TARİHTE BUGÜN:

 

Nedir bu Grampians ?

Avustralya’nın Bouldering Mekkesi diye geçer rehber kitapta.  Yüzlerce blok, binlerce problem barındırır ve bir o kadarda el değmemişi... Kusursuz kumtaşı, dünyanın başka bir yerinde göremeyeceğiniz ağımsı (örümcek) yapıyı sunar tırmanıcılara. Doğası ve hayvanları film setine çevirir toprağına basar basmaz. Koruma altında olan bu özel park, siz uyurken yemeklerinizi çalacak olan kangurulara, possumlara(keseli sıçan), ejder kertenkelelerine, deve kuşlarına, çılgın kookaburralara (çevirisini size bırakıyorum), dev karıncalara, yüzlerce çeşit papağana, korkutucu büyüklükteki örümcek ve çift başlı yılanlara ev sahipliği yapar. Yorucu tırmanış günlerinin sonunda ise, derin bir sessizlikle beraber sonsuzluğa götüren kıpkırmızı günbatımı...

Peki ya Tarihi...

Doğal güzelliklerin yanı sıra, Aborjinlerin bir dönem başkenti diyebileceğimiz Grampians, dinlenme günlerinde sizlere 30.000 yıllık gizemli kaya çizimlerine dokunma fırsatı da sunmaktadır. Aborjinlerin bu bloklarda tırmanıp tırmanmadığını hiçbir zaman bilemeyeceğiz. Ancak 90’lı yıllara geldiğimizde bölgenin fotoğrafları, Avustralyalı tırmanıcılar sayesinde küçük bir magazinde Klem Loskot'a ulaşır. 1999’da Klem Loskot ve Toni Lamprecht mütevazi bir ekiple uzun bir yolculuğa çıkar ve açtıkları birçok boulder ile bölgenin tüm dünyaya duyulmasında büyük rol oynarlar.

 

Ulaşımı kolay mı ? Ya Mevsim...

Melbourne’e 260km uzaklıkta bulunan Grampians, araçla 3 saatlik bir yolculuk gerektirir. Grampians’ın 167.000 hektarlık bir doğal park olduğunu göz önüne alınca, dağınık olan sektörlere araçsız ulaşım mümkün değildir. Bu nedenle toplu taşıma ile ulaşım tavsiye edilmese de çevre kasabalara Melbourne’den tren ve otobüs mevcuttur. Eğer toplu taşıma ile gitmek isteniyorsa Melbourne’den tren ile Stawell buradan da otobüs ile Halls Gap’a ulaşmak mümkündür. Halls Gap içinde ise yürüme mesafesinde boulderlar bulunmaktadır. Yıl boyu tırmanış yapmak mümkün olsa da Mayıs-Haziran ve Ağustos-Eylül ayları sizlere mükemmel koşulları sunacaktır.

 

Dünyanın bir diğer ucu. Sen ne diye kalkıp gittin?

2015 yılının Aralık ayında çıktığım yolculukta Ukrayna, Kazakistan, Çin ve Malezya’yı gezerek (Evet, Kazakistan dışındaki ülkelerde tırmandım ama onların hikayesi belki başka bir yazıda.) Melbourne’e ulaştım. Beni buralara sürükleyen ilk sebep tabi ki tırmanış ve daha çok boulder yapabilmekti (Bir de hatun meselesi var ama dağları deleni varsa benimki devede kulak.). Ancak bununla beraber içinde bulunduğum işsizlik ve boş bulunmuşluk (Almanya’dan dönmüştüm ve işe girmek, çalışmak istemiyordum. Tabi ki parasızdım.) beni bir nevi buralardan kaçmaya zorladı.  Birçok farklı ülkeyi denemiş olmama rağmen, vize seçeneği ve başvurularda biraz şansımın yaver gitmesi beni buralara getirdi.

Bir sene, dile kolay. Nasıl geçti?

Yerleşmek, bu şehre ve ülkeye alışmak, iş bulmak neredeyse bir ayımı aldı. Artık Grampians birkaç yüz kilometre ötemdeydi. İlk yolculuğumu yapabilmek için bir süre para kazanmam ve araba almam gerekti. Bir sene boyunca klasik düzene alışmış iş, tırmanış ve antrenman arasında gidip gelmiştim. Bu süre boyunca beni ziyarete gelen Erkin, Uğur ve Evren ile Grampians’ta beraber tırmanma fırsatım oldu. Ha bir de annemle :)

 

İlk senem boyunca mutfakta çalıştım. Tamamen şans eseri Avustralya’nın en meşhur şeflerinden birinin yanında günde 15 saat bulaşık yıkayarak başladım işe. Zaten hevesli olduğum bu alanda muhteşem yeteneklerimi keşfetmeleri hiç de geç olmadı. Fiziksel zorluğuna, uzun çalışma saatlerine rağmen gözümü Şef olmak bürümüştü. Kariyer basamaklarını adım adım çıkarken tırmanışım beni pek de tatmin etmiyor, 8A çıkmak dışında yerimde sayıyordum. Şan, şöhret ve para havuzunda boğulmadan kasım ayı başında beklenmedik bir anda çıktım işten. Tabi ki bunda aynı döneme denk gelen, sancılı ayrılığın (ahh sarı ahh) etkisi de büyüktü.

İşten ayrıldıktan ve Melbourne’u terk ettikten 1 ay sonra arınmış ve motive bir şekilde geri dönmüştüm eve. Artık istediğim tek bir şey vardı; bir sene daha kalmak ve sadece tırmanmak, daha zor tırmanmak.

Tamam onu bunu boşver tırmanıştan bahset.

Benim tırmanışım boulder odaklı geçmişti, burnumun dibindeki Taipan wall’u ve ülkedeki diğer egzotik lider tırmanış bölgelerini keşfetmem biraz geç oldu. Kışın çok yağışlı olduğu 1-2 aylık dönem dışında hemen hemen her hafta Grampians’da tırmandım. 

Bölgede ağır negatifler, font sloplu yüzeyler, acılı krimpler, koca koca cepler, high ball sevenlere yüksek bloklar bulmak mümkün. Sektörler, yola hayli yakın olan "Camp Ground" dışında, 20-30 dk. yürüme mesafesinde. Fotoğraflarda sık sık göreceğiniz ağımsı yapılar ise güney Grampians’da. Buraya gitmek biraz zahmetli. Grampians’a ulaştıktan sonra milli parkın içinden güneyine doğru yapacağınız 30-40 dk.’lık bir araba yolculuğunun (Indiana jons şapkanızı, ve dürbününüzü yanınıza almayı unutmayın) ardından 40-50 dk. dik yürüyüşlerle bu sektörlere ulaşılabiliyor. Ne yazık ki bu nedenle buralara gitmek ve giden birilerini bulmak kolay değil. Bir çok kez yalnız gittiğim bu bölgelerde yukarıya pad taşımak ve spotsuz tırmanmak planlama ve efor gerektiriyor. Ayrıca telefon çekmiyor tedbirinizi önceden alın. Hani olur ya bir yılan ısırır, timsah saldırır, ya da padi ıskalarsınız...

Bölge stil ve zorluk olarak her türlü tırmanıcıya hitap edebiliyor. Hemen hemen her sektörde bulacağınız V0,V1,V2,V3 gibi kolay derecelerden, bir çok meşhur tırmanıcının eli değmiş V13,V14 hatta V15 derecelerine boulderlar bulmak mümkün.

Bölge her mevsiminde farklı doğal güzellikleriyle tırmanış imkânı sunuyor. Büyüleyici kayaya sahip olan bu özel bölgede uzunca bir zaman geçirmek, yaşamak benim için büyük bir keyif ve unutulmaz bir deneyimdi.

İkinci senem sadece tırmanış ve spor odaklı geçti. Mutfağa ara vermiştim, zamanımın çoğu tırmanış salonlarında ve staj yaptığım spor salonunda geçiyordu. 2017 Mart ayında biraz lider tırmanabilmek ve biraz da değişiklik için (aslında param bitmişti ve çalışmak istemiyordum, kira vermemek için evden çıktım desem yeridir.)(ha birde ikinci sari vakasi var. nedir bu sarilardan cektigimiz.) arabamı biraz modifiye ederek Blue Mountains’a taşındım.

Blue Mountains’daki Yaşam

Sydney’e 2 saatlik mesafede bulunan bu milli park Grampians kadar meşhur ve ülkenin görülmesi gereken en önemli yerlerinden. Sydney’e trenle (milli parkın içinden ve şirin kasabalardan geçen çok güzel bir yolculuk) 2 saat mesafedeki bu milli park, tren yolu boyunca yeşilliği, ormanı, doğayı ve kayaları bozmayan küçük kasabalarla dolu. Tırmanıcıların yoğunlukla yaşadığı Katoomba ve Blackheat kasabası. Bu kasabalarda her gün tırmanışa giden birilerini bulmak mümkün. Ayrıca bu iki kasabada da tırmanış salonu mevcut.

Belirtmeliyim ki Blue Mountains hayatımda gördüğüm en yaşanılabilir tırmanış bölgesi. Yaz kış aralıksız tırmanış veren, kasabalarda iş, sağlıklı ve huzurlu yaşama imkânı sunan tam bir tırmanış cenneti. Kafa dağıtmak için bir trenle gidebileceğiniz Sydney ya da  yapabileceğiniz farklı  doğa sporları burayı farklı branşlardaki sporcular için de merkez haline getirmiş. Hatta sadece sporcularla kalmamış, ülkenin hatırı sayılır bir çok sanatçısı da bu kasabalarda yasamakta.

Burada bölgenin köklü tırmanıcılarından ve bir dönem Türkiye’de de yaşamış olan Simon Blair ile bol bol tırmanma fırsatım oldu. Bu sayede bölgenin gizli saklı sektörlerini görüp, klasik rotalarında tırmandım.

Kaya sağlam kumtaşı, stili genellikle bol krimpli, teknik ve kilitli uzun rotalar. Sektörlerin hepsi inanılmaz bir doğaya sahip. Buralara ulaşmak için doğayı bozmadan özenle inşa edilmiş patikalar bulunmakta. Bu patikalar aynı zamanda milli parkın içlerine yayılan yürüyüş ve koşu yollarının bir parçası. Şelaleler, kanyonlar ya da ilginç yeşil tüneller ve muhteşem vadiler sektörlere giderken göreceğiniz manzaralar.

Bölgeyle ilgili belirtmek istediğim bir diğer konu ise boltlama. İlk boltlar alışıldığın dışında yüksek. Klipstick ya da sektörlere bırakılmış uzun sopalar yardımıyla ilk klip yapılmadan girmek mümkün değil. Bu sopaları kullanarak klip yapmak için ise basit ama trikli bir düğüm ve teknik var. Bolt araları ulkemizde alışıla geldiği gibi sık değil. Ayrıca rehber kitaplarda rotaların yanında yarasa işaretleri göreceksiniz. Sanmayın ki bu rotalarda yarasa/kus yuvası var. Bu işaret rotaya girebilmeniz için batmaning denilen aksiyonu yapmanız gerektiğini belirten uyarıdır.

 

3.5 aylık Blues döneminde bol bol tırmanıp, sağlam tırmanıcıları izleme fırsatım oldu. Bu dönem boyunca antrenman, tırmanış, okul ve aksam iş(evet sonunda kebapcida calistigim dogrudur) rutinine eklenen birazcık sefil araba hayatı beni psikolojik ve fiziksel olarak yıpratmıştı. Çok sürdüremediğim bu durum, Haziran ayı sonu kısa süreliğine Melbourne’e dönmeme neden oldu. Melbourne sağlık ocağında kısa bir süre tedavi gördükten hemen sonra, yolculuğumun başlangıcı ve son noktası olacak olan Grampians’a taşındım.

Surf mu Tırmanış mı Yoksa ikisi birden mi?

Avustralya iklim olarak sıcak bir ülke. Kışın iç kesimler ve Grampians, Blue Mountains gibi belli dağlık bölgeler dışında çok soğuk olmuyor. Yazları tırmanış ülkemizdeki gibi kısıtlı. Zaten Avustralya insanı da rahata ve keyife düşkün olduğundan, yazın surfden vazgeçmiyor. Burada, "Motorum, kaya tırmanışı ve rakin roll" kafası, yerini  "Vanim(karavan diyeyim), surf ve festivallere" bırakmış.

Blue Mountains’den dönmeden önce on günlük bir kaçamak yaparak Coolum Cave'de (Queensland) tırmanma fırsatım oldu. Burası, Melbourne’den 2.000 ve Sydney’den 1.000 kilometre uzaklıkta ve neredeyse tropikal iklimde bir surf cenneti. Surf tahtasıyla plajdan yürüyüp tırmanışa gelen tipleri görmeniz mümkün. Okyanus manzaralı bu mağara özel bir yapıya ve sarkıt sistemine sahip. Ağır negatifte ters yöne bakan tutamaklar alışılmışın dışında bir teknik ve dizlik gerektiriyor. Öyle ki rotaları dizli ve dizsiz olarak derecelendirmek mümkün. Bir 7a' yi 8a olarak çıkmak iyi mi kötü mü siz karar verin.

Şehir ve Tırmanıcı

Diğer bir yandan ülke köklü bir tırmanış kültürüne sahip. Özellikle geleneksel tırmanış yeni başlayanlar arasında çok yaygın. Spor tırmanış bölgeleri olduğu gibi geleneksel bölgeleri de mevcut. Buna rağmen tırmanış hobi olarak kalmış (kendilerinin deyimi ile). Ülkemizdeki gibi popülasyon son yıllarda hızla artmaya başlamış. Ülkede son iki yılda açılan salonun haddi hesabi yok. Wall Topia'yi arayacak olursanız ve size ileri bir tarih verirlerse muhtemelen nedeni, ekibin Avustralya’da meşgul olmasıdır. 

Bir Sydney kadar olmasa da Melbourne tırmanıcılar için mütevazi ama yeterli tırmanış olanaklarına sahip (2018 de açılan 4 yeni salonla bu değişti tabi ki). Duvarlar gündüz saatlerinde bile kalabalık (benim gittiğim duvar sabah 6.30’da açılıyordu. Evet, 6.30da gidiyordum. Evet, benden başka gelen kırıklarda vardı.). Ancak bu kalabalığı kayada görmek pek mümkün değil. Bu nedenle tırmanış odaklı sefil insanlar bulmak da zor. Bu sebepledir ki bir çok kez Melbourne’den yalnız atımlar yapmam gerekti.

Son.

1.5 ay gibi geçen 1.5 yılın ardından Grampians’ta rüya gibi bir hayata taşınmıştım. Halls Gap kasabasında içinde antrenman duvarı olan mütevazi bir dağ evinde yaşıyor, bu güzel kasabada dolgun maaşlı ve esnek saatli işimde çalışıyor, haftada iki - üç kere tırmanış rehberliği yapıyor, boş zamanlarımda gölde çıplak yüzüp(şaka şaka) Grampians’ın büyülü yokuşlarında kaykayımla piyasa yapıp, muhtarın kızıyla flört ediyordum. 6 ayımı adadığım ve varımı yoğumu koyduğum antrenmanlarım ise sonunda meyvelerini veriyor ve tırmanış adına kıvama geliyordum . Burada tırmanışa gitmek benim için bakkala gitmek gibi bir rutindi. Öyle ki, tırmanış öncesi verandamda yaptığım kahve keyfinde, çikolatamı paylaşmak için düzenli gelen kanguruları bile tanır olmuştum.

Tabi ki, her hikayade oldugu gibi benim hikayemin de bir sonu vardı. Ancak, bu kadar acılı olacağını hiç düşünmemiştim.

 

Yalnız Boulder Yapmak. 

Bir çok kez düşündüm bunu. Telefonun çekmediği, ormanlığın bilmem neresindeki blokların dibinde...

Ya burada başıma bir şey gelirse?

Hatta bir keresinde yine telefonun çekmediği bir noktada sırtımda padlerle yürürken ayağım kaymıştı da derin bir çukura düşmüştüm. Şans eseri sırtımdaki padler kayalara sıkışınca yara almadan kurtulmuştum.O gunden sonra akıl edebilmiştim gideceğim sektörün ismini ve döneceğim yaklaşık saati benim için endişelenebilecek birine mesajla bildirmeyi(tabiki bir süre yaptıktan sonra birakmiştım bu güzel alışkanlığı).

Hep biliyordum riskleri başından beri ama beni cezbeden zaten orada yalnız olmaktı asıl. O kayayla yalnız mücadele etmek, onunla konuşmak ve en sonunda üstüne çıkıp bir başıma gün batımını izlemekti benim için tırmanış. Hep biliyordum riskleri, önceden kabullenmiştim zaten. Derdim daha çok tırmanmak, daha zor tırmanmak ve havalı videolar çekmek değildi bunu yaparken. Zaten kalabalıkta bunlara ulaşmak daha kolaydı ki, çözüm ve spot göz önüne alındığında. Tabi ki risklerimi en aza indirmek benim de önceliğimdi ama bu yüzden boulderciydim ya.

Yalnız tırmanmak, yeterli sayıda olmayan padleri doğru yerleştirmeyi, hamleleri hesaplamayı ve düşüp düşmemen gereken noktaları belirlemeyi gerektirir. Her şey doğru yapıldığında geriye tırmanılan bouldera bağlı riskler kalır. Bazen hiç düşmemen gerekir, bazen de doğru yere düşmen. Ancak her şeyi doğru yapsan bile her zaman risk içerir.

Bazen, tam da kilidin altındaki dikenli tel ve yağsiz kazıktır bir boulderı cazip kılan, padleri arabada bıraktıran:

 

Happy campers v7 - Kemal Sezen Arşivi

 

Belki bir dağa tırmanmak için uçurumun kenarındaki patikadan uçurumu fark etmeden yürümek gibidir bu. Belki de motor sürmek gibi, belki kayıkla denize açılmak gibi. Bu riskleri hep bilir ama  yolumuza devam ederiz.

İşte yalnız tırmanmak benim için tırmanışin kendisi ve gündelik koşturmamın bir parçasıyken kalabalıkta tırmanmak ise hafta sonları yapacağım bir değişiklik, sosyallik ve eğlencedir.

Grampians’da Son gün

Kim bilebilirdi ki Grampians’i Helikopterde terk edeceğimi. Hayır, bari muhtarın kızına alacağım seni diyebileydim gitmeden.

Kalabalık bir günde nasıl yalnız tırmanmayı başardın diye sormayın. Hayır o kadar da anti sosyal değilim, beraber tırmanacak çok güzel arkadaşlarım var. Ancak bir süredir peşimi bırakmayan ufak tefek sakatlıkları düşünerek adam akıllı ısınmak için gruptan ayrılıp farklı bir sektöre yürümüştüm. Sindire sindire ısınacak, arkadaşlarımın yanına dönüp Nalle geldiğinde çarpışacaktım boulderlarda.

20 dakikalık yürüme mesafesinde, ısınma rotalarının olduğu bölgeye vardığımda yanımda bir büyük bir de küçük (sit start) pad bulunuyordu. V3, V4 dereceli iki boulderi tırmandıktan sonra üstünde ileri geri hamle yaparak ısınmaya çalıştığım "Cheerladder" V0 dereceli boulderinin üstüne çıkarken kırıldı tuttuğum koca tutamak plaka halinde. 4 m. yüksekliğinde dengesiz yakalanmıştım. İşte yukarıda yalnız boulder yapmak başlığı altında bahsetmiş olduğum tüm unsurlar yok olmuştu benim için. Kaza böyle oluyormuş demek ki, olasılıklar tutunca...

Kafa üstü düşmüştüm ve düşmeden önce, sol elimi koyabilmiştim anlaşılan. Buradan sonra birkaç saniye dışında hatırladığım pek bir şey yok aslında. Gözümü açtığımda bir şeylerin yolunda gitmediği belliydi. Kıpırdayamıyor güç bela görüyordum. Gökyüzü masmavi ancak üzerim kıpkırmızıydı. Bilincimin açık olduğu bu kısacık sürede anlamıştım olanları. Yapabileceğim bir şey yoktu. Pes etmiştim ve gözlerimi tekrar kapatmadan önce gökyüzünü izlerken gülümsediğimi hatırlarım.

Tahminimizce beni, düştükten 45 dk. sonra, düştüğüm noktadan 20 mt. kadar uzakta buldular. Beni ilk gören Josh, başka bir sektöre gitmek için az uzaktaki patikadan yürürken fark etmiş yerde uzandığımı. Kendisi beni gördükten, helikoptere taşınıncaya kadar geçen 4 saatlik  süreci yönetip bir nevi hayatta kalmamda büyük rol oynamış. Josh için gerçekten  ayrı bir başlık açmak isterdim ama yazı 7 sayfayi geçmis kısa tutacağım. Kendisi 10 yıl önce tırmanırken 20 m. yükseklikten düşüp omurgasını ve iki topuğunu kırmış. Uzun yıllar çok ağır bir tedavi süreci geçirmiş ve 3 yıl once tırmanışa dönebilmiş. Bu süreçte dağda ilk yardım konusunda eğitim alıp Amerika’da ve Avustralya’da Paramedic olarak çalışmaya başlamış. Diyeceğim, çok şanslıydım. Her şey için, tekrar teşekkürler Josh.

 

Bu süreci pek hatırlamıyorum ancak morfin verildikten sonra konuşmaya başladığım, herkese teşekkür etmeye çalıştığım ve hatta o eski yırtık pırtık yeşil tırmanış pantolonumla, en sevdiğim tişörtümü keserlerken karşı çıkıp mücadele ettiğim ve geride kalan herkesin yüzünde ufak da olsa bir tebessüm bıraktığım duyduklarım arasında.

Helikopter yolculuğum 3 saat sürmüştü. Hayatımdaki en acılı yolculuktu. Bu 3 saat boyunca durmayan göz yaslarımın tek nedeni o kadar emeğin  boşa gitmiş olduğunu düşünmüş olmamdı. Geri dönüp tırmanmak istiyordum ve hic şüphesiz bunun için ağlıyordum.

Kraliyet Hastanesi : The Melbourne Royal

Takip eden süreç tahmin edebileceğiniz gibi hiç kolay olmamıştı. Kafa tasımda iki çatlak, bir kırık ve sağ bileğimde parçalı kırıklar mevcuttu. Başımdaki ağrıdan dolayı ilk 3 gün ağrı kesicilerle  sürekli uyutulmuştum. Yine şanslıydım çünkü dünyadaki sayılı travma merkezlerinden birine havadan inmiştim ve bakılabilecek en iyi hastanedeydim. El bileğime yapılabilecek en iyi müdahale iki farklı ameliyatla en iyi doktorlar tarafindan yapılmıştı. Psikolojik destek görmeye bile başlamıştım. Kimsenin duymasını istemememe rağmen yakın arkadaşlarım odamı boş bırakmamıştı. Ağrılar bir yana ilk haftanın sonlarına doğru kendime gelmiş, kazayı ve durumumu kabullenmiştim. Bununla birlikte, yüzümdeki şişliğin, yara ve korkunç ifadenin hızlı iyileşmesi, ayrıca kafama neşterin değmeyeceği haberi beni moral ve motivasyon olarak daha iyi yapmiştı. Bundan sonra tek istediğim ben kapıyı çalana kadar haberleri bile olmayan ailemin yanına dönebilmekti.

Tabi ki tırmanış adına üzüntüm kolay kolay geçmedi. Her ne kadar kabullensem de planlar hedefler ve yapabileceklerim ama yapamadıklarım yer etmişti zihnimde.

5.gün başlamıştım lastikle sağlam kolumu çalıştırmaya, bir de geceleri merdiven inip çıkıyordum spor amaçlı ancak bu hareketler misli misli baş ağrısı olarak geri dönüyordu. En sonunda doktorlar arkadaşlarımı uyarmıştı da zar zor vaz geçirebilmişlerdi beni:

Hastanede geçen 12 günün ardından eve çıkabilmiştim. Bakıma muhtaçtım ve uçağa binemiyordum. Bu arada bizimkilere sürekli yalan söylemem gerekiyordu. Ablam bir ara şüphelenmişti de o yüzden tırmanıyormuş gibi instagramda birkaç fotoğraf paylaşarak inandırmaya çalışmıştım.

Tabiki bu kadar lüks bir hastaneye havadan inmenin ve güzel hasta bakıcılarla vakit geçirmenin bir bedeli olacak. O kısmı hiç kurcalamayın, ben bile hala kurcalamıyorum.

Son Söz

Her ne kadar, yaşanamamışları ve Grampians’daki yarım kalan projeleri geride bırakıp, yaşanmışlıkları bavuluma doldurup, plansız ve zamansız dönmem gerekse de dünyanın öbür ucundaki bu güzel ülkede geçirdiğim bu iki yıl benim için büyük bir deneyim olmuştur. Bu süreçte kazandığım dostlar, tanıdığım arkadaşlar ve tırmandığım rotalar hazinem, doğradığım soğanlar ise bunların bedeli olmuştur.

Belki başka bir macerada görüşmek dileğiyle, kalın sağlıcakla...

 

Notlar:

 

Grampians’a;

Nasıl Gidilir?

Türkiye’den gidecekseniz, Melbourn’e uçmanız ve buradan araç kiralamanız en iyi seçim olacaktır. Sydney, Melbourne 1000 km mesafede ve 12 saatlik sürüş uzaklığındadır (Sydneyi görmeden edemem diyenler için) Melbourne den 3 – 3.5 saatlik yolculukla Grampians’a ulaşabilirsiniz.

Nerede Kalınır?

Avustralya’da minibüste yasamak ve seyahat etmek çok yaygındır. Eğer mümkünse minibüs ya da station wagon(uzun toros) kiralayıp araçta istediğiniz yerde uyuyabilirsiniz.(bknz:gumtree.com.au)

Bush Camp (Sandy)

Sektörlere yakın ücretsiz kamp alanı. Bulması biraz zor fakat dirtbag climber hayatını deneyimlemek ve bush partileri kaçırmak istemiyorsanız doğru adres.

Camp Ground Kamp Alani

Camp Ground Bouldera yürüme mesafesinde olan bu kamp alanı ücretli ve rezervasyon gerektirmektedir. Kış aylarında mecbur kalınırsa fark edilmeden ücretsiz kalmak(bos olduğundan) mümkündür(aslinda ucretsiz degil, odemeniz gerekiyor tabi ama bazen olmuyor işte).

Mt.Zero Log Kabin

Grampians’ın kuzeyinde kalmak istiyorsanız tırmanıcılar için en uygun seçenektir. Tırmanıcı olduğunuzu ve Türkiye’den geldiğinizi söylerseniz Tom ve Jerideki teyzeye benzeyen sahibi, size  indirim yapacaktır. Not: Teyze geceleri biraz urkutucu olup beklenmedik yerlerden çıkabilir ama zararsızdır.

Halls Gap

Halls Gap Grampians’in en turistik kasabasıdır. Konaklama için birçok seçenek mevcuttur. Fiyat performans için Halls Gap Youth Hostel (gerçekten temiz ve sakin), ya da lokal tırmanıcılarla bölgenin bilinmezlerinde kaybolmak için benim yaşamış olduğum ev görünümlü tırmanış salonundan oda kiralamak mümkün olabilir.(benimle iletisime gecin)

Alışveriş?

            Marketler,

Grampians’da büyük market bulunmamaktadır. Halls Gap’de aradığınız hemen hemen her şeyi bulabileceğiniz küçük bir market olsa da alışverişlerinizi buraya 50 km (Melbourne’den gelirken) mesafedeki Ararat Kasabasından yapmanız uygun olacaktır.

           

Dumpster Diving,

Eğer dalış tecrübeniz var ama hayatta kalmak için yeterli paranız yok ise ve sisteme, paraya, tüketime, doğaya verilen zarara yani alayına isyan diyorsaniz 7/24 aksam sekizden sabah 8.30 kadar Aldi Car Park’ta bulunan Aldi Bine bekleriz ;)

Sağlıklı bir şeyler,

Ülkenin en güzel yanı sağlıklı/doğal ürünlere kolay ulaşılabilir olması. Hemen hemen her şehir ve kasabada doğal ürünler satan genellikle Vegan/Vejeteryan marketler mevcut. Bunların vakıf olanlarını bulursanız fiyatlar makul hatta burada param yok derseniz size ramazan paketi bile verirler. Artık, maca  mı alırsiniz, kurtlu armut mu yersınız, chıa seed mi çitlersiniz, kinoa mı ıslatırsınız size kalmış.

 

Uyarılar :

  • Bölge birinci derecede yangın bölgesidir. Kasaba, milli park ve ana yollardaki yangın uyarı tabelalarını, yangın riskine karşı kontrol edin.

  • Havyan çeşitliliği çekici ama bir o kadar da tehlikeli olabilir. Yılan ısırıklarına karşı lütfen acil durum planınızı önceden yapın ve ihbar hatlarının numaralarını telefonunuza kaydedin.

  • Bölge yer yer hayli yüksek boulderlar içermektedir. Yeterince minder ve tırmanıcıyla gittiğinizden emin olun.

  • Telefonun çekmediği bölgelerde acil durum planınızı önceden yapın, ve mutlaka gün sonu sizin için endişelenecek birisinin olduğundan emin olun.

  • Bölgenin derinliklerine dalmadan aracınızın deposunu doldurduğunuzdan emin olun ve yedek lastiğinizi kontrol edin.

  • Kiraladığınız aracın Victoria bölgesinde yol yardim hizmeti alabildiğinden emin olun.

  • Kesinlikle yapacağınız aktiviteyi kapsayacak, özellikle de helikopter ve ambulans hizmetleri içeren, acil durum sigortasını almadan gelmeyin.(ben ettim, sen etme)

 

Öneriler :

  • Eğer Melbourne’de zaman geçirecekseniz bisikletle City Trail, botanik park ve Docklands Kütüphanesini ziyaret edin. Yarra River’da ense yapın.

  • Melbourne Market Lane Coffee, Brother Baba Budan Coffee, Seven Seeds, Patricia Coffee kahve içmeden sakın gelmeyin.

  • Brunswick(hippi, entel, çiçek çocuk semti) ve Fitzroy(Avustralya'dayiz abiii kafasi semti) publarında biralayın ve buralarda sık karşılaşacağınız Op-Shoplara göz atmadan geçmeyin.

  • Tarihi bir yer göreyim diye haritayı elinize alıp dolaşmayın, her şey yeni.

  • Modern mutfakta dünya lideri olan bir ülke. Birazcık paraya kıyarsanız yemek konusunda farklı boyutları keşfedebilirsiniz.

    • Shujinko (Ramenci) : Gelmiş geçmiş en iyi rameni yiyeceğinizi iddia ediyorum.

    • Victoria Night Market : Tüm dünya mutfaklarını festival havasında denemek için her çarşamba akşamı Melbourne merkez cami yanındaki pazar yerinde.

    • Lentils as Anything : Tamam tamam en güzelini sona sakladım. Bağış usulü çalışan sistemleriyle gönlünden ne koparsa ver ama doymadan da gitme ve gel ne olursan ol gel felsefesi benimseyen, bir dönem gönüllü çalıştığım, otantik ortamı, alternatif insanlarıyla Lentilse gidip karnınızı doyurmadan dönmeyin.

    • En iyisi oraya gitmeden bana yazın, sizi sonradan gurme yapacağım.

 

 

 

İletişim:Kemal Sezen

navkemal[at]gmail[nokta]com