tırmanış.org

tırmanıcıdan tırmanıcıya...

  • Increase font size
  • Default font size
  • Decrease font size

Anı

Cuma, 19 Şubat 2010 | Haldun Aydıngün

article thumbnail “…Aşağıdan yukarı Kartepe’yi koşmak 17 km + 1300 metreye geliyordu. Sanki ilk aşamada yapabileceğim bir işe benziyordu…” Haldun Aydıngün 27 Aralık 2009’da Kocaeli Kartepe’de gerçekleştirdiği bir dağ tırmanış koşusu anısını ve bu sporla ilgili önemli bulgularını bizlerle paylaşıyor. Beğeninize sunuyoruz. + devam

Perşembe, 11 Şubat 2010 | Mustafa Yeşildal

article thumbnail Mustafa Yeşildal, 2009 Aralık ayında Clup Alpin Française'nin davetlisi ve konuşmacı olarak katıldığı Fransa Autrans Dağ Filmleri Festivali ile ilgili izlenimlerini bizimle paylaşıyor. Mustafa dışında, Türkiye'den Dağ Filmleri Festivali koordinatorü Murat Yılmaz ve fotoğraf duayeni, dağcı Ersin Alok'un da katıldığı festivalin bu yıl 26.sı gerçekleştirildi. + devam

Perşembe, 28 Ocak 2010 | Nurettin Özcan

article thumbnail Nurettin Özcan, İbrahim Akçay ve Yenal Ege, geçtiğimiz ay, 26-27 Aralık 2009’da, Aladağlar'da bulunan Cıngıllıbeşik Kuzey Yüzünün ilk kış çıkışını gerçekleştirdiler. Tırmandıkları rota aynı zamanda muhtemel yeni bir rota hattı. Bu tırmanışın hikayesini Nurettin Özcan’ın kaleminden yayınlıyoruz. + devam

Cuma, 09 Ekim 2009 | Hakan Yalçın

article thumbnail “Büyüklerimin 1. Dünya savaşında sığınağı olan bu dağların benim için özel bir yeri var. ”Hakan Yalçın yine çok güzel bir gezi yazısı sunuyor bizlere. Birinci Dünya savaşına dayanan oldukça ilginç bir hikayeye sahip olan Gavur Dağları’na uzanan yolculuğundan bahsediyor. Üstelik muhteşem fotoğraflarıyla birlikte. + devam

Cumartesi, 07 Şubat 2009 | Burak Özdoğan

article thumbnail "(...) Her zamanki o köşeyi döndüğümde, telden kafesin içinde duvar gözüküverdi. Tutamaklar, rengârenk ve çeşitli şekillerde… 'İşte olm! Aşiyan burası!' deyiverdim içimden. İçeri girdim, kimse yoktu. Çantamı yere koydum. Gözüme bir şey takıldı birden bire:(...)" Burak Özdoğan, 1999 senesinin Aralık ayında kaleme aldığı bu yazıda, tırmanışa yoğun bir tutkuyla bağşı olduğu o tarihlerde yaşadığı bir 'ilk gece'yi sizlerle paylaşıyor. + devam

Çeviriler

Çarşamba, 22 Nisan 2009 | Nathalie Marchal (Türkçesi: Pınar Kavak)

article thumbnail “…Onu motive eden şey neydi? Bu sadece adrenalin arzusu muydu, yoksa bir çeşit korkularıyla yüzleşme isteği mi?...” Nathalie Marchal, hızlı serbest-solo çıkışları ve kontrollü serbest düşüşleri üzerine birçok videosunu izlediğimiz Dan Osman hakkında hazırladığı makalesini bizlerle paylaşıyor. + devam

Salı, 16 Aralık 2008 | John Middendorf (Türkçesi: Aykut Türem)

article thumbnailÜnlü ABD'li uzun duvar tırmanıcısı John Middendorf'un dağcılık ve tırmanışın tarihsel gelişimini, tırmanış malzemeleri ve teknikleri gelişimi çerçevesinden ele aldığı makalesi Mekanik Avantajı (Mechanical Advantage) John Middendorf'un kişisel izni ile Türkçe çevirisiyle yayınlıyoruz. + devam

Öyküler

Perşembe, 24 Mart 2011 | Burak Özdoğan

article thumbnail Alüminyum merdivenlerle yapılan tırmanış denemelerinden sikke şangırtılarına, kişisel zaferlerin kucaklaşmalara dönüştüğü kutlamalardan ölümün kıyısına uzanan ürkütücü kazalara, başarısızlıkların umutsuzluğa sürüklediği karamsarlıklardan tehlikeli oyunlara kadar pek çok hikâyeye sahne olan bir rota: İLK KAN! Burak Özdoğan, Ballıkayalar’ın bir klasiği olan bu geleneksel hattın penceresinden bakıyor ve 1970-2011 arasındaki yaşanmışlıklardan seçtiği kesitleri öyküsel bir anlatımla beğenimize sunuyor; Haldun Aydıngün'ün ön sözüyle. + devam

Çarşamba, 02 Eylül 2009 | Burak Özdoğan

article thumbnail16 yıl evvel yaşanmış çok ciddi bir kaza... Ve bu kazanın hayat verdiği bir öykü... Kurmaca bir metin yazmayalı çok zaman olmuştu. Başladığım hiçbir çalışmanın sonunu getiremiyordum. Dört sene boyunca beğenmeyip yarım bıraktığım bir dolu yazınsal girişim, kağıt-kalem sevdamı hoyratça yerden yerde vurdu durdu. 'Yoksa hakikaten bıraksam mı' bu hevesin peşini diye kendimi döve döve sorgularken, 2008 Eylül'ünde, bir kaza raporu kaleme almak için masama oturdum. + devam

Salı, 04 Kasım 2008 | burakozdogan

article thumbnailBundan tam 16 yıl önce, HÜDDSK’ten döt kişilik bir ekip, Parmakkaya’nın ilk çıkışını gerçekleştirmek hayali ile bilinmeyen bir sona doğru yola koyuldu. Okuyacağınız yazı, bu maceraperestlerin hiç beklenmedik bir sürpriz ile biten öyküsünü anlatırken bir taraftan da 1980’li yıllardaki ülkemiz dağcılığına ilişkin küçük çapta da olsa bir kesit sunmayı hedeflemektedir sizlere. + devam

Aladağlar Cıngıllıbeşik Kuzey Yüzü İlk Kış Çıkışı

e-Posta Yazdır PDF

Nurettin Özcan, İbrahim Akçay ve Yenal Ege, geçtiğimiz ay, 26-27 Aralık 2009’da, Aladağlar'da bulunan Cıngıllıbeşik Kuzey Yüzünün ilk kış çıkışını gerçekleştirdiler. Tırmandıkları rota aynı zamanda muhtemel yeni bir rota hattı. Bu tırmanışın hikayesini Nurettin Özcan’ın kaleminden yayınlıyoruz.

Nurettin Özcan, İbrahim Akçay ve Yenal Ege, geçtiğimiz ay, 26-27 Aralık 2009’da, Aladağlar'da bulunan Cıngıllıbeşik Kuzey Yüzünün ilk kış çıkışını gerçekleştirdiler. Tırmandıkları rota aynı zamanda muhtemel yeni bir rota hattı. Bu tırmanışın hikayesini Nurettin Özcan’ın kaleminden yayınlıyoruz.




alp_cingilli_nurettin4.jpg

Nurettin Özcan, İbrahim Akçay ve Yenal Ege, geçtiğimiz ay, 26-27 Aralık 2009’da, Aladağlar'da bulunan Cıngıllıbeşik Kuzey Yüzünün ilk kış çıkışını gerçekleştirdiler. Tırmandıkları rota aynı zamanda muhtemel yeni bir rota hattı. Bu tırmanışın hikayesini Nurettin Özcan’ın kaleminden yayınlıyoruz. Yazıda kullanılan fotoğraflar İbrahim Akçay ve Nurettin Özcan'ın arşivlerinden alınmıştır.

***


Evde oturup, ellerimdeki tırmanış yaralarını yalayıp iyileştireli çok olmuş, hatta üzerinden aylar geçmişti. Sevdiğim pek çok tırmanış arkadaşımın öneri ve davetlerine katılamamış, hayatın döngüsünde sürüklenir olmuştum.

Yeni kış sezonu gelmişti işte. Hem de anlaşılması zor hava şartları ile. Dağlarda kar oldukça azdı, bir yandan lodos üfürmekteydi, bir yandan da konuştuğum bazı tırmanıcılar…

Abi n’oldu yahu? Şu ülkem dağcılık eğitim sisteminin olmazsa olmazı, “etik” yaklaşımlar nerde kaldı? Tevazu? Alçak gönüllülük? Hani önce “insan” olmak gerekiyordu?

İşin, sosyolojik ve psikolojik anlamda beni çok eğlendiren bu ironik tarafı, apayrı bir yazı konusu. Ancak, dağa gitme arifesinde zorla zihnime işleyen bazı kimseler ve halleri arkadaşlarımla yol geyiğimiz oluveriyor. Eğlenceli!

Nurettin Özcan

25 Aralık 2009 günü önce Bodrum’dan eski arkadaşım Yenal Ege’yi alıyorum havalimanından. Ardından da, Boulderhane İbrahim Akçay iniş yapıyor Kayseri’ye. Birlikte olmaktan, birlikte tırmanmaktan en çok keyif aldığım insanlardan ikisiyle beraberim işte. Eski zamanların “kendimize epik” hikayeleri canlanıveriyor sohbetimizde, doyasıya hasret gideriyoruz.

Niyetimiz Aladağlar’da Dipsiz Göl tarafına gitmek ve Beşparmak Kuzeybatı Duvarı’nı denemek. Ancak üç kişilik ekibimiz bir şekilde yedi kişi oluveriyor. Eşim ve bir arkadaşım daha kamp için bir geceliğine bize katılacaklar ve ertesi gün Kayseri’ye geri dönecekler. Ancak son anda piyangodan çıkan iki Bulgar arkadaş da bize katılınca, ekip büyüyüp hantallaşıyor. Bir yandan biz de, Beşparmak için iyi bir zaman olmadığını düşünüyor ve hava çok kötü bozarsa da, yine de bir şeyler yapma imkânımız olsun diye rotayı Emli Vadisi’ne çevirmeye karar veriyoruz. Böylece ekibin geri kalanı da dağda bir şeyler yapma ihtimaline kavuşuyorlar.

İki yıl önce, yine yılbaşı zamanı, Bölük Ormanı’ndaki kampımızdan hareketle, tembel inekler misali Eznevit’e yürümüştük. Canımı çıkaran bu yürüyüşte keyfimi arttıran en önemli şey, vadinin karşı yakasında, Cıngıllıbeşik Dağı Kuzey Yüzü’nde gözüme çarpan harika bir kulvar-sırt rotası kesmek olmuştu. Bu hat, yüzeyin tam altındaki Bölük Ormanı’ndan başlayarak, yukarıda kanyonumsu bir kulvarın içine giriyor, kulvar boyu sola doğru çapraz yükseldikten sonra sırta bağlanıyor ve uzun muhteşem manzarasından emin olduğum bu uzun sırtı takip ederek Cıngıllıbeşik zirvesine ulaşıyordu.

Ya da en azından ben öyle umuyordum.

Kampımızı Sarı Mehmedin Yurdu’na kuruyoruz. Aynı öğleden sonra yaptığımız yürüyüş, rotaya ulaşmanın epey zaman ve enerji alacağını bize gösteriyor. Kamp ateşini ve keyifli muhabbeti, sabaha karşı saat 03:00’te hareket etmek üzere terk ediyor, çadırlarımıza çekiliyoruz. Oldukça güzel ve ılık hava bir süre sonra bulutlarını da dağıtıyor ve bize keyif aşılıyor. Problemsiz şekilde hazırlanıp, planladığımız gibi yola düşüyoruz. Hiç istemesek de, beklediğimiz gibi biraz ağırız. Sadece iki sırt çantası taşıyoruz ama maalesef kış tırmanışının kaçınılmaz gereklerinden biri olarak çantalarımız pek de hafif sayılmaz. Üzerimize almadığımız bir kısım teknik malzemeye ek olarak, kaz tüyü ceketlerimiz, yedek çoraplar, iki kişilik bir bivak torbası, termoslar, bol miktarda yiyecek ve hiçbir işimize yaramayacak (!) bir uyku tulumu bu ağırlığı oluşturuyor.

Emli Vadisi tabanındaki yolu takip ediyor ve Cıngıllıbeşik Kuzey Yüzü hizasına geldiğimizde sağ tarafımızda kalan yamaca doğru tırmanmaya başlıyoruz. Yaban domuzlarına ait bariz izler eşliğinde karanlık ağaçlar arasından yükseliyor ve üç saat sonra kulvar girişine ulaşıyoruz. Kar oldukça derin ve iğrenç şekilde yumuşak. Buraya kadar gelirken bile, çığ tedirginliği nedeniyle her türlü eğimden kaçınmıştık. Kulvarın son derece yakışıklı ve çekici kanyonumsu yapısı bizi davet ediyor adeta. Daha net bir değerlendirme yapabilmek için biraz daha yükselmeyi doğru buluyoruz. Birkaç küçük lokma atıştırdıktan sonra, kar kulvarına giriyor ve fena sayılmayacak kar şartlarında yükselmeye başlıyoruz. Kulvar yer yer büyük tıkaç kayalarla bloke edilmiş durumda ve bunlardan ilk birkaçını serbest şekilde tırmanarak geçiyoruz. Ancak daha sonra ip açma zamanının geldiğine karar veriyor ve tepeye kadar bir daha toplamayacağımız ipimizi açıyoruz.

Thumbnail

Yenal Ege Kulvarda tırmanırken

 

Thumbnail

Nurettin Özcan



Kulvarın dar etaplarının sonuna geldiğimizde bizi bir çatal karşılıyor ve içgüdüsel olarak sağ kolu seçiyoruz. Bu kolu takip ediyor ve bizi yüzeyin ortasındaki geniş kar alanına çıkaracak son etaptan önce, üzerinde yüzeysel buzlanma oluşmuş bir kaya etabına daha geliyoruz. İplerini aşağıdaki son babaya sabitlediğim arkadaşlarım tırmanırken bu problemi geçme yollarını arıyorum. Normal şartlarda hepimizin rahatlıkla tırmanarak geçebileceği bu etap, müthiş bir çürüklük, negatif bir yapı ve yüzeydeki buz nedeniyle oldukça büyük sıkıntı arz ediyor. Sağından solundan denemeler yapıyor, bir ara eldivenleri tamamen çıkarıp, “basıp geçme” işlerine soyunuyorum ama nafile. Tatsız tırmanış uzayıp gidiyor. En iyisi ortadaki hafif negatif ama kısa buzlu etaptan tırmanmak. Arkadaşlarım gelince, ip emniyeti eşliğinde bu etabı da tırmanıyor ve devam ediyoruz.

Thumbnail

Nurettin Özcan serbest geçilen bir etapta

Thumbnail

Nurettin Özcan


Büyük kar alanına yoğun bir sis eşliğinde giriyoruz. Görüşümüz neredeyse sıfıra iniyor ve aşağıdayken kestiğimiz rotaya sadık kalabilmemiz için üzerinde bulunduğumuz kar alanını sola doğru çapraz şekilde kesmemiz ve akıbeti konusunda bir fikre sahip olmadığımız bir koridora daha girmemiz gerekiyordu. Ancak görüşün berbat olduğu bu ortamda kafamızdaki rotaya sadık kalmaya çalışmanın yukarıda önümüzü kilitleyeceğini sezebildik ve direkt yukarıya devam etme kararı aldık.

Büyük kar alanını, problemsiz ama biraz tedirgin olarak geçiyor ve aşağıdan oldukça rahat görünen miks etaplara ulaşıyoruz. Burada toplam dört ip boyu, tam manasıyla rezalet zemin şartları üzerinde tırmanıyoruz. Yer yer 60-70 ve 90 derecelik eğimlere sahip, son derece çürük kaya üzerinde, kararsız şekilde bekleyen toz kar! Tek bir ara emniyet bile atamadan, ipin son santimetrelerine kadar tırmanılan, yüksek çığ riski ile kombine olmuş dört ip boyu…

Özellikle, bu dört ip boyunun üçüncüsü, artık eldivenleri çıkarıp, sıfır emniyetle geçmek zorunda olduğumuz hafiften göbekli ve çürük etaplar barındırıyordu ki, sanırım tüm tırmanışın en önemli kilit etabı bu bölüm idi.

Thumbnail

İbrahim Akçay tırmanıyor

Thumbnail

Nurettin Özcan kaya etaplarından birisinde

Hiç ara vermeden devam ettiğimiz tırmanışımız artık yarım günü doldurmuştu. Yine ipi esneterek ulaştığım fukara bir çatlağa, iki stoper ile ipi sabitleyip arkadaşlarımı kendi hallerine bırakıyorum. Çünkü artık havanın kararmasına çok az kaldı ve geceyi geçireceğimiz bir yer bulmamız gerekiyor. Zirveye bağlanan sırt hattının bir ip boyu kadar altında, yön olarak Sarımehmetler’e bakan kayaların altında işimizi görebilecek bir kuytu buluyorum. Gerçekten çok şanslıyız, zira kara bulutlar gökyüzünü kaplamaya başlıyorlar. Arkadaşlarım yanıma ulaşıncaya kadar üçümüzün sığabileceği bir yer açıyor, kar blokları ile yan duvarlarını yapıyorum. Tam olarak kapatma imkânımız pek yok ama yine de oldukça korunaklı ve muhteşem manzaralı bir bivak yerimiz oluyor.

Önce Yenal, ardından İbo ulaşıyor bizim “Cıngıllı Motel”e! Kocaman gülümsemeleri ve tertemiz, komplekssiz yürekleriyle bu insanlar hangi şartta olursa olsun samanlığı seyran edecek süper birer psikolojiye sahipler. Aladağlar’da yıllarımız geçti, benzer çok yaşanmışlığımız var. Gecenin nasıl geçeceği kimsenin umurunda değilmiş gibi görünüyor. Sadece birbirimizi bir konuda uyarıyoruz: Uyku sersemi şekilde çişe falan kalkarsak aman dikkat edelim, bivak yerinin çıkışı, dikkatsiz bir adamı alır indirir aşağı!

 

Thumbnail

Bivak Alanı


Thumbnail

Bivak


Üzerimizdeki malzemeleri çıkarıyor, kesip ikiye ayırdığımız battal boy bir çöp poşetini yere seriyoruz. Daha sonra ıslak iplerimizi yere seriyor ve artık boşalan iki çantamızı bunların üzerine yerleştiriyoruz. Neyimiz var neyimiz yok ise zaten üzerimize giymiştik, İbo’unun getirdiği tulumu da açıp bacaklarımıza sardık mı, her ne kadar matımız olmasa da, güzel bir gece geçiririz diye düşünüyorum.

- İbo! Aç abi şimdi tulumu, bacaklarımıza örtelim…
- …..
- N’ooldu?
- Ortaaam…. Bu benim tulumun fermuarı biraz kısa… 40 cm.
- Açılmıyor yani?
- Cık!
- …..
- …..

Trajik halimize gülmekten kendimizi alamıyoruz. Çünkü gerçekten yapacak bir şey yok.

Botlarımızı çıkarıp ayaklarımızı garabet tulumun içine sokuşturmaya çalışıyoruz. Bivak torbasını bacaklarımızın üzerine, yansıtıcı bir battaniyeyi de üzerimize örtüyor ve durumu kurtarıyoruz.

Ancak birkaç saat sonra, hem hareket ihtiyacı, hem sıkıntı, hem de daha konforlu bir pozisyon için ayaklanıp çalışmaya başlıyoruz. Bir yandan tuvalet ihtiyaçları gideriliyor, bir yandan bloklar kesilip bivak yerinin giriş yönü değiştiriliyor, bir yandan da şarkı söylenip dans ediliyor. Şansımıza hava açık ve yağışsız.

 

 

Video edit: Nurettin Özcan

Çalışma bittiğinde birbirimize sokulmuş halde yatabileceğimiz bir yer hazırlıyoruz. Bu kez bivak torbası ve yansıtıcı battaniye altımızda serili, ayaklarımız tulumun içinde ve birbirimize sıkı sıkıya sarılmış vaziyette uzanıyoruz. Arkadaşlarım bir hamam sefasının hayalini kuruyorlar, bense yıllar önce öğrencilik zamanlarımda kullandığım yarım mat ve yarım tulumumu özlemle anıyorum.

Günün ilk ışıkları ile renk değiştirmeye başlayan gökyüzünün altında, uykumuzu fevkalade almış olarak ama kemik ve kaslarımızdan gelen çatırtılarla uyanıyoruz. Bir kez daha sabah oluyor.

Ağır ağır, ısınmaya ve zamanı hızlandırmaya çalışarak hazırlanıyoruz. Sıcak çay, ekmek, bal ve zeytin eşliğinde kahvaltı yapıyor, bir yandan da bir strateji belirlemeye çalışıyoruz. Daha önce hiçbirimiz bu dağa tırmanmadığımız gibi, dağ hakkında hiç bir şey okumuşluğumuz da yok. Artık yüzeyi bitirdik sayılır ama…

Nereden ineceğiz?

Thumbnail

Nurettin ve İbrahim Bivak Esnasında

Thumbnail

Giderek kötüleşen hava altında iniş


Bivak yerimizin hemen solundan ip açarak son etabı da tırmanıyor ve zirve sırtına ulaşıyoruz. Hiç olmazsa bu son etapta birkaç ara emniyet noktası bulabildiğimiz için çok şanslıyız çünkü bu etap da yine son derece dik, çürük ve yine üzerinde kararsız toz kar var.

Sağlam kaya ve buz kombinasyonu? Sanırım bir Aladağlar tırmanıcısı için büyük bir hayal!

Zirve sırtına ulaştığımızda, sırtın arkasındaki derin boşluğu, bu sırtı takip etmenin ve geri dönmenin bize maliyetini ve kararan gökyüzünü görüyoruz. Dönüş için gereken zamanın değeri nedeniyle, zirveye gitmemeye karar veriyoruz ancak iniş yolunu seçmek adına biraz beyin jimnastiği yapıyoruz. Ya bivak yerimize ip inişi yapıp, oradan sol aşağıya iplerimiz üzerinde bilinmezliğe doğru kayacağız ya da tırmandığımız rotadan ineceğiz. İlk seçenek ulaştığı geniş ve ormana kadar inen büyük yamaç nedeniyle cazip ancak kaç kez ve ne kadarlık uzunluklarda ip inişi yapacağımızı kestirememek işin tadını kaçırıyor.

Tırmandığımız rotadan inersek eğer, en azından büyük ölçüde ip üzerinde olacağız ve bu işi bir yandan uzatsa da güvenlik katsayımızı artırıyor. Konuyu hiç uzatmadan, hızlı şekilde karar alıyor ve inişe başlıyoruz. Biz inişe başlar başlamaz, kar yağışı da başlıyor ve hızlanarak devam ediyor. İp inişleri birbirini kovalıyor ve yüzeyin ortasındaki büyük kar alanına ulaştığımızda artık kar yağışı yağmurla da karışıyor ve zaten ağır olan zemin iyiden iyiye berbat hale geliyor. Hiç durmadan inmeye devam ediyoruz ve biz alçaldıkça artık kar yağışından sıyrılıp tamamen yağmura dönen yağış eşliğinde kulvarı sağ salim terk ediyoruz.

 

Thumbnail

İnişten kareler


Thumbnail

İnişten kareler

Orman içindeki yola indiğimizde, Cıngıllıbeşik’i de yoğun bir bulut ve yağış yumağıyla baş başa bırakıyoruz artık. Sarımehmetler’deki kampımıza geri dönerken ıslak kıyafetlerimiz bir nebze kuruyor ve biz tekrar bir arada dağa gideceğimiz günlerin hayalini kurmaya başlıyoruz.

Aynı akşam, Niğde’de Eylem ve Dursun’un yemeğine konuk oluyor, Niğde’deki arkadaşlarımız eşliğinde Dursun’un dünyaca ünlü hamsi tavasını şeker gibi rakıyla birlikte midelere indiriyoruz. Sohbet koyulaşıyor ve yazın tırmanıldığından bile şüpheli olduğumuz bu yüzeyin “ilk kış tırmanışını mı yaptık acaba?” diye düşünüyoruz.

Thumbnail

Topo

Büyük olasılıkla öyle ama bir de Tunç’u (Fındık) arayalım diyoruz. O da onaylıyor.

Bu yüzeyi yazın tırmanmaya kalkışmanın, kaygan çarşaklı zeminler itibariyle en az kış kadar zahmetli olacağını düşünüyorum ancak benim ve tırmanış arkadaşlarımın ortak yorumu, bu rotanın ve alternatif varyantlarının, kulvar tırmanmayı sevenler için, sertleşecek kar yapısıyla özellikle geç bahar/erken yaz döneminde gerçek bir “klasik” olacağı yönünde.


Nurettin Özcan

İletişim:nurettin.ozcan [at] gmail.com

 

 

Deneme

Pazartesi, 07 Şubat 2011 | Haldun Aydıngün

article thumbnail 25 Ocak 2011’de, Gürcistan-Kazbek Dağı, Dragon’s Rocks Rotası Kış Tırmanışı’nda dönüş esnasında kaza geçiren Emre Kuruoğlu’nun ölüm haberi hepimizi çok üzdü. Dağcılıkla uğraşan herhangi bir kişinin başına gelebilecek bu olay hepimizi derin düşüncelere sevk etti. Haldun Aydıngün bu kazanın kendisine hissettirdiklerini ve düşüncelerini kaleme aldı. Bu vesileyle biz de Emre Kuruoğlu’na Allah’tan rahmet, ailesine ve tüm sevenlerine, aslında hepimize, başsağlığı diliyoruz. Bundan sonra bir daha bunu gibi acı bir kazanın yaşanmaması dileğiyle. + devam

Pazartesi, 01 Haziran 2009 | Mümin Karabaş

article thumbnail 16-17 Mayıs tarihlerinde ÇÜDAK VIII. kısa kaya tırmanış yarışması Adana Çukurova Üniversitesi’nde düzenlendi. Yarışmaya emek verenlerden Mümin Karabaş yarışma öncesinde, yarışma sırasında ve sonrasında yaşananları, neler hissettiğini bizlerle paylaşıyor. Yazısının bitiminde yarışma fotoğraflarının yer aldığı bir de albüm sunuyor. + devam

Pazartesi, 23 Şubat 2009 | Ahmet Köksal

article thumbnail Ahmet Köksal’ın Alpin Kulüp Türkiye fikri üzerine daha önce Ytudak E-Posta Listesi'nde de paylaştığı düşüncelerini kişisel izni ile tek bir yazı olarak derleyip sizlere sunuyoruz. + devam

Röportaj

Pazar, 19 Aralık 2010 | Ahu Alanya

article thumbnail Ahu Alanya iki yıldır katıldığı Belçika’daki kısa kaya yarışmalarıyla ilgili izlenimlerini bizlerle paylaşıyor. Üstelik geçtiğimiz yıl 2. bu yıl da 3. olduğu yarışmalarda ülkemizi güzel bir şekilde temsil etmiş bulunuyor. Ayrıca Ahu bu yazıyı Klimzaal Blok tırmanış salonunun sahibi Sepp ile yaptığı bir röportajla da süslüyor. Beğeninize sunuyoruz… + devam

Salı, 27 Temmuz 2010 | Aykut Türem

article thumbnail “Bana göre dağcılık, kurallar ve yasaklarla dolu bir toplum içindeki son büyük maceradır.” Bu sözlerin sahibi, Tirollü (Avusturya) efsane serbest tırmanıcı Heinz Mariacher’le bir röportaj gerçekleştirdik. Özellikle 80’lerde Avrupa serbest tırmanışının sınırlarını ötelemiş, standartlarını belirlemiş bir isim olan Heinz Mariacher usanmadan tüm sorularımızı cevapladı. Kendisine sonsuz teşekkür ediyor ve beğeniyle okumanızı diliyoruz. + devam

Pazartesi, 08 Mart 2010 | Aykut Türem

article thumbnailÜlkemizin sayılı bayan tırmanıcılardan birisi olan Evren Karadağ, geçtiğimiz Kasım ayında Bilecik Pelitözü'nde bulunan X derece zorluğundaki Venom rotasını tırmanarak ülkemizde bir bayan tırmanıcının ulaşabildiği en yüksek zorluk derecesinde çıtayı bir basamak daha öteledi. Bu vesile ile röportaja ikna edebildiğimiz Evren'e sadece Venom'u değil tırmanışla ilgili sormak istediğimiz birçok soruyu yönelttik. Bizi kırmayarak sorularımızı cevapladığı için kendisine teşekkür ediyoruz.   + devam

Cuma, 05 Mart 2010 | SerkanKucuk

article thumbnail2009 Aralık ayında, Antalya, Sivridağ eteklerindeki Sinema Perdesi adı verilen yüzeyde açılan Kozmik isimli rotanın ilk çıkış öyküsünü fotoğraflayan Serkan Küçük’e tırmanıcıları fotoğraflamak üzerine 3 soru sorduk, 3 yanıt aldık. Beğeninize sunuyoruz. + devam

Pazar, 11 Ekim 2009 | Tunç Fındık

article thumbnail Sevgili Tunç Fındık devam eden 14 sekiz binlik projesi ile geçtiğimiz aylarda sonlandırdığı ve malesef olumsuz hava ve kar koşulları yüzünden zirve ile sonuçlanmayan K2, Gasherbrum I-II tırmanışları ile ilgili sorularımızı cevapladı. Kendisine çok teşekkür ediyor ve bu röportajı beğeninize sunuyoruz. + devam

Makaleler

Perşembe, 24 Şubat 2011 | Eren Görenoğlu

article thumbnail Serbest tırmanış kültüründe önemli bir kavram olan red-point tırmanışın stili hakkında fikir edinmemizi sağlayan önemli bir parametredir. Makalenin devamında redpoint'in fikir babası, efsanevi spor ve alpin tırmanıcı ayrıca usta bir matematikçi -Rubik Küpü şampiyonu- olan Albert’ in izlediği yolu ve bir ölçüde gelişen serbest tırmanışın kilometre taşlarını bulacaksınız. + devam

Cumartesi, 03 Temmuz 2010 | Anıl Şarkoğlu

article thumbnail Everest Dağı’na tırmanabilme amacıyla ilk kez ortaya çıkan yüksek dağlarda yapay oksijen kullanımı günümüzde yüksek 8000’liklerde genellikle tercih ediliyor. Anıl Şarkoğlu yüksek dağlarda yapay oksijen kullanımının tarihi, gelişimi ve kullanılan oksijen sistemlerinin çeşitleri üzerine bir makale hazırladı. Ayrıca makalesini bu konuda tecrübeli olan Tunç Fındık ve Serhan Poçan’la yaptığı röportajlar ile zenginleştirdi. Beğeniyle okumanız dileğiyle… + devam

Salı, 18 Mayıs 2010 | Haldun Aydingun

article thumbnail İkisi de elli yaşın üstündeler. İşerini güçlerini bırakıyorlar, yaşadıkları şehirden bin beş yüz kilometre uzağa, Çek Cumhuriyeti'nin başkentine uçuyorlar. Geleneksel Prag maratonunu koşacaklar. 'Yol yorgunuyuz, ertesi gün 42 kilometre koşacağız' demiyorlar ve alışılmadık bir yapay tırmanış duvarının dibinde alıyorlar soluğu.   + devam

Pazar, 09 Mayıs 2010 | Onur Aykaç & Barış Özaydın

article thumbnail Bu yıl 7. si düzenlenen Kaynaklar Kaya Tırmanış Şenliği yine tırmanışa ve eğlenceye doymadı. Doğasıyla, kahvaltısıyla, rotalarıyla, eğlencesi ve konserleriyle katılan herkeste tadı damağında kalmışlık hissi bırakan Kaynaklar Tırmanış Şenliği’ni Onur Aykaç ve Barış Özaydın’ın kaleminden dinliyoruz… + devam

Cuma, 09 Nisan 2010 | Eren Görenoğlu

article thumbnail Tomaz Humar. (18 Şubat 1969-10 Kasım 2009) 1500’den fazla tırmanışı olan ve Altın Kazma ödülü de dâhil sayısız dağcılık ödülünün, birçok önemli çıkışın ve çok önemli solo tırmanışların sahibi Sloven dağcı. Tomaz’ı son solo çıkışı olan Langtang Lirung kuzey yüzünden inerken bir kaza sonrasında kaybettik. Eren Görenoğlu, Tomaz Humar’a, hayatına ve dağcılığına dair hazırladığı makalesini bizlerle paylaşıyor. Keyifle okumanız dileğiyle. + devam