TARİHTE BUGÜN:

Nurettin Özcan, İbrahim Akçay ve Yenal Ege, geçtiğimiz ay, 26-27 Aralık 2009’da, Aladağlar'da bulunan Cıngıllıbeşik Kuzey Yüzünün ilk kış çıkışını gerçekleştirdiler. Tırmandıkları rota aynı zamanda muhtemel yeni bir rota hattı. Bu tırmanışın hikayesini Nurettin Özcan’ın kaleminden yayınlıyoruz. Yazıda kullanılan fotoğraflar İbrahim Akçay ve Nurettin Özcan'ın arşivlerinden alınmıştır.

Evde oturup, ellerimdeki tırmanış yaralarını yalayıp iyileştireli çok olmuş, hatta üzerinden aylar geçmişti. Sevdiğim pek çok tırmanış arkadaşımın öneri ve davetlerine katılamamış, hayatın döngüsünde sürüklenir olmuştum.

Yeni kış sezonu gelmişti işte. Hem de anlaşılması zor hava şartları ile. Dağlarda kar oldukça azdı, bir yandan lodos üfürmekteydi, bir yandan da konuştuğum bazı tırmanıcılar…

Abi n’oldu yahu? Şu ülkem dağcılık eğitim sisteminin olmazsa olmazı, “etik” yaklaşımlar nerde kaldı? Tevazu? Alçak gönüllülük? Hani önce “insan” olmak gerekiyordu?

İşin, sosyolojik ve psikolojik anlamda beni çok eğlendiren bu ironik tarafı, apayrı bir yazı konusu. Ancak, dağa gitme arifesinde zorla zihnime işleyen bazı kimseler ve halleri arkadaşlarımla yol geyiğimiz oluveriyor. Eğlenceli!

- Nurettin Özcan

Niyetimiz Aladağlar’da Dipsiz Göl tarafına gitmek ve Beşparmak Kuzeybatı Duvarı’nı denemek. Ancak üç kişilik ekibimiz bir şekilde yedi kişi oluveriyor. Eşim ve bir arkadaşım daha kamp için bir geceliğine bize katılacaklar ve ertesi gün Kayseri’ye geri dönecekler. Ancak son anda piyangodan çıkan iki Bulgar arkadaş da bize katılınca, ekip büyüyüp hantallaşıyor. Bir yandan biz de, Beşparmak için iyi bir zaman olmadığını düşünüyor ve hava çok kötü bozarsa da, yine de bir şeyler yapma imkânımız olsun diye rotayı Emli Vadisi’ne çevirmeye karar veriyoruz. Böylece ekibin geri kalanı da dağda bir şeyler yapma ihtimaline kavuşuyorlar.

İki yıl önce, yine yılbaşı zamanı, Bölük Ormanı’ndaki kampımızdan hareketle, tembel inekler misali Eznevit’e yürümüştük. Canımı çıkaran bu yürüyüşte keyfimi arttıran en önemli şey, vadinin karşı yakasında, Cıngıllıbeşik Dağı Kuzey Yüzü’nde gözüme çarpan harika bir kulvar-sırt rotası kesmek olmuştu. Bu hat, yüzeyin tam altındaki Bölük Ormanı’ndan başlayarak, yukarıda kanyonumsu bir kulvarın içine giriyor, kulvar boyu sola doğru çapraz yükseldikten sonra sırta bağlanıyor ve uzun muhteşem manzarasından emin olduğum bu uzun sırtı takip ederek Cıngıllıbeşik zirvesine ulaşıyordu.

Ya da en azından ben öyle umuyordum.

Kampımızı Sarı Mehmedin Yurdu’na kuruyoruz. Aynı öğleden sonra yaptığımız yürüyüş, rotaya ulaşmanın epey zaman ve enerji alacağını bize gösteriyor. Kamp ateşini ve keyifli muhabbeti, sabaha karşı saat 03:00’te hareket etmek üzere terk ediyor, çadırlarımıza çekiliyoruz. Oldukça güzel ve ılık hava bir süre sonra bulutlarını da dağıtıyor ve bize keyif aşılıyor. Problemsiz şekilde hazırlanıp, planladığımız gibi yola düşüyoruz. Hiç istemesek de, beklediğimiz gibi biraz ağırız. Sadece iki sırt çantası taşıyoruz ama maalesef kış tırmanışının kaçınılmaz gereklerinden biri olarak çantalarımız pek de hafif sayılmaz. Üzerimize almadığımız bir kısım teknik malzemeye ek olarak, kaz tüyü ceketlerimiz, yedek çoraplar, iki kişilik bir bivak torbası, termoslar, bol miktarda yiyecek ve hiçbir işimize yaramayacak (!) bir uyku tulumu bu ağırlığı oluşturuyor.

Emli Vadisi tabanındaki yolu takip ediyor ve Cıngıllıbeşik Kuzey Yüzü hizasına geldiğimizde sağ tarafımızda kalan yamaca doğru tırmanmaya başlıyoruz. Yaban domuzlarına ait bariz izler eşliğinde karanlık ağaçlar arasından yükseliyor ve üç saat sonra kulvar girişine ulaşıyoruz. Kar oldukça derin ve iğrenç şekilde yumuşak. Buraya kadar gelirken bile, çığ tedirginliği nedeniyle her türlü eğimden kaçınmıştık. Kulvarın son derece yakışıklı ve çekici kanyonumsu yapısı bizi davet ediyor adeta. Daha net bir değerlendirme yapabilmek için biraz daha yükselmeyi doğru buluyoruz. Birkaç küçük lokma atıştırdıktan sonra, kar kulvarına giriyor ve fena sayılmayacak kar şartlarında yükselmeye başlıyoruz. Kulvar yer yer büyük tıkaç kayalarla bloke edilmiş durumda ve bunlardan ilk birkaçını serbest şekilde tırmanarak geçiyoruz. Ancak daha sonra ip açma zamanının geldiğine karar veriyor ve tepeye kadar bir daha toplamayacağımız ipimizi açıyoruz.

Kulvarın dar etaplarının sonuna geldiğimizde bizi bir çatal karşılıyor ve içgüdüsel olarak sağ kolu seçiyoruz. Bu kolu takip ediyor ve bizi yüzeyin ortasındaki geniş kar alanına çıkaracak son etaptan önce, üzerinde yüzeysel buzlanma oluşmuş bir kaya etabına daha geliyoruz. İplerini aşağıdaki son babaya sabitlediğim arkadaşlarım tırmanırken bu problemi geçme yollarını arıyorum. Normal şartlarda hepimizin rahatlıkla tırmanarak geçebileceği bu etap, müthiş bir çürüklük, negatif bir yapı ve yüzeydeki buz nedeniyle oldukça büyük sıkıntı arz ediyor. Sağından solundan denemeler yapıyor, bir ara eldivenleri tamamen çıkarıp, “basıp geçme” işlerine soyunuyorum ama nafile. Tatsız tırmanış uzayıp gidiyor. En iyisi ortadaki hafif negatif ama kısa buzlu etaptan tırmanmak. Arkadaşlarım gelince, ip emniyeti eşliğinde bu etabı da tırmanıyor ve devam ediyoruz.

Büyük kar alanına yoğun bir sis eşliğinde giriyoruz. Görüşümüz neredeyse sıfıra iniyor ve aşağıdayken kestiğimiz rotaya sadık kalabilmemiz için üzerinde bulunduğumuz kar alanını sola doğru çapraz şekilde kesmemiz ve akıbeti konusunda bir fikre sahip olmadığımız bir koridora daha girmemiz gerekiyordu. Ancak görüşün berbat olduğu bu ortamda kafamızdaki rotaya sadık kalmaya çalışmanın yukarıda önümüzü kilitleyeceğini sezebildik ve direkt yukarıya devam etme kararı aldık.

Büyük kar alanını, problemsiz ama biraz tedirgin olarak geçiyor ve aşağıdan oldukça rahat görünen miks etaplara ulaşıyoruz. Burada toplam dört ip boyu, tam manasıyla rezalet zemin şartları üzerinde tırmanıyoruz. Yer yer 60-70 ve 90 derecelik eğimlere sahip, son derece çürük kaya üzerinde, kararsız şekilde bekleyen toz kar! Tek bir ara emniyet bile atamadan, ipin son santimetrelerine kadar tırmanılan, yüksek çığ riski ile kombine olmuş dört ip boyu…

Özellikle, bu dört ip boyunun üçüncüsü, artık eldivenleri çıkarıp, sıfır emniyetle geçmek zorunda olduğumuz hafiften göbekli ve çürük etaplar barındırıyordu ki, sanırım tüm tırmanışın en önemli kilit etabı bu bölüm idi.

Hiç ara vermeden devam ettiğimiz tırmanışımız artık yarım günü doldurmuştu. Yine ipi esneterek ulaştığım fukara bir çatlağa, iki stoper ile ipi sabitleyip arkadaşlarımı kendi hallerine bırakıyorum. Çünkü artık havanın kararmasına çok az kaldı ve geceyi geçireceğimiz bir yer bulmamız gerekiyor. Zirveye bağlanan sırt hattının bir ip boyu kadar altında, yön olarak Sarımehmetler’e bakan kayaların altında işimizi görebilecek bir kuytu buluyorum. Gerçekten çok şanslıyız, zira kara bulutlar gökyüzünü kaplamaya başlıyorlar. Arkadaşlarım yanıma ulaşıncaya kadar üçümüzün sığabileceği bir yer açıyor, kar blokları ile yan duvarlarını yapıyorum. Tam olarak kapatma imkânımız pek yok ama yine de oldukça korunaklı ve muhteşem manzaralı bir bivak yerimiz oluyor.

Önce Yenal, ardından İbo ulaşıyor bizim “Cıngıllı Motel”e! Kocaman gülümsemeleri ve tertemiz, komplekssiz yürekleriyle bu insanlar hangi şartta olursa olsun samanlığı seyran edecek süper birer psikolojiye sahipler. Aladağlar’da yıllarımız geçti, benzer çok yaşanmışlığımız var. Gecenin nasıl geçeceği kimsenin umurunda değilmiş gibi görünüyor. Sadece birbirimizi bir konuda uyarıyoruz: Uyku sersemi şekilde çişe falan kalkarsak aman dikkat edelim, bivak yerinin çıkışı, dikkatsiz bir adamı alır indirir aşağı!

Üzerimizdeki malzemeleri çıkarıyor, kesip ikiye ayırdığımız battal boy bir çöp poşetini yere seriyoruz. Daha sonra ıslak iplerimizi yere seriyor ve artık boşalan iki çantamızı bunların üzerine yerleştiriyoruz. Neyimiz var neyimiz yok ise zaten üzerimize giymiştik, İbo’unun getirdiği tulumu da açıp bacaklarımıza sardık mı, her ne kadar matımız olmasa da, güzel bir gece geçiririz diye düşünüyorum.

- İbo! Aç abi şimdi tulumu, bacaklarımıza örtelim…
- …..
- N’ooldu?
- Ortaaam…. Bu benim tulumun fermuarı biraz kısa… 40 cm.
- Açılmıyor yani?
- Cık!
- …..
- …..

Trajik halimize gülmekten kendimizi alamıyoruz. Çünkü gerçekten yapacak bir şey yok.

Botlarımızı çıkarıp ayaklarımızı garabet tulumun içine sokuşturmaya çalışıyoruz. Bivak torbasını bacaklarımızın üzerine, yansıtıcı bir battaniyeyi de üzerimize örtüyor ve durumu kurtarıyoruz.

Ancak birkaç saat sonra, hem hareket ihtiyacı, hem sıkıntı, hem de daha konforlu bir pozisyon için ayaklanıp çalışmaya başlıyoruz. Bir yandan tuvalet ihtiyaçları gideriliyor, bir yandan bloklar kesilip bivak yerinin giriş yönü değiştiriliyor, bir yandan da şarkı söylenip dans ediliyor. Şansımıza hava açık ve yağışsız.

Video edit: Nurettin Özcan

Çalışma bittiğinde birbirimize sokulmuş halde yatabileceğimiz bir yer hazırlıyoruz. Bu kez bivak torbası ve yansıtıcı battaniye altımızda serili, ayaklarımız tulumun içinde ve birbirimize sıkı sıkıya sarılmış vaziyette uzanıyoruz. Arkadaşlarım bir hamam sefasının hayalini kuruyorlar, bense yıllar önce öğrencilik zamanlarımda kullandığım yarım mat ve yarım tulumumu özlemle anıyorum.

Günün ilk ışıkları ile renk değiştirmeye başlayan gökyüzünün altında, uykumuzu fevkalade almış olarak ama kemik ve kaslarımızdan gelen çatırtılarla uyanıyoruz. Bir kez daha sabah oluyor.

Ağır ağır, ısınmaya ve zamanı hızlandırmaya çalışarak hazırlanıyoruz. Sıcak çay, ekmek, bal ve zeytin eşliğinde kahvaltı yapıyor, bir yandan da bir strateji belirlemeye çalışıyoruz. Daha önce hiçbirimiz bu dağa tırmanmadığımız gibi, dağ hakkında hiç bir şey okumuşluğumuz da yok. Artık yüzeyi bitirdik sayılır ama…

Nereden ineceğiz?

Bivak yerimizin hemen solundan ip açarak son etabı da tırmanıyor ve zirve sırtına ulaşıyoruz. Hiç olmazsa bu son etapta birkaç ara emniyet noktası bulabildiğimiz için çok şanslıyız çünkü bu etap da yine son derece dik, çürük ve yine üzerinde kararsız toz kar var.

Sağlam kaya ve buz kombinasyonu? Sanırım bir Aladağlar tırmanıcısı için büyük bir hayal!

Zirve sırtına ulaştığımızda, sırtın arkasındaki derin boşluğu, bu sırtı takip etmenin ve geri dönmenin bize maliyetini ve kararan gökyüzünü görüyoruz. Dönüş için gereken zamanın değeri nedeniyle, zirveye gitmemeye karar veriyoruz ancak iniş yolunu seçmek adına biraz beyin jimnastiği yapıyoruz. Ya bivak yerimize ip inişi yapıp, oradan sol aşağıya iplerimiz üzerinde bilinmezliğe doğru kayacağız ya da tırmandığımız rotadan ineceğiz. İlk seçenek ulaştığı geniş ve ormana kadar inen büyük yamaç nedeniyle cazip ancak kaç kez ve ne kadarlık uzunluklarda ip inişi yapacağımızı kestirememek işin tadını kaçırıyor.

Tırmandığımız rotadan inersek eğer, en azından büyük ölçüde ip üzerinde olacağız ve bu işi bir yandan uzatsa da güvenlik katsayımızı artırıyor. Konuyu hiç uzatmadan, hızlı şekilde karar alıyor ve inişe başlıyoruz. Biz inişe başlar başlamaz, kar yağışı da başlıyor ve hızlanarak devam ediyor. İp inişleri birbirini kovalıyor ve yüzeyin ortasındaki büyük kar alanına ulaştığımızda artık kar yağışı yağmurla da karışıyor ve zaten ağır olan zemin iyiden iyiye berbat hale geliyor. Hiç durmadan inmeye devam ediyoruz ve biz alçaldıkça artık kar yağışından sıyrılıp tamamen yağmura dönen yağış eşliğinde kulvarı sağ salim terk ediyoruz.

Orman içindeki yola indiğimizde, Cıngıllıbeşik’i de yoğun bir bulut ve yağış yumağıyla baş başa bırakıyoruz artık. Sarımehmetler’deki kampımıza geri dönerken ıslak kıyafetlerimiz bir nebze kuruyor ve biz tekrar bir arada dağa gideceğimiz günlerin hayalini kurmaya başlıyoruz.

Aynı akşam, Niğde’de Eylem ve Dursun’un yemeğine konuk oluyor, Niğde’deki arkadaşlarımız eşliğinde Dursun’un dünyaca ünlü hamsi tavasını şeker gibi rakıyla birlikte midelere indiriyoruz. Sohbet koyulaşıyor ve yazın tırmanıldığından bile şüpheli olduğumuz bu yüzeyin “ilk kış tırmanışını mı yaptık acaba?” diye düşünüyoruz.

Büyük olasılıkla öyle ama bir de Tunç’u (Fındık) arayalım diyoruz. O da onaylıyor.

Bu yüzeyi yazın tırmanmaya kalkışmanın, kaygan çarşaklı zeminler itibariyle en az kış kadar zahmetli olacağını düşünüyorum ancak benim ve tırmanış arkadaşlarımın ortak yorumu, bu rotanın ve alternatif varyantlarının, kulvar tırmanmayı sevenler için, sertleşecek kar yapısıyla özellikle geç bahar/erken yaz döneminde gerçek bir “klasik” olacağı yönünde.

Nurettin Özcan

İletişim:nurettin.ozcan [at] gmail.com