TARİHTE BUGÜN:

"FUCK YOUR DREAMS MAN, THIS IS HEAVEN." Mark Twight, A Lifetime Before Death

(Hayallerini S.ktir et adamım, cennet bu.)

"What we do is never understood but always merely praised or blamed." Frederich Nietzche, The Gay Science, 1882

(Ne yaptığımız hiçbir zaman anlaşılmadı, fakat daima ya sadece methedildi ya da kötülendi.)

DKSK TEPE KUZEY YÜZÜNDE YENİ ROTA

TARİH: 31 Mayıs 2012

EKİP: Mustafa Nalbant, Acarhan Bayrak, Onat Başar

Aladağlar’da 19 Mayıs tarihine ve Sematepe Kuzeybatı kulvarıyla Demirkazık Peck kulvarına odaklanmış olan kar-buz tırmanış tarzından sıkılmış olarak; bu bahar sezonunda Narpuz’da üç tane yeni rota tırmandıktan sonra gözümüzü Yedigöller’e diktik. Yedigöller kulvar açısından çok zengin olmasına rağmen, çıkılmış kulvar sayısı çok az. Buradaki zirvelere sadece trans yaparak veya sırt geçişleriyle çıkmak biraz haksızlık gibi. Aslında tüm Aladağlar konusunda da aynı şey geçerli. Mont Blanc masifin kar, buz ve miks tırmanış rotalarının sayısının 1200 tane(Damilano) olduğunu göz önüne alırsak bizim kar buz tırmanışımızın ne durumda olduğu daha net görülebilir. Rota sayısını 1200’e ulaştıran, adamların uzun, kısa, kolay, zor demeden her kulvara girmiş olmaları. Biz de aynı düşünceyle hareket ederek, net bir planımız olmadan, duruma göre değerlendirme seçeneğimizi açık bırakarak Büyük Göl’ün yanına kampımızı kurduk.

Bu noktadan DKSK’ya doğru bakıldığında, -ki Yedigöller’de kamp yapmış herkes muhakkak bu kulvarı görmüştür-, oldukça güzel gözüken kısa kulvarı, birazcık ısınmak ve ekibin durumunu değerlendirmek niyetiyle ilk hedef olarak belirledik.

Rota altına ulaşım kolaydı. Tırmanış rahattı. Ancak kulvarın ortalarına doğru bir yerde, sol taraftaki kaya bandından damlayan sular bir bölgeyi oldukça sertleştirmiş ve neredeyse buz kıvamına getirmişti. Kısa bir etap olan bu kısım, dik olarak başlayıp sonra yatan özelliğiyle rotanın genelinden farklı tek yeriydi. Kulvarda eğim neredeyse hep aynıydı. Sırta ulaştıktan sonra kısa sürede zirveye çıktık. Bu noktada, bir gün önce Acar ve Onat’ın "Abi güzel bir kulvar gördük, çıkar mıyız?’’ teklifleri, gözlerimizin Okşar Tepe üzerindeki daracık ve düz bir hat olarak gözüken kulvara takılmasıyla değişiverdi ve ikinci rotamız da böylece belirlenmiş oldu.

OKŞAR[1] TEPE KUZEY YÜZÜNDE YENİ BİR KULVAR

TARİH: 1 Haziran 2012

EKİP: Mustafa Nalbant, Acarhan Bayrak, Onat Başar

Rota altına ulaşmamız biraz zahmetli oldu ve uzun sürdü. Okşar Tepe’nin bu yüzünde, tam ortada geniş bir kulvar mevcut. Belirlediğimiz hat ise bu kulvara girmeden sola doğru ayrılan ve bir kaya etabından geçen dümdüz bir hat. Tam karşıdan tam olarak belli olmayan bu kulvara; daha düz bir rota olması için hemen altından girdik. Giriş kısmı biraz sıkıntılıydı. Dik bir kar etabının üstünde açılmış bir kaya ve üzerinden sarkan kırılgan buzlar vardı. Bu kısmı en sağdan yükseldikten sonra sola yan geçerek es geçmek mümkün. Birkaç hamlelik bu etaptan sonra kulvara girmiş olduk. Açılmış olan ipi toplama gereği duymadan koşar emniyet halinde tırmanışa devam ettik. Rotanın yukarı kısımlarında kulvar neredeyse birkaç metreye kadar daralıyor. Kulvarda genel olarak kar sertti ve yer yer buz mevcuttu. Ancak bir gün önce yağan kar neticesinde bir miktar kar da birikmişti. Görüntü açısından inanılmaz güzel bir kulvar ve açıkçası en çok zevk aldığımız tırmanışlarımızdan biriydi. Rota sırta bağlandığı yerde büyük bir balkonla kesildi. Biz sağa doğru yan geçişle balkonun en ince olduğu yerden tırmandık. Sırta çıkarken sis çökmüştü. Zirveden Süner Tepe’ye de geçelim deyip devam ederken hafif bir kar yağışı da başladı. Süner Tepe’nin zirvesinden direk aşağı inişe geçtik. Kampa indiğimizde hava tekrar güzelleşmişti. Ankara’dan gelen Çağrı ve Ali ile kamp yerinde buluştuk.

Daha uzun kalmayı planlıyorduk ancak Sokullu kamp yerinde unuttuğum sigaralarım yüzünden faaliyeti kısa kesmek zorundaydık. Aklımızdaki diğer rotaları başka bir faaliyete erteleyerek aşağı indik.

Sokullu’da bir gün keyif yaptıktan sonra Çamardı’na geçtik. Çamardı'na giderken yağmur yağıyordu ve dağlar bulutlarla kapanmıştı. Tarih 4 hazirandı.

Öğleden sonra Niğde’ye ulaştık. Çay ocağına çantalarımızı daha yeni indirmiştik ki ekipten birisi telefonunu uzatarak "Abi, seni arıyorlar’’ dedi. Çok kısa süren bu telefon görüşmesinden sonra dağa geri dönüyorduk, dönmek zorundaydık; bu kez Güzeller’e, arkadaşlarımızı almaya… Bir kez daha…

"Hafızamızda canlı olan bu kişiler unutulmamalılar. Görmezden gelmek yerine onların yaşadıklarından ders çıkartmalıyız; acıyı bir kenara itmeye çalışmak yerine onu bir parçamız haline getirmek için benimsemeliyiz. Bir ideale inanmak, onun uğruna birçok kişi ölmüş olduğunda bazen zor olabilir. Hatırladığımız sürece, çekip gitmekte, meşaleyi başkasına devretmekte utanılacak bir şey yok.

Bildiğimiz dünya sona eriyor. Ancak bir başkası kuvvetli bir şekilde geliyor. Tüm manzara değişti, ve biz ama mutlu ama üzgün yaşamaya ve anlatmaya mahkumuz. Bizim gibi hayatta kalanlar için hayat hiç kolay değil özellikle de ilk birkaç hafta. Fred öldükten sonra onu arayabileceğimi hatta onunla tırmanışa gidebileceğimi düşündüğüm bir çok an oldu.

Kendi adıma üzülmüyorum. Bu benim seçimim veya bir şekilde kabul edişim. Ben bunu bir bütün olarak yuttum. Tam doz aldım. Listede yer alan kişilere; onlar ölmeden önce, aslında onları ne kadar önemsediğimi söyleyebilecek cesarete sahip olmayı dilerdim. Söylenmeyen kelimeler içimde kalmış olarak yaşıyorum çünkü bu kelimeleri hakeden insanlara bu kelimeleri artık zaten söyleyemem.

Hayallerini s.ktiret adamım, cennet bu." (Mark Twight, A Lifetime Before Death).

Mustafa Nalbant

İletişim: mustafasnalbant at gmail nokta com

Dipnotlar:

[1] Yaygın kullanım Oksar olmasına rağmen, yanyana olan bu iki zirveye 1975 yılında hayatını kaybeden iki dağcının soyisimleri (Faruk Süner, Rezzan Okşar) verildiğinden, bu şekilde kullanımı daha doğrudur.

Etiketler: