TARİHTE BUGÜN:

 

Ofiste olmadığıma çok sevindiğim bir hafta başıydı. Telefonum çaldı sabahın erken bir saatinde ve ofisten aradıklarını, bir sorun olduğunu düşünerek istemeyerek telefonu elime aldım. Arayanın partnerim Mustafa(Yeşildal) olduğunu görünce keyifle açtım telefonu ama Mustafa’nın sesi keyifli değildi. Normalin aksine o da ofisinde değildi, beni hastaneden arıyordu.

Bir gün evvel Mustafa ile beraber Geyve tırmanmış, tüm gücümüzle ön kollara kramp girecek ve bacakları titretecek kadar kendimize yüklenmiştik. Hedef belliydi, gene Marmolada Güney Duvarı, gene Vinatzer Rotası için hazırlanıyorduk. Son iki aydır antrenmanları artırmıştık.

Bu sefer, yani 3. deneme sonunda bizim için “çıkılamayan” [1] adını alan bu rotayı tırmanmak istiyorduk.

Mustafa Pazar günkü tırmanış sonrasında kamp yerinden arabaya yürürken, yaklaşık 1 hafta evvel halı sahada sakatladığı bacağının tekrardan sızladığını söylüyordu. Kendisini toplu sporların çok tehlikeli! olduğu yönünde defalarca uyardığımız halde maça gitmiş ve kaleci ile girdiği ikili mücadelede sonrasında da kaleci tarafından resmen biçilmişti. Biraz buz, iki gün dinlenme, sağlık ocağında çekilen, hiçbir şey görünmeyen iptidai bir bacak kemiği filmi sonucunda sağlıklı olduğunu düşünmüştü.

Antrenmanlara olduğu gibi devam ettik ve gerçek bizi bu tırmanış günü sonrasında yakaladı.

Daha detaylı bir tetkik sonrasında, Mustafa’nın sağ bacak fibula [2] kemiğinde bir çatlak olduğunu öğrendik ve doktor kendisine 5 günlük rapor verdi.

Mustafa artık evde yatar vaziyetteydi ve ben elimde oldukça pahalı iki kişilik uçak bileti ile kalakaldım.

Bir ara başka birisi ile gitmeyi çok düşündüm. Ama 26. ip boyluk 1110 metre ip uzunluklu bu rota, çok iyi bir ekip çalışması gerektiriyordu ve bu işi en iyi yapabileceğim adam, artık birbirimizin ne yapacağını konuşmadan anladığımız, 6 yıllık kadim ip arkadaşım Mustafa'ydı. Bundan daha önemlisi ise daha evvel 2 defa denemiştik bu rotayı ve beraber bitirmeyi çok istiyorduk.

Uzun doktor muayeneleri (Şeref Hocam çok sağ olun), çekilen MR’lar, iade edilemeyen uçak biletleri, antrenmansızlık ve bozuk morallerle geçen 3 hafta sonunda yine Mustafa ile beraber İtalya uçağındaydık. En büyük tesellimiz gene Dolomitlere gidiyor oluşumuzdu. Mustafa’nın çatlağı tam iyileşmemişti ve tırmanıp tırmanamayacağını deneyerek görecektik. En kötüsü dağ evlerinde oturur, Dolomitlerin enfes kaya duvarlarına nazır bir şeyler içer, tırmanamadığımız için kafayı kırarız şeklinde bir züğürt tesellisi modeli geliştirdik yolculuk esnasında.

İlk önce Civetta grubunda bulunan ve 350 metrelik bir kaya kulesi olan Torre Venezia (Venedik Kulesi) üzerindeki bir alpin klasik olan Andrich rotasına girdik. Bu rotayı bu sene haziran ayı başında dostum ve aynı zamanda site editörümüz de olan Burak Özdoğan’la denemiş, yarısına kadar çok keyifle tırmanmışken yağan yağmur ile geri inmek zorunda kalmıştık. Tırmanış sonrası elimizde Mustafa’nın şiş bacağı ve Vinatzer’i bu sefer de çıkamayacağına ikna olmuş kafalar vardı. Ama gene de Mustafa tahminimden iyi durumdaydı. En azıdan Marmolada’yı biraz daha kısa ve biraz daha kolay bir rotadan deneyebilirdik.

Marmolada rehber kitabını elimize aldık ve daha kitabın kapağını dahi açmadan hiç tereddütsüz ikimizinde ağzından iki kelime döküldü; Don Kişot (Don Quixote). Aslında Don Kişot rotası da çok kolay bir rota değildi, yaklaşık 800 metre ip uzunluklu 19 ip boyluk, VI lı alpin zorluk derecesinde (Grade VI) bir rotaydı. Duvarda bundan çok daha kolay düzinelerce rota varken biz yine estetik kaygılarımıza yenik düşmüştük ama rotanın Vinatzer’e görece kolay olduğu da bir gerçekti.

Hemen yola koyulduk ve Marmolada Güney Duvarı için araba ile son ulaşabileceğimiz yer olan Malga Ciapela’ya ulaştık. Arabayı yolun sonuna park edip Mustafa ile alelacele Marmolada Güney Duvarı önündeki gölge vadiye (Val D’Ombretta) yürüdük. Uzunca bir süre rotayı çalıştıktan sonra geri dönerek, bir gün sonra sabahın erken saatlerinde rotanın başlangıç irtifasının yaklaşık 1000 metre gerisinden, sırtımızda tüm teknik malzeme ile yürüyüşe başladık. Artık Marmolada’yı çok iyi tanıyorduk. Burada başarının, hızlı tırmanmakla geldiğini, hızın ise hafiflik ve yer yer emniyetsiz tırmanış anlamına geldiği kafamıza kazınmıştı.

3 sene evvel burayı ilk denediğimiz zamana göre çok hafiflemişti çantalarımız ve teknik malzemelerimiz. Ama gene de hafifliğin ne demek olduğunu rotanın ortasında uygulamalı olarak göreceğimizden haberimiz yoktu.

Sürpriz haberi ise duvarın dibine doğru yürürken karşılaştığımız Trento bölgesinden iki dağ rehberinden aldık. Bize hangi rotaya gittiğimizi sordular. Don Kişot dediğimiz an ikisi de birbirlerine bakarak güldüler ve 1979 senesinde bu rotayı açan isim olan Heinz Mariacher’in bir arkadaşı ile aşağıda dağ evinde olduğunu ve bugün Don Kişot’u tırmanmaya geleceklerini söylediler. Açıkçası heyecanlanmadım desem yalan söylemiş olurum.

Don Kişot rotasının en güzel özelliği, duvarın yarısındaki dev sete ulaşıncaya kadar ki ip boylarının görece kolay olması ve en kolay ip boylarının da rota başındakiler olmasıydı. Bu size inanılmaz verimli bir ısınma sağlıyordu. Hızlı olmak için ilk 3 ip boyunu ipsiz olarak tırmandık ve sonrasında ip boyu başına bir bilemedin iki emniyet aleti yerleştirerek hızla ilerledik.

Duvarın ilk yarısını, Heinz Mariacher’le karşılaşacağımızı bilmenin yarattığı merak ile tırmanıyorduk. Benim bir yerde yanlış bir varyanta sapıp zaman kaybetmem dışında tek sorun, büyük sete gelmeden evvelki V+ zorluğundaki baca etabıydı. O kadar zor bir V+ lık etaptı ki bir iki yerde bacanın içinde sıkışmış olarak tırmanış kapasitemi sorguladım. Neyse ki arkadan gelen Mustafa’nın da zorluğu onaylaması ile biraz rahatladım. Yine aynı gerçekle yüzleşmiştik, geleneksel alpin dereceler ve güncel sportif tırmanış dereceleri arasındaki derin uçurumla.

Sonrasında ise duvarı ikiye ayıran dev sete ulaştık ve heyecanla Heinz ve partnerini beklemeye koyulduk. Heinz göründüğünde, biz çoktan kamerayı çalıştırmış, video kaydına girmiştik. Heinz bile onu nasıl bu kadar hızlı tanıdığımızı anlayamadı. Ama zaten geleceğini bildiğimizi anlatarak onu rahatlattık.

İşin komik kısmı ise Heinz’ın üzerindeki malzemelerdi. (Hafiflik, Ders-I)

Heinz Mariacher, ayağında yarı tırmanış, yarı trekking ayakkabısı şeklinde bir ayakkabı, kafasında ters çevirdiği şapkası, üzerinde ise sekiz adet ekspres set (evet teker teker saydım), sadece 1 adet yaylı sıkıştırgaç, (set değil sadece no: 1 BD Camalot), birkaç kilitli karabina, perlonlar ve küçücük çantasından oluşan komple ekipmanı ile tırmanıyordu. Bizim iki dakika evvel taklalar attığımız bacayı ise, ayağındaki trekking ayakkabıları ile geçmesi bize kendimizi sorgulattı. Allahtan ikinci yarıya başlarken ayağına kaya tırmanış ayakkabılarını giydi de bizde kendimizi daha kötü hissetmedik.

Heinz’ı ayaküstü yakalamıştık ve O sigarasını tüttürürken soru üstüne soru ile resmen bombaladık Heinz’ı.

-Marmolada üzerinde en çok sevdiğin rotan hangisi?

-Neden bu rotanın ismi Don Kişot?

-vs.

Burada cevabını en çok merak ettiğim soru rotanın adının neden Don Kişot olduğuydu. Heinz bu rotayı açtığında Cervantes’in ünlü eseri Don Kişot’u okuduğunu ve o zamanlar kendisini sanki Don Kişot gibi hissettiğini söyledi. Heinz’ın kendi dönemindeki serbest tırmanış akımının başını çeken isimlerden birisi olmasının, tüm camiaya karşı kendisini Don Kişot gibi hissetmesi ile alakası olup olamayacağını sorduk. Olumlu ya da olumsuz net bir cevap gelmedi. Sanıyorum bizi geçiştirdi.

Sonrasında ise duvarının ikinci yarısını alçalan ve soğuyan hava, düşen görüş mesafesi eşliğinde Heinz ve partnerini izleyerek tırmandık. Heinz ip boylarını teker teker lider çıkıp, partneri Ernst’i yanına aldı. Sonrasında bizde aynı etapları lider tırmanarak onları takip ettik. Büyük setten hemen sonra bir iki basit etap, bir tane fiziksel olarak zorlu V+, hiçbir emniyet malzemesi atmadan geçilen IV+ lar ve 70 metrelik bir hareketli emniyet etabı sonrasında kilit ip boyunun altına ulaştık.

Burada önemli bir parantez açmak istiyorum. Heinz Mariacher ismi, benim için sadece bu yazı ile geçiştirilemeyecek kadar önemli bir isim ancak gene de kısa bir kişisel not düşmek istiyorum. 10 yıllık kısa tırmanış yaşantım boyunca, özellikle son 3-4 sene özelinde oldukça fazla dünya klasmanında tırmanıcı görme şansım oldu, özellikle sportif tırmanış yarışmalarında ve spor tırmanış alanlarında. Hepsini hayranlık, saygı duydum ve takdir ettim. Lakin hayatımda ilk defa, birisini ağzım beş karış açık olarak bir alpin rota üzerinde izledim. Şu an 54 yaşında olan bu adam, rotanın kilidinde, 6-7 metre aşağıda klip yaptığı eski bir sikke üzerinde pazarda yürür gibi yükseliyordu. O kadar rahattı ki bir ara kilidin çok kolay olduğunu düşündüm. Sonuçta bu rotası Heinz Mariacher’in sahip olduğu tırmanış özgeçmişinin yanında çok basit kalsa da, kendisine hayran olmamak elde değildi.

5 dakika sonra aynı kilitte, bir çatlaktan çıkarak dik ve slap bir sırt etabına bağlanan 2-3 metrelik traversi yapmadan evvel, aşağıya avazım çıktığı kadar bağırıyordum.

“Bacanaaaaakkkk[3], dikkat etttt, düşebilirim!”

Sonrasında ise bu VI+ zorluğundaki etapta, son zamanlarda yaşadığım en büyük düşme korkusu eşliğinde tırmandım. Burada önemli bir şey daha öğrenmiş olduk. Rotayı tırmanan büyük bir çoğunluk kilit ip boyunda Mariacher’in orijinal ip hattını tekrarlamıyordu. Çünkü böyle sert bir kilit için sikke sayısı rotanın diğer yerlerine göre dramatik oranda azdı. (20 metrede 4 sikke) Bizde sonuçta üstada saygıdan onu takip ettik ama çokça zorlandık.

Bu ip boyunun varyantı olan az evvel bahsettiğim çatlaktan slap ve dik sırtı hattına geçmek yerine çürük görünen bir negatife giren Giordani Varyantından ise, çatlağı doldurmuş fazla sayıda sikke, iki hattın ayrıldığı yerden bile kolayca seçilebiliyordu.

Kilit ip boyunu izleyen 2 tane daha zorlu V lik ip boyu sonrasında zirveye vardık. Bende, Mustafa’da inanılmaz sevinçliydik, istediğimiz rotadan olmasa da Marmolada Güney Yüzünü sonunda tırmanmıştık ve bu tırmanış bizi o kadar tatmin etmişti ki mutluluğumuz yüzümüzden akıyordu.

Sonrasında Heinz’ı gene soru bombardımanına tutarak, ip inişleri ile Marmolada buzuluna ulaştık.

2.ip inişi öncesi Heinz’a sorduğum bir soru, tüm tırmanış yaşantımın en hoş anekdotlarından birisi oldu gerçektende. Heinz’a rota üzerindeki inanılmaz rahatlığını referans alarak, bu rotayı en son ne zaman tırmandığını sordum. Heinz biraz düşündü ve gayet rahat bir ifade ile cevap verdi.

“1985 senesi, serbest solo, 1 saat 20 dakika”

Bu bile 54 yaşında halen 7c(IX) zorluğunda geleneksel rotaları tırmanabilen, 8a (X-) zorluğunda spor rotalar yapabilen bu adamın kapasitesi hakkında fikir vermekte.

Zaman zaman eleştirildiğim oluyor, yabancı tırmanıcıları övdüğüm için. Sonuçta bu insanlar hakkında kuru kuruya abartarak, altyapıları hakkında fikir sahibi olmadan, kulaktan dolma iki lafa istinaden konuşmuyorum.

Buraya da hiç çekinmeden, gönül rahatlığıyla şunu yazabilirim;

Bir dönem dünya serbest tırmanışının en üst noktalarında bulunan ve halen kıyamet gibi tırmanabilen bu adamın, ne kadar kasıntıdan uzak, her tırmanıcı ile rahat iletişim kurabilen ve halen tırmanmaktan zevk alabilen bir adam olduğunu görmek Heinz Mariacher ismine olan saygımı daha da katladı.

***

Buzul üzerinden yürüyerek kaya bantlarına alçaldık ve Fedai Geçidine ulaştık. Heinz ve Ernst arabalarından birisini buraya park etmişlerdi(iniş için). Diğeri ile de dağın diğer tarafına geçerek tırmanışa gelmişlerdi.

Sağ olsunlar bizi de dağın diğer tarafına kadar bırakarak, karanlık ve soğuk bir gecede 10 km. yürümekten kurtarmış oldular. Bu esnada Heinz’ın, son model Audi marka steyşın arabasıyla, tekno müzik dinleyerek virajlarda nasıl gazladığını görünce kendimizi yaşlı hissettik.

Mustafa da bende, Heinz ile vedalaşmak için elini sıkarak O’na teşekkür ettiğimizde, hayatımızın en anlamlı ve ilginç tırmanışlarından birini geride bırakmıştık.

İletişim: This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it.

[1] Rotanın bizim için neden bu ismi aldığının hikâyesini ve rota ve Marmolada Güney Duvarı ile ilgili daha fazla bilgiyi “Marmolada Güney Duvarı ve Çıkılamayan” isimli yazımda okuyabilirisiniz.
http://tirmanis.org/index.php/alpinizm/uzun-duvar/203-marmolada-guney-duvari-ve-cikilamayan

[2] Diz ile bileğin dış yanı arasındaki iki bacak kemiğinden küçük olanı.

[3] Yıllardır partnerim Mustafa ile dağda birbirimize bacanak diye hitap ediyoruz ama aslında herhangi bir dayanağı olmayan bir lakap.