TARİHTE BUGÜN:

Gündüz arabayla yola düşüp akşam yemeğinde Aladağlarda olmak nasıl da suya düştü. On beş yaşındaki özel arabam arıza verince sefaletin ortasına düştüm; Gebze Oto Sanayi! Yapma!

Oysa ki uzun yolda dinlemek için harika bir müzik aranjmanı yapmıştım flaş belleğe; altta araba(m) burjuva gibi koltuğa kurulup cayır cayır müzikle ilk defa akacaktım Ala’ya.

Tamirciye teslim edip malı, Gebze’nin sokaklarında geçmişte yaşadıklarımla(macera, flört, politik mücadele vs) baş başa turlamaya başladım. Sokaklar, insanlar, değişen(yirmi beş yıl öncesi) Gebze. Fakir insanların, yüz binlerin göçü ne hale getirmiş bu küçük, uzak yerleşimi.

Acıkmıştım. Daldığım lokantada ucuz bir lahmacun servisiyle burjuva özentisi düşlerle çıktığım yolculuk adeta sonlandı.

Geçmiş yıllarda tırmanış ve gençlik ateşiyle neredeyse onlarca kez gittiğim Niğde yolu, otobüslerde içilen sınırsız cigarayla cehenneme dönüyordu. Magandalar gece ve sabahın kör saatlerinde molada ölümüne sigara içip ardından otobüse biner binmez gene tellendirirlerdi cuvaralarını. Daima! Cam açmaya kalktığımızda: “Çocuk üşüyor gardaş”.

Niğde Seyahat’ten inerdik ve üzerimize katran gibi yapışan/sinen dumanla adeta hayvana dönmüş olurduk. Tırmandığımız duvarlarda bile bunun etkisi sürerdi. Çoğu kez Emre(Altoparlak) ve Batur(Kürüz)’le üç günlük “sorti”lerle gittiğimiz bu faaliyetler bizi hep duman ederdi. Otobüsten, arabadan in, duvarın dibine git, ölümüne tırman, dön!

Neyse ki araba tamir edildi ve durmadan araba kullanarak, on saat sonra sabahın iki buçuğunda orada, Çukurbağ’da Pilot Kamping’de oldum. Rafu (Rauf Osman Pınarbaşı) ve Tunç (Fındık) oradaydı, beni bekliyorlardı. Beraber tırmanıp, önümüzdeki projeye hazırlanacaktık.

Ertesi gün kalktık, ben uykusuz perişan, Tunçlar da önceki faaliyetten yorgun, Meteoroloji yağış veriyordu, yapacağımız tırmanışı açık/güneşli bir havada yapmak adına Cımbar’a patladık, kaya tırmanışına.

Tunç ve Rafu önde Cımbar Kanyonu’nda çok ip boylu yeni rota avı başlamıştı. Ben arkada adeta sürükleniyordum. Kaslarımı dinlendirdiğim on altı günlük sezon finalinin(!) ve yol macerasının üzerine buradaydım, tırmanacak dermanım pek yoktu.

“Yeni rota kolay olsun gardaşlar!”
Tüm duvarları alttan keşfedip, tırmanmadan geri dönüşe başladık. Benim kestiğim bir iki rota oldu ama işim bitikti; antrenmana kolay tırmanışla başlamam lazım. Bir-iki ip boyu tırmanalım! Bu da suya düştü ve soluğu “Çatal”da Fransız rotalarının dibinde aldık. Boulder daima kurtarıcıdır. Günü Çamardı’nda Gözde Lahmacun’da noktaladık, yağ diyetiyle!

Dağda hedef ne olmalıydı?

Üç kişilik yeni ekibimiz orta düzey bir çıkışla faaliyeti parlatmalıydı; öneri benden geldi: Sulağankaya Batı yüzündeki mevcut tek rota “Şeytan Merdiveni” solunda yıllardır gözüme çarpan diğer rampalardan herhangi biri.

Düzeneği geceden hazırladık ve ertesi gün sırtta yük önce Sarı Memetler sonra Akşampınarı’nı geçerek Valikonağı’na kamp attık; su oradaydı ve burası rotamıza olabildiğine yakındı.

Vay be: “Bacaklar bitti Doğan!”. Yüksüz yaptığım hızlı atlet koşuları pek de işe yaramamış, hamallığın antrenmanı hamallık olmalı anlaşılan. Neyse ki ertesi gün yükümüz hafifti; üç kişi toparlıyor yoldaş.

İki kişilik tünel çadırımızda kusursuz uykuyu ben çekmiştim; rota dibinde ipe bağlanıp ilk fişeği ben sıktım. Muhtemel yeni rotamızda giriş ip boyu berbat ve vahşi çürük gözüküyordu. Bu nasıl deneyim!

Neyse ki adım adım/step by step; bacaklarla hidrolik yaparak yükseldim bu altmış metreyi. Devamı ikinci ip boyu da böyle geçti. Fakat arada gördüğüm, kayalara takılmış, bir yerlerden buralara sürüklenip geldiğini düşündüren eski püskü bu perlon da ne? Hmm… Yeni rotamız daha önce tüketilmiş mi yoksa? Kriminal araştırmamız rota bitene kadar sürdü; başka bir suç delili yoktu! Kim bilir?

Üç tam ip boyunun ardından(V-, V- ve IV+) eksik tırmanışı içeren son ip boyunu “free” tamamlayıp sırtı bulduk. Sonrası sırt ve kılçıklarda hafif tırmanış, derya deniz çarşak… Ve zirve! 1998’de yeni rotayla (Kuzey Batı Sırtı, solo) bu zirveye ulaştığım günden bu güne, ikinci oldu benim için. Aladağlarımızın Güney sınırı, Adana ve Kayseri’ye uzanan ıssız vadiler. Yürüklerin uzaktaki çadırları Vay Vay Torasan silsilesi, dağlar… Başarı, mutluluk… Ne duruyorsun?

Not: Çukurbağ’da konaklamamıza destek olan, bizi ağırlayan arkadaşım Serdar Ayrılmaz ve Utku Ayrılmaz‘a/ Pilot Kamping çok teşekkür ederim.