TARİHTE BUGÜN:

 

Türkiye’den bu yıl 2-3 Aralık 2017’de ilk kez uluslararası bir boulder yarışması geçti: TED Boulder 3. Daha yarışmaya aylar varken hepimizi heyecanı sarmıştı bile. Rotaları bu sene de yine yabancı bir rota yapıcı yapacakmış, ama Kalin değil. Kim olabilir… Bahisler ortaya atıldı. Instagram’dan olası rota yapıcıların fotoğrafları incelendi, like’lar basıldı. Yarışmanın tüm duyuruları hem Facebook hesabından hem Instagram’dan yapıldı. Her yeni haber paylaşımında üstüne konuşuldu, heyecan daha da arttı. Korku da bir yandan etrafı sardı. Ya o tanıdığımız yabancı iyi tırmanıcılar yarışmayı basarsa ve hiçbir Türk tırmanıcı finale kalamazsa! Ah o zaman çok kötü olurdu. Sevgili sponsorlar bir bir Facebook’tan duyuruldu. Finale kalan arkadaşlar, hele hele ilk üçe yerleşenler anlayacağınız ne kadar güzel hediyeler kazanacağınızı hepimiz haftalar öncesinden biliyorduk ve sizi çok kıskanıyoruz. Tebrikler, bileğinizin hakkıyla kazandınız. E biraz da ayak, karın kası falan… Rota yapıcının Rustam Gelmanov olduğunu duyunca iyice coştuk. Yine yorumlar, tartışmalar gırla gitti. “Rustam acımaz, hepimizi sınavda döker!” Nitekim öyle de oldu :) Yani yarışma daha başlamadan iptal olsaydı bile bize bu kadar heyecan ve coşku yeterdi. Havamız değişti, muhabbetimiz zenginleşti, artık yurt dışındaki bir yarışmadan değil de şuracıkta, Hacıosman’da yapılacak bir yarışmadan bahsediyorduk.

Derken, yarışmaya birkaç gün kala internetten kayıt olmuş katılımcı listesi yayınlandı, o da ne! 200’ün üstünde katılımcı. Türkiye dışında Bulgaristan, Kanada, İsviçre, İran, Ukrayna, Rusya, Amerika, Makedonya, Büyük Britanya, ve Gürcistan’dan yarışmacılar gelecekti. Yarışma sabahı, sabahın köründe yollara düştük. Yine de pek erken çıkamamışız ki kayıt saatinin bitimine doğru (8:30) kayıt kuyruğuna eklendik. Belli ki kalabalık bir yarışma olacaktı. Tırmanış camiasının tanıdık yüzleriyle merhaba’laşıp hal hatır sorarken sıramız geldi, kaydımızı yaptırdık. Bez çantamızın içinde sırt numaramızı, t-shirt’ümüzü ve öğle yemeğimiz olan sandviçimizi aldık. O an Türkiye tırmanış camiasını sevdiğimi, uzun zamandır görmediğim yüzleri görünce mutlu olduğumu anladım. Bizi bir araya getiren çok da fazla etkinlik olmuyor ne yazık ki. Sırf bunun için bile çok önemli bir yeri var böyle etkinliklerin.

Teknik toplantıdan sonra dört ayrı grup şeklinde yarışılacağını öğrendik. Her grubun üç saat vakti vardı. İlk gruptakiler ısınma hazırlıklarına başladılar. Elemeler açık (open) yarışma şeklinde gerçekleşti. Herkes birbirini izleyebiliyor. Kadın ve erkek rotaları birebir aynıydı. Ekstra kadın ayağı, tutamağı falan yoktu. Elinde puan kartın blok blok, rota rota dolaşıyorsun. Kartın ütünde ismin ve sırt numaran yazıyor. Kartını o bloktan sorumlu hakemin eline veriyorsun. O da elindeki onlarca kartın en altına seni sıraya koyuyor. Sıran geldiğinde niyet ettiğin rotayı deniyorsun. Hakem seni takip ediyor. Durumuna göre kartına deneme sayını ve çıkıp çıkmadığını not ediyor. Hakem sayısı gayet iyi ayarlanmış ve yeterliydi. Hakemler görevlerini iyi bir şekilde yerine getirdiler, ve yarışmaya emek veren herkes gibi çok yoruldular. Ortam sakindi, gerginlik olmadı ve herhangi bir karışıklık çıkmadı. Bu kadar kalabalığa rağmen su gibi akan bir yarışma oldu. Her blokta aynı anda sadece bir yarışmacının rota deneyebiliyor olması da karışıklığı önleyen bir yöntem olmuş. Çıkabildiğin kadar çok ve yüksek puanlı rota çıkmaya ve maksimum puanı toplamaya çalışıyorsun. Puanlara göre sıralama yapılıyor ve ilk altıya girenler de finale kalmış oluyor.

Ben ortamı dikkatle inceledim. Sonuçta uluslararası bir yarışma, insanlar gergin mi, havada bir rekabet kokusu var mı diye. Ne gezer! Tabii ki herkes rotalarda ruhunu teslim etti, var gücüyle denedi, zorladı, kendi performansının en iyisini gösterdi. Ama bir yandan da TED Boulder Cup’ın eski havası hiç değişmemişti. Açık yarışmaların kaderi bu sanırım. Samimiyet, dostluk ve eğlence esas. Yarışma ikinci planda :) Goygoyu fazla antrenman günü gibi yarışma. Herkes birbirine “Hadi yaparsın! Ayağını şuraya koy! Sağdaki ayağı unutma!” diyor. Sanki desteklediği kişi o rotayı çıkınca kendisi elenmeyecek gibi bir de rotayı bitirirse “Bravo be!” çekiyor. Bu bahsettiklerim seyirci değil, yarışmacı. Gelen yabancı tırmanıcıları da yuttuk, aramıza kattık resmen. Onlar da bu hoş, esprili ve samimi havadan epey etkilendiler sanırım. Hepsiyle konuşma fırsatım olmadı tabii ki ama kapı komşumuz İranlı arkadaşlar çok mutluydular burada olmaktan. İşte güzel olan da bu! İyi vakit geçirmek. İlk veya son gruba düşen yarışmacılar (benim gibi :)) hallerinden şikayetçi olmuş olabilirler. Ama birilerinin de bu gruplarda yarışması gerekiyordu ve şanslı kişiler bizdik. Ben de başta son grupta olduğum için dezavantajlı olduğumu düşündüm, çünkü sabahın erken saatinde uykusuz bir halde gelmiştim ve akşam 19:00’a kadar orada bekledim, iyice yoruldum. Lakin bizim etap benim için düşündüğümün aksine güzel geçti. Dördüncü grubun enerjisi mi çok yüksekti (Sevgili Nil’in babası İsmail :), Antalya ekibi, yasal sınırlar içinde yardımda sınır tanımayan hakemler, ve diğer yüksek enerjili yarışmacılar), yoksa Rauf ve Duygu’yla baştan anlaşıp aynı rotalarda gezindiğimiz için bana mı öyle geldi bilmiyorum, acayip iyi vakit geçirdim. Üstüne üstlük bu güzel havanın etkisiyle de kendimce çok iyi performans gösterdim, yorgunluk falan hikaye oldu uçtu.

Sonuçlar açıklanınca iş Duygu’nun deyimiyle bakkal hesabına kaldı. “Şu kadar daha rota çıksaydım finaldeydim.” Finale kalamayan arkadaşlar, hangimiz yapmadık ki bu hesapları! :) Ortada bir gerçek vardı ki o da şu: Her şey iyi hoş giderken, birden finale kalan yarışmacılarla aramızda bir uçurum belirdi. Onlar ertesi gün tekrar yarışacaklardı, hem de final rotalarında. Biz ise artık sadece seyirciydik.

Seyircilik görev bilinciyle ertesi gün, 13:00’teki finallere yarım saat kala hatta daha erken gelip seyirci bölgesinin en güzel yerinden, en önden yerimizi kaptık. Kadın finalistlerin isimleri şöyleydi: Nitsa Tvauri (Gürcistan), Petya Garbova (Bulgaristan), Begüm Işık (Türkiye), Lara Özak (Türkiye), Buket Akça (Türkiye) ve Berra Zeynep Dodurka (Türkiye). Bana göre kadın finalleri finalistlerin seviyesine göre biraz zor olmuştu. Nereden mi çıkarıyorum? Hiçbir kadın yarışmacı hiçbir final rotasında top alamadı. Sıralama bonus puanlarıyla belirlendi (1. Petya, 2. Nitsa, 3. Lara). Yine de kadın rotalarını seyretmek çok güzeldi. Ellerim terliyordu demek isterdim ama ne yazık ki terlemiyordu. Rotalar o kadar zor görünüyordu ki rotanın üstünde hareket ettiğimi hayal etmek bir yana rotaların girişlerinden düşeceğime emindim. İçimden “İyi ki finale kalmamışım!” diye bile geçirdim :) Tezahüratlar yerindeydi, her ilerlemede seyirci coştu. Bağırmaktan sesim kısıldı. Bir itirafım var: Nedense kadın yarışmacıları desteklemek daha çok içimden geliyor.

Kadın finallerinden sonra salonu boşaltıp yemek yemeye gittik. Baklavayı da ihmal etmemişler. Erkek final rotaları hazırlanırken dışarıdaki alanda yemek, sohbet, muhabbet. Hazır yemek demişken, iki gün bedava kahvemiz, makarnamız, çayımız, ve tahin helvamız sponsorlardan geldi. Saat partiye yaklaşınca gelenlerin sayısı da arttı tabii. Muhtemelen erkek finallerini izleyip sonra da partiye kalırız mantığı hakimdi. Daha çok tanıdık yüz. İşin eğlencesi giderek artıyordu.

Erkek finallerini izlemek için de en önde yerimizi aldık. Erkek finalistler şu şekildeydi: Sergii Topishko (Ukrayna), Alexey Samus (Ukrayna), Khosro Hashemzadeh (İran), Kalin Garbov (Bulgaristan), Uğur İlerigelen(Türkiye), Önder Bingöl(Türkiye). İlk rotayı tüm finalistler rahatlıkla yaptılar. Heyecan arttı. Demek ki erkek rotaları daha çok top görecekti! Alkışlar, tezahüratlar o biçim. Heyecanın artmasında haklılık payı varmış, seyir gerçekten çok güzel oldu. Birinciliği Sergii kaptı. 2. Khosro, 3. Alexey.

İtiraz süresinden sonra sonuçlar açıklandı. Ödüller takdim edildi. Plaketler verildi. Konuşmalar yapıldı. Tabii ki bu güzel ortamın oluşmasını bu anların yaşanmasını sağlayan en büyük kalem TED Kulübü ve gizli kahramanları. Ayrıca, Rustam’ın rota yapıcı olarak Türkiye’ye gelmesine ön ayak olan Red Bull Türkiye'ye ayrıca teşekkür etmek gerekli. Türkiye Dağcılık Federasyonu ise aslında özel bir yarışma olmasına rağmen (TED Bouldercup 3, TDF'nin resmi yarışması değildi) bu yarışmaya elementler ve hakem desteği sağlayarak büyük bir katkıda bulundu. Yeni Türkiye Dağcılık Federasyonu yönetimini bu gibi tırmanış camiasını kucaklayan ve tırmanışı destekleyen katkılarından dolayı ayrıca tebrik ediyoruz. Kahvemizi eksik etmeyen Cafe Vergnano ne desek az. Çayımızı sadece Cumartesi günü sağlayan Çaykur, Pazar günü de yolunuzu gözledik. Helva sponsorumuz Helvacık, nasıl iyi gitti o helvacıklar şekerimizin düştüğü yerde bir bilseniz. Yarışmanın ana sponsoru Kale, diğer önemli sponsorlar ise afişte yer aldıkları sıra ile Evolo, Kar Spor, Aladağlar Camping Bungalov, Dağevi, Singing Rock, 2AS, DaghDash, Decathlon, K2 Outdoor ve Bosh imiş. Sevgili sponsorlar, bütün bu yarışmalar sizin destekleriniz ile var, sağ olun, var olun.

Yarışmanın en sevdiğim yanı kazasız belasız geçmiş olması. Ciddi bir kaza yaşanmadı. Güvenlik iyi sağlanmıştı ve yarışmacılar da bilinçli bir şekilde yarıştılar. Kendilerini oraya buraya atıp sakatlanmadılar :) Bravo bize!

Veee partiiiii! Partimiz iki kısımdan oluştu. Önce herkes sırasına girip biralarını aldı. Sonra birinci grup içerde kalıp dans etmeyi tercih ederken, ikinci grup dışarıda elde bira sakin sakin sohbet etmeyi seçti. Ben sadece içerdeki kısmı biliyorum. Çok eğlenceliydi! Arada hava almak için dışarı çıktığımda dışarıdaki sakin, huzurlu ve hareketsiz atmosferi beğenmeyip tekrar içeri kaçtım. Parti dediğin hareketli olmalı! Çok eğlendik ve tadında da bıraktık. 10-11 gibi müzik kısıldı ve sessizce mekanı boşalttık.

Bir TED Boulder Cup’ın daha sonunu gördük. Ne güzel oldu, dolu dolu tırmandık, iyi vakit geçirdik, umarım seneye daha sıkı tırmanırız, daha çok eğleniriz. Emeği geçen herkes (Uğur, Evren, Rustam, …. seyircilerin arasından yere bırakılmış boş içecek kutularını toplayan ve etrafın temiz kalmasını sağlayan Yeter abla da dahil), hepinize çok teşekkürler. Çok iyi vakit geçirdik. Kendi samimi havamızda ve sıcaklığımızda uluslararası bir yarışmanın tadına baktık. Rotalarda kendimizi harap ettik, izledik, birbirimizi uzun zaman sonra yeniden gördük, aramıza yabancı tırmanıcılar katıldı, hep beraber yedik, içtik, eğlendik. Ve her şeyden önemlisi bu uluslararası anlamda Türkiye için bir ilkti. Her zaman gelişerek ilerleyeceğinize ve her sene daha da iyi işler çıkaracağınıza eminim. Kim bilir seneye TED Boulder Cup daha da duyulup popüler olunca kimler kimler yarışmaya gelecek. Arkadaşlar seneye kadar sıkı çalışın, sonra finale kalamama korkusu yaşamayın!

Yazan: Pınar Kavak

İletişim: pinarkavak et gmail nokta com 

Albüm: 

Not: Aşağıdaki albümde yayınlanan tüm fotoğraflar Güray Ekici arşivinden alınmıştır. Kendisine ayrıca teşekkür ederiz.