TARİHTE BUGÜN:

HEM SUÇLU, HEM GÜÇLÜ!

İçişleri Departmanı - Cape Town - Güney Afrika

Polis: Yedi gün içinde Afrika’dan çıkmak zorundasınız!
Evren: Fakat biz iki buçuk ay kalmak istiyoruz ve henüz buraya geleli üç hafta oldu.
Polis: Kanunlar kesin, başvuru için geç kaldığınız için bir hafta sonra, yani birinci ayın sonunda ülkeyi terk etmek zorundasınız. Yoksa kaçak durumuna geçersiniz!
Evren: Ya sınır komşulardan birine giriş yapıp geri dönersek? Bir yol, bir inisiyatif yok mu?
Polis: Kanunlar değişti. İsterseniz kendi ülkenize girip tekrar geri dönün, fark etmez. Bir hafta içinde ülkeyi terk etmek zorundasınız...
Camps Bay’de devasa okyanusun kıyısında içip, uzaklara daha da uzaklara dalıyoruz, üzgünüz, karamsarız, karışık duygularla boğuşuyoruz... Okyanus karşısında nasıl her şey küçülür ve değerini kaybederse bizim için de her şey ağırlığını ve önemini yitirmeye başlıyor... Evren’le göz göze geliyoruz. Tereddütsüz aynı yolu seçiyoruz: kalmak, maceraya ve seçtiğimiz hayata özgürce devam etmek...

Projemi tamamlamadan beni kimse buradan atamaz! Rocklands’e geri döneceğiz ve on beş günlük alış veriş yapacağız. Kasabaya gitmeden karavan ve tırmanış bölgelerinde yaşayacağız. Hedeflediğim rotayı deneyene kadar riski en aza indirmemiz lazım. Büyük bir alış veriş yapıyoruz, öyle ki karavanın her bir dolabını, çekmecesini dolduracak cinsten... Her şey var; balık ve fasulye konserveleri, et, bolca sebze ve uzun, sessiz kış gecelerine ilaç Afrika şarabı...

Hazırım!

Gerisi benim işim. Denemek, savaşmak. Kazandığın her şeyi sonuna kadar insafsızca harcamak. Bir adak sunar gibi kutsal dağlara, bu rotanın ayaklarına sermek kazandığım tüm maharetleri... Kolay olmayacak o kesin. Ama çok uzun, çok zorlu yollardan geldim... İstanbul (iki ay önce) Kafeste tutulan evcilleştirilmiş yabani bir hayvan gibi yaşamaya çalışıyorum... Fasit daire... Foucault sarkacı gibi İnsan yaşamının dünya üzerinde bıraktığı izler de hep aynı değil mi? Evimden tırmanış yaptığım TED Kulübüne uzanan 50 kilometrelik tehlikelerle, stresle dolu yolculuk, kaos... Kendimi antrenmanlara veriyorum, en ince detayları bile çalışmam gerek.

Tabiat ananın bana sunduğu ne kadar nimet varsa bu loş ve köhne salonda ezmeliyim. Ta ki eve dönmeye enerjim kalmayana dek... İşte antrenmanlar ve hazırlıklar böyle geçiyor. Bafa’da çıktığım bazı rotaların fısıldamasıyla tempom iyice yükseldi. Salondaki tırmanışlar genellikle yorgunluğa karşı tırmanışa devam etmekle, sakatlık sınırında sonlanıyor. Bir kalori kalmamalı damarlarımda, yoksa geceler bitmez... Parmaklar, kollar, omuzlar ve vücut, karın ve tabii ki bacaklar. Hepsinin ayrı amaçları var bir rotayı çıkarken. Bu yüzden hepsi de kendi amaçlarına uygun çalışma yapmalı. Kimi zaman münferit, kimi zaman da takım çalışması yapmalılar. Ve bu ahenk tam anlamıyla kusursuz olmalı. Tıpkı başarılı bir tırmanış için gereken, dizilmiş hamlelerin teknik olarak uygulanması gibi. Rota zorlaştıkça hata toleransınız da küçülür. Yani tekniği daha akıcı, daha iyi uygulamanız gerekir.

Ev - İstanbul

Finger board antrenmanını bugün 06.30’da yapacağım. Bu benim için umulmadık zamanlarda gelen yük ve streslerle başa çıkmanın önemli bir yolu. Tüm benliğimle hazır olmalıyım tırmanışa. Darbeye dayanıklı bir vücudun yanı sıra, metanetli bir psikolojiye sahip olmam gerekir. Çünkü rotalar bizi bekleyen meyveler gibi değildir ve onları dalından koparır gibi kolayca koparamayız. Rota, geçmişinize tutulan ayna gibidir. Tırmanışa dair görüntü ne kadar derinlere gidiyorsa, o kadar zorlu hatları deneyebilir, tırmanışı hücrelerinize hapsedebilirsiniz...

Mooiste Meisie (8B) – Rocklands – Güney Afrika

İlk deneme: Uğruna bu kadar yol geldiğim proje rota bu kadar mı acımasız? Böylesine geniş ve bir o kadar da eğimli tutamaklarda durabilmek imkânsız! Üzerinde hiçbir şey istemeyen nadide bir heykel sanki! Deniyorum, duvarın kenarına ayak takmam(toe hook) gerekiyor ama mesafe oldukça uzak. Buna nasıl adapte olabilirim? Oysa Bouldering tırmanmaktan çok adaptasyon özelliği içermiyor mu? Kayaların formunu alamazsan, ona insanoğlunun zayıf bedenini mi empoze etmeye çalışacaksın? Şunu kabul ederek başlamalıyım: gerçek doğada sen bir hiçsin! Evinden uzaklaştıkça konforun, ellerinle ürettiğin şehirlerin, burada sana hiçbir şey katmıyor. Hatta tam tersine, ormanın ortasına düşmüş bir çocuk gibi korumasız ve aciz kaldığını hissediyorsun. Sıfırdan başlıyorum, bilmeyişin verdiği huzur ve cesaretle ve her zaman biraz çocukça... Daha iyi bir deneme, bir tutamağı daha tutabiliyorum biraz sert, biraz titrek ama olsun... Bu bir ışık belki, yanık ağaç dallarının arasından rotaya düşen... Her yolculuk için ihtiyacımız olan umut, motivasyon, yaşamın kaynağı: her seferinde başladığın noktaya dönmek ama başka biri olarak... Ve yola öylece devam etmek, daha büyük bir umut ve motivasyonla... Gerçekten yardıma ihtiyacım var, içimde boy ölçüşmekte zorluk çektiğim gel gitler var. Evren, kesin bir yargıyla devam etmem gerektiğini söylüyor, beni motive ediyor. Rotayı bitirebileceğimi söylüyor. Ansızın gelen bir ilham gibi siliyor tüm olumsuzlukları, kaygıları.

Birkaç gün daha deniyorum, görenler ilk denememi hayal bile edemez! Hamleler akıcı, zamanlama tam. Teknik iyice oturdu. Ellerim, tutamaklardayken ayaklarımı duvarın kenarına takarak ilerliyorum. Kilit hamle öncesi vücut neredeyse yere paralel oluyor.

O gün...

Bugün akşamüzeri bir iki deneme yapacağım sadece. İyice ısındıktan sonra rotanın dibine geliyorum. Vücudum dinlenik, heyecanlı ve hazır. Her şeyden önemlisi tırmanış için inanılmaz istekli. Genelde bu isteği hissettiğimde yaptığım tırmanışlar ruhuma huzur getiriyor. Bu özel günleri yaşamak bile, şükran duymam için yeter...

İlk denemem çok hızlı gerçekleşiyor başından kilide kadar gidiyorum, kilit hamleyi deniyorum ve düşüyorum. İnanılmaz bir heyecan var ama stres iyice azaldı. Çünkü aklımın bir yerinde Beckett’in unutulmaz cümlesini tazeliyorum: ‘Hep denedin, hep yenildin, gene dene gene yenil daha iyi yenil...’

İyice dinleniyorum, uzun bir ara vermeliyim. Evren’le kritik yaparak kahve içiyoruz. Tırmanış, sadece ‘tırmanmak’ eylemi değildir. O anı partnerinle birlikte ve tırmanışla yaşamaktır. Buna çoğu zaman yemek ve içmek de eşlik eder.

Tekrar deniyorum, hiç de kusursuz bir deneme değil. Ama tolerans eşiğim iyice yükselmiş, devam ediyorum. Kilide geliyorum, heyecan parmaklarımdan taşacak ama kontrol hala bende. Demek ki hazırım! Kilit hamleyi sıkı bir şekilde yapıyorum ve yukarıdaki tutamağı tutuyorum. Hala bitmedi. Tutamaklar o kadar eğimli ki, sıkıştırma ve kasılmayı ihmal edersem aşağı kayabilirim. İşte bunu yapabilmek için en küçük motor nöronlara bile ihtiyacım var. İnsan beyini, uzandığı koltuktan kalkıp; büyük bir yük olan bedenini, bir kayanın üzerinde, bir tutamağı tutabilmek için milyonlarca kas lifini aynı şekilde kasılmaya zorlamak istemez! Ama bu asi sinir sistemi çok uzun sürede tedavi gördü, yani antrene edildi!

Çentikli, görece daha iyi tutamağa erişiyorum. Sonra en sağdaki bitiş tutamağı geliyor ve oradayım, rotanın top’ında. Evren’in çığlıklarını duyuyorum ve ben de sevinçten bağırıyorum.

Bu, hayatımda çıktığım en zor rota. Uğruna en çok mesai harcadığım, aylar öncesinden planlar yaptığım, neredeyse tüm sosyal hayatımı kurban verdiğim rota... Mooiste Meisie.

Evren’le tarifsiz bir sevinci, olağan dışı bir gerçeği paylaşıyoruz. Bu, hayatımızı zenginleştiriyor, daha ne isteyeyim...

Evden binlerce kilometre uzakta, çok yabancı bir coğrafyadayım. Kaçağım ama korkmuyorum.

İşte tırmanış budur: Her türlü fiziksel hazırlık yapabilirsiniz. Çok güçlü ve çok keskin gelmiş olabilirsiniz. Ama hiçbir zaman doğada veya başka bölgelerde sizi neyin beklediğini bilemezsiniz. Tırmanış bölgesi izole salonlar gibi hazır, eksiksiz ve sizi bekliyor değildir. Aksine her zaman sizin, hava durumuna(yağış, sıcak) ve rotanın şartlarına(ıslaklık, sıcak) göre hareket etmeniz gerekir. İşte bu yüzden bir tırmanıcı kendi adına güzel bir tırmanış yapmışsa doğaya şükran, saygı ve sevgi duymalıdır.

Tırmanmama izin verdiğin için sana şükrediyorum...

Not: Etkinliğin sponsoru Red Bull'a teşekkürü bir borç bilirim.