TARİHTE BUGÜN:

27 Temmuz 1983’te, sıra dışı bir adam, “Cinayet Duvarı” namlı devasa Eiger Kuzey Yüzü’nü yalnız başına ve ip kullanmadan, 4 saat 50 dakida tırmanmayı başardı. Henüz sadece 21 yaşında olan bu kararlı genç adamın bu olağanüstü rekoru, ancak 20 yıl sonra kırılabilecekti. tirmanis.org editörlerinden Burak Özdoğan, tırmanış kariyerinde topladığı alkışlar kadar eleştiri oklarına da tutulan Avusturyalı Thomas Bubendorfer ile 1983’teki Eiger çıkışı ekseninde bir röportaj gerçekleştirdi. Burak'ın kaleme aldığı, Eiger Kuzey Yüzü’nün geçmişinde yaşanan kimi unutulmaz olayları anımsatan bir ön yazı eşliğinde, bu röportajı beğeninize sunuyoruz.


"Cinayet Duvarı" Eiger

Eiger Kuzey Yüzü… 1800 metreyi aşan, zirvesine ulaşmak için kar, kaya ve buz tırmanışlarını kotarmaya zorlayan, efsaneleşmiş devasa bir duvar. Yeri geldiğinde, insanın ruhunu bedenindeolan söküp atabilecek kadar sert hava koşulları… Fetih altındaki bir kalenin sarp duvarlarından, akıncılara yuvarlanan kıyıcı taşlar gibi tırmanıcıların tepesine dökülen irili ufaklı kayalar… Alman tırmanıcıların ona yakıştırdıkları isim: Mordwand. “Cinayet Duvarı” anlamına geliyor. Sebepsiz yere biçilmiş bir paye değil bu, Eiger Kuzey Yüzü pek çok tırmanıcıya mezar olmuş bir yer. 1935’ten bu yana 60’tan fazla kişi bu duvarın üzerinde yaşamını yitirdi. 20. Asrın ikinci çeyreğinde ilk kez başarıyla tırmanıldığında, duvarın tarihinde altı tırmanıcının trajik ölümü çoktan yerini almıştı. 1935’te Almanlar tarafından yapılan denemede, Karl Mehringer ve Max Sedlmeyer, 3300 metrede fırtınada mahsur kaldılar, donarak öldüler. Bu noktaya“Ölüm Bivağı” ismi verildi, halen de öyle anılmaktadır.

Bu acı olaydan bir yıl sonra, 1936’nın Temmuz ayında, iki Avusturyalı ve iki Alman, Eiger Kuzey Yüzü’nde yükseliyorlardı. Şartlar çetindi. Ansızın düşen bir kaya, ekip üyelerinden Willy Angerer’ı başından yaraladı. Tırmanıcılar, bu kazaya rağmen bir süre daha yükselmeye devam ettiler. Ancak hava gittikçe bozuyordu. Willy Angerer’ın da, aldığı darbeden ötürü zihni anbean bulanmaya başlamıştı. Tırmanıcılar, “Ölüm Bivağı” denilen noktaya vardıklarında geri dönme kararı aldılar. Bu geri çekiliş sadece Eiger değil, alpinizm tarihinde de derin iz bırakmış en trajik olaylardan biri olarak kayda geçecekti. Tırmanıcılar, iniş sırasında -daha sonra “Hinterstoisser Traversi” olarak anılacak olan- bir yan geçişi yapmayı başaramadıkları için -buz tabakasıyla kaplanmıştı- yana değil, aşağı doğru geri geri tırmanmak zorunda kaldılar. Bu alçalış esnasında düşen bir çığ, o anda ekibin diğer üyelerine bağlı olmayan Andreas Hinterstoisser’ı önüne kattı, ekipten kopardı ve aşağıya, ölümün derinliklerine sürükledi. Kalanlar da düşmekten kurtulamamışlardı: Birbirlerine iple bağlı olan Willy Angerer ve hemen onun yukarısındaki Toni Kurz bulundukları noktadan savruldular; Eiger’in soğuk ve sert kayalarına çok şiddetli çarpan Willy Angerer, darbenin etkisiyle hemen oracıkta can verdi. Toni Kurz yara almamış fakat Willy Angerer’ın cansız bedeninden yukarıda, onunla aynı ip üzerinde boşlukta asılı kalmıştı. İkilinin emniyetini almakta olan Edi Rainer ise, düşüşün oluşturduğu şokla duvara sürüklenmiş, kötü sıkışmıştı, ipin göğsüne yaptığı karşı konulmaz baskı yüzünden nefes almakta güçlük çekiyordu, birkaç dakika sonra öldü. Kurtarma ekipleri ne yazık ki ipte çaresizce sallanmakta olan Toni Kurz’a o gün ulaşamadılar.

Gün, Toni Kurz’u kaderiyle baş başa bırakarak ağır ağır battı.

Ne ki, Kurz, olağanüstü bir direnç göstererek Eiger’in devasa karanlık gölgesi altındaki o uzun soğuk geceyi boşlukta asılı olmasına karşın sağ olarak atlatmayı başardı. Ertesi gün kurtarma ekipleri Kurz’a aşağıdan ulaşmaya çabaladılar. Kurz’un durumu pek parlak gözükmüyordu, bir eli donmuştu, kurtarma ekibinin yanına inecek kadar uzun bir ipe de sahip değildi. Ona seslendiler, önce ipi kesmesini ve altında sallanmakta olan Willy Angerer’ın cesedinin ağırlığından kendisini kurtarmasını söylediler. Toni Kurz, denileni yaptı. Daha sonra yukarıya, ipin öbür ucundaki Edi Rainer’ın cesedinin yanına kadar tırmandı. Sahip olduğu tek halatın örgüsünü donmuş eline rağmen saatler süren bir mücadele sonunda ayırdı, ayrılan ilmikleri sabırla uç uca bağladı. Böylece, bozduğu ana halattan üç katı daha uzun yeni bir ip yaratmıştı. Bu incecik ip şüphesiz Toni Kurz’un ağarlığını taşıyacak kadar güçlü değildi, fakat bu ip sayesinde biraz aşağıda bekleyen kurtarma ekibinden daha uzun ve sağlam bir ipi yukarıya, yanına çekebilirdi. Kurtarma ekibi iki tane uzun ipi birbirine bağladı, Toni Kurz bu ipi yukarı çekmeyi başardı. Bir ucunu sağlam bir noktaya bağladı ve planlanan şekilde ipte inişe geçti. Talihsizlik o ki, Kurz, kurtarma ekibine ulaşmasına yalnızca birkaç metre kala iki uzun ipi birbirine bağlayan düğüm noktasında sıkıştı. Düğüm, iniş ipinin içerisinde kaymakta olduğu karabinadan geçemeyecek kadar büyüktü, Kurz artık alçalamıyordu. Kurtarma ekibinden birisi, diğer bir arkadaşının omzuna çıkarak Toni Kurz’un kramponlarına dokundu, elden geldiğince onu yukarıya itip yardımcı olmaya çabaladı. Kurz, düğümü atlayabilmek adına yapabileceği her şeyi ortaya koyuyordu. Tek eliyle, hatta dişleriyle bile çabaladı. Olmuyordu. Tükenmek üzereydi. Kısa bir süre sonra birden bire durdu, artık iyice bitkindi, belki de biraz dinlenip tekrar yaşam mücadelesine başlayacaktı. Onun hemen altındaki, ümitleri gitgide körelen kurtarma ekibi işte bu anda sessiz ama gayet anlaşılır bir vurguyla Toni Kurz’un ağzından şu cümlenin döküldüğünü işittiler: “Daha fazlasını yapamam.” Toni Kurz, bu sözleri sarf ettikten kısa bir süre sonra öldü.

Bu trajediden iki yıl sonra, Alpine Journal dergisi editörü Edward Lisle Strutt, yaşanan acı ölümler ve ilk olmak adına devam eden çekişmeler üzerine olsa gerek, Eiger Kuzey Yüzü’nü ‘Akıl hastaları için bir saplantı’ ve ‘Dağcılık başladığından beri görülmüş en embesil varyant’ olarak nitelemekten kendini alamadı.

Aynı yıl, 1938 Temmuz’unun sonu, iki Alman tırmanıcı Heinrich Harrer ve Fritz Kasparek, ‘Dağcılık başladığından beri görülmüş en embesil varyant(!)’ üzerinde tarih yazmak için mücadele veriyorlardı. Çantalarında, zirvede dalgalandırılmak üzere katlanmış, üzerinde gamalı haç çizili, kızıl bir bayrak taşıyorlardı. Tırmanış beklediklerinden daha da zor geçiyordu. Teknik malzeme seçimlerini daha ziyade kaya yüzeylerini aşacaklarını öngörerek yapmışlardı, ama şimdi engin bir buz denizinde boğuşuyorlardı. Kasparek, on dişli kramponuyla sert buz tabakasını tekmeleye tekmeleye basamaklar açmak için didiniyor, kramponu olmayan Harrer de açılan basamaklardan onu takip ediyordu. Tüm eforlarını ortaya koysalar da bu onları yavaş ilerlemekten kurtaramıyordu. Tırmanışın bir anında Harrer, tuhaf bir olaya tanık oldu: Aşağıdan, onlara doğru süratle yaklaşmakta olan bir şeyler vardı. Harrer, daha sonra anılarında bu olayı şöyle not edecekti:

“Aşağıya, geride bıraktığımız sonsuz merdiven basamaklarına doğru baktım, gördüğüm şey, süratle yaklaşmakta olan yeni bir çağ idi. İki adam, bize doğru adeta koşuyordu, evet(!) tırmanmıyorlardı, kelimenin tam anlamıyla koşuyorlardı!”

Bu iki adam, Anderl Heckmair ve Ludwig “Wiggerl” Vörg’dü. On iki dişli kramponları sayesinde buz etaplarında müthiş bir süratle yükseliyorlardı. Yukarılarında ağır ağır ilerlemekte olan Harrer ve Kasparek’in ekibini fark edince, Anderl Heckmair keyifle haykırdı:

“Wiggerl! Bak, onları yakaladık! Önümüzdeler!”

Yarım saat sonra Heckmair ve Ludwig, Harrer ile Kasparek’e yetişmişlerdi. Anderl Heckmair, diğer ekibin malzeme seçimlerindeki yanlışları daha ilk bakışta tespit etmişti, onlara mevcut süratlerini(!) korurlarsa başarmalarının pek mümkün olmadığını açıkça dile getirdi. Geri dönmelerini önerdi. Fakat Kasparek, “Çok zamanımızı alsa da sonuna kadar gideceğiz!” diyordu, inatçı bir tutumu vardı. Sonunda Ludwig’in önerisi üzerine iki ekip güçlerini birleştirme kararı aldı. Zirveye birlikte tırmanacaklardı. [1]

Tırmandılar da.

24 Temmuz 1938, Pazar günü, dağcılık tarihine “Eiger Kuzey Yüzü, ilk çıkışı” olarak geçti. Anderl Heckmair, Heinrich Harrer, Fritz Kasparek ve Ludwig “Wiggerl” Vorg, 3 gün süren bir çabanın ardından “Alplerin 3 Büyük Problemi”nden ikincisini böylece çözmüş oldular.[2]

Bu zaferin ardından “Eiger Kuzey Yüzü” defteri kuşkusuz kapanmadı. Takip eden yıllarda yepyeni tırmanışlara, yepyeni rotalara, solo çıkışlara, duvardan kurtarışlara ve ne yazık ki kazalara ve ölümle sonuçlanan denemelere sahne olmaya devam etti. Eiger Kuzey Yüzü, ürkütücü cazibesiyle, insanoğluna kendini kanıtlama fırsatı sunan nice disiplin vaat ediyordu (bknz. Eiger Çıkış Tarihçesi). Bunlardan biri de “solo” ve “sürat” ikilisiydi: 1950 yılında, Eiger Kuzey Yüzü ilk kez bir günden daha az bir sürede tırmanılabildi, Leo Forstenlechner ve Erich Wascak tırmanışı 18 saatte tamamladılar. Duvarın ilk solo çıkışıysa 1963 senesinde, Michel Darbellay tarafından yapıldı, tesadüf o ki bu çıkış da 18 saat sürdü.

Bu tarihlerde, Avusturya’nın Salzburg şehrine 35 mil güneyde kalan ufak bir kasabada, 15 aylık bir bebek, hayat dolu yemyeşil gözleriyle çevresine bakir gülücükler saçıyordu. Sapsarı saçları vardı, topluydu, hani topik derler ya...

Bubendorfer ailesi, Thomas ismini koyduğu oğullarının dil öğrenmeye olan yeteneğini çabuk fark etti, onu bu yönde teşvik ettiler. Küçük Thomas, yaz aylarını ailesinin İtalya’daki, Akdeniz kıyılarında yükselen evinde geçiriyordu. Eğitimi için İngiltere, Cornwall’daki yatılı okula yazıldı, burada bir yıl kaldı.

1974 yılının yaz ayında, dağcılık camiası Reinhold Messner ve Peter Habeler’in Eiger Kuzey Yüzündeki başarısını konuşuyordu; ikili, efsanevi duvarı o güne dek görülmemiş bir süratle tırmanıp çıkış süresini 10 saatte çekmişlerdi. Bu tarihlerde on iki yaşından gün almaya henüz başlamış Thomas Bubendorfer, yaşamını kökten değiştirecek bambaşka bir şeyi keşfetmeye başlamıştı: Tırmanış! İlgisi oldukça yoğundu. Thomas, tırmanışla tanışmadan evvel spor yapmaya uzak olan biri değildi esasen. “Sağlam kafa, sağlam vücut” sloganını ilke edinmişti. Amatör olarak kayak kayıyor, masa tenisi oynuyordu. Ne ki, asıl odağı kaçınılmaz olarak tırmanış yönüne kayıyordu. Maraton mesafelerinde koşular yapıyor, her gün 300 barfiks çekiyor, düzenli olarak spor salonlarına gidiyordu. Ek olarak günde en az yüz sayfa kitap okumayı prensip edinmişti. Edebiyatı çok seviyordu.

18 yaşına bastığı 1980 yılında, Thomas Bubendorfer’ın kısacık tırmanış geçmişinde dikkate değer pek çok çıkış yerini almıştı bile. İtalya Dolomitlerinde Civetta’yı tırmanmış, o dönem Alplerdeki en zor serbest rota kabul edilen “Philipp Flamm (VI, A2)”  da Reinhold Messner’in 7 saatlik rekorunu kırmış ve bunu 4 saate çekmiş, bugün Kırgızistan topraklarında yer alan 7,135 metrelik Korshenewskaja’yı oksijen desteği olmadan tırmanmıştı.

Yıldızı gitgide parlıyordu.

1981 senesinde, Eiger Kuzey Yüzü’nde yine bir gelişme yaşandı:  25 Ağustos’ta, İsviçreli dağ rehberi Ueli Bühler kuzey yüzünü solo olarak 8 saat 30 dakikada tırmanıp yeni bir rekora imza attı.

Çıta gitgide yükseliyordu.

Thomas Bubendorfer, artık mezun olmuştu. Latince, İngilizce, Fransızca’da uzmanlaşmış, tarih ve edebiyat alanında birikim yapmıştı. Sekiz aylık mecburi askerlik hizmetinin ardından Floransa’ya yerleşerek İtalyanca ve sanat tarihi çalışmaya başladı. Tırmanış onun için halen –ne denli ciddi boyutta yapsa da- hobi olmaktan öteye geçmemişti.

1982 yılında Eiger Kuzey Yüzü’nde tekrar bir rekor kırıldı: Slovenyalı, Franci Knez, altı saatlik bir çıkışla zirveye ulaşmıştı. Pek çokları Knez’in rekorunun artık uzun bir süre kırılamayacağında hem fikir oldular.

Yanılıyorlardı.

Bu tarihlerde 19 yaşında olan Thomas Bubendorfer önemli bir karar alarak “profesyonel tırmanışçı” kimliğini benimsedi, geçimini tırmanış dergilerine yazarak sağlamaya karar verdi. Kısa bir süre sonra hem İtalya hem de Almanya kaynaklı iki sponsorluk elde etmeyi başardı.

1983… 27 Temmuz. “Cinayet Duvarı” namlı devasa Eiger Kuzey Yüzü üzerinde, pire kadar ufacık seçilebilen bir adam, yalnız başına, sırtında bir gömlek ve basit bir pantolon giydiği halde, ip kullanmadan, emniyet almadan tırmanıyordu. Belki de pek çokları için gerçekten cinayete davetiye çıkartmaktı bu. Düpedüz çılgınlıktı! Fakat 21 yaşındaki bu genç adam kararlıydı. O kadar seri tırmanıyordu ki, duvarda, tam teçhizatlı şekilde tırmanan iki farklı İngiliz tırmanış ekibini yakaladı, yanlarından emniyetsiz şekilde geçip gitti. Kısa bir süre sonra 1800 metre yüksekliğindeki heybetli duvarı neredeyse aşmak üzereydi. Eiger Kuzey Duvarı’nın zirvesine ayak bastığında yirmi yıl boyunca kimsenin kıramayacağı bir rekora imza atmış oluyordu, tırmanış süresi yalnızca 4 saat 50 dakika idi!

Duvarda solladığı İngilizler, ancak 3 gün sonra zirveye varabildiler.

Thomas Bubendorfer’ın çıkışına eleştiriler çabuk geldi: Onu aşırı pervasız olmakla, fuzuli bir atılganlıkla yerdiler, “Bubendorfer yanına çok az malzeme aldı.” dediler, “Hafifti.” dediler, ip taşıdı ama ip çantası yoktu diye dem vurdular. Bu eleştirileri yapanların pek çoğu, Bubendorfer’ın bu çıkıştan daha dört gün evvel, partneri Peter Rohrmoser ile Messner ve Habeler’in 1974’teki rekor sürelerinde (10 saat idi) duvarı tırmanmış olduklarından habersizlerdi. 

Sert eleştiriler, Thomas Bubendorfer’a hız kestirmedi. Dudak uçuklatan serbest-solo tırmanışlarına, sürat çıkışlarına devam etti. Eiger’deki sıra dışı başarısından sonra dağcılık camiasının gündemine tüm ağırlığınca düştüğü bir gerçekti, ister istemez yaptığı çıkışlar artık dikkatlerden kaçmıyordu, haber oluyordu. Pek çokları onu bir “medya-yıldızı” olarak eleştiriyorlar, çıkışlarından gelir elde ettiği yönünde ona yergilerde bulunuyorlardı.

Thomas Bubendorfer, zamanla tırmanış dergilerine yazmamaya, tırmanış üzerine konuşmalar yapmamaya başladı. Tırmanıştan elbette kopmadı ama geçimini tırmanış dünyası dışından sağlamak yoluna gitti. 1984 yılında IBM firmasının daveti nedeniyle “hedef seçimi” ve “öz motivasyon” başlıkları altında yaptığı konuşma ona “Profesyonel Konuşmacı” olma yolunu açtı. Dağcılık geçmişinden, özellikle de serbest-solo tırmanışlarından edindiği eşsiz deneyimlerinden yola çıkarak büyük şirketlerin çalışanlarına, üst düzey yöneticilere ve benzer kitlelere “yaratıcılık,” “risk yönetimi,” “motivasyon” gibi pek çok konuda konuşmalar yapmaya başladı.

Thomas Bubendorfer, bugün dört dilde, sayısı senede elliye varan sunum ve konuşma yaparak geçimini sağlayan, başarılı bir konuşmacı durumunda.

Thomas Bubendorfer’ın bugüne dek yayınlanmış altı da kitabı mevcut. Tümü Almanca olarak kaleme alınmış bu kitaplardan ilki olan “The Solo Climber,” yayınlandığı sene (1987) Almanya’da Best Seller (En çok satan) unvanını almış. Kitabın yayınlanmasından bir yıl sonra Thomas için biraz talihsiz bir yıl gibi gözüküyor: 1988, Kasım’ında bir fotoğraf çekimi için çalışırlarken kaza geçiriyor. Yaklaşık yirmi metrelik bir serbest düşüş, Thomas’ı, çok ciddi şekilde yaralıyor, omurgası da dâhil olmak üzere vücudunda pek çok kırığa yol açıyor. Bir yıl süren tedaviye rağmen ayak bileğinde %35’lik bir hareket kaybı meydana geliyor ve bu hasar kalıcı oluyor. Fakat tırmanışlarına kararlı bir şekilde devam ediyor, Thomas Bubendorfer.

 



Eiger’de kırdığı rekor, ancak yirmi yıllık bir aradan sonra kırılabiliyor. 24 Mart 2003’te, İtalyan tırmanıcı Christoph Hainz, Bubendorfer’ın rekorunu ancak 10 dakika aşağıya çekebiliyor: 4 saat 40 dakika. Bir sonraki rekorun kırılması için bu sefer yirmi yıl geçmesi gerekmiyor, 21 Şubat 2007’de İsviçreli tırmanıcı Ueli Steck, Eiger Kuzey Yüzünü 3 saat 54 dakikada tırmanıyor. Ve bu rekorun üzerinden daha tam bir yıl bile geçmeden, 13 Şubat 2008’de Ueli Steck kendi rekorunu kırarak Eiger Kuzey Yüzü’nün halen de güncel olan en süratli solo çıkışına imza atıyor: 2 saat 47 dakika 33 saniye!

Buna karşın, Thomas Bubendorfer halen (Ocak, 2009) Alplerin 3 Büyük Kuzey Yüzünü (Eiger, Matterhorn ve Grand Jorass’lar), ip emniyetsiz olarak solo tırmanmış  ilk ve tek kişi unvanını korumayı sürdürüyor.[3]

Thomas Bubendorfer’ın Laurens ve Tim adında iki oğlu var.

Uzun yıllardır Monaco’da yaşamakta.

* * *

tirmanis.org adına Thomas Bubendorfer ile uzun soluklu bir yazışma dönemi sonunda kısa bir röportaj gerçekleştirdim. Kendisi, sitemizi kırmayarak daha en başından bu çalışmaya sıcak baktı, yoğun olan temposundan dolayı (bu satırları yazdığım sırada donmuş şelale tırmanışındaydı ve yeni rotalar açmakla meşguldü) metni sonlandırmam tahmin etiğimden daha geç bir tarihe nasip oldu.

Gerek soruların hazırlanma aşamasında gerek ön yazıyı hazırlarken engin dağcılık birikimlerinden destek aldığım çok sevgili dostum Aykut Türem’e, soruların hazırlanmasında danıştığım birlikte bana yardımcı olan sevgili Ahmet Köksal’e ile Aykut Türem’e ve İstanbul’da bıraktığım kitaplarıma ulaşamadığım için gerekli doneleri tarayarak bana gönderen sevgili Anıl Şarkoğlu’na teşekkür etmek isterim.

Ve tabii ki de, sevgili Thomas Bubendorfer’a da gösterdiği içten ve sıcak işbirliği için, sabrı için tirmanis.org adına çok çok teşekkür ederim.

Beğeniyle okumanız dileğiyle,

Sevgiler, saygılar, güpgüzel tırmanışlar dilerim arkadaşlar,

Burak Özdoğan

burak.ozdogan[at]tirmanis.org

Thomas Bubendorfer, yanıtlıyor

1-Çocukluğunuzu, gelişim sürecinizi anlatır mısınız? Çevrenizde sizi profesyonel bir tırmanıcı olmaya iten temel etkenler nelerdi?

Ben, Avusturya, Salzburg’daki büyük kireçtaşı dağ silsileleri olan Tennengebirge ve Hochkönig’leri apaçık gören bir bölgede büyüdüm. Ailemde tırmanıcı olan hiç kimse yoktu. Tırmanışı keşfetmem tamamen kendi girişimimle olan bir şey. Sonraları bana bu işi öğretebilecek çok iyi eğitmenler ile tanıştım ve devamı da geldi.

Tırmanışımın gelişim sürecinde dışarıdan bir etkileme olmadı, en azından iradem dışında üzerimde böyle bir etkileme yoktu.  Zaten prensiplerim gereği arkamda (yaşanmamış) hiçbir şey bırakmamaya gayret ederim ve bugüne kadar da –serbest-solo tırmanışın bir ön adımı olarak- tırmanışın pek çok farklı şeklini az da olsa tatmak ve tecrübe etmek için elimden geleni yaptım.

2- Alpin yüzeylerde sürat tırmanışlarına nasıl başladınız? Bunun altında yatan motifler nelerdi? Bu bağlamda, Eiger’de sürat rekoru kırdığınız efsanevi tırmanışınızdan önceki motivasyonunuz neydi?

Serbest solo tırmanmaya (IV ve V derecelik yerler) on dört yaşımda başladım. Çoğu kez tırmanış partnerim olmazdı, serbest solo tırmanmaya başlamamın nedeni de buydu. Öte yandan o dönemin en zor serbest dereceleri olan VI+’lık yerleri de tabii hep bir tırmanış partneriyle tırmandım. Çok kısa zamanda fark ettim ki tek başıma daha iyi tırmanabiliyordum –çok daha fazla konsantre olabiliyordum-. On altı yaşıma geldiğimde VI+ zorluğunda yerleri solo tırmanmayı başardım (Kimi pasajlarda kendi emniyetimi kendim alıyordum). Bunlar o günlerdeki en sert rotalardı. Bu tecrübelerimin doğal bir sonucu olarak ve yaşımın da ilerlemesiyle birlikte hem kendime olan güvenim arttı hem de güvenlik anlayışım gelişim gösterdi. Gittikçe daha zor tırmanışlar denemeye başladım.

On sekizinci yaşıma geldiğimde sekiz yüz metrenin üzerinde toplam on iki adet serbest solo tırmanış yapmış durumdaydım; bunların tamamı ilk çıkıştı. Ve bu çıkışların hiçbirini önceden oturup da planlamış değildim. Diyelim “X” yüzeyini mi tırmanacaktım, ortada bir plan olmazdı, fikir kendiliğinden gelişir, gider tırmanırdım. Eiger çıkışım da, bundan bir sene evvelki Grand Jorases Walker Spur da, Droites direct kuzey dikiti de, tüm diğer çıkışlarım gibi bu şekilde gerçekleşti.

3- Peki, Eiger’e tırmanırken, o esnada, nasıl bir zihinsel durum içersindeydiniz? Nötr müydünüz? Bir tür hipnotik durumda mıydınız, ya da..

Eiger tırmanışından evvelki gece hiç uyuyamadım; çok ama çok korkuyordum. Fakat gün doğduktan ve Eiger’in dibine gidip tırmanmaya başladıktan sonra içimdeki kaygılar yerini dingin, sakin bir hale bıraktı, hissettiğim tek bir şey vardı: Özgüven.

4- 1983’de kırdığınız Eiger sürat rekoru yaşamınızı nasıl etkiledi? Tırmanışın ardından gelen olumlu-olumsuz tepkiler nasıldı?

Eiger çıkışı bana daha çok genel anlamda (tırmanış camiası dışında) bir şöhret getirdi, para kazanmaya başladım.  Hiçbir zaman tırmanış camiasından pek arkadaşım olmamıştı, bugün de geçerli bir durumdur bu. Tırmanış dergilerine de yazmam, para kazandığım yer hep tırmanış dünyasının dışı oldu, parantez içinde: tırmanış dünyasında para yok.

5- Heinz’ın 2003 yılındaki çıkışına ne diyorsunuz? Kırdığınız rekor ancak tam yirmi yıl aradan sonra tekrar kırılabildi; böyle bir gecikmeyi bekliyor muydunuz?

Rekorların doğasında olan bir şey vardır: Günün birinde kırılırlar. Benim için –Heinz’in benim rekorumu kırmış olması- problem değil. Bir başkasından daha süratli olmak bir “yenilik” değildir aslında. Fakat ilk olmak, hem de ip kullanmadan, serbest solo olarak bir tırmanış gerçekleştirmiş olmak, işte bu yeni bir şeydir. Öte yandan tabii ki bu (Heinz’in çıkşı) büyük bir performans, kabul etmek gerek. Ne var ki, sizi Ay’a ayak basan ikinci adam gibi hatırlanmaktan kurtarmaz. Ayrıca anımsatmak isterim, bu çıkışı yaptığımda ben henüz sadece 21 yaşındaydım. 

6- Alpin yüzeylerdeki solo tırmanışların bir sonraki basamağı sizce ne olabilir? Sizce alpinizm bu anlamda geldiği noktada kalır mı yoksa daha öteye gidebilir mi?

İşin tabiatı bu, her zaman bir sonraki basamak vardır. Bununla birlikte, bugüne kadar beni gerçekten etkileyen tek bir solo tırmanış oldu: Marmaloda güney yüzündeki FISH’in tırmanılışı. Avusturyalı bir tırmanıcıydı, ismini anımsayamıyorum.[4] Tek kelimeyle vahşi bir şey! Ve sanırsam bu rotayı iki kez tırmandı bu Avusturyalı.

7- Ueli Steck’in başarıları hakkında ne düşünüyorsunuz, Eiger’de rekor kırdı, Bonatti Direttissima’yı (25 saatten daha az bir sürede) solo tırmandı? Sizce Steck çok mu fazla risk alıyor ya da bu başarıları onun üstün becerilerine bağlı ve dolayısıyla da limitleri altında kalan çıkışlar mı?

İlkin, beşinci soruna verdiğim yanıtı anımsayalım. İkinci olarak da, bildiğim kadarıyla Steck bu çıkışta (Eiger) yanında ip taşımıştı, bir olasılıkla Bonatti’de de böyleydi. Tabii ki Steck’in gösterdiği üstün başarılar çok etkileyici. –Fakat- benim bu zorlu yüzeylerdeki serbest solo çıkışlarımın üstünden 25 yıl geçtikten sonra, günümüz modern tırmanıcısı için artık “ip” bir seçenek olmamalı. –Bir tırmanışı değerlendirirken- “sürat“ her şey demek değildir.

8- Siz uzunca bir zamandır konuşmacı olarak yaşamınızı sürdürüyorsunuz. Pek çok konuda konuşmalarınız var ve bu konulardan biri de –doğal olarak- Risk Yönetimi. Size göre, bir birey, yaşamında veya dağlarda, kabul edilebilir riskleri nasıl değerlendirmeli?

Tecrübelerime dayanarak şunu söyleyebilirim: Arayış içinde olmak ve durumu kabul etmek, yüzleştiğimiz gerçekler karşısında, bilinmeyenlerle dolu gerçekler karşısında,  tüm duyularımızı büsbütün keskinleştirir; bu da, bize güvenlik olarak geri döner. Diğer bir değişle “güven” dediğimiz şey, oyunu temkinli oynamanın bir sonucu değildir.

9- Size ilham veren alpinist solo tırmanıcılar kimlerdir?

Gençken tek bir rol modelim vardı: Reinhold Messner. Fakat artık, bir rol modele gereksinim duymayacak kadar yaşlıyım.

10- Peki ya favori rotalarınız var mı? Bir de, kendini geliştirmek isteyen genç alpinistlere ne tür alpin rotaları tavsiye edersiniz?

Ben, boltlanmamış alpin yüzeylerde tırmanmaktan keyif  alan biriyim. Çocukluğumun, ilk gençliğimin geçtiği bölgede 900 metrelere varan yüzeyler vardı ve bu yüzeylerde çakılmış sikke sayısı onu geçmezdi. Tabii ki bunlar 7a’lık ya da bunun ayarında zor yerler değildi. Fakat gene de oldukça seyrek emniyete sahip olduklarından tırmanıcıların sağlam bir psikolojiye gereksinim duymalarını mecbur kılardı. Ama günümüzde kimse bu tip tırmanışlara bulaşmıyor, çünkü yeni gençlik artık spor tırmanışla büyüyor, serpiliyor. Dolomitlerde, Avusturya’daki yüzeyler bugüne kadar pek az tekrar görebildi.

Günümüzün spor tırmanıcıları bu yapıdaki rotalarla (geleneksel tırmanış teknikleri, mesafesi açık ara-emniyet noktaları vb.) nasıl baş edeceklerini bilmiyorlar bile. Ayrıca, rotalara başlamak için iki saat süren yürüyüşler de onları cezp etmiyor.

Thomas Bubendorfer, Finale Ligure'de ipsiz tırmanıyor. 1987 yazında yaptığı bu tırmanışta 100 metreyi geçen rotayı yedi kez tırmanmış. Nedeniyse İtalyan dergilerinden biri için yapılan fotoğraf çalışması.

11-Alpinizmin günümüzdeki popülaritesini nasıl değerlendiriyorsunuz? Eminim siz de duymuşsunuzdur, ünlü Alpinist Magazine dergisi bile kapanıyor. Öte yandan görmezden gelinemeyecek kadar somut bir “spor tırmanıcı” enflasyonu söz konusu. Yoksa alpinizm son demlerini mi yaşıyor, ne dersiniz?

Reinhold Messner, 1970’lerde “Bolt, Alpinizmin ölümüdür.” diye yazmıştı. Haklı olduğunu düşünüyorum. Bolt, işin içindeki tehlike olgusunu ortadan kaldırıyor. Bununla beraber, tehlike, macera kavramının en temel unsurunu teşkil ediyor. Ve alpinizm benim gözümde macera demek. Ama buradan spor tırmanıcılar ile bir problemim olduğu anlamı da çıkartılmamalı, onlar sadece riske girmeden eğlenmek istiyorlar. Özgür bir dünyadayız, herkes neyi isterse onu yapabilmeli. Ben de, ne istiyorsam onu yapıyorum. Bu konuda benim onaylamadığım şey, eski –klasikleşmiş- rotaların boltlanması. Artık elimizin altında friend (yaylı takoz) ve bunun gibi pek çok modern malzeme mevcut ve bu emniyet malzemeleri sayesinde pek çok eski rotayı bolt kullanmadan gene güvenli bir şekilde tırmanmak olası.

Teşekkürler, Thomas Bubendorfer!!!

Dipnotlar:

[1] Heckamir daha sonra aldıkları bu kararın başarılarına olan olumlu etkilerine işaret ederek yerinde bir karar olduğunu vurgular.

[2] Alplerin üç büyük problemi: Büyük Joraslar (Grandes Jorasses), Mattherhorn (Cervino) ve Eiger.

[3] Kimi kaynaklarda Thomas Bubendorfer’in ip kullandığına ima eden eleştirilere rastladığımda bunu kendisine sormak ve teyit etme gereği duydum. Thomas Bubendorfer, altını çizerek Eiger’de ip kullanmadığını yazdı.

[4] Bubendorfer’ın sözünü ettiği tırmanıcı Avusturyalı tırmanıcı Hanjörg Auer’dir. Auer, Marmolada Güney Yüzü’nde bulunan ve 1981 senesinde Slovak Jindrich Sustr ve Igor Koller tarafından açılmış olan 900 metrelik 7+/A2 ( IX- serbest) zorluğundaki Attraverso il Pesce (Fish,  “Balık Rotası” olarak ta bilinir) hattını, 29/04/2007 tarihinde ipsiz ve üzerinde sadece tırmanış kıyafetleri, toz torbası ve tırmanış ayakkabıları ile 3 saatten az bir sürede tırmandı. Auer, rotayı 2004 senesinde partneriyle birlikte denemiş ve “red-point” olarak tamamlamayı başaramamıştı. Serbest solo tırmanışından hemen bir gün evvel zirveden yaptığı ip inişi ile de sadece rotanın kilit etaplarını incelemişti.

Yararlanılan Kaynaklar:

Thomas Bubendorfer’in bizzat kendisi
“Alplerin Son Üç Problemi” – Anderl Hecmair, Homer Yayınevi (Çeviri: Nedim Sipahi)

http://bubendorfer.com

http://www.zenker.se/Books/harrer.shtml

http://www.swissinfo.ch/eng/front/Conqueror_of_Eiger_North_Face_dies.html?siteSect=105&sid=5511114&cKey=1153234343000&ty=st

http://www.racingandsports.com.au/sports/rsNewsArt.asp?NID=131755&story=70th_anniversary_of_the_first_ascent_Eiger_North_Face

http://www.gezenbilir.com/index.php?topic=10834.msg84619

http://www.bergfieber.de/berge/bergsteiger/bios/bubendorfer.htm

http://translate.google.com/translate?hl=en&sl=de&u=http://www.herbig.net/autoren/detailview/author/bubendorfer_thomas.html&sa=X&oi=translate&resnum=4&ct=result&prev=/search%3Fq%3Dthomas%2Bbubendorfer%2Beiger%26start%3D30%26hl%3Den%26client%3Dfirefox-a%26rls%3Dorg.mozilla:tr:official%26hs%3D1Jp%26sa%3DN