu kadar yaklaşabiliyoruz ve bunu bir eleştiri olarak eksi hanemize zaten yazıyoruz. Tırmanışı oluşturan iki temel unsurun, teknoloji ve insanın, teknoloji tarafı arttıkça insan unsurunu düşürdüğünü, alpinizmin özünde bulunan yetenek, cesaret, macera gibi temel değerlerin içinin boşaltılarak tırmanışın salt teknolojik ve akrobatik, sportif bir eylem olarak yapılmasının değersiz olduğunu düşünüyoruz.

İşte bu anlamda boltu, bir dağa yapılmış büyük hakaretlerden biri olarak görüyoruz. Bolt kullanımı bir dağın doğal hatlarını teknolojinin zorlaması ile aşmak gibi saçma bir eylemin yanında, sadece rotayı açan kişinin deneyimini yaşamanıza, onun kabul edilebilir risk seviyesine göre uygun aralıklarla yerleştirdiği boltlarla, onun konfor seviyesine göre tırmanmanızı dayatır. (Keza sabit sikkeler de aynı şekildedir) Bu imkânsızın öldürülmesi olduğu kadar aynı zamanda gelecek nesil tırmanıcıların yetenek ve hayal gücüne karşı da bir hakarettir.

Dünyadaki tırmanış evrimi de bu yöndedir. Örnek vermek gerekirse yoğun tartışmalar sonucunda 2008 Piolet D’or ödüllerinin iptali ve 2009 Piolet D’or kıstaslarının değişmesine neden olmuş, yapılan işin ne olduğundan ziyade nasıl yapıldığı ve minimum malzeme ile temiz tırmanılması en önemli faktörler haline gelmiştir. Yine Dean Potter’in “Base Solo” su dünya tırmanıcılarının hiçbir malzeme kullanmadan ve bırakmadan tırmanmanın yollarını aradığının göstergesidir. Bu düşüncelerimize Marco Prezelj, Steve House, Rolando Garibotti, Mark F. Twight ve birçok süper alpinisti daha referans gösterebiliriz. Her geçen yıl, mümkün olduğunca temiz ve “alpin” stil tırmanışlar daha değerli olarak dünya kamuoyunda kabul edilmektedir.

Bu veriler ışığında, ülkemizde spor tırmanışın alpinizme olumsuz etkilerinin ve buna bağlı olarak alpin spor rotaların açılmasının geçici bir süreç olacağı ve tüm dünyada olduğu gibi evrimin alpinizmin öz değerlerine sahip çıkılacağı yönünde olacağı inancını taşıyoruz. Tırmanıcıların daha güzel ve değerli olanı yapmak yerine popüler olana yöneleceğini pek de düşünmüyoruz. Kısaca bu sorun geçici ve bir takım tırmanıcıların şahsi egoları ile zorladıkları, suni bir sorundur. Ülkemizde de spor tırmanış kaynaklı birçok tırmanıcının minimum malzeme ile tırmanışlar yapmaları da buna işaret etmektedir.

Ülkemizde ısrarla alpin spor rota taraftarlarının ileri sürdüğü argümanların en büyüğü, Aladağlar’da çıkılması muhtemel bütün rotaların artık çıkıldığı, ilerleme için boltlu alpin rotaların elzem hale geldiği tezi de yine yapılan tırmanışlarla (Vardal/Bıldırcın-Katırkayası Kuzey, Türem/Yeşildal-Beşparmak Kuzey, Özbay/Yıldırım-Kocasarp Kuzey Duvarı, Fındık/Özcan-K.Demirkazık Kuzey, Okur/Sevindik-Highway to Heaven, Özcan/Bıldırcın/Karabaş- Üç Silahşorlar) resmen gün be gün yalanlanmaktadır. Aladağlarda yetmişin üzerinde 3000’lik sivrinin sadece 20 küsurunun duvarlarında varyantlarıyla beraber rotalar tırmanılmıştır. Dolayısı ile Aladağlar halen bakir yüzeyleri ile objektif tehlikeleri aşabilecek fiziksel ve psikolojik yeterliliğe sahip tırmanıcıları beklemektedir. Çıkılan rotaların sadece birkaç tanesinin kışın çıkıldığı dikkate alındığında maceranın büyüklüğü daha iyi anlaşılacaktır. Görüleceği üzere bolt yanlısı uçbeyleri kamuoyunu açıkça yanıltmıştır ve buna devam etmektedir.

İkinci büyük yanıltmaca ise yabancı tırmanıcıların rota açmak için sıraya girdiği yönündedir. Bu görüş Kadir Has toplantısında ‘’adamlar kapıda bekliyor abi’’ şeklindeki komik cümleyle defalarca tekrarlanmıştır. Oysaki bu ülkemiz dağcılık kamuoyunun tepkisi ile çok kolay engellenebilecek belki de en küçük sorundur. Bu tehlikenin olmadığı, son iki sene içerinde alpin spor rota açmaya gelen tırmanıcı sayısının azlığı ile de ortaya çıkmaktadır.

Üçüncü büyük yanıltmaca ise, alpin spor rotaların bir ilerleme olduğu ve saf alpinizmi savunanların örümcek kafalı oldukları yönündedir. Karşı tarafın anlayışının sonuçlarının bir örneği Meksika’da El Gigante duvarında yer alan “Logical Progression” (Mantıki İlerleme) rotasıdır. İbret olacak bu rotayı açanlar, ilk olarak alpin tarzın olduğunu, daha sonra ilerleme (!) ile alpin-spor rotaların açıldığını, şimdi ise sıranın yukarıdan aşağıya alpin spor rotalar açılmasına geldiğini ve bunun tek “mantıki ilerleme” olduğunu ileri sürmüşlerdir. Dikkat edilirse, ülkemizde bolt yanlılarının argümanlarına ne kadar benzediği anlaşılacaktır. Ülkemizde alpin spor rotaları açılıp tüketildiğinde, bu mantıki ilerleme ile ne gibi acuze sonuçlara ulaşılabileceğini gösteren iyi bir örnek olarak görüyoruz.

Gelecekte bu sorunun nasıl şekilleneceğine Türk dağcılık kamuoyu karar verecektir. Tırmanıcıların kendilerine neden tırmandıklarını sormalarıyla ve ne yapıldığından ziyade nasıl yapıldığının daha önemli olduğunun fark edilmesi ile bu sorun da kendiliğinden çözülecektir. Biz bu süreçten galip çıkacak tarafın, cesarete, maceraya ve imkânsızın güzelliğine dayanan alpinizmin saf ruhu olacağına kesinlikle inanıyoruz.

Editör Notları:

[1] Ytüdak E-Posta Listesi: Türkiye’de dağcılık sporu ile ilgilenen herkese açık bir elektronik paylaşım ortamıdır ve bugün itibari ile 1500 kadar üyesi vardır. Bilgi için http://groups.yahoo.com/group/ytudak adresini inceleyebilirsiniz.

[2] Amerikan Alpin Dergisi: American Alpine Journal (AAJ). AAJ Amerikan Alpin Kulübünün resmi yayınıdır.

[3] Logical Progression rotası Meksika’da bulunan El Gigante Duvarında yukarıdan aşağı ip inişi yapılarak boltlanmış, yaklaşık 400 kadar bolt ihtiva eden 800 metrelik bir rotadır.

[4] Alpinizm dünyasının en prestijli ödülü olan Piolet D’or, 2004 senesinde Alexander Odintsov liderliğinde Jannu Kuzey Yüzünü tırmanan 10 kişilik Rus ekibine verildi. Rusların 50 gün uzunluğundaki Jannu kuşatması karşısında en güçlü aday olarak Steve House’un K7 Güney-Batı yüzünde 41 saatlik alpin stil bir eforla açtığı yeni rotası vardı. Steve House bu rota ile o senenin izleyici ödülünü aldı. Ama ödül türeni sırasındaki tartışma, ödül töreni sonrasına da taşındı. Hangi tırmanış daha iyiydi, kime göre veya neye göre?

Etiketler: