TARİHTE BUGÜN:

I. BÖLÜM: GEZ TEPE (3760 m.) KUZEY YÜZÜ (YENİ ROTA)

Gece pek iyi uyuyamadım. Riskli ya da yeni bir rotaya girmeden önce bazen uyumakta zorlandığım olur. Fakat dün gece diğerlerinden farklıydı. Gece uykuya dalmak için uğraştığım sıralarda, düşünceler kafamın içinde oradan oraya koşuşturmaya başladı. Hiçbirini durduramadım. Birdenbire  nabzımın daha hızlı attığını fark ettim. Uyku tulumum, soğuk geceye rağmen daha çok ısıttı. Hızla  tulumun fermuarını açtım ve  önce kolumu sonra bacaklarımı dışarı çıkarttım. Çadırın kapısını açarak dışarıda bıraktığımız, soğuktan üzeri buğulanmış su şişesine uzandım. Soğuk sudan bir yudum aldım ve boğazımdan içeriye doğru sıcaklığı düşürerek aktığını hissettim. Çadırın dar kapısından açık gökyüzündeki sayısız yıldıza baktım. Derin bir nefesle ciğerlerime çektiğim soğuk hava, suyun izlediğine benzer bir yol izledi. Nabzım yavaş yavaş normale döndü. Saatimin alarmının çalmasına iki saat kala, su ve hava uykuya dalmamı kolaylaştırdı. Geceleri zihnim bazen takılacak bir şeyler bulur. Gece boyunca –gündüz kulvarı izlerken gördüğümüz- rotanın sonundaki kar bloğu(korniş) ile oldukça uğraştım. Ya biz rotayı tırmanırken kar bloğu düşerse ya da çok yüksek olan kar, üzerine çıkmamıza izin vermezse. Sanırım zor uyumamın nedeni buydu; nasıl geçeceğimizi kara kara düşündüğüm korniş ya da ne bileyim başka bir şey…

Her şeye rağmen sabah kalktım. 02:30 sabah mıydı yoksa gece mi? Bilemiyorum. Dağda zaman kavramı bazen kaybolur. Bu saatte beden, beyinden gelen karmaşık komutları gerçekleştirmek için hazır olmaz. Bu saatlerde gelen komutlar daha sade olmalıdır. Tulumun fermuarını aç, doğrul, tulumdan çık, su kaynat, kahve iç vs... Bu mantıklı(göreceli) ve net komutlar –ki bunları seviyorum- rotayı düşünmekten insanı uzaklaştırır. Zaten önceki gün, Ayhan’la yeterince plan yapıp, rota ile ilgili bütün olasılıkları gözden geçirdiğimize göre düşünmeye de gerek yoktu. 03:35’ te  kamptan ayrılıp tırmanacağımız rotaya doğru, hareket ettiğimizde bile bu basit komutlara itaat ediyorduk. Yürü…

Burada güneş tam tepede olmadan ya da tırmandığın yüzeye el atmadan zirveye ulaşmış olmak yerinde bir hareket olur. Çünkü güneş geldiğinde kar yumuşar, taş düşer, hava bozar. Bizde öyle yaptık, hızlı belki de koşarcasına rotaya yaklaştık. Arkamızda güneşin doğuşuyla, güçlü florasan ışığı altında etkisini kaybeden mum ışıkları gibi yıldızlar birer birer söner,  kızıllık gittikçe yayılırken biz de Gez Tepe’nin  kuzey yüzündeki dik, beyaz yamaçta tırmanmaya başladık. Görece kolay olan giriş kısımlarında ipe girmeye gerek duymadan birlikte hareket ettik. Tek sorun olan güneş ile amansız, kaybedeceğimizi bildiğimiz bir yarış içindeydik. 45-50 derece eğimli sert karda yaklaşık 200 metre boyunca dik bir şekilde  tırmandık ve büyük yatay kar alanına ulaştık. Bu kar alanında da 100 metre kadar bir yan geçiş yaparak kulvar ağzına geldik. Arkama her dönüp baktığımda Ayhan’nın güven vererek, emin adımlarla geldiğini gördüm.. Baktım ki o emin adımlarla geliyor, ben de sert karlı yamaçta tırmanmaya devam ettim. Karın eğimi giderek arttı. Bazen kar bazen de kayadan (III- IV), aramızdaki mesafeyi çok açmadan kulvarın daraldığı yere kadar tırmanışımıza devam ettik.

Geldiğimiz bu noktadan sonra içi buz ve kaya dolu dev bir kulvar bizi bekliyordu. Üzerindeki küçük oluklardan su akan buz yüzeyinde uzunca bir süre, oldukça çürük olan kayaya temas etmemeye çalışarak tırmandık. 70 derece civarındaki eğim, kısa etaplarla 80’i buluyordu. Eğlence ve korku arasında geniş bir duygu yelpazesinin içinde ilerledik. Kramponumuzun sadece ön dişlerinin temas edebildiği ilk 100 metrelik kısımda baldırlarımız laktik asit içinde yoğruldu. Bu kısımda, emniyetimiz için, aralara buz vidası yerleştirerek birlikte tırmandık. Buz üzerinde akan su eldivenlerimizi oldukça ıslattı. Birlikte tırmanırken biraz geçte olsa Ayhan’ ın sesiyle kendime geldim. “Abi, istasyon” dediğinde,  sabit ana emniyet noktaları üzerinde hareket etmenin zamanı gelmişti. Sonraki 100 metreyi sabit 2 ana emniyet noktası ve 2 ip boyuyla, üzeri çatlamış ve kaymayı bekleyen kar bloğunun altından geçerek, boyuna bağladık. Son 10 metrede göğüs hizamıza kadar batan kar oldukça tehlikeliydi. 

Geldiğimiz bu noktadan ana zirveye bağlanmak oldukça zor gözüküyordu. Her parçası elle tutturulmuş gibi duran dev bir kule önümüze dikilmişti. Hava da çok iyi değildi hani. Sert rüzgar bulutları hızla tepemize topladı. Biraz titreyerek ısınmayı, birazda getirdiği gibi rüzgarın bulutları dağıtmasını bekledik. Zaman geçti, biz ısındık, hava da düzeldi. 

Dönüş yolundan bizi uzaklaştırmasına rağmen, ana zirveye doğru yöneldik. Bulunduğumuz yerden 50 metre kadar güneye inerek, bizi zirveye bağlayacağını düşündüğümüz bacada(IV+) tırmanmaya başladık. Dağın güney yüzünde, oldukça çürük olan kaya bantları üzerinden, uzunca bir traversle zirveye bağlandık. İniş yolumuz ile ilgili, uzunluğu dışında, hiçbir bilgiye sahip olmamamız zirvede geçirdiğimiz vakti kısa tutmamıza sebep oldu. Aslında doğuya doğru, dağın sırtlarını takip ederek ve doğu zirvesine tırmanarak – Gez Tepe Doğu Zirvesi Klasik Rotası’ yla-  Döbe’ nin üzerindeki kamp yerimize ulaşabilirdik. Lakin öyle yapmadık. Daha emniyetli olacağını düşündüğümüz  (yürüyüşün 6 saat süreceğini bilmiyorduk) dağın güney yüzünden, Dilber Düzü’ ne doğru ve oradan da Olgunlar Köyü’ ne ulaştıracak olan yolu seçtik. Açıkçası canımızın çıkmasına rağmen güzelde oldu. O gün kampa ulaşmaya çalışmak yerine, zaten halimizde yoktu, Olgunlar’ da pansiyonda kalıp, güzel bir akşam yemeği yedik. Duş ve güzel uyku da bizi oldukça toparladı.

Tırmanış gecesi pansiyonda kalıp ertesi sabah erkenden kamp alanımıza geldik. Doğruyu  söylemek gerekirse, o ana kadar çokta dillendiremediğimiz  bir konu kamptan güzel  rotamıza bakarken yavaş yavaş ortaya çıktı. Güzel sohbetimizle, aylar önce bu tırmanışı planladığımız akşama doğru duygusal bir seyahate çıktık. 

II. BÖLÜM: DOSTLARLA SOHBET (10-02-2013)

O bir haftayı sanırım hiç unutmayacağım. Pazar gününden Pazar gününe.

Haftasonu, iki günlük Bozdağ maceramızda yapabildiğimiz en ekstrem şey sandalyeye –hemen kalkacakmış gibi, isteksiz- yan oturarak oynadığımız okeydi. Zaten Erdem bu tarz etkinlikleri pekte sevmezdi. Hiç durmadan yağan sulu kar, burnumuzu köyden çıkarmamıza izin vermese de sandalyede oturmaktan dolayı ağrıyan kıçımızı haklı bir mazerete dayandırmamızı sağlıyordu. Eriyip giden saatler Erdem’in sözünü ettiği kayadaki çatlaktan bizi uzaklaştırıyordu. Oysaki büyük bir hevesle kazma ve kramponlarımızı bilemiş, bir dolu teknik malzemeyi köye yığmıştık. Hava düzelmedi. Beklemeyle geçen saatlerin ardından, önümüzdeki haftasonu tekrar gelmek üzere İzmir’e dönüş yoluna geçtik. 

Çiseleyen  yağmura eşlik eden ılık rüzgarla bir kış akşamına  hazırlanan şehre ulaştığımızda daha günü bitirmek istemiyorduk. Oldukça sakin geçen hafta sonunun ardından, yarın bizi bekleyen iş koşturmacası için henüz hazır değildik. İki gün boyunca hareketsiz ve biraz da can sıkıntısı ile geçirdiğimiz zamanın acısını ne bulduysak yiyerek çıkarmıştık. Sanırım şehre gelir gelmez, bu kadar yemeğin ardından hissettiğimiz suçluluk duygusuyla kendimizi Ege Üniversitesi tırmanış salonuna attık. Sabah Bozdağ’da güzel, sert bir kahvaltıyla başlayan gün, tırmanış duvarında şişmiş kollarla devam etti. Berna’ da bize eşlik edince oldukça eğlenerek, güzel bir antreman yaptık. Nedense yorgunluğumuza rağmen bu günü, sanki  son saatlerimizmiş gibi, bitirmek istemedik. Hatırlıyorum da bu karanlık, ıslak kış akşamında Ayhan’ ın evine doğru giderken sessizliği bozan tek şey elimizdeki torbalarda bira şişelerinin çırpınışıydı. Bitmek bilmeyen bu Pazar günü, Ayhan’ ın evinde dostların samimi sohbetiyle anlam buldu. Erdem, Berna, Ayhan, Ekin, ben. 

Küçük bir ışığın aydınlattığı odada her şey pusluydu ya da sigara dumanı odanın her yerini kaplamıştı, bilemiyorum. O akşam oda, yağmurlu sokaklarda olduğu gibi sessiz ve karanlıktı. Arka planda çalan müzik, ortamı sessiz olarak tanımlamama engel olamayacak kadar cılızdı. Eminim çok şey konuşmuştuk., ama içlerinden sadece birini oldukça net hatırlıyorum. Bir sürü plan yapmıştık. Şuraya gideriz, şu kulvar, bu duvar vs.  Birde  Kaçkarlardan bahsetmiştim Erdem’e. Islak, karanlık, karlı, sisli dağlar. Bilgisayarda açtığım fotoğraftan O’na ve Ayhan’a Gez Tepe Kuzey Yüzü’ ndeki bu kulvardan bahsetmiştim. Hatırlıyorum da, o an Erdem’in gözleri ışıldamıştı,  belki de ışıldayan gözlerin değil de açık alnından yansıyan ışıktı. 

Saat geç olmuştu. Pekte eve gitmek istediğim söylenemezdi. Ne bileyim belki sabah işe gidecek olmak, belki başka bir şey…

Konuşacaklarımız daha bitmemişti ki son metroyu kaçırmamak için evden aceleyle çıktım. Şimdi düşünüyorum da konuşacaklarımız gerçekten de bitmemişti.

III. BÖLÜM: ERDEM TAPUL

19 Aralık 1979’da İzmir’de doğdu. Alsancak Ortaokulu ve Namık Kemal Lisesi’ ne gitti. Lisede futbol takımının kalesini bekledi. Zaman içerisinde sokaklarında büyüdüğü Alsancak gibi renkli bir kişiliğe büründü. Kordon’ un ve Karşıyaka’ nın deniz havası ve martı sesleri onun ruhuna kazındı. Sokakta uzun süre kaykay ve akrobatik bisiklet kullandı. Ailesine çok bağlıydı. El becerisini el sanatları ile uğraşan babasından aldı. Kısa bir süre Erzincan’ a gitti ancak İzmir O’nu geri çağırdı. Denizi ve dağları çok severdi. O’nu dağlarla tanıştıracak olan insanlara ulaştı. Dağcılığı öğrendi ve geliştirdi. Belki spor alt yapısı, sokakta bisiklet üzerinde geliştirdiği denge ve ailesinden aldığı el becerisi O’nu iyi bir kaya tırmanıcısı haline getirdi. Disiplinli spor anlayışı, motivasyonu ve heyecanı sadece kendisine değil çevresini de yetti. İnsanlar O’ nunla dağa gitmekten ve antreman yapmaktan keyif aldılar. Paylaşmayı severdi. Bazen değişen ruh hali bana İzmir’ i hatırlatırdı. Konak’ta Kültür ve Turizm Müdürlüğü’nde memur olarak çalıştı. Her şey hakkında fikir sahibiydi. Kararlıydı. Her bulunduğu ortamda neşenin kaynağıydı. Sık sık kendisini çağıran doğaya gitti. 13 Şubat 2013’ te Bozdağ’da bir çığ kazası sonucunda aramızdan ayrıldı.

DAĞ ADI: GEZ TEPE ANA ZİRVE (3760 m.)

ROTA ADI:  ERDEM TAPUL KULVARI, GEZ TEPE KUZEY YÜZÜ MERKEZ KULVARI

EKİP: Emrah ÖZBAY, Ayhan YELGÜN

TARİH: 5 TEMMUZ 2013

SÜRE: Kulvar sonuna 4 saat, Ana zirveye 1,5 saat

İNİŞ:  

1. yol: (yapılmadı) Gez Tepe Doğu Zirvesi’ ne doğru zor travers (güney  yüzleri altından)  ve devamında Gez Tepe Doğu Zirvesi’ nden (II-III derece) doğu yönündeki sırta doğru iniş. (4-5 saat ?)

2. yol: Dağın güney yüzünde II-III derece kayadan ve devamında uzun bir yürüyüş ile Olgunlar köyüne 6 saat iniş. Olgunlar’dan kampa 2 saat çıkış

ROTA DERECESİ: TD- WI3 M4 IV+ 

ROTA UZUNLUĞU: 600 m.(kulvar içinde, yaklaşık)

KULLANILAN MALZEMELER: Kask, çift ip, 1 set stoper,3-4 boy yaylı takoz, çift teknik kazma ve krampon, 3-4adet buz vidası, 6 uzun Express bant…

TEHLİKE: Özellikle geç saatlere kalınmışsa yüksek oranda taş düşme riski vardır. Kulvarın giriş kısımlarında ancak kar emniyetleri kullanılabilir. Kulvarın daraldığı buzun başladığı üst kısımlarda ise buzda etkili emniyet almak mümkün olacaktır. Kaya ise ideal hiçbir koşul sunmayacaktır. Kulvarın sonundaki korniş ve biriken yumuşak kar uğraştırıcı olabilir. Çürüklük Kaçkar Bölgesindeki bütün dağlarda olduğu gibi burada da önemli bir sorun oluşturmaktadır.

İDEAL MEVSİM: Haziran 15- Temmuz 15 arasındaki dönem kışın nasıl geçtiğine bağlı olarak değişmekle beraber iyi dönem olarak tanımlanabilir.    

YAKLAŞIM: 

1. yol: Rize tarafından gelindiğinde Yukarı Kavron Yaylası’ndan Göller Bölgesi ve Naletleme Geçidi kullanılarak Döbe Yaylası’ na ulaşılabilir. Bu yaklaşık 5 saatlik bir yürüyüş demektir. 

2. yol: Dağa Yusufeli tarafından yaklaşmak daha kolay olur. Erzurum’dan 3 saatlik bir yolculukla Yusufeli’ne ulaşılabilir. Buradan Yaylalar’a  genellikle öğle saatlerinde olan  bir dolmuş seferi var. Bu şekilde Olgunlar Köyü’ne ulaşılabilir. 2-3 saatlik güzel bir yürüyüşün ardından da Döbe’ nin üzerindeki kamp alanına ulaşılır. 

Emrah Özbay

İletişim: ozbayemrah[at]yahoo[nokta]com

Dipnot:

Gez tepe üzerindeki diğer bir kulvar olan merkez kulvarın ilk çıkışına ait yazıyı aşağıda linki bulunan yazarın kişisel web sayfasından ulaşabilirsiniz.

http://emrahozbay.com/index.php/kulvar-rotalar/45-geztepe-kuzey-buz-kulvar