2005 Yılında dağcılığa başladım ve dağlarda olmak benim için önce bir tutku ve sonra da meslek haline gelince ülkemizdeki bilinen veya az bilinen dağların çoğuna çıkma şansım oldu. Dağlarda rehber olarak çalışmayı seçince de sözün gelişi değil, baya baya dağlarda mesai yapar oldum ve artık bildiğimiz dağlara, bildiğimiz rotalardan çıkmak yerine yeni rotalardan çıkmak benim için yeni bir heyecan ve motivasyon kaynağı olmaya başladı.

Dağlarda tur kayağı yaparken, kayılarak inilen klasik rotalar yerine tecrübeniz arttıkça daha dik veya daha zorlu bir kulvar veya yamaçtan inmek sizin için bir heyecan kaynağı olabilecekken, eğer kayaklarla dağlarda ilerlemek ve basit yamaçları kaymak işine, yani kayaklar ile tur yapmak (skitouring) işine, dağcılık bilgi ve becerilerinizi de ekliyor ve kazma, krampon, tırmanış ipi gibi dağcılık malzemelerini de kullanmanız gerekiyorsa artık kayaklı dağcılık veya dağ kayağı faaliyeti (skimountaineering) yapıyor oluyorsunuz. O zaman da sadece daha dik kulvar ve yamaçları keyifle kaymaktan öte daha dik ve zor rotaları kayakla çıkabilmek de sizi çekmeye başlıyor.

2008’de dağlarda rehber olarak çalışmaya başladıktan sonra başladığım ve sıfırdan öğrenmem gereken tur kayağı maceramda, bir taraftan ülkemizde az gidilen Hakkâri ve Cilo Dağları, Tunceli Munzur Dağları gibi dağlık bölgelere kayaklarımla gidip keşifler yaparken bir taraftan da sık gittiğim dağlarda yeni rotalar arayışına girdim. Bu benim sürekli hareket, yenilik ve heyecan seven yapımın dağlarda çalışmaktan sıkılmamak için bulduğu bir yol belki de.

Kısaca tur kayağı nedir, dağlarda kayakla nasıl ilerleniyor derseniz; kayak merkezlerinde kullanılan kayaklardan farklı olan bir kayak setinden bahsediyoruz. Botları kayaklara bağlayan bağlamalar, topuk kısmında serbest bırakılabildiği için kayakla yürümenin mümkün olduğu ve altına yapıştırılan bir deri kumaş parçası sayesinde geri kaymayan kayaklar ile kayak merkezleri dışında ve dağlarda tesislere, liftlere ihtiyaç duymadan özgürce kayabilmek için önce kayaklar ile yürüyüp, istediğiniz yerden kaymaya imkan veren bir kayak türü. Tur kayağının dağcılıktaki önemi ise kışın dağlara yaklaşımı çok kolaylaştırıyor ve inişte ise yine hızla ve keyifle inebilmeyi sağlıyor.

**Tur kayağına dair daha detaylı bilgi almak isterseniz İsmet İnan'ın kaleminden yayınladığımız Dağ Kayağı Üzerine ve Cimbar Kanyonu'ndan Kayaklı Geçiş yazısını okuyabilirsiniz.**

Benim için tur kayağı kışın dağlarda bana hız ve özgürlük sağlayan kayaksız olsam düşünemeyeceğim faaliyetleri mümkün kılan bir araç oldu diyebilirim. İşte Erciyes’in kuzey buzul çanağında bir rota da bu sürecin bir parçasıydı. Son 3-4 yıldır rota hakkında raporlar okuyup, fotoğraflardan rota inceliyordum.

Aladağlarda Emler Batı yüzü de 3-4 yıl boyunca Aladağlarda her tur yapışımda gözlerimi ayıramadan izlediğim, kayma hayalimi birçok kişiye bir plan olarak açtığım bir rota idi. Hatta benimle rotayı denemek isteyecek birini bulamayınca destek ekibinde olup, bir aksilik sırasında hemen ulaşmak için rotanın alt tarafında beklemek isterler mi diye sorduğum arkadaşlarım da olmuştu ama kimse ile denk getirememiştik.

Ülkemizde dağ kayağı yapan çok kişi olmayınca, bu tür denenmemiş ve kayılmamış rotaların kayılabilir olduğuna birilerini ikna etmek bile baya zaman alıyor. Bu planlardan bahsettiğim bazı arkadaşlar benim çılgın olduğumu veya fazla risk aldığımı düşünüyor genelde. Bu beni yeni rotalar denemekten vazgeçirmiyor ancak motivasyonumu kırıyor bir ölçüde. Emler Batı yüzünü 4 yıl konuştuktan sonra 2020 Mart’ında kayabilmiştik. O faaliyeti yaptığım ekip arkadaşım Alper Işınduran’ın kafasındaki soru işaretleri ise rotanın kayılabilir olmasından çok, rotada teknik bir sorun ile karşılaşma ihtimaline karşı, kazma-krampon ip gibi ağır malzemeleri taşımak ve bunların ağırlığı ile kaymanın keyfinin azalacağı fikri idi. Ancak Aladağlara vardığımızda bizden bir iki gün önce Slovak bir ekibin Emler Batı yüzünü sorunsuz kaydığını duyunca çok sevinip, biz de denemek için planı hızlandırmıştık. Emler Batı yüzünü kayabilmiş olmak benim bu tür yeni rotalar deneme isteğimi ve motivasyonumu artırdı diyebilirim.

Dağlarda birçok değişik rota seçeneği arasında veya geleneksel tarzda uzun duvar tırmanış rotalarında veya spor tırmanış rota hatlarında ilk baktığınızda nasıl hep kendini gösteren belirgin, mantıklı rotalar varsa, kayaklı dağcılık rotalarında da belirgin, yapılabilirliği kendini gösteren hatlar vardır. Dağcılığın diğer alanlarında olduğu gibi dağ kayağında da tecrübeniz arttıkça ve çıktığınız ve kaydığınız rotalar çeşitlendikçe denemelere açık yeni rotaları görme yeteneğiniz ve yapma cesaretiniz de artar.

Erciyes’in kuzeyinde kayaklı bir rota da bazı arkadaşlarımın düşündüğünün aksine bence yapılabilir duruyordu ve Emler Batı yüzünden biraz daha dik ve zor olacaktı ama öyle çok ekstrem bir faaliyet olacağını düşünmüyordum. Sadece henüz benimle gelip denemek isteyen bir arkadaş bulamamıştım. Bu nedenle yeni rota denemeleri için uzun süreler beklemeye, doğru zaman ve doğru ekip arkadaşı için fırsat kollamayı öğrenmiştim.

Bu yıl kışın çok geç gelmesine rağmen rehberlik yapmak için gittiğim Kaçkar Dağları’nın güneyinde uzun kalmış ve 16 gün her gün dağlarda çıkışlar ve keyifli inişler yapabilmiştim. Oradaki günlerimin sonuna doğru bize yeni bir arkadaş katıldı. Metin Kavuncu henüz 22 yaşında, üniversite öğrencisi ama bir süredir dağlardan yamaç paraşütü ile uçmak için dağlara koşarak çıkarak tecrübe kazanmış ve çocukluğundan beri de kayak yapan birisi idi. Dağlara kışın da çıkıp uçabilmek için tur kayağına başlamış ve henüz ikinci yılında olmasına rağmen Kaçkarlar’da bize çok iyi uyum sağlamıştı.

Kaçkarlar sonrası, Sarıkamış ve Erzincan, Munzur dağlarında kısa tur kayağı faaliyetleri yaptık ve uçak ile dönmek yerine Covid sürecinde daha güvenli olduğu için Metin’in arabası ile Kayseri’ye kadar gitme fikri ağır basmıştı. Beraber geçirdiğimiz hafta boyunca Metin’in henüz tur kayağına yeni başlamış olmasına rağmen çok iyi kondisyona sahip olması, iyi kayıyor olması ve çok uyumlu birisi olması nedeni ile ona Erciyes’in kuzeyinde kayaklı bir rota çıkmak ve kaymak hayalim olduğunu ve eğer gelmek isterse beraber deneyebileceğimizi söyledim. O da hiç düşünmeden kabul etti.

Daha önce yaptığım tur kayağı faaliyetlerinde, hep tekrar ettiğimiz rotaların dışında yeni ve daha zor rotalar denerken; Aladağlarda Narpuz Vadisi’nden Dipsiz Göl Vadisi'ne geçtiğimiz geçitten kaymak, Yedigöller Platosunu Narpuz Vadisi'ne bağlayan Yasemin Geçidi’nden kaymak veya en son geçen yıl Emler Batı yüzünü kaydığımız rotalar gibi hep benden daha tecrübeli yabancı ekipler veya dağlarda tecrübesine güvendiğim biri ile idim ve bu beni geliştirmiş ve cesaretlendirmişti.

Ayrıca, kayakla Aladağlar’da Güzeller Klasik rotası ve onun kadar zor olmasa da Davlumbaz zirve, Kaçkarlar’ın kuzeyinde 3 gün boyunca ilk kez gittiğim bazı zirve ve vadilerde de tek başıma yani solo çıkışlarım da olmuştu ve Metin hızlı ve uyumlu bir ekip arkadaşı iken dağ kayağı ile çok tecrübesiz olsa da iyi bir ekip olacağımıza inanıyordum.

Kayseri’de hava durumunu kontrol ederek geçirdiğimiz 2 dinlenme gününden sonra 13 Mart Cumartesi günü Erciyes'in kuzeyinde kayakla ne yapılabilir diye bakmak için yola koyulduk. Erciyes’in klasik rotalarından yazın ve kışın dağcılığa ilk başladığım yıllarda tırmanmış, rehberliğe başladıktan sonra da tur kayağı ekipleri ile de bu rotaları birçok kez çıkıp kaymış, bir keresinde de zirveden Erciyes’in güneyine, Develi ilçesi yönüne kaymıştık.  Ama Erciyes’in kuzeyine daha önce hiç gitme ve rotayı görme şansım olmamıştı. Sadece fotoğraflardan incelemiştim. Bu nedenle aslında bu rota ile ilgili ilk yapmak istediğim gerçekten önce sadece kuzeyine ulaşmak, rotayı incelemek ve belki biraz değişik kulvarlarda yükselip geri kaymaktı. Şartlar izin vermez ise başka zaman daha hazırlıklı ve rotayı biliyor olarak deneme şansım olacaktı.

Hava tahminleri dağda cuma günü için saatte 40-45 km ile güçlü rüzgar gösteriyordu. Cumartesi 3.000m irtifalar için saatte 25-35 km'ye düşüyor ve pazar günü ise 20-15 km'ye düşüyordu. Aslında dağa güçlü bir rüzgarın ardından gitmek rüzgarın karı belirli yerlerden alıp belirli yerlere fazlaca yığdığı için çığ riski açısından çok ideal değildir. Sırtlar çok açılacaktı ve daha önemlisi de rüzgar ile çıkmak ve kaymak istediğimiz yüzey çok daha sertleşebilirdi. Ama başka da şansımız yoktu çünkü Pazartesi ve Salı rüzgar çok daha güçleniyordu. Bu durumda Cumartesi rüzgar güçlü de olsa o gün sadece dağ evine varıp rüzgarın biraz daha hafiflediği Pazar günü de kuzeyden uygun bir rotada, dağ bize izin verirse yükselebildiğimiz kadar yükselmeyi hedefledim.

Konaklamak için dağın kuzeyinde, Hacılar İlçesi tarafından ulaşılabilen bir dağ evi olması bizi kötü hava tahminine rağmen çadıra göre daha konforlu bir ortamda kalabileceğimiz için yüreklendirdi diyebilirim. Hacılar Dağcılık ve Kış Sporları Kulübü’ne ait bu dağ evinin 2.700m gibi bir irtifada olması bizim gibi dağcılar için büyük bir lütuf oldu. Diğer önemli dağlarımızda da olması gereken ve bu imkan olsa kış dağcılığının gelişmesine katkısı olacak büyük bir eksiktir bu.

Dağ evine ulaşım için, Hacılar yerleşiminden kum ocakları denilen mevkiye toprak bir yoldan ulaşılıyor ve Su deposu binasını geçerek dağ evine ulaşılıyor. Ancak haritadan baktığımızda, Kayseri’ye Perşembe gece yağan 10-15 cm karın toprak yolda araçla ulaşımı zorlaştıracağından bu yoldan yürürsek yaklaşık 8 km yürüyeceğimizi gördük. Metin’de Kayserili ve kayak merkezinde çocukluğundan beri kayan birisi olarak, dağa yaklaşım için 8 km yürüyüp yaklaşık 1.200m irtifa almak yerine, Erciyes Kayak Merkezinin tesislerinden birini kullanarak 2.900m’ye yükselip dağın kuzeyine bir travers hat çizerek dağ evine ulaşmayı önerdi. Ben de Erciyes’in volkanik yapısından dolayı çoklu sırt ve vadi hatlarının yan geçişte bize zorlayabileceğini ve kayaklarla yan yan yürüdüğünüzde, kayakların tabanları ile değil de sürekli yan çeliklerini kullanarak yürümenin bizi kısa mesafeye rağmen daha yorabileceğini düşünsem de mesafenin kısa oluşu nedeni ile Metin’in önerisini kabul ettim.

Cumartesi Kayseri’den 9 gibi ayrılıp, Erciyes Kayak Merkezi, Hacılar Kapı’dan, Hitit Liftlerini kullanarak 2.900m ye yükseldik. Liftten iner inmez kayaklarımıza derileri yapıştırıp sırt çantalarımızı yüklenip bulunduğumuz tepenin arkasına geçerek kuzey doğu yönüne yürümeye başladık. Tahmin ettiğim gibi bazı sırt yapılarını aşmak gerekti ve bu sırt hatlarında çık-in yapmadan yan keserek, dağ evi 2.700m de olduğu için çok irtifa kaybetmemeye çalışarak ve birkaç sırt hattında rüzgarın süpürdüğü karlar nedeni ile taşların çok açık olması nedeni ile kayakları çıkarıp elimize alarak 2 saat sonra dağ evine ulaştık.

Dağ evinin eşiğinde ve kapıyı açınca ilk 2 m2 alanda önceki günün güçlü rüzgarı nedeni ile baya kar birikmişti ama kapıyı sorunsuz açtık. Planımız o gün çanakta biraz yükselip rotaya bakıp biraz da kaymaktı, ama gelirken rüzgarın bizi aşırı hırpalamış olması nedeni ile dağ evine girince gevşeyip kalmaya karar verdik. Dağ evinde beklediğimizden fazlasını bulduk. Salonu L koltuklar çevreliyordu ve koltukların üstünde uyumak baya rahat oldu. Mutfakta her şey vardı, iki kişi için fazlaca büyük olsalar da (20 kişiye yetecek ölçüde büyük tencereler) tencere ve kaplar fazla eşya taşımadan baya konforlu bir faaliyet yapmamızı sağladı. İlk iş dışarıdan kar getirip su kaynatmaya koyulduk.

Dağ evine varmadan önce Erciyes Kuzey Buzul Çanağını doğudan sınırlayan sırt hattını geçince, ilk kez tüm çanağı, kuzeyde yükselen rota hatlarını, tarak kayaları ve zirve sırtını gördük. Çok heyecanlandım ve bir sürü fotoğraf çektim. Dağ evine varıp yerleştikten sonra da binanın rüzgarı kestiği noktadan uzun uzun rota seçeneklerini inceledim. Şansımıza o gün rüzgar güçlü de olsa hava açık ve güzel bir güneş vardı ve dağın tüm yüzü iyi gözlenebiliyordu. Metin’e bence bu yüzden kayakla çıkmak mümkün, bu çıkışı yapabileceğiz dedim. Metin’in şaşırıp, gerçekten mi diye sorduğunu hatırlıyorum. Dağcılık tecrübesi çok olmamasına rağmen Erciyes’e çok yakın yaşıyor olmaktan ve paraşütü ile uçmak için dağlarla ilgileniyor olmasından olsa gerek kuzey çanağındaki rotalar ile ilgili duyumları olmuştu ve bu rota ile ilgili hatırladığı şey “korkunç” olduğu idi. Güldüm ve bence mümkün görünüyor ama rotaya girdiğimizde kar şartlarının her şeyi belirleyeceğini ve eğer kar çok sert ve buzlu değilse ve çığ açısından da korkulacak bir yer olmaz ise ilerleyebildiğimiz yere kadar ilerleyip istediğimiz yerde dönme kararı alabileceğimizi söyledim.

Benim için ilk amaç zirve değildi, gerçekten bu yüzde güvenle ilerleyecek bir hat bulup, geri kayabilmekti. Çünkü eğer kar önceki günün güçlü rüzgarı ile sert ise ve uzun süre gölgede kaldığı için buzlu ise bir yerden sonra kayak kramponlarına ihtiyacımız olacaktı ve Metin’in kayaklara taktığımız kramponları yoktu. Kayakla ilerlediğimiz bu tür rotalarda, eğer kayaklara takılan krampona rağmen ilerleyemez hale geliyorsak kayakları çıkarıp sırtımıza alarak devam edebiliriz ancak o eğimdeki rotalarda bu kez normal dağcılık kramponuna ihtiyaç olabilirdi ve ikimizde de krampon yoktu. Aslında bu önemli bir eksiklikti ve Kayseri’ye plansız gelmiş ve misafir olarak kalıyor olsam da birilerinden ödünç bulabilirdik, ancak ben daha baştan eğer kayaklar ile ilerleyemeyip, botlarımıza normal krampon takacak kadar sert bir zeminle karşılaşırsak, o diklikte bir rotada geri kaymanın da sorun oluşturabileceğini, düşme riskini artıracağını düşündüğüm için o durumda şartları zorlamak yerine tırmanışı bitirip geri kaymanın doğru olacağını düşündüm. Amaç her şartta zirve yapmak değildi, amaç Erciyes’in kuzey buzul çanağında, nereye kadar kayakla yükselip kayabiliriz bunu görmekti.

Metin bir noktada, eğer zirve yapabilirsek, Şeytan tarafından kayıp dolayısı ile arabanın yanına direk inebileceğimizi söyledi. Yani kuzey- güney doğu yönünde bir trans yapmış olacaktık. Bir an öneri üzerinde düşündüm ve bunu yapmak için dağ evinde kalıp- çadır-ocak vs taşımadığımız için çok ağır olmayan kamp yükümüzü de sırtımızda taşımamız gerekiyordu ve bu mümkündü ancak dikliği belirgin olarak fazla olan ve ilk kez girdiğimiz bir rotada normalden ağır sırt çantaları bizi zorlardı. En azından dengemizi bozardı ve geçmişten hatırladığım bazı çıkışlarda yüzey buzlu ise, kayakların yan çeliklerinde tutunarak ilerlemek ve dönüşleri düşmeden yapabilmek epey zorlu olabiliyordu. Bu nedenle hemen o seçeneği eledim. Hem de Metin’e de söylediğim gibi, ben Şeytan Kulvarı ve yanındaki kulvarlardan birçok kez kaymıştım ve şimdi kuzey buzul çanağında, bu yüzü kaymak beni daha çok heyecanlandırıyordu.

Tavanı epey yüksek ve büyükçe bir salonu olan dağ evinin içinde uzun kalınca üşümeye başladık ve akşam biraz ateş yakıp ısındık. Ertesi gün çıkış için çok erken bir saati düşünmüyordum çünkü rüzgar hala çok güçlü idi ve hava tahminine göre ertesi gün kesilecekti ve ısı biraz artıp çıkış yapacağımız zeminin çok sert olmayacağı bir saate dik yerlerde olmak iyi olur diye düşünüyordum. Sabah 7'de kalkıp, 8'de çıkışa başlamak üzere karar verip yattık.

Rüzgarın şiddeti azalsa da tüm gece sürdü ve pencereden içeri ıslıklar çalarak ve kar üfleyerek beni sürekli uyur uyanık tuttu diyebilirim. Sabah istediğimiz saatten biraz gecikerek 8.45 de dağ evinden ayrıldık. Dağ evinden zirveye yaklaşık 1200m irtifa alacaktık. Bu benim ve bana yakın hızı ile Metin için aslında 3-4 saatlik bir faaliyet idi ancak rotayı ilk kez çıkıyor olmaktan dolayı bilmediğimiz sorunların bizi yavaşlatması ile toplamda 4-5 saat hesapladım. Bana göre tarak kayaları rahat geçer ve hemen üzerinde yine rüzgarla aşırı açılmış olan kaya öbeklerine ulaşırsak zirve sırtında ulaşabilirdik. Tarak kayaların arası çok dik ve dar kısa kulvarlar şeklinde idi. Ondan sonrası ise kısa bir bölüm enine çok geniş ve dikti.

İlk başta fikrim, tarak kayaların altından sağa, eğimi düşük kısa bir vadiden yükselerek tarak kayaların üstüne çıkmak ve sonra sola travers yapmak idi. Ama orada kısa geniş bir bölüm çok dikti. Sola yan geçişte çığ riski artar ve olası bir düşme durumunda tarak kayaların üstüne düşersek daha ağır hasar alma ihtimali vardı. Kar sert ise de kayakların yan çeliklerine güvenerek öyle bir yerde yan geçiş bizi gererdi ve geri dönmeyi isteyebilirdik.

Faaliyete başlamadan bir iki gün önce Metin’in bulup bana attığı bir linkten Türkiye’de diplomat olarak yaşamış Slovak Rasto Krizan’ın 2008’de bu rotayı çıkıp kaydığını okumuş ve görmüştük. O da tarak kayaları bu rotayı kayaksız çıkan birçok ekibin yaptığı gibi sağdan geçmemiş, sola çok yakın en geniş olan kulvardan çıkmış ve aynı yerden geri kaymıştı. Metin, Krizan’ın uzun süre neden o kulvarı tercih ettiğini merak etmişti.

Dağ evinden çıktıktan sonraki ilk 1.5 saatlik sürede çanağın tabanında neredeyse düz ilerledik ve tarak kayalara yaklaşıp iyice yakından görünce, ben de hiç sağa gitmeden direkt Rasto’nun da çıktığı kulvardan yükselmeye karar verdim. Kulvarın alttan girişi çok dar olduğu için kısa bir süre kayakları çıkartıp sırtımıza alabilirdik ama rota o hatta daha güvenli görünüyordu.

Tahmin ettiğim süreden daha kısa bir sürede, 1.45 saatte de Tarak Kayalara ulaşmıştık. Tarak kayaların içinde soldan ikinci kulvarın yaklaştıkça uzaktan göründüğünden daha geniş olduğunu fark ederek, kayakları çıkartmadan devam edebileceğimiz için sevindim.

Kayakla geniş ve dik yamaçlarda ilerlerken eğimi düşürmek için dik gitmek yerine zig zaglar çizerek ilerlenir. Bu zig zagların dikliği yani yamacı ne kadar dik veya yatık geçtiğiniz de iz açanın elindedir ama hem daha az yorucu olması için çok dik olmaması, hem  de çığ açısından yamaçları yatay kesmemek için de çok yatık olmaması gerekir. Ayrıca bu zig zag çizen yatay izlerin her köşesinde kick-turn denilen ve çok önemli olan bir dönüş tekniği mevcuttur ve ne kadar sık dönüş yapıyorsanız o kadar yorucu olur. Tarak kayalarda olduğu gibi eni 3-5 m olan dar kulvarları geçerken de sık dönüşler yapmak zorunda idik. Ama bu bölüm kısa idi ve kayakları çıkartmadan ilerleyebildiğimiz için yorucu olmasına rağmen memnun idik.

Tarak kayaların üstünde bir mola verdik ve çay ile beraber bir şeyler atıştırdık. O gün 14 Mart idi ve ben 13 Şubatta evden Kaçkarlar’daki tur için ayrıldığımdan beri 1 ay olmuştu ve bu 28 gün boyunca arada sadece 2 gün dinlenip, yolda geçen 3-4 günü de saymazsak üst üste her gün kayakla çıkışlar yapıp kaymıştım. Bu süre boyunca herkesi şaşırtacak kadar çok yesem de 3 kilo vermişim ve bulduğum her fırsatta boşalan enerji depolarımı doldurmak için bir şeyler yiyordum. Metin bana sürekli yediğim için söylenen yakın arkadaşlarımın aksine, ben ne zaman acıkmış olsam o da acıkmış oluyordu. Harika partnerlik için bir kriter daha.

Karın (yer yer sertleşse de) kayaklar ile genelde 5-15 cm derinliğinde iz açmamıza izin veren bir yapıda olması bizi çok sevindirmiş ve zirveye ulaşabileceğimiz umudunu artırmıştı. Bu çok ideal bir kar durumu idi. Sert olsa sorun olacağı gibi aşırı yumuşak, batan ve bol kar da daha yorucu olur ve o diklikte çığ için riskli olurdu. Zaten bu yıl kışın çok geç gelmesi, o yükseklikteki dağlara bile karın normalden az yağmış olması bu faaliyeti yapmak için beni cesaretlendiren bir faktör idi. Kayabilecek kadar kar var ama çığ olabilecek kadar aşırı yığılma yoktu.

Tarak kayalar sonrası kuzey buzul rotasının ortalarındaki kayalara ulaşmaya çalışırken Metin’in arkamda yavaşladığını görüp yavaş gitmekten dolayı üşümeye başlayarak artan dikliğin beni umutsuzluğa düşürdüğünü hatırlıyorum. Bu iş olmayacak ve risk alıyorum ve devam etmemeliyim diye düşündüm bir an. Sonra bu fikri kafamdan uzaklaştırıp rotaya ve o ana konsantre oldum. Rotayı değerlendirirken şu an bana çok da uzak olmayan kaya öbeklerine varırsak zirve sırtına varmak için rotada sorun kalmayacağını düşündüğümü hatırladım ve kayalara varmak için devam ettim. Metin’e de o bölümün başında aramızda 20 m mesafe bırakarak gelmesini söylemiş, arayı açarak gidersek, bunun olası bir çığ durumunda ikimizin aynı anda çığ altında kalmaması için önemli olduğunu hatırlatmıştım. Ortadaki kaya yığıntılarına ulaşıp Metini bekledim ve üzerime kaz türü montumu da giydim. Rüzgar hava tahmininde gösterildiği gibi düşmemişti ve estiği anda ısı baya düşüyordu ve sabah sadece zirve sırtında görünen sis aşağı iniyor ve görüşü ara ara tamamen kapatıyordu. Faaliyet sırasında daha çıkış sırasında çantamdaki tüm giysileri giyiyorsam ve ancak vücut ısımı öyle koruyabiliyorsam bir aksilik anında durduğumuzda hipotermiye girmekten çekindiğim için faaliyetin devamı için düşünmeye başladım. Olası bir aksilik durumunda ( düşme, malzemede çıkacak bir sorun veya belki bizi tamamen içine almayacak ama düşmemize neden olacak yüzeyel ve hafif bir çığ bile hava daha iyi ve sıcak olsa atlatabilecekken çok soğuk, görüş mesafesinin düştüğü bir hava da müdahale etmek ve dönmek zor olacaktı. Bu düşünceler ile Metin yanıma geldiğinde ona durumunu sordum. Üşüyüp üşümediğini, ve herhangi bir nedenle dönmek istediği an dönebileceğimizi, giderek kötüleşen hava nedeni ile zirveye gitmeyeceğimizi ama eğer o da ok diyorsa zirve sırtına ulaşmak istediğimi söyledim. O da bana durumunun iyi olduğunu, hiç üşümediğini ama eğim arttıkça kayakların yan çelikleri ile ilerlemek ve dönüş yapmanın zorlaştığı için biraz yavaşladığını söyledi. Bu çok normaldi, Metin tur kayakları ile dağlarda çok yeni sayılırdı ve buna rağmen çok iyi bir hızla ilerliyorduk hatta, Metin zaman zaman önden gidip iz açma konusunda da bana yardımcı oluyordu.

Metin de devam etme kararını onaylayınca bir süre daha kayaklarla çıkışa devam ettik. Arada kayakları iz açabilmek için sert kar yüzlerine sert vurmak gerekiyordu ama hala kayaklara krampon takmadan ilerlenebilecek yumuşaklıkta karda ilerliyorduk. Saat 13’e gelirken 3.750 metrelere ulaştığımızı gördük. Dağ evinden çıkalı yaklaşık 4 saat olmuştu ve artık kayaklarla ilerleyemeyecek kadar dik ve karın rüzgardan engebeli, kabuklu donduğu bir noktada kayakları çıkarmaya karar verdim. Önce kayakları o noktada bırakıp hızlıca sırta çıkıp geri gelmeyi düşündüm. Kayakları çıkartıp botlarımın burunlarını vurarak dik yükselmeye başladığım ilk metre de yamacın eğimini bir kez daha hissedip, kayakların yanına geri dönüşte, artan sis ile beraber kramponsuz ve ip emniyeti olmadan daha riskli olacağını, bunun iyi fikir olmadığını söyledim Metine. Dik yüzeyleri serbest çıkarken fark etmezsiniz ama geri dönüş hep daha zor olabilirdi. Kayakları sırt çantamıza bağladık ve sis de çok uzakta olmadığını görebildiğimiz sırt hattına direk ama karın botların burnu ile iz açmaya en müsait olduğu hattı kollayarak ilerledik.

Saat 13.30 gibi, sırta ulaşınca sırt hattının çok fazla olmasa da güneye doğru korniş yaptığını ve tam da sırtın üstüne çıkmanın iyi fikir olmadığını görüp, sağa küçük zirveye çok yakın bir kaya kuleye doğru alttan geçtik. Orada sırt çantalarımızı yere koyup kayakları ayağımıza takacak kadar bir yer için karda iz açıp kısa bir mola verdik. Zirveye gitmek istersek sağa doğru bu kaya kuleyi yandan geçip, sonra arkaya dolanmak gerekiyordu ama biz o hava koşullarında ve bu eğimde bir yamacı, kışın, kayaklarla, krampon kullanmadan, ip açmadan çıkıp 3.820m de zirve sırtına ulaşmış olmaktan mutlu idik. Bizim için zirveden daha önemli olan iş, şimdi çıktığımız yüzü kayarak güvenli bir şekilde inebilmek idi. Bu nedenle enerjimizi tamamen tüketmemek ve inişte de konsantrasyonumuzu korumak önemli idi. Kayaklı dağcılıkta asıl amaç her zaman zirve olmaz, asıl amaç kayılabilir olduğunu düşündüğün harika kulvarlar ve yamaçlara ulaşıp kayabilmektir.

Zirve sırtında güneye bakan ve sis içinde, olduğundan daha dik ve ürkütücü bir boşlukla aşağılara inen kulvarı kısaca videoya çektim, nerede olduğumuz hakkında hiçbir fikir vermeyen ama bizim için o anı kayıt altına alan bir selfi çektim ve sonra kayaklardan altına yapıştırdığımız derileri çıkarıp kaymak için hazırlanmaya koyulduk.

Rotayı kayarken bizi zorlayan önemli bir sıkıntı yaşamadık. Ben bir iki kez düşsem de sorun olmadı. Kayakları sırtımızda taşıdığımız son 80 m’de kayarak inmek için yapılan dönüş hareketlerini (slalom) hem diklikten hem de karın engebeli halinden yapmak bizim için zordu, bu nedenle derapaj denilen kayakların ikisini birbirine yakın bir halde yamacın eğimini T şeklinde kesecek şekilde tutup, yavaş yavaş aşağı kaydırıp, gerektiği yerde frenleyerek inme yöntemi ile indik. Çıkış sırasında Metin’in sisin daha da artması ile algımızın azalacağı ve zorlanabileceğimiz endişesine rağmen sis daha yukarılarda kaldı ve yer yer aşağı gelse de kayacağımız hatları sınırlayan kayaları seçmek mümkün oluyordu. Kayarak inmenin en önemli avantajı yürüyerek inmekten çok daha hızlı olduğu için sisi arkada bırakarak aşağıda havanın daha açık olduğu, karın da daha yumuşak olduğu yerlere indikçe rahatladık ve keyfimiz yerine geldi. Eğimin dik olduğu yamacın bitmesine az kala ve çanağın tabanına ulaşmadan hemen önce bir mola daha verdik ve sonra dağ evine doğru kayarak faaliyetimizi sonlandırdık.
İlk planımız akşam faaliyetin sonunda toparlanıp geri dönmek olsa da rüzgarın hala güçlü oluşu ve arabayı bıraktığımız kayak merkezinin Hacılar Kapı tarafına dönüşte uzun bir yürüyüş ve bir miktar çıkış içerdiği için bir gece daha dağ evinde kalıp ertesi gün sabah dönmeye karar verdik.

Pazartesi sabahı dönüş için, geldiğimiz rota yerine dağ evinin güneyindeki dere yatağından önce aşağı kayarak 2100 metrelerdeki su deposuna yakın bir noktaya indik. Orada kayaklara derileri yapıştırarak güneye, Hacılar Kapı’ya doğru Erciyes Dağı’nın eteklerinden yan yan yürüdük. Dönüşte de toplamda 4 km kayıp, 6 km de yürüyerek arabaya geri varmış olduk.

Benim için spontane bir şekilde Kayseri’ye gitmişken ve oralı bir arkadaşın da faaliyete tamam demesi ile, hadi gidip rotaya bir bakalım dediğim bu faaliyet aslında birçok iyi faktörün bir araya gelmesi ile mümkün oldu.

Metin ile tanışmasa idim, hala bu rota için hayal kuruyor olacaktım. Hava yeni ve ciddi bir rotayı ilk kez denemek için süper değildi ancak bir aksilik anında geri dönüp girebileceğimiz bir dağ evi hemen yakınımızda idi. Rüzgar bizi sürekli hırpalayacak kadar şiddetli idi ama kar, hiç beklemediğimiz kadar iyi durumda idi. 

Tüm bunlar bir araya gelip faaliyetin başarı ile sonuçlanmasını sağlasa da bu faaliyetin başarı ile sonuçlanmasının asıl nedeninin; benim bu rotayı uzun süredir hayal etmiş olmamın, uzun süredir rota ile ilgili inceleme yapıp, gidebilmek için fırsat kolluyor olmamın etkili olduğunu düşünüyorum.

Şans bizimle idi ve dağ bize izin verdi, başardık dedik Metin ile faaliyetin sonunda. Ama; yeni okuduğum bir söze göre Roy Kroc, “Şans, terin bir eseridir, ne kadar çok terlerseniz, o kadar şanslı olursunuz” diyor. Benim hep inandığım hayat felsefesi de buna yakın, siz bir şeyi isterseniz ve onun için çalışır, çaba gösterirseniz engeller ortadan kalkar, yaşam, yol veya dağ size izin verir.

Metin çok iyi bir partner oldu ve benim için bir şans idi ve onun ülkemizde kayaklı dağcılık adına ileride çok güzel işler yapacağına inanıyorum. Dağ evlerini bize açan (Hacılar Dağcılık ve Kış Sporları Kulubü (HADAK) yetkililerine ve yazıyı sizlerle buluşturan, severek takip ettiğim tirmanis.org ekibine çok teşekkür ediyorum.

Rota ile ilgili teknik detaylar ve tespitler: Dağ kayağı faaliyetlerinde bu işin geliştiği Alpler’de son yıllarda gelişen “steep skiing”  yani kayaklı dağcılık alanında eğimin 40 dereceden fazla olduğu yamaç, yüz ve kulvarlarda kayma konusunda bu rotaların zorluğunu ve içerdiği risk açısından tanımlayan derecelendirmeler geliştirilmiştir, tıpkı kaya tırmanış dereceleri gibi numaralandırılmış olan bu sisteme göre; Erciyes’in kuzeyinde çok yakın bir rotadan çıkıp zirveye ulaşarak geri kayan, ülkemizde bir süre yaşamış olan Rasto Krizan’ın kendi blog sayfasındaki rota değerlendirmesini referans olarak burada paylaşmak istiyoruz. (Rasto Krizan Blog) Rasto çok hayın bir hattan ziveye varıp kaydığı için, eğim için 50 derece diye belirtse de biz son 100m yi çıkmayıp, zirve sırtına daha soldan, bana göre eğimin daha düşük olduğu bir hattan ulaşıp kaydığımız için rotanın eğimini ben 40-45 demeyi uygun buluyorum.

Rotanın Teknik olarak değerlendirilmesi:
Erciyes (3.820 m) – Kuzey Buzul Çanağından Zirve Sırtına Kayaklı Çıkış Rotası D+ (Traynard S4, E2, 40-45° de 800 metrelik çıkış

Steep Skiing (Sarp Kayakçılık): “Steep skiing” dağ kayağında belirli bir eğimin üstündeki sarp yamaçlarda kaymayı anlatan bir terimdir. Eğimi 30 ile 40 dereceler arası sarp yamaçlarda kaymak “steep skiing” olarak geçer. 40 derece üstü yamaçlar ise “very steep skiing” olarak tanımlanır. Zamanla bu tanımlamalar tıpkı kaya tırmanış zorluklarını gösteren dereceler gibi numaralandırarak derecelendirilmiştir.

Traynards Derecelendirmesi
S1: Eğimi düşük, kolay eğimli yamaçlar.
S2: Kolay eğimli, dalgalı ve oyuklu yüzeylere sahip yamaçlar.
S3: Eğimi 35 dereceyi bulan, kontrollü dönüşlere imkan veren ve görece güvenli yüzler. (low exposure- düşme riskinin az olduğu)
S4: Eğimi 45 derceyi bulan, düşme riskinin arttığı ve dönüşleri yapmanın zorlaştığı darlıkta yüz ve kulvarlar.
S5: Eğimi 45-55 derece ve kayılabilirliği çok iyi kayakçı için bile limitli olan yüz ve kulvarlar.
S6: Eğimi 55 derece üstü ve düşme tehlikesinin çok yüksek olduğu yüzler.

Kayak Riziko (Exposure) Derecelendirmesi
E1-E4 arası derecelendirme kayakla iniş rotasının içerdiği düşme riskini ve düşme durumunda karşılaşılan hasarın boyutunu (ağır yaralanma-ölüm gibi) tanımlayan bir derecelendirmedir. 1’den 4’e rakamlar yükseldikçe kayılan rotanın tehlike boyutu artar. E3 ve E4 ile tanımlanan bir hat, düşme anında neredeyse kesin ölümle sonuçlanacak kaza demektir.
E1: İniş rotasında rotayı kesen kayalık bölümler, kaya eşik ve duvarlar yoktur veya önemsiz derecede vardır. Eğrilik içermeyen, “S” dönüşler yapmayan direk yamaçlardır. Dik bölümler uzun değildir. 25 derece eğimli yamaçlar E1’dir. 55 dereceye kadar daha dik bölümler olsa bile olukça kısa ve düşme anında güvenlidir.
E2: Rotanın olduğu yamaçlarda, düşme anında kayakçının çarpabileceği kayalıklar ve buna benzer engeller vardır. Ama yine de düşme durumunda ölümcül bir yaralanma riski düşüktür.
E3: Yamaçta kayalık bir alana düşme riski yüksektir. Düşüldüğünde dik yamaçlarda devam eden kayalık yapıların veya S çizen koridorların olması nedeni ile düşen kişinin kayalara çarpma ihtimalinin yüksek olduğu alanlardır. Ölümcül kaza riski yüksektir.
E4: Yüksek kayalık duvarlar ve düşme anında çarpma ile yüksek risk içeren kayalık bölümlerin olduğu yüzlerdir. Düşme anında ölümcül kazalar olma ihtimali neredeyse kesindir.

İletişim:

İsmet İnan

ismetinan[et]gmail[nokta]com