tırmanış.org

tırmanıcıdan tırmanıcıya...

  • Increase font size
  • Default font size
  • Decrease font size

Modası Geçen Dağcılık

e-Posta Yazdır PDF

Eğer Paris CDG havalimanında dağcılık dergisi artık satılmıyorsa bunun önemli bir anlamı olmalıydı. Bence artık dağcılık dünya gündeminde gittikçe marjinalleşmeye başlamıştı. Bu durumun da geri dönüşü olmayacak gibiydi." Haldun Aydıngün, ülkemizdeki dağcı sayısının neden hâlâ arzu edilen niceliğe ulaşmadığını irdeleyerek soruyor: "Ne oldu, biz Türkiye’de bir şeyleri yanlış mı yaptık?"

 Eğer Paris CDG havalimanında dağcılık dergisi artık satılmıyorsa bunun önemli bir anlamı olmalıydı. Bence artık dağcılık dünya gündeminde gittikçe marjinalleşmeye başlamıştı. Bu durumun da geri dönüşü olmayacak gibiydi." Haldun Aydıngün, ülkemizdeki dağcı sayısının neden hâlâ arzu edilen niceliğe ulaşmadığını irdeleyerek soruyor: "Ne oldu, biz Türkiye’de bir şeyleri yanlış mı yaptık?"

modasi_gecen_dagcilik04.jpg

1970’li yılların sonlarında dağcılığa başladığımda hepimizin önemli hedeflerinden birinin de Türkiye’de ki dağcı ve doğa sporcu sayısını bir milyona ulaştırmak olduğunu söylüyorduk. Hatta bu sayıyı da kendi yaşantımız sırasında göreceğimize inanıyorduk. Bunu söylediğimiz dönemde yurdumuzda tek bir dağcılık malzemesi satan dükkân yok, kitapçılarda bir dağcılıkla ilgili Türkçe tek bir kitap yok, haritalar da şimdi olduğu gibi sır perdeleri arkasında gizli ve de bu işi biraz olsun öğretebilecek insanların sayısı parmakla gösterilecek kadar azdı. Ancak gelişmenin artarak devam edeceğine inancımız tamdı. Aradan 30 yıl geçtikten sonra dağcı ve doğa sporcularının sayısının biraz arttığını ama arzu edilen sayıya doğru gidilmekten çok uzakta olunduğunu biraz hayal kırıklığına uğrayarak fark ediyorum.

Ne oldu, biz Türkiye’de bir şeyleri yanlış mı yaptık?

Hayır, biz yanlış yapmadık, kanımca olayın şekli dünya çapında değişti. Seksenli yıllarda Avrupa ülkelerine yaptığım yolculuklarda sık sık dergi standlarına uğrar ve kelimenin tam anlamıyla hangi dağcılık dergisini alacağımı şaşırırdım. Büyük havaalanlarının gazete dergi bölümleri ciddi miktarda seçenek sunarlardı. Geçenlerde Paris’ten geçerken gene eskiden kalma bir hevesle gittiğim kitapçıda Fransızca dergi bulamadım. Oysa bilgisayar veya pornografinin raflar kaplamasını bir yana bırakın, yelken konusunda bile en az 15 farklı yayın, dağ bisikletleri için bile 7-8 değişik dergi bulunuyordu. Eğer Paris CDG havaalanında dağcılık dergisi artık satılmıyorsa bunun önemli bir anlamı olmalıydı. Bence artık dağcılık dünya gündeminde gittikçe marjinalleşmeye başlamıştı. Bu durumun da geri dönüşü olmayacak gibiydi.

Sanırım bu gelişme temelde üç nedenden kaynaklandı. Birincisi dağcılığın hedefleri artık gittikçe küçük bir elitin anlayıp değerlendirebileceği konular haline gelmeye başladı. Şimdi düşünün “Dünyanın en yüksek noktasına çıkılacak” dendiğinde bu hedefi anlamamanın imkânı yoktu. “Kuzey Kutup noktasına ilk giden olmak” gibi son derece kolay anlaşılır ve herkesin hayal gücünü harekete geçirebilecek türden hedeflerdi bunlar. Şimdi ise Hürriyet gazetesinin birinci sayfasında sekiz sütuna manşet bir başlık düşünün “Ayşe Falanca Demirkazık Kuzey Duvarının direttisima’sının ilk kış solo çıkışını yaptı” ya da “yurdumuzda ilk UIAA 11- çıkıldı”. Böyle bir başlık hiçbir zaman ne Hürriyet gazetesinde ne de başka bir günlük gazetede görülmeyecek. Çünkü bu başlığın gerçekten anlam ifade edeceği kişilerin sayısı hiçbir zaman o gazetenin okur kitlesi içinde önemli bir yerlere ulaşamayacak.

Oysaki 1924 yılında yapılan Everest ekspedisyonunda Norton 8571 metreye ulaştığında o güne kadar dünyada en yükseğe çıkmış insan olmuştu. Sadece dağcılıkta değil, büyük ihtimalle tüm dünyada en yükseğe çıkan kişiydi. O günkü havacılık teknolojisi henüz bu yüksekliklerde patlarlı motorları çalıştıramıyordu. Bu açıdan bakıldığında dağcılıkta bir dönem dünya çapında geçerli bazı ilklerin yapıldığını, bazı uçlara gidilebildiğini görüyoruz. Dolayısıyla da yapılan işin önemi herkes tarafından çok kolay bir şekilde anlaşılıyordu. Şimdi ise dağcılık sporu içinde dünyada hiçbir şeyin son noktasına gitme şansınız yok. Düşünsenize uçağınız Cenevre’ye yaklaşırken Alp’lerin bütün önemli zirvelerine “yukarıdan” –tekrar ediyorum- yukarıdan bakıyorsunuz. Bu sizin o dağla yaşayacağınız ilişkinin boyutunu kesin bir şekilde belirliyor. O dağlara tırmanmaya kalktığınızda aslında siz zaten tepesinden de yüksekte (kolayca) olabildiğiniz bir yere ulaşmaya çalışacaksınız. 1850’lerde Alplerin vadilerine o günlerin zor koşullarında gelip de dağları ilk kez başları bulutları deler şekilde, çok aşağılardan, gören dağcılarla aynı duyguları yaşama şansınız olabilir mi? Dağcılığın eskiden sahip olduğu sihrin büyük bir bölümünü artık kaybettiği çok açık.

Günümüzde dağcılığa başlayanlar bambaşka bir ortama giriyorlar. Artık 1930’lu yıllardaki dağcılın kamuoyunu nasıl etkilediğini anlayabilecek her türlü referanstan uzakta kalıyorlar. Birkaç yıl önce “Tibet’te 7 Yıl” diye bir film gelmişti. O filmin başında Eiger Kuzey Duvarını ilk çıkan ekibin üyesi olmanın 1938 yılı Nazi Almanya’sında nasıl bir kahramanlık statüsüne eş-değer olduğu çok kısacık da olsa anlatılıyordu. 50’li yıllara gelindiğinde hala dağcılık uluslar arası geniş rekabetin gözlendiği bir arena gibiydi. 1953 Everest ekspedisyonu 1952 güz dönemi İsviçre ekspedisyonu başarısızlığa uğradıktan hemen sonra yapılmış ve ülkenin en önemli olaylarından biri haline gelmişti.

Artık dağcı olmak bu şekilde bir halk kahramanlığına giden yollardan biri değil. İnanılmaz işler yapabilirsiniz ama bu uğurda ölseniz bile basında alacağınız en iyi yer onuncu sayfada iki sütün olacaktır. Sevgili dostum Uğur Uluocak’ı çok da fazla gürültü çıkartamadan birkaç yıl önce buna benzer bir şekilde uğurlamıştık.

modasi_gecen_dagcilik03.jpg


Dağcılığın marjinalleşmesinin ikinci nedeni de kulağa şaka gibi gelebilir ama kitlelere belli ölçüde de olsa yayılmasıdır. Dağlar eskiden çok daha ulaşılmaz yerlerken ve insanların zihninde gizemli, hatta korkulu yerler kaplarken oralara gidebilen kişiler de daha yola çıkarken yarı kahraman durumuna yükseliyorlardı. Bugün ise dağlar artık her isteyenin rahatlıkla gidebildiği, şehir müzesi kıvamında mahaller haline geldiler. Hele biraz da eliniz ayağınız tutuyorsa pek çok dağda trekking yapabilir, gece kamplarda yatabilir, sürüler halinde pek çok zirveye ulaşabilirsiniz. Kendi başınıza yapamazsanız yaptıran şirketlere başvurursunuz, onlar hallederler. Sonuçta bugünün dağcıları herkesin kolayca ulaşabildiği yerlere gidip çok az kişinin değerlendirebileceği işler yapma durumunda kalıyorlar.

İşe biraz da mizah havasıyla yaklaşırsak belki de bugünün sıkı dağcılarını eski dönemlerin dervişlerine benzetebiliriz. Kerametini bir tek kendilerinin anlayabildiği şeyhlerine bakıyorlar, dışarıdaki insanların neye yarayacağını anlamadığı çileler çekip tarikatları içinde yükselmeye çabalıyorlar. Amaçları uğruna dünya nimetlerinden azami fedakarlık etmeye çalışıyorlar ya da tez elden “hakikati” görüp, tüm bunları Xtir edip normal bir yaşantıya dönüyorlar.Biraz acımasız kaçtığının farkındayım ama bana aynen böyle görünüyor.

modasi_gecen_Dagcilik02.jpgYazının başında bir de üçüncü bir neden olduğunu söylemiştik. Bunda dağcılığın hiçbir suçu yok ama özellikle son yirmi yılda dünyada başta amatör spor olmak üzere tüm diğer olimpik sporlar inanılmaz ölçülerde profesyonelleşti. Futbol’un, Basketbol’ün yıldızlarının aldıkları paralar akıllara durgunluk verecek seviyelere ulaştı. Günümüzde Anadolu’da yaşayan 12 yaşında bir delikanlıya “sana üç seçenek sunacağız; birincisi; çok ünlü bir futbolcu mu olmak istersin?,…” diye sormaya kalksalar diğer iki seçeneği duymak bile isteyeceğini sanmıyorum. Bunun dışında amatör sporda da kendi ölçülerine göre çok büyük paralar dönmeye başladı. Ankara’nın gecekondularında yaşayan bir kız olduğunuzu düşünün; halterde olimpiyat şampiyonu mu olmak isterdiniz yoksa Everest’e çıkan ilk Türk kızı mı? Amatör spordaki başarılara artık o kadar büyük kaynaklar dökülmeye başladı ki herhalde yüz kızdan doksan dokuzu birinci seçeneği tercih ederdi. Devletler 1930’larda Alp dağlarında yaptıkları üstünlük yarışlarının bir benzerini şu anda “amatör” spor sahalarında delicesine sürdürüyorlar. Kısacası sporun diğer branşları şu anda dağcılığa yönelebilecek insan enerjisini ciddi biçimde kendilerine çekiyorlar. Dağcılık ise fazla değişmeden ve toplumun temel ihtiyaç ve beklentilerinin oldukça dışında kalarak kendine katılanlara maddi imkan sağlayamıyor, onları kahraman yapamıyor, yeterince gizem ve ruhsal tatmin de veremiyor. Öyleyse neden hala gündemde kalsın ki?

Peki bu koşullarda dağcılığımızı nereye koyacağız?

Bunun cevabını bilmiyorum. Benim burada yaptığım bir durum tespiti ve hayal
kırıklıklarına uğramamak için sadece bir uyarı.

Haldun Aydıngün

alp_modasi_gecen_dagcilik00.jpg

LAST_UPDATED2  


+ İlgili Yazılar :