TARİHTE BUGÜN:

Ne Ki Bu Slackline?

Kimi zaman internet ortamında, kimi zaman tırmanış bölgelerinde ya da parklarda rastgelmiş olanlarımız ya da ucundan kıyısından biraz bulaşmış olanlarımız vardır aramızda bu “slackline” denen olaya. Ben de 2006 yılında Niğde Aladağlar Mümtaz Çankaya Dağ Evinin bahçesine Atilla arkadaşımın kurmuş olduğu hat ile başlamış bulundum “slackline” ile haşır neşir olmaya. Bu başlangıcın ardından önceleri kendi imkânlarımızla, birkaç arkadaşımla birlikte parkta bahçede uğraşırken, Erasmus programı ile gittiğim Portekiz’deki tırmanışçı arkadaşlarımın düzenlediği bir şenlikte “highline” ile tanışmam beni bu olayın içine daha da sürükledi ve heyecanımı artırdı. İşte bu heyecanla alıyorum sazı elime ve başlıyorum anlatmaya efendim.

Maalesef ki birçok konuda olduğu gibi bu konuda da yerleşmiş, genel kullanımda olan bir Türkçe kelime olmaması sanırım sizin de dikkatinizi çekmiştir ve benim gibi bazılarınızın rahatsızlık duymasına da neden oluyor olabilir. Fakat gerek internet ortamında gerekse farklı milletlerden arkadaşlarımla bu konu hakkında yaptığım sohbetlerde gördüm ki tüm dillerde de futbol, basketbol gibi yerleşmiş bir kelime olarak “slackline” kelimesi kullanılmakta. Bu yüzden de gerek bu yazımda gerekse gündelik hayatımda bu kelimeyi kullandığımı belirterek yazıya başlamak istedim.

Öncelikle kelime anlamı olarak da bakacak olursak bize az çok fikir vereceği üzere “slackline” denilen şey gevşek bir hat olarak tanımlanabilir, “slacklining” eylemi de bu gevşek hattın üzerinde yürüme eylemine verilen addır. Kısaca gelişiminden bahsedecek olursak, başlangıcı Amerika’daki Yosemite Vadisinin “Camp 4” denilen kamp bölgesinde yaşayan tırmanışçılara dayanıyor. 70 li yılların ortalarında, vadideki dinlenme günlerinde zaman geçirmek için önceleri park yerindeki gevşek zincirler, korkuluklar ya da iki ağaç arasına gerilmiş iplerde yürümeye başlayan tırmanışçılar, bazılarına göre bir spor olarak bile nitelendirilebilen “slacklining” in temellerini atmışlar. Zaman içerisinde tırmanışçıların slackline’ın dengelerini artırarak tırmanışlarına olumlu olarak yansıdığını ve özellikle ayak bileği ve bacak kasları olmak üzere bütün vücudu çalıştırarak güçlendiren bir eylem olduğunu farketmeleri, bu aktivitenin giderek popülerleşmesini ve zaman içerisinde gelişimini hızlandırmış. İp cambazlarının kullandığı, çok sıkı bir şekilde gerdirilmiş kalın halatları ya da çelik telleri kullanmayan tırmanışçılar için, gevşek tırmanış iplerinde yürümek, karşılaştıkları zorluklar sonrasında yerini düz yüzeye sahip olan ve ayaklarının altında dönüp onları düşürmeyen perlon kullanımına bırakmış… Böylece şimdiki haliyle “slackline” ortaya çıkmış ve zaman içerisinde farklı tarzlarla çeşitlenmiş.

Yazının ilerleyen kısımlarında, tarihsel gelişiminden özet olarak bahsettiğim slackline’ın farklı alt disiplinleri diyebileceğimiz türlerini kısaca açıklayarak ve her bir tür için fotoğraflarla örnekler vererek devam ediyoruz.

Tricklining:

Bu tarz en çok yapılan slackline türüdür. Çünkü bu tarzda ipi herhangi iki bağlantı noktası arasında kurabilirsiniz ve ip yere yakın olarak kurulduğundan herhangi bir düşüş daha az riskli ve hattın üzerine yeniden gelmek daha sonra bahsedeceğim highline ve waterline’lara kıyasla daha zahmetsizdir. Bu tarzda kullanılan perlon türü çoğunlukla 50 mm genişliğinde perlonlardır ve tercih edilen hat uzunluğu da genellikle 10-25 metre arasında değişir. Slackline yapmaya yeni başlayan kişiler de genellikle bu tarzda kurulmuş hatlarda yürümeye başlarlar ve zamanla yeteneklerini geliştirerek tarzın da adını veren çeşitli özel hareketleri ya da farklı yürüme metodlarını gerçekleştirmeye başlarlar. Bu özel hareketlere kısaca birkaç örnek vermek gerekirse, başlangıç seviyesinde, hat üzerinde oturma, oturarak başlama, geri geri yürüme, hat üzerinde geriye dönme v.b., orta seviyede, ‘moonwalk’ yürüyüşü, hat üzerindeyken frizbi v.b. cisimleri atmak-tutmak, hat üzerinde yatmak veya yanlara doğru sallanarak sörf yapmak, ileri seviyede ise hat üzerindeyken öne veya geriye takla atarak tekrar hat üzerine düşmek, bir hattan diğerine zıplamak, zıplayarak 360 derece dönmek, iki kişi ile yürüme, hat üzerinde jonglörlük yapmak gibi hareketler örnek verilebilir. Bu tarz için seçtiğim fotoğrafta “bottom bounce” denilen, slackline üzerinde ayakta dururken kendini bırakıp yan oturur vaziyette zıpladıktan sonra tekrar ayakta durarak hareketin bitirildiği seriyi tamamlamaya çalışıyorum.

Freestyle Slacklining:

Bir diğer adıyla “rodeo slacklining” olarak da geçen bu tarz da yukarıda bahsettiğimiz trickline tarzındaki hareketlerin yapılması mümkün olanlarının çok gevşek, neredeyse hiç gerdirilmemiş hatlarda yapılmasıdır. Perlondaki gerginlik yeterli olmadığı için zıplamak ve takla atmak gibi dinamik hareketler değil daha statik olan hareketler tercih edilir. Bu tarzı ben de haberim olmadan ucundan yapmışım aslında. Sonradan böyle bir tarz olduğunu öğrenince fark ettim… Fotoğrafta gördüğünüz hat henüz bir slackline kitim ya da en azından bir spanzet gerdirmem bile yokken öğrenci yurdumun otoparkında, elimdeki 25 mm genişliğindeki tüp perlon, 1 HMS ve 2 yardımcı iple kurulmuş ve neredeyse hiç gerdirilmemiş bir slack(!)line. Yani perlondaki esnemeden de anlayacağınız üzere bir “rodeo slackline”. Her ne kadar biraz kısa olsa ve o zaman ben böyle bir şeyin olduğunu bilmesem de…

Yoga Slacklining: Son zamanlarda özellikle ABD’de çok popüler olan bu tarzda da adından da anlaşılacağı üzere, temel yoga hareketlerinden mümkün olanların slackline üzerinde yapılması hedeflenir. Tahmin edeceğiniz üzere yerde yapılan yoga pozlarından çok daha fazla odaklanma ve denge isteyen bu tarzı, meraklıları çok daha meditatif olarak tanımlamaktadır. Fotoğrafta da başkalarının fotoğraflarını izinsiz kullanmamak adına benim yoga slackline çabalarımı göreceksiniz. çok profesyonel ve hatasız olmasa da ufak bir fikir vermesi adına bir fotoğrafımı koyuyorum. Eğer bu tarz ilginizi çektiyse daha profesyonel fotoğraflar ve detaylı bilgi için internette küçük bir araştırma yapmanızı tavsiye ederim. Fakat tahmin edeceğiniz üzere çoğunlukla İngilizce.

Yoga Slacklining:

Son zamanlarda özellikle ABD’de çok popüler olan bu tarzda da adından da anlaşılacağı üzere, temel yoga hareketlerinden mümkün olanların slackline üzerinde yapılması hedeflenir. Tahmin edeceğiniz üzere yerde yapılan yoga pozlarından çok daha fazla odaklanma ve denge isteyen bu tarzı, meraklıları çok daha meditatif olarak tanımlamaktadır. Fotoğrafta da başkalarının fotoğraflarını izinsiz kullanmamak adına benim yoga slackline çabalarımı göreceksiniz. çok profesyonel ve hatasız olmasa da ufak bir fikir vermesi adına bir fotoğrafımı koyuyorum. Eğer bu tarz ilginizi çektiyse daha profesyonel fotoğraflar ve detaylı bilgi için internette küçük bir araştırma yapmanızı tavsiye ederim. Fakat tahmin edeceğiniz üzere çoğunlukla İngilizce kaynaklar mevcut.

Urbanlining:

Aslında yapılan aktivitenin niteliğinden çok yapılan mekanın özelliğinden yola çıkılarak yapılmış bu ayrım bence çok önemli olmasa da kimi zaman ilgili yazılarda geçmesinden dolayı bahsetmeden geçmek istemedim. Bu tarz da yine adından anlaşılacağı üzere şehirlerde yapılan aktiviteyi içermektedir. Slackline’ın giderek popülerleşmesinin ardından parklar, sokaklar gibi kamu alanlarında çokça görülmesi ile adından bahsedilmeye başlandığını düşündüğüm bu tarz aslında bütün tarzların kombinasyonunun kullanıldığı bi tarz, ayıran ise sadece şehirde yapılması. Bu tarzla ilgili olarak da arkadaki ev ve arabalardan anlaşılacağı üzere şehir içerisinde bir parkta arkadaşlarla eğlenirken kurmuş olduğumuz bir slackline fotoğrafını göreceksiniz. Şehirde olunca kimileri “urbanlining” diyor çünkü .

Longlining:

Bu slackline tarzını diğerlerinden ayıran özelliği hattın uzunluğudur. Kesin rakamları ve kuralları olmasa da genel kabul olarak 30 metreden uzun olan hatlara “Longline” denilmekte. Bu tarz, hattın uzunluğundan kaynaklı olarak artan salınım yüzünden ve de uzun süre boyunca odaklanma gerektirdiğinden oldukça zorlu bir tarz olduğunu söyleyebilirim. 50 metrelik bir hatta tecrübe ettiğim üzere, hattı bitirirken, fiziksel çabanızın dışında, beyninizin odaklanmaktan patlamak üzere olduğunu hissetme ihtimaliniz çok yüksek .Başardığınızdaki rahatlama ve sevinç de bir o kadar fazla oluyor haliyle.

Burada bu hat hakkında mümkün olduğunca sizleri sıkmamaya çalışarak biraz teknik bilgi vermek istiyorum. Çünkü yeterli bilgi ve tecrübeye sahip olmadan kurulan hatlar ciddi kazalara gebe olabiliyor. Daha önce bahsettiğim tarzlardaki hatlarda da bu riskler mevcut fakat longline ve bundan sonra anlatacağım türdeki aktiviteler hatların üzerindeki tansiyon ve hatların bulunduğu ortam dolayısıyla çok daha dikkat, bilgi ve tecrübe gerektirmekte. Bu yazım genel bilgi verme niteliğinde olduğu için çok fazla detaya girmeden yüzeysel bir şekilde malzemelerden ve kurulumdan bahsedeceğim. Longline ya da highline gibi hatlar kurmak isteyenler kesinlikle yeterli bilgi ve tecrübeye sahip olmadan bunları yapmamalılar. Bu yüzden yazımın arasında bu uyarıyı yapmak ve bu yazıdaki içeriğin bir hat kurmak için yeterli bilgiyi içermediğini belirtmek istedim. İnternet ortamında bu konu hakkında bazı yazılar veya videolar mevcut ve bazıları gerçekten açıklayıcı ve bilgi verici fakat çok yanlış bilgiler veren video veya makaleler de var. Dolayısıyla doğruyu seçebilmek için ciddi anlamda araştırma yapmanız gerekebilir. Dilimizde yayımlanmış herhangi bir video ya da yazıya maalesef rastlamadım. Bu yüzden bu yazının dışında, ilerleyen zamanlarda daha detaylı, kurulum ve güvenlik konusunda daha doyurucu bilgilere ulaşabileceğiniz yazılar da yazmayı planlıyorum, takipte olunuz.

Şimdi tekrar longline açıklamamıza dönelim. Bu hatlarda genel olarak 25mm kalınlığındaki çoğumuzun tırmanışlarda sıklıkla kullandığı perlonlar kullanılmakta. Hattı gerdirmek için de yukarıda saymış olduğum tarzların çoğunda kullanılan spanzet gerdirmelerinin aksine makara sistemi tercih ediliyor. Çünkü hat uzadıkça hattı gerdirmek için gereken kuvvet ihtiyacı arttığından 5:1 ya da 200 metre ve üzeri hatlarda 9:1 makara sistemi tercih ediliyor. Bu noktada, kullanılan perlonun ve makaraların dayanıklılığı çok önemli. Son yıllarda artan çalışmalarla, kullanılan perlonların çekeri 40 kN üzerine (http://www.balancecommunity.com/Spider-Silk.html ya da http://www.balancecommunity.com/Mantra.html) kadar çıkartılmış durumda. Tabii tahmin edeceğiniz üzere bir sistem en zayıf noktası kadar güçlüdür. Bu yüzden bu perlonlar klasik naylon perlonlardan farklı olarak polyester maddesinden üretildiği için perlonların sabitleme noktasına ve makara sistemine bağlandığı noktalarda kullanılan sistemler de değişik. Perlonun kendini kesmesi sonucu çekerinin düşmesi nedeniyle, düğümlerin veya basit perlon kilit mekanizmalarının(zincir baklası, çelik halka) (http://shop.slack.fr/products/line-lock) yerine özel aletler kullanılmakta. “slack banana” (http://shop.slack.fr/products/slackline-banana) ya da “alpine weblock” (http://www.balancecommunity.com/Alpine-WebLock.html) bunlara verilebilecek örneklerden. Yukarıda da belirttiğim gibi bu konuda yazılacak çok fazla teknik ayrıntı var fakat şimdilik sizleri bunlarla çok fazla sıkmadan yazıma devam etmek istiyorum. Longline ile ilgili maalesef arşivimde bana ait ya da sahibinden izin alarak kullanabileceğim herhangi bir fotoğraf mevcut değil. Bu yüzden bu tarzla ilgili fotoğrafları merak ederseniz yazımın devamında bahsedeceğim longline rekoru ile ilgili vereceğim linkteki fotoğraflara bakabilirsiniz.

Waterlining:

Bu tarz da aslında biraz önce bahsettiğimiz ‘urbanlining’ gibi, yapılan işin niteliğinden değil mekândan ismini almış bir tarzdır. Yani suyun üzerinde slackline yapmaktır… Tırmanış ile ilgilenen arkadaşlara ‘Deep Water Soloing’ den de tanıdık geleceği üzere, yeterince derin olan deniz, göl ya da herhangi bir su zeminin üzerine kurulan hatta yapılan bu tür, özellikle de yaz aylarında çok tercih edilir. Karada ve yere yakın bir yükseklikte yapılan diğer türlerden sonra boşluk hissini biraz sonra bahsedeceğim highline tarzındaki kadar olmasa da ciddi şekilde hissedeceğiniz bu tarzı denemenizi ben de özellikle tavsiye ederim. Girişte de bahsettiğim Portekiz’deki slackline buluşmasında çekilmiş bir fotoğrafımı koyuyorum waterlining için. Her denememde beş altı adımdan fazla gidememiş olsam da çok keyif aldığımı rahatlıkla söyleyebilirim.

Highline:

Aslında bu aktiviteyi, bir slackline tarzı olarak nitelendirmek çok da doğru değil bence. Çünkü bu tarz gerek kullanılan ekipman gerekse aktivitenin yapıldığı ortam açısından benim için farklı bir boyutta yer almakta. İçinizde yarattığı his açısından da aynı şekilde tabii. Highline hakkında sanırım biraz uzun yazacağım fakat öncelikle ne olduğunu kısaca kendi tanımımla açıklayacak olursam; yerden herhangi bir düşüş durumunda hayati risk taşıyabilecek kadar yüksekte yapılan slackline aktivitesine highline denir diyebilirim. Kanyonlar ya da dağlardaki yüksek kaya bloklarının araları en çok tercih edilen doğal highline noktalarıdır. Bu yüzden dağcılık ya da kaya tırmanışı ile ilgilenen kişilerin ilgisini daha çok çekmekle birlikte, doğal alanlarda highline yapmak isteyenlere bu sporlara ait temel bilgi ve tekniklerin kullanımını da zaten zorunlu kılar. Fakat “urbanlining” de de bahsettiğimiz gibi zamanla highline’ın da popülerleşmesi bu aktiviteyi de şehirlerdeki yüksek binalara taşımıştır. Bu da dağcılık ya da kaya tırmanışı tecrübesine sahip olmayan fakat bu işi yapmak isteyen kişiler için bir fırsat. Hatta bu şehir highline’ları için büyük festivaller de düzenlenmekte. (http://www.gibbon-slacklines.com/pl/eventy/front_content.php?idcat=5&idart=656) SlacklinePT’nin kurucularından birisi olan arkadaşım Pedro Pimentel’in “Urban Highline Fest 2011” den çekilmiş bir fotoğrafını da kendisinin de izniyle sizlerle paylaşmak isterim.

Tahmin edeceğiniz gibi bu kadar ciddi yükseklikler söz konusu olunca, güvenlik için alınan önlemler de önem kazanıyor. Günümüzde başta Dean Potter (http://en.wikipedia.org/wiki/Dean_Potter#Highlining_and_BASE_jumping - https://www.facebook.com/pages/Dean-Potter/69935434624) ve Andy Lewis (http://www.gibbon-slacklines.com/en/international_pro_team/andy.html - https://www.facebook.com/profile.php?id=30902557) olmak üzere bazı kişiler, her ne kadar bu konuda kendilerine güvenseler ve bazen emniyet ipi kullanmadan bu işi yapsalar da, highline yapan kişiler genellikle bir emniyet ipi kullanır.

Fotoğrafta gördüğünüz üzere yürümek için kullandığımız kırmızı perlona çelik halkalar ya da kimi zaman 8’li plaka gibi bir bağlantı notası yardımı ile bağladığımız yeşil ipler güvenlik ipleri. Bu ipler tercihe göre genellikle emniyet kemerine ya da geniş bir perlon bant yardımı ile direk yürüyen kişinin beline (bu şekilde düşüşün özellikle bele ciddi zararlar vereceğini düşünmekteyim fakat nedendir bilinmez emniyet kemeri kullanmayı tercih etmeyebiliyor bazı kişiler) veya da nadiren de görülse düğüm yardımı ile bir ayak bileğine takılmakta (bu şekilde emniyet aldıklarını düşünenleri ben de henüz anlayamadım neden ama sanırım emniyetsiz yürümek için bir geçiş aşaması olarak düşünüyorlar, ya da geleneksel tırmanışta kullandığımız mikro takozların yarattığı gibi bir güvenlik hissi veriyor olabilir)

Fotoğrafta dikkat edilmesi gereken bir diğer nokta da kırmızı perlonun hemen altına gerilmiş ve hat boyunca ~1,5 m. Aralıklarla bantlanarak sabitlenmiş statik ip. Bu ip herhangi bir düşüşte bizi tutan tek şeyin perlon olmasını engellemek için kullanılıyor. Yani perlonun kopma ihtimaline karşı bir backup. Peki koskoca(!) perlon kopar mı? Hani şu “kamyon bile taşır bu!” dediğimiz tırmanış malzemelerinden biri olan perlon. Cevabını bir fotoğrafla verelim .

Bu fotoğrafta da görüldüğü üzere, perlonlarımız kopabiliyor. İşte bu nedenle de longline anlatırken bahsettiğim yüksek dayanıma sahip yeni nesil perlonlar ve bunları emniyet noktalarına sabitlerken kullandığımız teknikler çok önemli. Bu fotoğrafta gördüğünüz highline’da slack banana dediğimiz kilit mekanizması ve tırmanışlarda kullandığımız, ortalama 20 kN çekerli klasik naylon perlon kullanıldı. Fakat bu kopma bağlantı noktasında değil yürüyen kişinin düştüğü noktada oluştu. Yani bizim düşmemizi engelleyen ipin perlonla bağlantısını kuran 8li plakanın hatta yarattığı tansiyon sonucu oluşmuş bir kopma… Peki ya alttaki backup ipi olmasaydı? Bu yüzden her ne kadar dayanımı 40-50 kN ye yükseltilen flat perlonları kullanan bazı kişiler ekstra bir ip kullanmasalar da highline gibi herhangi bir problem sonucu ciddi yaralamalarla ya da ölümle sonuçlanabilecek kazalara gebe aktivitelerde emniyeti elden bırakmamak gerekiyor bence. Aklıma gelmişken, bazılarının tercihi de 25 mm lik tüp perlonun içerisinden, daha ince ve dayanımı yüksek polyamid flat perlon geçirmek. Böylece ekstra bir backup gerdirme noktasına ve statik ipe ihtiyaç duyulmuyor. Fakat dediğim gibi tercih meselesi. Ne kadar güvenli bilemiyorum…

Highline ile ilgili emniyet ipinden ve backup sisteminden bahsettik. Bunların dışında, kısaca gerdirme sistemi ile ilgili de önemli noktalara değinmeden geçmek istemiyorum. Longline konusunda da biraz değindiğim üzere böyle hatlarda spanzet gibi gerdirme sistemleri yerine makara sistemleri kullanılmakta. Hem spanzetlerin dayanımları konusunda güvenilir olmamaları hem de hattı gerdirmek için çok fazla kuvvet gerektirmeleri yüzünden makara sistemleri devreye giriyor. Peki hangi makaralar? Dağcılık ve arama kurtarma alanlarında kullanılan makaraların ta kendileri. Hattı kurduktan sonra gerilimi üzerlerinde taşımaya devam edecekleri için de çekerlerinin yüksek (genel kabul değerinden bahsedersek makara başına minimum 20 kN) olması gerekmekte. Bu konu hakkında da çok fazla teknik ayrıntı var fakat sizleri çok daha fazla teknik ayrıntıya boğmamak için yine bu ayrıntıları da ileride yazmayı planladığım yazılara saklıyorum.

Highline ile ilgili elimdeki fotoğrafların hepsi yine Portekiz’de katıldığım slackline şenliğinde çekilmiş, benim ve diğer fotoğrafçıların makinalarından çıkanlar. Belki de benim için ilk olmasından kaynaklı olabilir, bilemiyorum, ama ben her bakışımda yeniden orada olmak ve o duyguyu yaşamak istiyorum, umarım sizler de beğenirsiniz.

Mümkün olduğunca bütün farklı türlerden kısa kısa bahsetmeye çalıştım, umarım sizleri sıkmadım… Son olarak yazacaklarım da biraz güncel ve daha magazinsel konular J Longline ve highline ile ilgili rekorlar ve bazı ilklerden bahsediyorum. Takdir edeceğiniz üzere aktif bir konu olduğu için zamanla değişiklikler olabilir fakat ben ulaşabildiğim en güncel bilgilerle hazırlamaya çalıştım bu listeyi.

İlk olarak en uzun Longline ile başlayalım. Çok kısa bu konuda yapılan denemelerden ve geliştirilen rekorlardan bahsedersek, ilk rekor denemesi olarak 2005 Ağustosunda 100 m. bir Longline ile Heinz Zak abimizin rekorunu görüyoruz. Ardından 4 Mart 2007 de 123,5 m. ile Damian Cooksey Polonya’da bu rekoru geliştiriyor. Daha sonra Damian abimiz bu rekorla yetinmeyip, 10 Temmuz 2007de Almanya, Münih’te 154 metreye yükseltiyor çıtayı. Bu rekorun ardından Almanlardan bir atak geliyor. Stefan Junghann ve Damian Jörren çıtayı 200 metrenin üzerine çıkarmayı başarıyor. 16 Mart 2009 da 203 m. Uzunluğundaki hattı onsight, yani ilk denemede yürüyerek yapıyorlar bunu. En güncel rekordan bir önceki rekorumuz da Michael Kemeter (onsight) ve Michael Aschaber adındaki Avusturyalı abilerden. 18 Eylül 2009 da 217 m. İle…

Şimdi ise gelelim en güncel rekorumuza (http://www.landcruising-slacklines.de/de/blog/item/50-flight-of-1000-feet) Damian Jörren ve Stefan Junghann, yani çıtayı 200 metrenin üzerine ilk çeken Alman arkadaşlar, yine büyük bir atak yaparak 300 metrenin üzerini hedefliyorlar. Bunun için 306,8 metre uzunluğunda bir hat kurmuşlar ve 4 Haziran 2010 günü yeni rekora imza atmiışlar. Belirtmeden geçmeyelim, Damien yine “onsight” yürümüş ve aynı deneme içerisinde hattın her iki ucundan diğer tarafına yürümeyi başarmış, ki buna da slackline terimi olarak “fullman” deniyor

Son olarak da highline ile ilgili rekorlardan bahsedelim. Bu tarzda da yine “en uzun” rekorundan başlarsak, Michael Kemeter abimiz, yine 86 metre ile açılışı yapıyor. Ardından 2010 Ağustosunda Jerry Miszewski adındaki ABD vatandaşı abimiz Çek Cumhuriyetinin, Ostrov şehrinde bu rekoru 95 metreye çıkarıyor. Bu rekorun hemen birkaç hafta sonrasında atağa geçen, yine Amerikalı Andy Lewis, Eylül 2010’da Jerry’nin rekorunu kırıyor ve çıtayı 100 metrenin üzerine çıkarıyor. Utah, Moab’ da kurduğu ve yürümeyi başardığı 103,5 m. lik highline en güncel rekor. (http://www.youtube.com/watch?v=eO24OHFuifc) Bu arada bu Andy Lewis’in tek rekoru değil. En uzun ‘emniyetsiz’, yani free solo highline yürüyüşü bir önceki 32 m. olan kendi rekorunu (http://fiveten.com/community/blog-detail/10694-andy-lewis-completes-his-longest-highline-free-solo) kırarak 40 m. uzunluğundaki highline ile yine kendisinde.

Highline ile ilgili son rekorumuz da “en yüksek highline” olarak Guiness kayıtlarına geçmiş olan zeminden 1000 m. yükseklikteki highline. Eylül 2007’de Norveç’te kayıtlara geçen bu rekorun sahibi ise Aleksander Mork. Birkaç ay sonra aynı denemeyi yapan Christian Schou da Guiness Dünya Rekorlar sertifikasına sahip olmuş.

Slackline hakkındaki “en” ler de bu şekilde. Trickline hakkında da yarışmalar ve rekorlar mevcut fakat hem çok ayrıntılı hem de çok değişken olduğu için onun hakkında yazmak yerine fikir vermesi adına sadece birkaç link paylaşacağım. (http://www.gibbon-slacklines.com/en/news_flash/new-slackline-world-champion.html) (http://www.youtube.com/watch?v=ix1BMungGnY)

Efendim geldik yazımızın sonuna. Yazının sonuna kadar okuyanlara ufak bir teşekkür hediyesi de vermeden olmaz tabii . Portekiz’de çekmiş olduğum videolardan düzenlediğim, biraz highline kurulumu, biraz düşüş, biraz yürüyüş içeren bir video ekliyorum… Gelecek yazılarda görüşmek üzere, hayat enerjinizin hiç düşmemesi dileğiyle…

Nuri Kayserilioğlu

İletişim: nuri.kayserilioglu [at] gmail.com