TARİHTE BUGÜN:

Yağışsız, görece sıcak giden, kazma ve kramponsuz geçen 2014 kışının ardından, aralık ayında Uludağ'a koşmuştum. Erken sezonda karşılaştığımız iyi koşullar, umut verici!

Geçen yıl kalkıştığımız tek rotada, soğukta sızlayan ıslak eller ve titreyen bacakların ardından çözülüp, sezon sonu finalini erken yaşamıştım. Bu kış, klasikleşmiş rotaların tekrarlarıyla başlayan sezon, yine, yeni rotaların hayaliyle, devam etmekte.

Uludağ'ın üzerine çöken kar bulutları her seferinde ikişer metre kar bırakıp uzaklaşıyordu. Bu yağış dönemlerinin arasında fırsat buldukça tırmanışa kalkışıyorduk. Roma Katolik Kilisesi'nin, Aziz Valentine gününde; 14 şubatta, sevgiliye adanan bir günde, yine Uludağ'da olmak için karmaşık bir plan ile yollara düştük Yuci-Yücel Bağatur ile…

Soğuk, çok soğuk bir havada telesiyej otellerden uzaklaşırken, alpinizmin geldiği nokta şaşırtıcı diye düşünüyor insan, nerede 1930'ların silahşörleri?

Güneş az da olsa havayı ısıtmış, keyiflenmiştik. Doğaçlama gelişen bir plan ile Keşiştepe kuzey yüzündeki çanağın en sağında Berbeka ve Paçoz rotalarının arasında bulunan belirgin bacamsı dihedrale doğru yöneldik. Rotaya yükselirken kramponlarımızın çıkardığı ses ve zeminin sertliği motive ediciydi.

Daha önce birkaç kez gözlemlediğim bu hat, nedense hep çıkılmaz gibi gelmişti bana, aşağıdan bakınca kulvarı tıkayan negatif yapılar bu hissiyatı yaratmıştı. 1-2 haftadır devam eden kuvvetli lodos ve kar yağışı, ortamı adeta Patangoya'ya çevirmiş etraf kaya üzeri mantar kar oluşumuyla bezenmişti. Yukarıdan kıvrılarak aşağıya doğru inen beyaz bir çizgi, ilk defa bu hattın çıkılabileceğini düşündürmüş, olmadı bir yerlerden ineriz diye içimden geçirerek ipin iki ucuna bağlanmıştık.

Belirgin bacamsı/dihedral kulvar ile başlayan tırmanış, daralıp dışa atan hamleler içeren, tedirgin edici bir yan geçiş, zaman zaman kaya üzeri ince buz yapısıyla, genelde sert kar/buz üzerinde 60/95 derece eğimde ve 57 metrelik ilk ip boyu ile siyah renkli negatif kaya balkonun altındaki küçük kar setinde noktalandı. 57 metre sürekliliği olan tırmanış, dinlenme ve ara emniyet sıkıntılı, M5 veya üzeri, konfirme edilmesi gerekiyor!

İkinci ip boyu küçük kar setinden sağa traversle başlıyor. Hemen traversin sonunda, oldukça boşluklu küçük bir kar sırtı ata biner şekilde geçilip, sağa boşluklu 4-5 metrelik travers devam ediyor. Görece sert kar/buz üzerinde oldukça boşluklu, kazma krampon, garip boulder hamleleri ve esneklik içeren bir tırmanış ile finalde toz şeker kıvamındaki karda büyük kar setine varılıyor. Kar setinden sağa serbest yürüyüşten sonra, tekrar dikleşip 85/90 dereceye yaklaşan diklikte kötü karda, zirve sırtında, 55 metrelik ikinci ip boyunu ve rotayı tamamladık. M4 derecesindeki bu ip boyunun sonunda, kötü kar yüzünden, sonraki tırmanışlarda yardımcı olacağını düşündüğümüz 1 adet profil sikke bıraktık

110 metrelik, kesintisiz aksiyon ve süreklilik gerektiren bu tırmanıştan sonra, rotaya; neredeyse hiç bilinmeyen, Uludağ tarihinin önemli bir hikayesine istinaden ve tarihte yok olup gitmemesi adına "Ayaşlı" ismini verdik. Uzun arabantlar, her çeşit sikke, stopper set, küçük/orta boy friendler ve biz yanımıza almasak da buz vidası rotanın olmazsa olmazları. Mutlaka tırmanılmalı!

Rota: Ayaşlı
Ekip: Yücel Bağatur & Serkan Ertem
İp Boyları:
1.ip: 57 metre, M5, 70/95 derece sert kar/buz
2.ip: 55 metre, M4, 70/85 derece sert kar ve yer yer toz kar

Uludağ’dan Ankara Ayaş’a Emine Tevfika Ayaşlı

Uludağ'a sıkça gelen hemen herkes bilir, Keşiştepe'den batıya doğru uzunan sırt, dağın aynı zamanda kuzey ve güney ayrımını da yapar. İşte bu sırt üzerinde, Kuşaklıkaya zirvesinin hemen güney yamacında yani otellere bakan yamacında çatısı yıkılmış, sağlam bacası hala ayakta olan taştan bir kulübe vardır. Kimileri Keşişin kulübesi der, kimileri Muhsin Ertuğrul'un burada yaşadığından bahseder. Ama, çoğu zaman dağcıların da sıklıkla kullandığı bir sığınak olan bu kulübe, bilinenin aksine, tam 13 yıl, 1949 ve 1962 yılları arasında, Osmanlı döneminden gelen bir hanımı, Emine Tevfika'yı misafir etmiştir.

Dedesi Sadullah Paşa, II. Abdulhamit döneminde 1881 yılında vezirlik rütbesi ve paşalık ünvanı almış, babası Nusret Sadullah Bey ise Osmanlı Devleti'nin son dönemlerinde Viyana, Brüksel, Lahey ve Stokholm Büyükelçilikleri, Osmanlı Meclisi Mebusan II. Dönem Ankara Mebusluğu ve Cumhuriyet döneminde, TBMM III. Dönem Samsun Milletvekilliği yapmış olan Emine Tevfika, 1911 yılında İstanbul Kanlıca’da bulunan Rukiye Sultan yalısında dünyaya gelmiştir.

Annesi Prenses Rukiye Halim ise Mısır'da Kavalalı Mehmet Paşa ailesinden Abdülhalim Paşanın kızıdır. Daha sonra, Cumhuriyet döneminde soyadı kanunun çıkmasıyla beraber; aile, dedeleri Sadullah Paşanın Ankara/Ayaş'lı olması sebebiyle Ayaşlı soyadını almıştır.

Emine Tevfika Ayaşlı, iyi bir eğitim almasına rağmen herhangi bir işle uğraşmamış. 1944 yılında babası Nusret Sadullah Ayaşlı'nın ölümünün ardından, bozulan psikolojisi yüzünden, 1949 yılında Mahmut isimli uşağıyla beraber, Uludağ Kuşaklıkaya'da bulunan kulübede inzivaya çekilmiştir.

1958 yılında; Şişli'de okul, İstiklal Caddesi'nde han, koruluk, Baltalimanı’nda arsa, Mahmutpaşa'da dükkan, Boğaz'da arsa ve daha pek çok mülk gibi hatırı sayılır malvarlığını Ankara'da Ayaş Belediyesi'ne bağışlamıştır. Emine Tevfika Ayaşlı, 13 yıl boyunca Uludağ'da bu kulübede yaşamış ve tüm ihtiyaçları bölgedeki Büyük Otel ve Odun Palas, bugünkü Beceren Kafe tarafından karşılanmıştır. Kış aylarını İstanbul'da geçiren Ayaşlı, 29 Temmuz 1962'de Uludağ'da hayatını kaybetmiştir.

Serkan Ertem
16 Şubat 2015 / Bursa

Referanslar:

1. Beceren Otel arşivi
2. Hürriyet gazetesi arşivi
3. Sabah gazetesi arşivi
4. http://anilarayolculuk.blogspot.com