Ülkemizle karşılaştırıldığında yurtdışında çok sağlıklı işleyen bir dağcılık ortamı ve çok geniş bir tırmanışçı kütlesi var. Dev bir piramit düşünün; en altında sayıları milyonlarla ifade edilen arada sırada tırmanan, sırf keyif aldığı için dağlara giden insanlar bunlar. Yaşamlarında zamanlarının azını dağcılığa, çoğunu ise orta sınıf bir yaşamı sürdürebilecek parayı kazanmaya harcadıkları için başta malzeme satın alarak, dağ evlerinde kalarak, yıldız sporcuların kitaplarını satın alarak, konuşmalarına giderek aslında tüm tırmanış sektörünü finanse ediyorlar.

Bu nedenle, şampiyon tırmanışçıların var olabilmesi için bu milyonların mutlaka var olması gerekiyor.

Ayrıca tırmanış kendi başına çok büyük bir yaşam sevinci veriyor, hem de her derecesi, tırmanabilen her insana. Sözünü ettiğim milyonlarca insan da zaten bu yaşam sevincinden kendi paylarına düşeni alabilmek için tırmanıyorlar. Bunun için hepsinin keyif alabileceği düzeyde yeterince rota olması gerekiyor.

Yurdumuzda ise (bana göre) tırmanış konusunda ortaya çıkan yanlış bir elitizm hep zor rotalara yatırım yapıp, Avrupa’da ortaya çıkan milyonlarca tırmanışçının bizde benzerlerinin var olmasını çok büyük ölçüde engelledi. (Tek sorun tabii ki bu olamaz ama bana göre en önemlisi). Bu videoda yurt dışındaki uygulamaları ve görece basit rotaların var olmasının nasıl bir canlılık yarattığını anlatmaya ve göstermeye çalışırken Burak Özdoğan ve Aykut Türem’in de konu hakkındaki düşüncelerini aktarıyorum.

Haldun Aydıngün

haldunaydingun[et]hotmail[nokta]com