TARİHTE BUGÜN:

 

Bir iş gezisi dolayısıyla yolu Almanya'ya düşen Haldun Aydıngün, Köln'deki bir tırmanış salonunu ziyaret etme şansı yaratmış kendine. Haldun Aydıngün, gözlemlerini bizlerle paylaştığı yazısında, ister istemez orayla burayı kıyas etmiş ve yer yer de eleştiri yapmaktan kendini alamamış. Beğeninize sunuyoruz.

Geçenlerde bir fuar dolayısıyla yolum gene Almanya’nın Köln kentine düştü ve de akşam fuarın kapanış saatinde soluğu Kletter Fabrik adlı (http://www.kletterfabrik-koeln.de/) kapalı tırmanış salonunda aldım. Türkiye kaya tırmanış sahasında ne arıyorsam ve de bulamıyorsam sanki hepsi oradaydı. İleriki yıllarda sırf orada birkaç gün geçirmek için tekrar gidebilirmişim gibime geliyor.

Kletter-Fabrik eski bir fabrika binasından dönüştürülmüş. Yüksekliği 19 metre olan devasa, tek bir mekandan oluşuyor. Tüm yüzeyler rengârenk tutamaklarla azami şekilde doldurulmuş.

İçerde bir süre geçirdikten sonra yavaş yavaş raconu kapmaya başlamıştım. Kapıdan girince solda resepsiyon ve bar var. Her türlü içecek mevcut. Tırmanışını bitirmemişlere bira servisi yapmıyorlar. Sağda ise barın oturma yerleri ve arkasında da boulder(kısa kaya) sahası duruyor. Dev bir yastığın üzerine yerleştirilmiş şekilsiz heykelleri andırıyorlar. Hemen yanı başında bir ip merdiven tavana kadar çıkıyor. Üzerinde pek çok sefer çocukları tırmanırken gördüm. Ondan sonra esas tırmanış mahalli başlıyor. Uzun rotalar UIAA III’ten başlıyor, gidebildiği kadar gidiyor. Üçlük rotanın varlığına kimseler inanmaz diye özellikle resmini çektim.

Aynı rota üzerindeki tutamak bolluğuna başta şaşırmıştım ve de elime ne gelirse tırmanıyordum. Sonradan her rengin bir derecesi olduğunu fark ettim. Sonlara doğru V’lik bazı renkleri ödün vermeden çıktım. O kadar keyifliydi ki. Sadece o renklere odaklanıp tırmanınca hangisini tutsam, hangisine bassam gibi sorunlar yaşanmıyordu. Her tutamak tam olması gereken yerde, olması gereken açıyla duruyordu. İnsan aynı ipin üzerinde aylarca kendini geliştirebilir.

Yan duvarlarda alabildiğim destek sayesinde normal kayada asla çıkamayacağım birkaç negatif rotayı da çıkınca iyice keyfim yerine geldi.

Tabii Köln Almanya’da, ve de buradaki esas dili bilmediğim için tek başına gidip ortada mum gibi kalmak çok mümkün. Bir de benim gibi yaşı oradaki ortalamanın çok üzerindeki kişiler için bu gerçekten ciddi bir sorun. 2002’de tanıştığım ve de yakındaki Düsseldorf’ta yaşayan Enver Karacan imdadıma yetişti ve de Köln’e geldi. Birlikte akşamın ileri saatlerine kadar çok güzel bir iş çıkardık.

Kletter Fabrik’teki en önemli özellik tüm yapının ve de oradaki tırmanış konseptinin herkesi kucaklamak üzerine kurulmuş olması. Eli ayağı tutan her insan için orada zevk alınacak bir şeyler var. Çok ama çok zor rotalar da mevcut. Yani bu sporun en babaları da birkaç metre ötenizde tam negatifleri lider tırmanıyorlar. Türkiye’deki dağcılık yapılanması genç dağcıları bir an önce dağcılıktan soğutmak üzerine kurulmuş gibi dururken burası tam tersini yapıyor, herkese soğuk bir Almanya kışında güzel bir rekreasyon ve spor olanağı sağlıyor.

Salonun tam ortasında kalan oyun kayalarında da sadece küçük çocuklar vardı. Pek çok aile çocukları ile hem birlikte oluyor hem de en sevdikleri sporu yapıyorlardı(Türkiye’de kaç dağcı “Ailem mi? Yoksa dağcılık mı?” ikilemi içinde bunalmamıştır? Ve de neyi seçerse seçsin mutsuz olmuştur).

Giriş ücretinin en pahalı ne kadar olduğunu iyi hatırlıyorum çünkü benim ödediğim ücretti, yani 10,50 Euro vermiştim. Öğrenciler, çocuklar, abone olanlar için farklı ücretler var, hepsi de tek giriş, yetişkin ücretinden düşük.

Türkiye’deki insanların çok ciddi bir sorunu var ve de haliyle dağcılar da insan olduğu için aynı sorundan etkileniyorlar, sanki yaratıcı olmamak için özel çabalar gösteriyorlar. Sanki “ne olur hayal gücümüzü kullanmayalım, bitmesin” der gibi bir halleri var. Bunları hep söylüyorum ve de gittikçe gözüme ve de gönlüme daha çok batmaya başladılar ama salonda hemen yanımıza konuşlanan iki genç kızı görünce gene hatırlamış, gene sıkıntılarım depreşmişti. Kızların biri hafif balık etinde diğeri ise düzgün oranlı ama inanılmaz derecede ince ve tabii ki hafifti. Yanlarında 6-10 litre su alacak bir bidon sistemi getirmişlerdi. Kalın bir dağ ipi ile de bir yerlere, birilerine bağlanacak gibi duruyordu. Hafif kız emniyet alırken havalara uçmasın diye geliştirdikleri bir düzenek olmalıydı. Yani bir tür yer emniyeti!

Aynı salonda bir aylık bebeği ile gelenleri, yaşını yetmişe dayamış ve de kendi kızından ders alan babaları, bağırmadan, çağırmadan, bütün alkışı kendi üstüne toplamaya çalışmadan ağır negatif rotaları lider yağlayan atletleri gördüm. Herkes Almanların çok soğuk vs olduğunu sanır. Çevremiz %90 Almanlardan oluşuyordu ve de hiç böyle bir duygu yaşamıyorduk. Ortamda sakin ve huzurlu bir enerji vardı. Ballı’dan çok alıştığımız gerginlikten ise eser yoktu. Büyük bir keyifle tırmandık. Başta da dediğim gibi ilerde mutlaka gene gideceğim.

Yaratıcılık konusu açılmışken fuar yolu üzerinde, Ren nehrini geçtiğim köprünün üzerinde tırmanan gençlerden de söz etmeliyim. Köprünün ayakları gerçek taşlardan yapılmış, en az 150 yıllık bir yapı. Doğu ayağında en az beş ayrı ipte tırmananlar gördüm. Aralarına katılıp biraz sohbet ettim. “Köln’de açık havada tırmanacağımız sadece burası var” dedi gençlerden birisi. Köprünün üzerine sabit emniyet sistemleri konmuştu. Yukarıdan emniyetle rahatça tırmanıyorlardı. Buraya kadar söylediklerimin önemini anlamamış olabilirsiniz. Bir daha izah edeyim; Almanya’dasınız, tarihi bir köprüyü resmen boltlayıp tırmanışa açıyorsunuz. Bunu yapabilmek için tırmanmayı çok sevmeye ve de yerel otoriterle bayağı bir cebelleşmeye mecbursunuz. Bizde acaba tırmanmayı sırf tırmanmak adına sevmeye çalışanlara ne cezalar veriliyor?
Hep beraber bir düşünelim.

İstanbul’da bir yerlerde Köln’de gördüğüm salonun bir benzerini nasıl olur da yaptırabiliriz diye düşüne düşüne geldim.

Uzun bir iş ama bence deneme değer.
Haldun Aydıngün