TARİHTE BUGÜN:

Büyük Demirkazık Kuzey Duvarının 2. kış çıkışı 13-15 Mart 2010 tarihlerinde Aykut Türem ve Mustafa Yeşildal tarafından gerçekleştirildi. Bu tırmanışın hikayesini Mustafa Yeşildal'ın kaleminden yayınlıyoruz.

Kış Çıkışının Altyapısının Oluşumu

Ekim 2001 ayında üniversite kulübünde dağcılığa yeni başlamış, ikinci yılımızı henüz doldurmuştuk. Partnerlerim Özgür Gül, Aykut Türem ile klasik rotadan aynı gün içinde Büyük ve Küçük Demirkazık zirvelerine ulaşmayı hedeflemiştik. Kuzey duvarını, altından ilk gördüğüm faaliyet buydu: “Koccaman” bir duvar. Bu duvar geometrik güzelliği ve azameti ile içimizde bir ukde olmuştu. Kayada derecelerimiz ilerledikçe planlarımız arasında duvar adı geçer oldu. Nihayet 2003 yazında Aykut ile rotayı denemek istedik. Ancak bizden birkaç gün önce Kürşat Avcı rotada kaza geçirip hayatını kaybedince tırmanışı eylüle erteledik. Bu erteleme yağış sebebiyle o sezon rotayı çıkmamıza engel olacaktı. 2004 yazında emelimize ulaştık ve duvarın yaz çıkışını gerçekleştirdik.

Askerden geç dönmüş iki vatandaş olarak 2005 yazını kaçırdığımızı düşünüyorduk. İşsiz güçsüz halde haftada 2-3 koşuyor ve bol bol antrenman yapıyorduk. Ekim ayında güzel bir hava aralığı yakaladık ve Demirkazık Doğu duvarının çıkışını denemeye karar verdik. 9 Ekim günü liderin de çanta taşıdığı yeni stratejimizle zirveye ulaştık ve zirvede geceledik.

Sonraki yıllarda kötü havada Mont Blanc çıkışı, Dolomitlerde gerçekleştirdiğimiz ıslak veya karlı yüzlerdeki geç mevsim tırmanışları, kötü havalarda yapılan ip inişleri, erken mevsim Aladağ faaliyetleri, zorunlu bivaklar, Ballıkayalar’da yapılan kazma ve kramponlu tırmanış antrenmanları sanırım zihnen bizi teknik bir kış tırmanışına hazırlamıştı.

Ocak 2010’da Aykut ağzından baklayı çıkardı. “Demirkazık Kuzey Kış?”
Tereddüt etmedim cevaplarken : “Olur!”

Hazırlıklar ve Ulaşım

Bu karar üzerine, Aralıkta başladığımız antrenman tempomuzu arttırmaya başladık. Haftada en az 3 gün koşuyor iki gün de yapay tırmanış salonlarında tırmalayarak kendimize gelmeye çalışıyorduk. Özellikle Pazar günleri sabah Belgrad Ormanında 12 km koşup öğleden sonrada salonda tırmanmak haftada 5 gün 45-50 saat masabaşında çalışan bünyemizi başlarda yoruyordu.

Şubat ayı sonlarına doğru kendimizce bir tırmanış stratejisi planladık ve bu stratejiye göre eksik malzemeleri tamamlamaya başladık: İnce balaklavalar, tırmanırken kullanılabilecek eldivenler, duvarda kar eritebileceğimiz performanslı bir ocak vs vs...

Duvarın altına tam yükle kış koşullarında ulaşabilmek, telefonun çekmediği bir acil durumda dünyaya iletişimimizi telsizle sağlamak için desteğe ihtiyacımız vardı. Kulüpten iki arkadaştan bu tırmanışta alt ekip olmaları için söz aldık.

Günler günleri kovaladı. Havayı takip ediyorduk. Martın ikinci veya ücüncü haftası uygun havaya göre hareket edecektik. 9 Mart Salı günü Çukurbağ köyünden Salim Ağabeyle telefonda görüştüğümüzde 5-6 gündür yağış olmadığını öğrendik. Sonraki günler için de hava yumuşak ve yağışsız gözüküyordu. Ani bir kararla Perşembe akşamı yola çıkmaya karar verdik. Ancak alt ekibimizden bir kişi hastalık diğeri ise kişisel sebeplerle bize katılamıyorlardı. Hızlı bir telefon trafiği ile Seçuk Demren ve Alican Yalçın alt ekibimiz olarak belirlendi.

Otobüs biletleri ayarlandı. 11 Mart Perşembe akşamı yola çıktık. Cuma sabahı Niğde’den alışverişimizi yapıp, Çamardı minibüsüyle Demirkazık Sapağına vardık. Burada Salim Ağabey bizi karşıladı. Demirkazık Dağevi bahçesinde son hazırlıklarımızı yapıp aşağıda bırakacağımız malzemeyi ayırdık. Bu malzemeyi Salim Ağabeye emanet ettik. Traktörle Demirkazık Batı Yüzü’nün önüne dek çıktık. Yol burdan sonra traktöre izin vermiyordu. Çantalarımızı yüklenip Salim Ağabeyle vedalaşıp yola koyulduk. Arpalık yayladaki çeşmeden su içip Tekepınarı’na inen kapı şeklindeki geçitten geçip, kuzey çanağına giden vadiye girdik. Aşağılarda hava iyiyken yukarısı soğuk ve rüzgârlıydı.

Planımız kampı Cumartesi günü Demirkazık kuzey duvarının altına taşıyıp, dinlenip Pazar günü rotaya girmekti. Ancak yolda Aykut’un da benim de fikirlerimiz değişmeye başladı. Sabah erken bir saatte aşağıdan yürüyüp Cumartesi günü duvara girmek varken kampı yukarı taşımak ve havanın güzel olduğu Cumartesi gününü kaybetmek niye?

Hava kararmadan kampı atmaya bir an evvel uyumaya ve ertesi sabah, Cumartesi günü duvara girmeye karar verdik.

13 Mart Cumartesi / Duvarda İlk Gün

Sabah 3:00’da kalkıp, kahvaltı edip hazırlanıyoruz ve 5:30 gibi çadırdan ayrılıyoruz. Selçuk ve Alican yanımızdalar. Duvarın girişine dek bize eşlik edip teknik malzemeyi taşımamıza yardımcı oluyorlar. Duvara girmeden son bir kez kar eritip sıvı ihtiyacımızı gideriyoruz. Son hazırlıklar falan derken duvara girişimiz saat 8’i buluyor. İlk ip boyu kaya tamamen ıslak. Aykut kaya tırmanış ayakkabıları (friction) ile rotaya giriyor. Bende ise botlar var. İlk ip boyu duvarın en sert etaplarından biri…

İkinci ip boyunda sola geçiyoruz. Üçüncü ip boyu yine zor bir etap: V derece zorluğunda. Yarım ay balkonunun direk altına giden sol varyantın girişi olan belirsiz dik bir çatlak hattı. Aykut bu zor etabı geçene dek yine kaya tırmanış ayakkabılarıyla devam ediyor. Eğimin azaldığı yüzeylerde kar olduğu için ayakları ıslanıyor kaya tırmanış ayakkabısıyla. Üçüncü ipin sonunda o da botlarını giyiyor. Dördüncü ip boyu görece kolay etaplar, sonunda kötü bir bolt var, istasyon olarak kullanıyoruz. Beşinci ip boyu ıslak negatif bir dihedral. Altıncı ip boyunda ıslak sert bir dihedral daha. Bunu sağdan 3 sabit sikke üzerinden yapay yaparak geçiyor Aykut. Geçiyor ama sonrasında yaklaşık bir 10–12 metre emniyetsiz sola yukarı yan geçiş. Aykut’un arkasından ben geçiyorum sikkeleri, emniyetsiz uzun yan geçişi tamamlıyorum ağır temkinli hamlelerle. Yedinci ve sekizinci ip boyları kilit ip boyunun altına dek kulvar etaplar.

Dokuzuncu ip boyu kilit ip boyu. Aykut’a kendim için taşıdığım ama hiç kullanmadığım için kuru olan tırmanış ayakkabılarını veriyorum. Üzerimde yükseliyor, yükseliyor. Sonra kilit etaptan sola yan geçiş. Geçişi de yapıyor ama sonrasında?

Sonrasında kolay olması gereken bir etapta bekliyor. Aşağıdan kendisini görüyorum bu pozisyonda. Kar temizliyor! Evet, belli ki tüm tutamaklar karlı, buzlu... Sonra tam olarak anlayamadığım bir hamleyle yükselip köşeyi dönüyor ve gözden kayboluyor. Biraz sonra kendisini duyuyorum. “İstasyondayıııım!”

Hemen önümdeki istasyon emniyet noktalarını toparlıyorum. Bu ip boyunu ayağımda botlarla hava kararırken geçeceğim. “Gazamız mübarek olsun.” Demek ki sabah duvara daha erken girmemiz gerekiyormuş. Olsun planın zaten bir gün önündeyiz.
Botlarla yükselmeye başlıyorum. 3–5 metre sonra tüm yüzeyi ayakta botlarla karanlıkta göremeden çıkamayacağımı farkediyorum. Aksi gibi zaman kaybetmemek için çantamdan kafa fenerimi de çıkarmamış durumdayım. Hemen prusik ipine ve tibloka uzanıyorum. İp üzerinde prusik düğümü ve tibloku kullanarak yükseleceğim. Bir nevi jumarlayacağım yani. Bu işi hatırladığım kadarıyla ilk kez yapıyorum. İnsan kendi kendine hayıflanıyor. Neden daha önce hiç yapmadım ki? Prusik üstte emniyet kemerime bağlı, tiblok altta ayaklarımda. Önce ayaklarıma yüklenip belime bağlı prusik ipini uzatabildiğim kadar yukarı uzatıyorum, sonra yükümü prusiğe verip ayaklarımı ve tibloğu mümkün mertebe yukarı alıyorum. Aykut ile aramızdaki iki yarım ipten bir tanesi üzerinde yükselmiş oluyorum böylece. Ben yükseldikçe Aykut diğer ipten emniyetimi alıyor. Sola yukarı yükseliyor rota, hatta ters eğimli. Jumarlamak için uygun bir yüzey değil. Bir taraftan karanlıkta Aykut’un tırmanırken kullandığı emniyet aletlerini söküyorum. Deli saçması bir durum. Yoruluyor insan… Ayaklarını karnına çek, sırtta çanta, ayaklarının üzerinde yüksel, diğer düğümü yukarı kaydır ip üzerinde... Sonunda Aykut’un yanına varıyorum.

Hava iyice kararmış. Saat 19’u geçmiş. Hemen yükselerek gecelemek için yukarıda yer arıyor Aykut. Ama karanlıkta ve helva kıvamındaki bozuşumunu tamamlamış karda bu mümkün değil. Geri iniyor. Bulunduğumuz istasyonda kulvar içinde iki tane alt alta setçik var. İki popoluk. Burada gecelemeye karar veriyoruz. Öncelikle kaz tüyü montlarımızı giyiyoruz. Çantadan 10 metrelik acil durumda iniş için sakladığımız kevları çıkartıp istasyona bağlıyorum. Uçlarını aşağı sallıyorum. Birine kendimi bağlıyorum. Diğer uçlara malzemeleri asıyoruz. Aykut bir sikke çakıp kendini buraya bağlıyor.
Tüm gün boyunca sırtımızda taşıdığımız bir litre suyun yarısı halen duruyor. Demek ki yeterince sıvı almamışız. Hemen çantadan ocağı çıkartıyorum. Çorba, kahve yapıyoruz. Birer çokonat yiyiyoruz.

Tüm tırmanış için yanımızda 6 adet hazır çorba, 4 üçü bir arada kahve, 4 çokonat ve toplam 300 gr fındık kuru üzüm karışımı var. 2 günlük bir faaliyet için görece yeterli bir miktar.
Sıvıları aldıktan sonra hafif olmak için seçtiğimiz ufak pike kıvamındaki kaz tüyü tulumlarımızı çıkartıp içlerine giriyoruz. Sağımız ve solumuzda kaya, altımızda matlar var, üzerimize de tulumları alınca bir hayli izole oluyoruz soğuktan. Kesintili bir uykuya dalıyoruz.

14 Mart Pazar / İkinci Gün

Sabah uyanıp yine kar eritiyoruz. Çorba ve kahve içiyoruz. Malzemelerimizi kuşanıp yola devam. Onuncu ip boyu sola büyük karlı yatık etaplardan yaklaşık bir 55 metre yan geçiş yapıyoruz. Son V derecelik zorlu etabın altındayız. Sağ yukarı sert dik yüzeylerden kısa bir ip boyu tırmanıyoruz. Onikinci ip boyunda sağa doğru dik bir hattı takip edip duvarın üzerindeki derin kulvarın hemen altına varıyoruz.
Yukarıdan aşağı sürekli kar iniyor. Kulvarda biriken tüm kar üzerimizden akıyor. İstasyonda bir sikke ve bir kar profili (snow picket) var.

13. İp

Üzerimizde, onüçüncü ip boyunda içinden sürekli kar akan negatif bir dihedral var. Dihedral altımızda pozitif 5-6 metre devam edip duvarın kilit etabının üzerindeki boşluğa açılıyor. Yaz koşullarında çok basit olan bu etap sürekli akan kar yüzünden, donmuş ve kötü bir durumda. Bir an evvel burayı geçip kulvara girmek derdindeyiz. İşte burda yapmamız gereken basit bir adımı atlıyoruz. Az evvel kayada botlarla V derecelik etapları geçmiş olmamız burdan sonrasını da aynı şekilde devam edebileceğimiz anlamına gelmiyor ama biz o an bunun farkında değiliz: kramponlarımızı giymiyoruz! Halen kramponları yukarıda kulvara girince giymek fikrindeyiz.
Aykut yükseliyor. Kaygan yüzeyde her ihtimale karşı yapay tırmanacağını söylüyor. Bir yaylı takoz yerleştiriyor yanına bir tane daha yaylı takoz… Sola bir sikke çakıyor. Hemen üzerine bir sikke daha çakıyor. Yapay tırmanacağı için sikkelerin sağlamlığını çok önemsemiyor. İkinci taktığı sağlam gözüken yaylı takozu ip sürtmesini biraz engellemek için söküyor. Sikkelere taktığı perlonlara basıp yükseliyor. Yukarıdan toz halinde kar akmaya devam ediyor. Tam olarak hatırlamıyorum ama sanırım solumdaki ip yığınını sol elimle toparlamak için sola dogru eğiliyorum. İşte o an Aykut’un bağırdığını duyuyorum. Sağ ayağımın hemen önüne düşüyor. Ayağımın üzerinden kayıyor. Dihedralin içinde kaymaya devam ediyor. Sağ elimde emniyet aletinden geçen ipi sıkıca kilitliyorum. Dizlerimi kırıyorum şoku hafifletmek için. O da durmaya çalışıyor. Bir şekilde istasyona yük vermeden duruyor. Ayaklanıyor. Kuyruk sokumunda ağrısı var. Onun dışında iyi. Yanıma yükseliyor. İkimiz de geri dönme düşüncesini aklımızdan geçiriyoruz. Bunu biliyorum. Ama söze dökmüyoruz. Zira dönmek bu noktadan sonra kulvara çıkıp zirveye ulaşmaktan daha zor, daha riskli… Tekrar giriyor yüzeye. Gene bir yaylı takoz, sonra sağlam bir sikke çakıyor. Bu sefer de ayağı kayıyor ve bu sefer 1-1,5 metrelik ufak bir düşüş yaşıyor. İşte burdan sonra sanırım farklı bir motivasyonla yüzeye giriyor adamım. Sanki saldırıyor. Yükseliyor. 1 sikke daha çakıyor, karları ve buzu iyice temizleyip bir yaylı takoz daha yerleştiriyor. Artık pasajı geçerken hamleleri serbest tamamlıyor. Arkasından yollanıyorum sağlam çaktığı ve üzerine düştüğü sikkeyi sökemiyorum. Kalan malzemeyi topluyorum. Lanetli 13.ip boyunu belki de yaklaşık 2 saatlik bir sürede geçmiş oluyoruz. Bu 2 saatin ileride bize soğukta geceleyeceğimiz 3. bir geceye mal olacağını henüz bilmiyoruz.

Kulvar

Artık kulvara girdik. Zirve ve üzerindeki 4-5 metrelik korniş[1] gözüküyor. Zirve sırtını görmek bizi biraz motive ediyor. Kulvarda koşullar tamamen kış koşulları. Sürekli kar akıyor. Emniyet aldığım yerde sürekli kara gömülüyorum. Kramponlarımızı giyip, kazmalarımızı elimize alarak devam ediyoruz. Aykut kulvarın ortasında sol yüzeyden emniyetli bir istasyon kuruyor. Yanına vararak 14. ip boyunu tamamlıyorum. 13. ip boyunun yorgunluğunu atmak için 1 litre kadar sıcak su yapıyoruz.
15. ip boyunda halen kulvardayız. Aykut yüksedikçe kar sertleşiyor. Buz vidası kullandığını görüyorum. Kulvarın çıkışına az bir mesafe kala aramızdaki ip geriliyor. 60 metre ip bitiyor. İstasyonu topluyorum. 15 metre kadar yükselip Aykut’un emniyetine tekrar giriyorum. Yükselmeye devam ediyor. Kulvarın sonu çürük dik bir etap. Etabı bitirip istasyon alıyor. Kulvarda yükseldikçe dik etaplara giriyorum; Önce sırasıyla 75 ve 80 derece eğimde cam buz 15 metre kadar… Sonra dik çürük bir baca... İyi kötü malzemeleri toplayarak Aykut’un yanına varıyorum. Burası Kürşat’ın kaza geçirdiği yer.
Öğlen kapayan hava şimdi açık. Saat 17 civarları. Zirve çok yakın gözüküyor ama daha bir 100 metremiz var sanırım. Aykut yükselip bir bivak noktası aramak istiyor. Ancak karlı yatık yüzeyler yerine dik yerlerde yükselmek emniyet noktası bulmak açısından daha kolay. Dolasyısıyla bir 35 metre yükseldikten sonra bivak noktası bulamayacağına kanaat getiriyor. Kararan havada uzunca bir süre istasyon noktaları arıyor. Bir takoz, bir buz vidası ve sadece iki ayağı oturan bir yaylı takoz ile oluşturduğu istasyondan karanlık havada yanıma ip inişi yapıyor.

Bulunduğumuz yerde geceleyeceğiz. Meğer bir önceki gece ne kadar konforlu gecelemişiz. Eğimli bir yüzey. Popoyu koyacak düzlük yok, olsa ayakları koyacak yer yok. Önceki akşam yaptığımız gibi istasyondan kevlar ip vasıtasıyla birçok uç sarkıtıp malzemeleri ve kendimizi asıyoruz. Kar eritip 1 litre kadar sıcak sıvı alıyoruz. Aykut aşağıda bir yanını kayaya verip ayaklarını dihedrale sıkıştırarak pozisyon alıyor. Ben yukarıda oturmayı planladığım yere bir türlü oturamıyorum. Sürekli kayıyorum. Kar helva kıvamında ve düzlenmesi söz konusu bile değil. Bir ara 1 metre solumda tam bir popoluk bir set görüyorum. Sete geçip topuklarımı kayada bir yerlere takıyorum.
Birden küfrederek uyanıyorum. Tulumum uçmuş üzerimden. Üzerim açık ve saat 23 civarları. Oturduğum o ufacık sette iki saat kadar uyuyakalmışım yorgunluktan. Bayağı da bir üşümüşüm. Aslında tulumun falan uçtuğu yoktu. Ben bir an öyle düşünüyorum uyku sersemi. Tekrar ilk sığışmaya çalıştığım yere geçiyorum. Bir şekilde oturmam gereken yerde kalamıyorum. Sürekli kayıyor askı istasyona düşüyorum.

O arada Aykut uyanıyor. Yer değişmemizi öneriyor. Bir süre dirensem de sonunda kabul ediyorum. Yer değişiyoruz. Sonunda tuluma giriyorum. Aykut da bir şekilde benim yerleşemediğim yere allem edip kallem edip yerleşiyor.
Geceyarısından sonra uzaktan uçak sesine benzer bir ses yükselmeye başlıyor. Bu ses hiç kesilmeden saatlerce artıyor. Belli ki kötü hava geliyor. Zaten uyumanın nerdeyse imkânsız olduğu pozisyonlarda bu sesle sürekli geriliyoruz. Saat sabah karşı 3 sularında kar yağışı başlıyor. Yukarıda oturan partnerim bivak torbasına girmiş bir ara. Bu da kulvardan akan kara bir nevi engel oluyor. Ama sonucta sabah kalktığımızda tulumlarımız ıslak olacaklar.

15 Mart Pazartesi / Duvarda 3. gün

Sabah 05:30 da ayaktayız. Aslında hiç uyumadık gibi, zira uyku bize haram. Hemen kar eritip sıcak su yapıp kalan son çorbamızı da içiyoruz. Üzerine biraz daha sıcak su elde edip saf da olsa bu suyu içiyoruz. Çokonatlarımız çoktan bitmiş. Biraz kuru üzüm fıstık atıştırıyoruz. Artan yağışla birlikte üzerimizden sürekli kar akıyor. Yukarıdan oluk, kanal, kulvarlara yönelen karlar içinde bulunduğumuz yerde üzerimizden akıp gidiyor.
Zaman kaybetmemek adına saat 6:30 gibi ipe giriyoruz. Aykut önceki gece ip inişi yaptığı ve yukarıda bıraktığı istasyona prusikleyerek geri çıkıyor. Bu ve sonraki ip boylarında artçı olarak serbest tırmanmak yerine, ipi de kullanıp hızlı ve az enerji sarfederek yükselmeye karar veriyorum. Bu saate dek kullandığım rüzgâr kesici katmana sahip su geçirmez astarı olmayan eldivenler yağışta tamamen ıslanmış ve iflas etmişler. Bu ip boyunun sonunda ellerimin feci şekilde çözülerek acıdığını hissediyorum. Eldivenlerimi değiştiriyorum.
Onyedinci ip boyunda kolay görünümlü kar yüklü yüzeyler yerine daha çok emniyet imkanı veren dik bir bacaya giriyor Aykut. Belli ki bugün biraz “epik” olacak bizim için. Daha 6-7 metre üzerimdeyken yağıştan dolayı kendisini göremediğim oluyor. Görebildiğim kadarıyla kendisini hayretle izlediğimi de belirtmeliyim. Göz gözü görmezken Aykut alet atıyor ve dik, hatta ters eğimli baca içinde yükseliyor. Bacayı geçip dik yüzeylerde yükseliyor ve iki sikkeden istasyon alıyor.

Artık zirvenin 40 metre kadar altındayız. Son bir ip var üzerimizde çıkılacak. Yüzey kaya, kar karışık. Aykut yükseliyor alet atıyor yan geçiyor. Bir yerde dikkatli ve ağır hareketlerle yükseliyor kazmalarını kullanarak. Belli ki cimnastik bir hareket. Devam ediyor. Zirve kornişinin altında istasyon alıyor. Yanına çıkıyorum ağır ağır. Artık yorgunluk kendini belli ediyor.
Kornişin altında hemen su ısıtıyoruz. İçiyoruz. Sonrasında sağ veya soldan kornişin üzerine çıkabileceğimiz bir yer araştırıyoruz. Önce sağa geçiyor Aykut. Kornişin üzerine çıkma çabası sonuçsuz kalıyor. Geri geliyor bu sefer solu deniyor ama daha riskli. Tekrar geri gelip bu sefer daha sağa geçiyor. Yaklaşık 50 metre devam ediyor ama korniş çok yumuşak ve ters eğimli. Tüm denemeleri başarısız, tekrar geri geliyor ve konuşup sağa veya sola geçmektense altında bulunduğumuz kornişi yukarı doğru delmeyi teklif ediyorum. En zayıf gözüktüğü noktadan istasyonumuzun iki metre kadar sağından kornişi yukarıya doğru kazmaya başlıyoruz.

Daha önce yaptığımız yaz çıkışında karşılaşmadığımız korniş bizim için kocaman bir bilinmeyen! Kaç metre yüksekliğinde ne kadar sert?
İste burda kazmalarımızla girdiğimiz aslında bir sinir harbi. Sırayla giriyoruz kornişin altına. Her giren hiç sesi soluğu çıkmadan kazıyor. Taa ki takati kesilene dek. Yukarı doğru karı kazmak pek keyifsiz. Kazılan karlar insanın başına, yüzüne gözüne dökülüyor. Olsun. Kazmak var, dönmek yok. Başka şansımız da yok. Biraz biraz bir giriş kendini belli ettikten sonra kayaya yakın devam ederek yukarı doğru kazmaya devam eiyoruz. 1,5 metre kadar delikte yükseldikten sonra bir sikke çakıp emniyetli bir şekilde kazmaya devam ediyoruz.
Aykut tekrar giriyor. Sonrasında ben giriyorum artık deliğin içinde ayakta duruyorum. Kar biraz yumuşamış vaziyette. Kazmamı ters saplayarak “Acaba” diyorum “gökyüzünü görebilecek miyim?”. Kazmamı çektiğimde hafif bir aydınlık görüyorum. Gökyüzü değil ama kar ışığı geçirecek kadar incelmiş...
Bir sevinç çığlığı atıyorum ve kazmaya devam. Devam ama yoruldum. Artık kar iyiden iyiye inceldi. Arkadan gelen ışığı geçiriyor. Değişiyoruz. Aykut artık nasıl ediyor bilmiyorum, zirveye ulaşıyor. Deli gibi bir çığlık. Hemen çantaları yolluyorum yukarı delikten. Sonra da ben çıkıyorum zirveye. Delice bağırıyorum. Duvara girdikten yaklaşık 55 saat sonra saat 15:30 gibi ikimiz de zirve sırtındayız. Ancak zirvenin keyfini çıkarabilecek pek bir durum yok. Nerdeyse ayakta durulmayacak kadar kuvvetli bir rüzgâr esiyor. Üzerimizde kornişi kazarken ıslanan ne varsa şimdi donmuş vaziyette. Derlenip inişe geçmek üzere esas zirveye yollanıyoruz. Birer foto çekiliyoruz ve sırttan devam. Arkadan yorgun halde sesleniyorum Aykut’a “Bu yorgunlukla bu rüzgârda inemeyiz!”

Gerçekten de sırt hattında yürürken defalarca tökezliyorum. Hem rüzgâr hem kötü zemin. Aykut saatine bakıyor saat neredeyse 16. Bir yerde bivaklamalıyız. 15 metre ilerde sırtta bir kaya bloğunun arkasını kestiriyoruz gözümüze. Zemini düzleyip en hızlı şekilde bivağa giriyoruz. 1 litre sıcak saf su içiyoruz. Saat 17. Vakit geçmiyor. Üşüyoruz sürekli. Tulumlarımız bir önceki geceden ıslak… Telsizle aşağıda kampta bizi bekleyen Selçuk’a ulaşıyorum.

Mustafa: Selçuk Selçuk Mustafa?
Selçuk: Dinliyorum.
M: Abi biz iyiyiz. Zirvede bivak yapacağız. Sabah ineceğiz!
S: Acıkmadınız mı abi siz?
M: Acıktık tabi. Seni bile yeriz yarın sabah.
S: Neyse siz inin de ben size bir ton balıklı makarna yapayım.

İşte bu son cümle beni yıkıyor. “Ton balıklı makarna”. Telsiz konuşmasından sonra Aykut sana bir süprizim var diyerekten kuru üzüm fındık karışımının kalan son bir avuçluk kısmını çıkarıyor. Titreyerekten son kalanları yiyoruz. Gece geçmiyor. Saat 23 sıralarında titremekten yorulup 1 litreden biraz daha fazla sıcak su yapıyorum. İçip titremeye devam ediyoruz.
Kar yağıyor. Bivak torbasının içine giriyor. İkimizden birimiz bivaktan çıktığımız an içeriye kar doluyor. Üşümemek için birbirimize sarılıyoruz. Gece boyunca inişi nasıl yapacağımızı düşünüyorum. Klasik külah rotası inişi gözümde büyüdükçe büyüyor.

16 Mart Salı / 80 saati deviriyoruz.

Sabah 7 gibi kalkıp gece dışarıda bıraktığımız kara gömülmüş tüm malzememizi derleyip, çantalara tıkıp hazırlanıyoruz. Saat 8’i vurduğunda dağda 72. saatimiz doluyor. Yine sıvı alıyoruz… Artık sadece saf sıcak suyumuz var besin olarak. Onu da vücudumuzun pek tuttuğu söylenemez.
Sırttan klasik rotaya doğru yavaş yavaş iniyoruz. Tüm yüzey kar kaplı, kaya gözükmüyor. Eğim artıyor. Bir 50 metre kadar geri geri iniyoruz. Artık geri geri inmek riskli, eğim iyice arttı. Sikke çakıp bir 60 metre iniyoruz. Sonra 2 sikke ve iki ip boyu daha. Tüm külah karla kaplı, hiçbir yerde kaya göremiyoruz, sabit sikkeleri bulmak imkânsız, yeni sikke çakacak yerleri bile çok zor buluyoruz. Son bir ip inişi kalıyor görece düz zemine varmaya ama sikke çakacak yer bulamıyoruz. Sonunda bir güzel çatlak buluyorum karları kazırken. 10 numara bir takozu [2] gözden çıkarıyoruz. Son bir inişle daha düz eğimdeyiz.
Dağın doğu duvarının soluna denk gelen bele indik artık. Belden aşağı inen kar kulvarına giriyoruz. Aşağıda Selçuk bizi görüyor, sesleniyor. Artık zemin risksiz. Hızla aşağı seyirtiyoruz. Selçuk‘a bir bir sarılıyoruz. Yanında getirdiği sıcak suyu ve yiyecekleri atıştırırken birbirimizi kutluyoruz.
Ağır aksak adımlarla 2800 metre civarlarındaki kampımıza dönüyoruz.
Öğleden sonrayı çadırda keyif halinde geçiriyoruz. Selçuk telefonun çektiği yere kadar ulaşıp şehre güzel haberi ulaştırıyor. Sonra sağolsun gelip bize yemekler yapıyor.

17 Mart Çarşamba / Dönüş

Aşağı yukarı duvarın üçte ikisini çıplak el ile tırmanan Aykut’un soğuk ısırığı olan ve soğuktan bi dolu çatlayan ellerini kullanması pek zor. Benim de sol el bileğimde bir şiş var. Artık 3 kişi toplamda 3 elle yavaş yavaş çantaları toplayıp aşağı yollanıyoruz.
Önceki üç günün aksine hava günlük güneşlik. Salim Ağabey bizi Arpalık Yayla’da karşılıyor. Yüzümüzde kocaman bir gülümseme.
Dağa veda ediyoruz.

***

Bu tırmanış sonrası 25/03/2010 da bir fotoğraf gösterimi ve söyleşi gerçekleştirdik. Bu geceye gelen tüm dostlara çok teşekkürler. Gecede bizi yalnız bırakmayan iki isme de ayrıca teşekkür etmek istiyoruz. Sevgili Doğan Palut ve Batur Kürüz. 12 yıl önce, müthiş bir tırmanışla bu duvarın ilk kış çıkışını başarmış bu iki isim ayrı bir teşekkürü hakediyorlar.

İletişim: mustafayesildal[at]gmail.com

[1] Korniş: Rüzgârın dağ sırtlarında bulunan kara verdiği sörf dalgasına benzeyen şeklin ismi.

[2] Klasik rotada bıraktığımız takozu ve zirvede kar altında unuttuğumuz mataramızı sonraki günlerde yaptıkları tırmanışta bulup bize geri ulaştıran Hacettepeli arkadaşlara ve aracı olan arkadaşımız Mustafa Nalbant’a çok teşekkürler.