tırmanış.org

tırmanıcıdan tırmanıcıya...

  • Increase font size
  • Default font size
  • Decrease font size

Tunç Fındık ile Röportaj

e-Posta Yazdır PDF

Geçtiğimiz aylarda Tunç Fındık ile yapmış olduğumuz röportajı kendisinin Broad Peak için yolculuğa çıktığı şu günlerde yayına alıyoruz. Kendi söylemiyle tırmanış yaşantısında çok da yer tutmayan14x8000 projesi özelinde başladığımız röportajda Tunç Fındık' ın dağcılık ve kişisel yaşantısı ve dağlar hakkında ne varsa değinmeye çalıştık. Sonuç olarak bu uzun soluklu röportaj ortaya çıktı. Kendisine Broad Peak' te, geriye kalan son dört 8000'lik dağda ve tüm alpin tırmanışlarında başarılar diliyoruz. İyi okumalar.

 Tunç Fındık ile Röportaj

alp-tuncroportaj035

Yüksek irtifa dağcılığı denince Türkiye' de akla ilk gelen isim Tunç Fındık' tır. Dünyada 8000 metreden yüksek 14 dağın zirvesine ulaşmayı hedefleyen projeye ve aynı zamanda bu uzun maratona başlayalı oldukça uzun zaman oldu. 2009 yılında kendisiyle yaptığımız röportajdan sonra bu projede oldukça mesafe aldı. Başarıyla sonuçlanan 11 tırmanışın ardından ise geriye sadece 4 zirve kaldı. Bu son düzlüğe girmeden önce kendisiyle bir röportaj yapmak istedik. Bir akşam buluştuk ve röportaj sırasında elimizdeki soru sayısını da tahmin ettiğimiz süreyi de oldukça aştık. Tunç Fındık ne kadar tanınan bir figür olsa da kendisi hakkında bilenenlerin de söylenenlerinde tam olarak Tunç Fındık' ı yansıtmadığını söyleyebilirim. Kendisi hakkında söylenen bazı düşünceler biraz basma kalıp kalıyor. Özetlediğimiz bu uzun soluklu röportaj sanıyorum bu konuda biraz yol almamızı sağlayacaktır. Sadece yüksek irtifa dağcısı olarak anılmaktan neden rahatsız olduğuna, bizim belki de bu kadar zor olduğunu tahmin etmediğimiz finansman sıkıntılarına ve sponsor desteğindeki zorluklara, Türkiye' deki ve dünyadaki dağlara, rotalara, alpin stil tırmanışa, buz ve kayaya ait ne varsa sormaya çalıştık. Kendisine sorularımızı cevapladığı için teşekkür ederiz.

Özetle Sadece 14x8000 projesine bağlı kalmayan bu röportaj Tunç Fındık' ın kişisel ve dağcılık yaşantısını daha yakından görmenizi sağlayacaktır. İyi okumalar dilerim.

Sefa BÖRTÜCEN

Editör / tirmanis.org

Sefa: 14x 8000 lik projesine başlayalı oldukça zaman oldu. Bu proje kapsamında 11 8000’lik zirveye ulaştın. Bunların içerisinde Everest' e farklı rotalardan iki kere çıktın. Peki bu projeye başlamaya nasıl karar verdin?
Tunç: Aslına bakarsan, ilk 8000’lik dağım olan Everest’in zirvesine 2001 mayısında çıktığım zaman, böyle bir düşüncem asla yoktu. Tam tersine, yüksek dağcılığın zaman alan, uğraştırıcı ve gereksiz zahmetli bir iş olduğunu düşünüyordum. Üstüne üstlük, bu farklı tırmanış tarzı hoşuma gitmemişti. Everest'in ardından gittiğim ikinci 8000’ lik dağ, 2002’de Broad Peak oldu, orada bu düşüncem daha da pekişti. Ama, üçüncü gittiğim 8000’lik dağ, Tibet’teki Cho Oyu idi ve çok kısa bir sürede, hızlı ve oksijen kullanmadan, iki kişi zirve yaptık. Bu çok hoşuma gitti ve yüksekte iyi şeyler yapabileceğimi net olarak gördüm, ancak bu projeye devam etmek hala aklımda yoktu. Sonra Lhotse’ ye gittim 2006'da. O tırmanışı yaptıktan sonra, ‘niye olmasın böyle bir proje?’ diye düşünmeye başladım. Kısaca, 2006 yılından beri 14x8000 projem sürüyor.

Thumbnail

Erzurum-Uzundere ‘Anatolia Pillar’ donmuş şelalesini Anna Torretta ve Cecilia Buil ile beraber tırmanırken, ocak 2015
(Foto: Hacı Tansu)

Thumbnail

Erzurum-Uzundere-Cevizli boğazı ‘Sol Kroşe’ donmuş şelalesi ilk çıkışında, ocak 2015

(Foto: Anıl Şarkoğlu)


Sefa: Sıradaki tırmanış planı nedir? Bu bahar için Annapurna planını duymuştuk.
Tunç: Evet öyleydi ama iptal ettim. Bu sefer hem yeterli finans yoktu, hem koşullar uygun değildi. Annapurna' ya -anti parantez- çıkarım yada çıkmam, önemi yok. Belki yaza başka bir 8000'lik dağa giderim. Annapurna bir başka zamana kaldı, bu arada çok şanslıyım çünkü nisan ayında Annapurna’ da olsaydım, Nepal’ de çok can alan büyük depreme yakalanmış olacaktım. Seneye ise yine Pakistan’da 8000’lik dağ var, G1 veya Nanga Parbat olabilir. Ama bir de, üçüncü sefer Everest’e tırmanmak olasılığı oluşuyor. Görelim bakalım.
Sefa: Anladığım kadarıyla bir finansman sıkıntısı var projede.
Tunç: Her zaman vardı, olmadığı bir an hiç olmadı (gülüyor)
Sefa: Peki bu sıkıntılara rağmen bu projenin ne zaman bitmesini öngörüyorsun?
Tunç: Doğrusunu istiyorsan, ne zaman biterse o zaman. O kadar belirsiz ki her şey, belki iki-üç sene hiç gidemeyeceğim veya bir yılda üç tanesine gidebileceğim, bunu hiç bilmiyorum. Doğrusu şu anda fazla üzerinde durduğum bir mesele değil bu.
Sefa: Sanki bana geçmiş yıllarda biraz daha bu projeye motiveydin gibi geldi. Geçmiş senelerde de finansman sıkıntıları bu kadar kötü müydü?
Tunç: Motiveyim de, kaynak olmadıktan sonra ne işe yarar? İnanılmaz çaba harcadım, bu da beni sıktı artık, bazen bu kadar uğraşmaya değmediğini düşünüyorum. Dhaulagiri' ye gitmek için antika süngü koleksiyonumu satmam gerekti. Trek turu yapıyordum eskiden Everest Ana Kampına, Afrika’ya gezi filan düzenliyordum, mesela oralardan biriktirdiğim parayla Makalu' ya gittim. Sanırım bazı insanlar ‘ohooo, adamın sponsorları var, kaynağı bol’ diye düşünüyor. Tam tersi, böyle bir durumum yok, hiçbir zaman da olmadı. Her zaman en ucuz ekspedisyonla, her zaman en basit şekilde, hep büyük çabalar harcayarak yaptım bu işi, en az para harcayacak şekilde.

Thumbnail

K2 Dağı (8611m) Abruzzi Mahmuzunda, tehlikeli ‘bottleneck’ buz traversinde 8400 metrede tırmanış, temmuz 2012
(Foto: Fabrice İmparato)

Thumbnail

Tunç, Gasherbrum 2 Dağı (8035m) zirvesinde, temmuz 2014

(Foto: Karma Sherpa)


Sefa: Peki, 2006 yılında başladığını sayarsak, nasıl bir program yapmıştın o zamandan sonra ve bu programa ne kadar sadık kalabildin?
Tunç: Hiçbir sabit program yapmadım, her şeyi uygun olduğu anda hızlı kararlarla yaptım. Yani aslına bakarsan her şey spontane gelişiyor. Hangi 8000’lik dağa bu sene gitme imkanım var? Arkadaşlarımdan kim nereye gidiyor? Kararlarım bundan geçer. Hep geldiği gibi, öyle de devam edecek. Sabit bir plan-program dahilinde olan bir iş değil bu çünkü her şey o anda bulabileceğin para ve desteğe çok bağlı. 2006’dan beri iki ‘büyük’ mali sponsorum oldu, kıtı kıtına yardımcı olabildiler. Yine ben ucundan kıyısından yamayarak dağlara gittim. Her şey sponsorluk değil elbette, ama sonuçta bu işi tamamen rahat bir şekilde hiçbir zaman yapamadım desem doğru olur. Aylar evvelinden, yıllar evvelinden şunu yapayım diyebileceğim bir destekçim zaten olmadığı için ve gereken parayı hep son anda bulduğum için hep işler böyle yürüdü.
Sefa: Peki ciddi anlamda sponsorların arasında benim isteklerimi bana sponsor oldukları dönemde eksiksiz karşıladılar dediklerin var mı?
Tunç:Mali olarak bu iş hep zordu, yani bu işler kolay değil, ama şunu açıklıkla söyleyebilirim: neyse ki malzeme ve hizmet konusunda bir sıkıntım olmuyor. İstediğim malzemeyi ve hizmeti istediğim kadar çok alabiliyorum, uydu telefonu olsun, dağ malzemesi olsun. Malzeme ve hizmet konusunda atlet takımlarında bulunduğum GRIVEL, BEAL ve THE NORTH FACE ciddi katkılarda bulundu bana ve yola devam ediyoruz beraber.Onlara buradan teşekkürü borç bilirim.

Thumbnail

Geyikbayırında tırmanış, 2010
(Foto: Öztürk Kayıkçı)

Thumbnail

Gölpazarının harika kayalarında spor tırmanış, mayıs 2015

(Foto: Doğan Palut)


Sefa: Gittiğin fakat zirveyle sonuçlanmayan faaliyetlerin, denemelerin oldu. Peki bunlar sonucunda olumsuz dönüş aldın mı? Camiadan veya sana sponsorluk desteği veren firmalardan.
Tunç:Hayır, hiç olmadı. Örneğin, Broad Peak' e çıkamadığım 2002'de, Meteksan Sistem'di benim sponsorum. Çok anlayışlı davrandılar, benim başıma iş gelmesi onlara yaramazdı çünkü. Bu bir spor, zafer de olur yenilgi de. Camiaya gelince, herhangi bir insanın yaptığı herhangi bir tırmanışın niye böyleydi diye eleştirildiğini hiç sanmıyorum..
Sefa: Yani dağdayken herhangi bir sponsor baskısı hissetmiyorsun kesinlikle.
Tunç: Yok canım, aklımdan bile geçmez.
Sefa: Tomaz Humar'ın sponsor baskısıyla Nanga Parbat' da mahsur kalma olayı var biliyorsundur.
Tunç: Biliyorum, bu tür olaylar saçma derecede komik bence. Yani salak patronun biri ittiriyor arkandan hadi çık, niye çıkmıyorsun diye, sende tırmanışa mı gidiyorsun? Yok böyle bir dünya, zaten imkansız bir şey, öyle bir adamdan zaten sponsorluk almamalısın. İkincisi, her şeye dağdaki koşullar karar verir, zaten dağdaki koşullar iyiyse, ben de iyiysem zirveye çıkarım. Ama dağdaki koşullar kötüyse, bende kötüysem, hastaysam, yorgunsam, moralim bozuksa çıkamam. Ona da kimse bir şey diyemez, dağ bu, sonuçta bir spor karşılaşmasından farklı değil. Tenis oynuyorsun, basket oynuyorsun, rugby oynuyorsun, kriket oynuyorsun, her zaman yenilebilirsin. Sporun bir parçasıdır yenilgi, kendini geliştirdiğin sürece yenilgilerden ders alıyorsun demektir.. Benim çıkamadığım 8000'lik dağlar oldu ama zirveye çıktıklarımın sayısı daha fazla. Sonra çıkamadıklarımın bir kısmına da tekrar gidip çıktım. Hiçbir şey canından, sağlığından önemli olamaz.
Sefa: Daha önceki röportajda projeyi tamamlamak için kimseye sözün olmadığını istediğin yerde durabileceğini söylemiştin.
TUNÇ: Kesinlikle hala geçerlidir. Kimseye sözüm, borcum yok bu konuda.
Sefa: Şu an oldukça yaklaştın projenin sonuna. 4 zirve kaldı.
Tunç: Dörtte bir kadarı duruyor demektir bu, yani küçük bir yol değil, öyle bir çırpıda bitecek iş de değil. Ve gerçekten, iki tanesi de çok sağlam ve riskli dağlar; Nanga Parbat ve Annapurna. Bir acelem yok, kesinlikle bir evvelki söyleşide dediğim gibi. Kimseye verilmiş bir sözüm yok bu projeyi bitirmek için.
Sefa: Önceki söyleşide sıkıldığım yerde bırakırım diye bir söz söylemiştin. Ciddi anlamda sıkıldığın oldu mu bu projeden?
Tunç: Şundan sıkılıyorum ben: 8000'lik dağa iki ay tırmanışa gidiyorsun. Bunun sadece 10 günü tırmanış. Geri kalanı bekleme, bürokrasi, yolculuğun sıkıntıları.. Benim sevmediğim şeyler. Ben kötü bir turistim. Bazen çok sıkılıyorum seyahat etmekten ve garip garip yerlerde boş beklemekten, ben tırmanmayı ve aksiyonu seviyorum. İki ayda 10 gün tırmanmak ne demek? Fena derecede az ve bu hoşuma giden bir şey değil. Benim işime gelen şey, bir yere gideyim 4-5 gün süper konsantre tırmanayım, yorulayım. En güzeli bu. Ya da daha alçak bir dağa gideyim 6000, 7000 metrelik tırmanış yapayım, daha az dinlenme ve daha az zamanla. Bazen insanı yorup sıkıyor bu proje ama her şeye karşın çok da çekici..
Sefa: Bir sonraki soru da bu konuyla ilgiliydi. Daha önceki röportajda yine gönlünün daha alçak ve daha teknik tırmanışlarda olduğunu söylemiştin.Trango kuleleri, Muztagh kuleleri, Kussum Kangguru, Numbur gibi dağlardan söz etmiştin. Mesela şunu bekleyebilir miyiz senden, bu sene 8000'likbir tırmanışa gitmeyip bu tarz bir teknik tırmanışa gitmeni?
Tunç: Neden olmasın?
Sefa: Öyle bir sürpriz bekliyoruz o zaman.
Tunç: Eh, 8000’liğe gitsem de bunu ayrıca yapabilirim. Ama, hadi ben bu sene imkan bulamadım ve 8000'e gidemedim diyelim. Çok az imkanla bile Nepal, Pakistan veya Kırgızistan' daki 6000'lik teknik dağlara, Türkiye’deki tırmanış arkadaşlarınla gitmem mümkün. Bütçesi düşük şeyler bunlar, büyük ekspedisyonlar değiller. İki kişi, hızlı alpin stilde Nepal veya Pakistan' da bir dağa tırmanacak, hiçbir mesele yok. Tabi bunu sadece iyi tanıdığım, bildiğim adamlarla yapabilirim.

Thumbnail

Erzurum-Uzundere-Uzunkavak köyü ‘Lucifer’ donmuş şelalesini tırmanırken, ocak 2015

(Foto: Öztürk Kayıkçı)

Thumbnail

Erzurum-Uzundere-Cevizli boğazı ‘Sol Kroşe’ donmuş şelalesi ilk çıkışında, ocak 2015

(Foto: Doğan Palut)


Sefa: Peki yine 2006 yılını baz alalım. Nerdeyse 10 yıl geçmiş. Proje bu süreçte senden neler götürdü veya neler getirdi?
Tunç: Çok zaman harcadım. Daha etkin ve zor alpin çıkış yapmama sekte vurdu bu proje, çünkü çok zaman harcıyorsun irtifada ve bu arada beden olarak yıkıldığın için fiziki antrenman seviyen düşüyor. Geri döndüğünde toparlanma sürecin aynı derecede zor oluyor. Artık bunu atlattım, geri geldiğim anda tırmanmaya başlayabiliyorum yeniden. Ama dağa gitmeden önceki uğraşılar, döndükten sonraki uğraşılar derken, zaman alan bir süreç ve aşındırıcı olabiliyor gerçekten. Yani sadece daha alçak dağlarda alpinizmle veya sadece kaya tırmanışıyla uğraşsaydım diyorum bazen. Yüksek dağcılık ve teknik alpinizmi bir arada götürmek zor, özellikle de Türkiye gibi bir ülkede bunu yapmak.
Sefa: Peki alpin stil tırmanış için düşündüğünde Türkiye'nin en çok yaşanılabilir şehri neresi sence?
Tunç: Doğruyu istiyorsan, salt dağ düşünürsen en ideal yer Hakkari’ dir çünkü oradaki dağlar gibisi Anadolu’da başka yerde yok. Ama şu anda, lojistik ve ulaşılabilirlik açısından Antalya buna daha uygun.
Sefa: Peki Hakkari' de ne kadar tırmanış yapabildin şu zamana kadar?
Tunç: İki kere, ve çok beğendim. Türkiye'nin en güzel dağlık coğrafyası orası gerçekten. İlk gidişimizde en büyük, en güzel duvarını tırmandık bölgenin, Reşko batı duvarını, Doğan, ben ve Emrah. İşte orada yapılacak çok iş var, fakat orada yaşasan yapabilir misin, o da apayrı bir konu. Türkiye bambaşka dinamikleri olan bir ülke. Her şey istediğin gibi olmuyor, biliyorsun.
Sefa: Daha az zirve şansı olması sebebiyle denemediğin ama aklında kalan 8000'lik rotalar var mı?
Tunç: Doğrusu 8000’liklerde en kolay rotadan zirveye çıkışı hedefledim. Çünkü teknik bir şeyle uğraşmak yerine daha çok hava durumuyla, derin batak karla ve yüksekliğin getirdiği sorunlarla uğraşıyorsun orada, bunlar bile yeterli zorluktur. Ama Shishapangma’ nın 3000 metrelik güney duvarını tırmanmak isterdim, alpin tarz.
Sefa: 14x8000 Projesi tamamlandıktan sonra tekrar bir 8000'lik dağ düşünür müsün?
Tunç: Gidebilirim, gitmeyebilirim. Bunda kesin bir kararım yok aslına bakarsan, ama 8000’de olmak hissini özlerim ve giderim bence.
Sefa: 2009’da ilk K2 denemen vardı. O deneme hakkında ne düşünüyorsun? O zaman denediğin Cesen rotası ile çıktığın Abruzzi mahmuzunu karşılaştırırsan, zorluk ve riskleri açısından ne söylemek istersin?
Tunç: Abruzzi mahmuzu daha zor. Cesen benzer zorlukta, daha kısa ama daha tehlikeli. Gerçi K2 zaten çok tehlikeli bir dağdır.
Sefa: Tehlike ne peki?
Tunç: Çığ tehlikesi.. Cesen daha dik çıkan bir rota hattıdır ve girişinde 400-500 metre için, berbat derecede çığ tehlikesi olan bir bölge var, burada üst kısımdaki iri serak buz duvarlarından sıklıkla büyük buz çığları geliyor. Teknik zorluk olarak, Abruzzi mahmuzu az daha zor ve daha çok dik etaplar içeren bir rota. Bütüne baktığında iki rota da birbirine çok benziyorlar, K2'nin güneydoğu sırtıyla, güney-güneydoğu sırtı çok yakın birbirine zaten ve ikisi de ‘shoulder’ denen geniş kar omzunda, 8000 metrede birleşiyor. Rotaların ortak kiliti bottleneck (darboğaz) denen dik, cam gibi buz duvarından geçiyor. İşte orası ölümüne tehlikeli, objektif riski yüksek bir yerdir; buz çığı riski.
Sefa: Aykut ile konuştuğumuzda aslında o zaman denediğiniz rotanın tam olarak Cesen rotası olup olmadığı konusunda literatürde bazı sıkıntılar var dedi.
Tunç: Tomo Cesen' in omuzda, 8000 metrede, zirvesiz biten hızlı solo tırmanışından sonra ‘Cesen rotası’ olarak tanınmaya başlamış ama orası aslında ‘Doug Scott sırtı’ yada ‘Bask sırtı’ olarak bilinen bir yerdir. Çünkü Doug Scott ve ekibi rotayı ilk defa denemiş ancak olmamış, Bask ekibi ise 1986 yılında rotanın tümünü çıkmayı başarmış. Bugünlerde K2’nin Abruzziden sonra en çok çıkılan veya denenen rotasıdır.
Sefa: K2'de 2009'da ekiple ilgili sıkıntılar olduğunu söylemiştin.
Tunç: Evet, uyumsuz bir ekspedisyondu, ekibin yanı sıra Karakurum’ un hava ve kar şartları da uygun değildi 2009’da. Uygun şartlar olsa bile, o ekiple K2 gibi bir dağa çıkılmazdı, problem olması kaçınılmazdı.

Thumbnail

Dünyanın en yüksek 3. zirvesi olan Kanchenjunga tırmanışı sırasında, nisan 2011
(Foto: Guntis Brands)

Thumbnail

Tunç Kırgızistan- Tanrı Dağlarındaki Khan Tengri zirvesinde (7010m), 2 ağustos 1996
(Foto: Kürşat Avcı)


Sefa: Sonrasında partner seçimindeki kararlarını ne kadar etkiledi bu deneme?
Tunç: O kadar fazla etkilemedi aslında. Sonuçta, benim elimdeki seçenek kısıtlı, o nedenle var olan şartlara göre hareket ediyorum. Mesela, ben İranlı dostum Azim Gheycisaz ile 2011 yılında tanıştım, Kanchenjunga ve K2'ye beraber çıkma şansımız oldu, bu benim için çok güzeldi. K2'ye 2012 de çıktığımız ekibimiz tutarlı, kaliteli bir ekipti. Ama 2009 yılında gittiğim ekip, az önce söylediğim üzere, gerçekten toplama ve deneyimsiz, dağda beraber çalışılamayacak bir ekipti.
Sefa: Peki kaç kişilik bir ekiple tırmanmayı tercih edersin 8000'lik bir ekspedisyonda?
Tunç: Üç kişi iyidir. Yahu, zaten 10 kişi de gitsen 2- 3 kişilik gruplar halinde, birer çadır ekibi olarak tırmanıyorsun. Örnek, 24 kişi gittiğimiz K2'de de insanlar parça parça bölünüp, eşzamanlı olarak 2-3 kişilik timler halinde tırmanıyordu genellikle, ben Azim ile tırmanıyordum mesela. Tüm ekip olarak çok iyi de anlaşsan, sonuçta ekiplere bölünüp tırmanıyorsun. 2010 sonbaharındaki zirveye varmayan Shishapangma çıkışımızda 2 kişi idik sadece; Dawa Sherpa ve ben.
Sefa: Bazı tırmanışlarda son kamptan farklı ekiplerle toplu olarak hareket ettiğiniz oluyor.
Tunç: Tabii elbette. Bazen ana kamptan bile.
Sefa: Nasıl işliyor burada karar mekanizması?
Tunç: Genelde herkesin iyi havanın gelişine yönelik bir önbilgisi, hava tahmini vardır ve herkes hemen hemen aynı zamanlarda zirveye gitmeye çalışır. Genelde 8000'lik bir dağda uzun süreli şahane hava durumu olmaz. Kısa süren, maksimum birkaç günlük iyi hava dönemi olur, onda da herkes zirveye gider, sonrasında da zaten ya muson yağışı gelir ya kış gelir, yani dönem biter. Sonuç olarak, en yüksek kampta bir şekilde herkes birleşir ve ‘zirve taarruzu’ sırasında hep beraber güç birleştirerek, yolu açarak zirveye gidersin. Özellikle karın derin, rotanın uğraştırıcı olduğu, çok ip çok taşınıp çok sabit hat döşenmek zorunda olduğu yerlerde bu yardımlaşma, ortak çalışma yapılmak durumundadır. Az önce en güzel ekip 3 kişi dedim, ama 3 kişi gittin diyelim, daha senden başka kimse yok dağda ve bel derinliğinde kar var, ne yapacaksın? Yarıp geçemezsin 3 kişi o karı, bitti ekspedisyon! Dolayısıyla, 8000’ liklerde büyük ekipler olan dönemlerde tırmanmak aslında bir avantajdır. Dezavantajları da çok elbette. Çünkü çok insan oluyor ortamda ve çoğu tecrübesiz, birilerinin kaza geçirme ihtimali çok yüksek.. Ve aynı zamanda, birçok dağda kalabalık olursa, uygun kamp yeri bulmak çok zordur. Mesela Broad Peak Dağında, ilk kampta sadece 3 tane çadıra yer var, ikinci kampta sadece 6 tane çadıra yer var. 10 tane ekspedisyon ve 100 kişi varsa, imkansızdır yer bulmak. Bunlar büyük meseleler.

Thumbnail

Aladağlar-Kaldı (3734m) kuzey buz kulvarında tırmanırken, Mayıs 2015
(Foto: Hüsayin Adanur)

Thumbnail

Emler güney yüzü: Aladağlar-Emler Dağı (3623m) güneybatı yüzü ilk kış çıkışı sırasında, şubat 2004
(Foto:Bora Maviş)


Sefa: Partner bulma konusunda nasıl sıkıntılar yaşadın?
Tunç: Partner bulmak zaten çok sıkıntılı bir durum. Bir kere Türkiye'den birini zaten bulmam zor 8000’lik için.. çünkü kimse kendini bu işe bu kadar adamış değil ve kaynak bulunmuyor. Benim bulduğum partnerler genelde bu işlere yönelik çalışan, yurtdışından insanlar oluyor-batılı veya Nepal' li.. Gide gele insanları tanıyorsun; kimle kafan uyuyor, beceri ve deneyim seviyesi ne? Amaç da önemli. Sadece bir tane 8000' liğe, mesela Everest’e çıkıp bırakan arkadaşlarım var. Ya da, kişisel yardımcı olarak kiralanan sherpa ekibi ve bol miktarda oksijenle stilsizce tırmanan arkadaşlarım var. Ben bunlarla uyuşamıyorum. Dolayısıyla koşul bana ne getirdiyse onu iyi değerlendirmeye çalışıyorum ve kendi imkanımı yaratıyorum, olmazsa da tek tırmanıyorum. Bu da güzel.
Sefa: Eğer 8000' lik bir dağda sana partnerlik edebilecek birileri olsaydı bazı şeyler senin için daha kolay olur muydu?
Tunç: Olmadığı için bir şey diyemiyorum, ama şu anki halimden gayet memnunum. Ben tek başıma bir dağa gidince istediğim gibi takılırım, hareket ve adaptasyon kabiliyetim yüksektir. Broad Peak'e bu yaz gidersem, hareket tarzım şu olacak: ana kamp hizmetini Pakistan' da yerel bir organizasyondan alacağım, ana kamptan sonra ufak tek kişilik çadırım, ocağım, yiyeceğimle, birkaç gece aklimatizasyon yapacağım maksimum 6500 metrede, sonra da ilk fırsatta, diğer ekiplerle eşzamanlı olarak zirveye gideceğim, bu kadar. Ben bunu çok hızlı yapabilirim.
Sefa: O zaman şöyle bir sonuç çıkarabilir miyiz? Uzun süreli ekspedisyonlardan çok sıkıldın ve daha fazla zaman kaybetmek istemiyorsun.
Tunç: Kesinlikle. Hızlı güzeldir. Zaman değerli, ne yazık ki çok fazla zaman harcıyorsun bu tür dağcılıkta. Fakat hızlı olmaya adapte olmuşum bir kere, 2013 yılında Shishapangmaya, Katmandudan Katmanduya 14 günde çıktım mesela, keza aynı yıl Manaslu da 15 gün sürdü. Ama Pakistan’daki 8000’likler kaçınılmaz olarak 45 gün alıyor, yol uzun, uzak ve çok zaman kaybediliyor.

Thumbnail

Gürcistan’ın Ushba Dağı (4711m) tırmanışında.. ağustos 2014

(Foto: Doğan Palut)

Thumbnail

Fransa Alplerinde, Mont Blanc Massif, Aig. Rochefort (4001m) batı sırtında tırmanırken; arka planda Mer de Glace buzulu, temmuz 2001
(Foto: Doğan Palut)

Thumbnail

Kaçkar-Verçenik Dağı (3711m) tırmanışında, haziran 2014
(Foto: Hüseyin Adanur)


Sefa: Peki, partnerlik ilişkisiyle devam edelim. 8000'lik dağlarda partnerlik ilişkisi ne kadar bağlayıcı oluyor. Partnerin döndüğü veya geride kaldığı zaman nasıl bir hareket izliyorsun?
Tunç: Dediğim gibi herkeste çok farklı bir durum oluyor, hiçbir zaman sabit bir durum olmuyor.. Şimdi, yanındaki adamın başına bir şey geldiyse, tabii ki yanında kalmalı veya yardım ederek aşağıya indirmelisin. Mesela, 2006 yazında Communism zirvesine çıkarken,İsrailli partnerim 6900 metrede hasta oldu ve ertesi sabah, zirveye gitmek yerine beraber inişe başladık. Adamdan değerli değil ya, onu bırakıp dağın zirvesine çıksan ne olacak, taş ve kaya.. O zavallı adam orda ölürse veya elini ayağını kaybederse, vebali senin olur. Şahsen ben yardım ederim, ama başkası bu konuda ne düşünüyor o farklı bir soru, onu bilemiyorum. Sonuçta insan daha önemli. Açıkçası partnerim diyorsan, beraber tırmandığın bir insansa, ne kadar çok tanıdığının bir önemi yok, yardım etmek gerekiyor. Onun da aynı şekilde sana yardım etmesi gerekir. Ama bu çağda tam tersini, zirve hırsı ile insanların ölüme terk edildiğini gördüm. Ne yazık..
Sefa: Tek başına 8000'lik bir dağda yalnız kaldığında önünde ve arkanda kimseyi göremediğinde neler hissediyorsun? Aladağlar' da bile yalnız kaldığında farklı şekilde hissedersin, peki 8000'lik dağda bu nasıl oluyor?
Tunç: Bence çok güzel bir his. Kendine, tecrübe ve gücüne güveniyorsan, seni yenebilecek hiçbir şey yoktur. Kendimi güçlü hissettiğim zamanlarda bunu yapabiliyorum ve zevk de alıyorum. Zaten bir çok yerde yalnızsın, bir çok yerde ip hatları ve kalabalık gruplar olmaz. Bazen, düşersen kesinlikle öleceğin yerlerde tırmanıyorsun, çok dik yerler bunlar genellikle. Mesela Shishapangma' da tam esas zirveye varışta, 8000 metrede çok zor ve dik, oldukça da uzun bir buz sırtını serbest çıkıyorsun, altı binlerce metre dik duvar! Bu durumda 10 metre önünde veya 50 metre arkanda başka bir adamın olup olmamasının bir önemi yoktur. Tek başınasın, sadece kendin varsın, kimse sana yardım edemez. Her şeyi şahsen yapmak ve dikkat etmek, kendine yetmek durumundasın. Tek olma hissini, yalnızlığı bazen çok seviyorum, kendimle yalnız kalabiliyorum.
Sefa: Peki, partnerlikle devam edelim. 8000'lik dağlarda insanların daha hırslı olduğunu olduğunu düşünüyorum. Bu sebeple bazı kavgalar tartışmalar yaşanıyor. Sen hiç böyle bir şey yaşadın mı? Sherpalarla Ueli Steck arasında geçen yıl Everest’te bir tartışma vardı, kavga. Ne düşünüyorsun?
Tunç: Bunlar kötü işler. Bahsettiğin kavga olayının bu noktaya gelmesi şaşırtıcı değil, çünkü bu olayın olduğu yer Everest. Everest oldukça farklı bir durumda diğer 8000' liklerden, yani yüksek dağcılığın yapıldığı camiada Everest bir tür sirk olarak görülür, tecrübesiz insanlarla ve rehberli müşterilerle aşırı dolu. Everest ticari bir maldır ve herkes bundan para kazanmaya çalışıyor, Nepal' li Sherpalar da bu şekilde değişmiş durumdalar elbette. Sonuçta bu karmaşık çarkın içine bir yabancı karışınca dayak yeme şansları tabii ki var -Gülüyor-. orası onların yeri sonuçta. Sebep, uyduruk bir küfürleşme. Pakistan'da böyle bir şey olursa onlar da dayak atar. Hiç girmemek gerekiyor yerellerle münakaşaya, ne olursa olsun. Ben hiç böyle bir şeyin içinde olmadım, benim bu insanlarla olan ilişkim farklı bir boyutta kaldı hep.
Sefa: Peki, şahit olduğun benzer bir olay var mı?
Tunç: Olmaz mı? Ana kamplarda çok kavga gördüm, komik tabi. Kanchenjunga' da 2011 yılında mesela, batılılarla Sherpalar arasında kavga çıktı ve bir kaç batılı sopa yedi. Sebep de birbirlerine içip küfür etmeleriydi, ufak ve uyduruk sorunlar. Bence çok şahaneydi, hak ettiklerini buldu kibirli batılılar! Biz Türkler olarak daha iyi biliyoruz böyle kavga ortamlarını, oysa Batılılar pek bilmez böyle şeyleri. Biz görebiliyoruz kavganın gelişini ve o yüzden uzak durabiliriz. Ama onlar bilmiyor ve direkt içine giriyorlar – sonuç, sopa yiyorlar?

Thumbnail

Emrah, Tunç ve Doğan, Hakkari-Cilo dağlarındaki Reşko Dağı (4135m) batı duvarı tırmanışının inişinde gece, ağustos 2013

(Foto:Emrah Özbay)

Thumbnail

Kıbrıs’ın enfes kireçtaşında yeni rota açarken, mart 2014

(Foto: Nazife Canıtez)


Sefa: Peki, 8000'lik dağa çok fazla tırmanan insan yok. Nasıl haberleşiyorsunuz kendi içinizde? Haberleşme ağınız var mı? Nasıl haberdar oluyorsun mesela İspanya'dan veya Fransa'dan birinin 8000'lik hangi dağa tırmanmaya gideceğinden?
Tunç: Örnek olarak söylüyorum: o sene Gasherbrum’ da karşılaştığın ve muhabbet ettiğin İspanyol arkadaşın sana soruyor; Broak Peak' e gideceğiz seneye, gelir misin? Böyle gelişiyor iş. Ya da, seneye şunu yapsak beraber diye proje geliştiriyorsun sevdiğin ve tanıdığın arkadaşlarınla, e-mail vb ile.. Seçenek olarak ticari bir ekspedisyonun da hazır altyapısını kullanabilirsin. Mesela K2 2009 öyle idi, ticari bir ekspedisyona katıldık Fransız dostum Fabrice İmparato ile birlikte. 2012 K2' de ticari bir tırmanışın altyapısını kullandım, aslında Çinlilerin kendileri için düzenlediği, 13 Sherpa dağcı kullanan bir ekspedisyondu bu, biz de onlara katıldık. Azim ile ben dağ üzerinde ne sherpa kullandık ne de başka bir hizmet, her şeyi kendimiz yaptık. Ve tabi, büyük ve güçlü bir ekspedisyon olduğu için altyapısı iyiydi, dolayısıyla K2 gibi zor bir dağda başarı şansı çok daha yüksekti. Ben artık son yaptığım ekspedisyonlarda genellikle sadece ana kamp hizmetini alıyorum ve gerisini kendim hallediyorum, diğer takımlarla koordinasyon içinde tabii ki. İp hatlarının döşenmesinde, rotada iz açılmasında mesela..
Sefa: Yüksek irtifa tırmanıcılarının halüsinasyonlar gördüğü söylenir, genellikle bu halüsinasyonları o dağa tırmanmış ve o dağda hayatını kaybetmiş tırmanıcıların ve sherpaların sülietleri olduğu anlatılır. Sen yüksek irtifa geçmişinde hiç buna benzer bir durum yaşadın mı?
Tunç: Cevap veriyorum, hayır!
Sefa: Hiç mi?
Tunç: Yok. Ya, bunun olayı nedir biliyor musun? Hipoksi. Hipoksi, yani oksijensizlik, insana öyle şeyler gördürür ki, hiç olmayan şeyler.. Mesela benim Annapurna' da bir arkadaşım vardı, 7500 metrede beyaz bir yak öküzü gördüğünü iddia ediyordu. Kanchenjunga’ da bir diğeri, zirvede yeşil ağaçlar olduğunu ve altına yatmak istediğini söylüyordu. Hipoksi, başka hiçbir şey değil, beyin oksijensiz kalmış ve çalışmıyor, bozulmuş... Bu kadar basit, ama bu duruma düşmemen gerekir. Hipoksik halde isen aşağıya ineceksin arkadaş. İyi hissetmiyorsan yukarı devam etmeyeceksin. Bunu yargılamak, karar vermek çok zor bir şeydir, yani bunu doğru tanımlamak.. Çok yüksekte değil, 5000 metrede bile, Ağrı dağında zirvede öten horozların olduğu, tersine akan derelerin görüldüğü söylene gelmiştir mesela. Çok uzağa gitmeye gerek yok, insan biraz yorulsun, hemen yorgunluk sonucu sanrılar başlar. Ama yüksekte bu daha da şiddetlenir birçok insan için. Bana gelince, yüksekte benim zihnim çok keskindir, her şeyi o kadar berrak görür ve anlarım ki. Bunu da seviyorum aslında, ama enteresan, herkeste böyle olmuyor demek ki.
Sefa: 2013 yazında Nanga Parbat'da olan akıl almaz bir terör saldırısı oldu ve 11 dağcı hayatını kaybetti. Sende bu sırada dağdaydın.. Bu üzücü durumla alakalı ne söylemek istersin.
Tunç: Pakistan'da olabileceğini düşündüğüm ancak denk gelmeyi asla ummadığım şeylerden bir tanesiydi. Hem dağın sorunları, hem seyahat etmenin sorunları, hem de iç güvenlik sorunları, ülkenin kuzeyindeki bölgelerde her zaman beklenecek olaylardır. Yine de, işin bu boyutta olmasını hiç kimse beklemiyordu. Dördü bizim ekibimizden olmak üzere, toplam 11 kişi kurşuna dizilerek hayatını kaybetti. Ben çok şanslıydım çünkü dağın çok yükseğindeydim, 6100 metredeki ikinci kampta haber aldım böyle bir saldırı olduğunu. Ana kamptaki arkadaşlarım hiç şanslı değildi. Bir daha böyle bir olaya denk gelmem umuyorum..
Sefa: Birebir tanıdığın arkadaşların var mıydı?
Tunç: Elbette ki vardı. İki dostum, Çinliler Jeff Rao ve Yang Chunfeng ile K2 ve Kanchenjunga zirvelerine beraber çıkmıştık. Diğer dağcılar komşu kamptan gördüğün bildiğin, partnerim olmasa da sohbet ettiğim insanlardı. Slovaklardan ikisi, aynı gün biz çıkarken Kinshofer duvarından aşağı, ana kampa iniyordu mesela, ortak tanıdığımız insanlar vardı, görüşürüz, gelince bir şey içeriz dönüşte falan dedik ve ayrıldık bu insanlarla. O gece öldüler. Kısmetleri o kadarmış.
Sefa: Anladığım kadarıyla Pakistan'da her zaman güvenlik sorunları oluyor.
Tunç: Evet, bu durumun ilerleyen yıllarda iyiye gideceğini sanmıyorum. Oysa Pakistan halkı çok güzel insanlar, biz Türkleri çok seviyorlar ve doğası güzel bir ülke Pakistan. Umarım herşey iyiye gider..
Sefa: Tam bu olaydan çok da uzun sayılmacak bir süre sonra tekrar bu dağa gidiceğini açıklamıştın, çekinmediğini söylemiştin.
Tunç: Nanga Parbat muhteşem bir dağ, elbette geri gideceğim ve oksijen kullamadan çıkacağım..Çıkmadıklarım arasında en çekici 8000’lik o benim için. Tabii koşullar uygun değilse, Pakistan hükümeti güvenlik nedeniyle izin vermezse gidemem. Mesela bizde, doğudaki dağlara çıkış izni yokken Ağrı veya Cilo’ya gidebiliyor muydun, hayır. Aynı şekilde, Pakistan ordusu orayı güvenlik nedeniyle kapatırlarsa gidemeyiz, bu kadar basit. Ama bir daha da böyle bir şeyin tekrarlanacağını sanmıyorum. Çok nevi şahsına münhasır ve sıradışı koşullarda gerçekleşmiş bir olaydır.
Sefa: Peki ön gördüğün bir süre var mı bu Nanga Parbat tırmanışı için?
Tunç: Bu yaz gitmeye çalışıyordum aslında ama sanıyorum hiç kimse gitmedi bu dönemde Nanga’ ya. Bu kış küçük ekipler Nanga Parbat' a beyhude çıkmaya çalıştı ama kış yazdan biraz farklıdır. İnsanlar yazın oraya gitmeye hala çekiniyor anlaşılan, geçen yaz da kimse gitmedi. Bana gelince, belki de seneye yaza bu iş olur.

Thumbnail

Antalya-Sivridağ kuzey yüzü ilk çıkışında, nisan 2015

(Foto: Rauf Osman Pınarbaşı)

Thumbnail

Tunç doğal ortamında; Aladağlar Sıyırma boğazında, Mayıs 2015
(Foto: Hüseyin Adanur)


Sefa: Anlıyorum. Şimdi konu değiştirip şöyle bir soruyla geleyim. Bu proje kapsamında, bilmiyorum, finansman zorlukları ciddi etkilerde, hiç 8000' lik kış tırmanışı yapmayı düşündün mü?
Tunç: Düşündüm. Ama normal bir 8000’likten çok daha pahalıya mal olur bu. Üstelik başarı şansı da hava durumu nedeniyle çok az. Yani değmez. Bu sebeple uğraşmaya gerek yok.
Sefa: 14x8000 projesi tamamladıktan sonra başlamayı düşündüğün bir proje var mı?
Tunç: Artık bedminton’ a başlayacağım?-gülüyor- Şaka tabi, özel bir proje fikrim yok.Daha çok teknik dağcılık bazlı projeler olacaktır, zor ve zevkli çıkışlar.. Giderim Patagonia' da tırmanırım, Peru'da tırmanırım. Yeterli destek bulduğum takdirde her şeyi yapmak olası ve çok da eğlenirim. 8000’liğe yine giderim, mesele yok.. Al işte, projeyse bu güzel bir projeydi; buna para bulabildim mi? Pek de bulamadım. Buna para bulamadıysan hiçbir şeye para bulamazsın bu ülkede. Ya da çok ünlü, skandallı bir şarkıcı olacaksın veya çok ünlü bir magazinci olacaksın, o zaman bulursun-gülüyor-Eyvallah o zaman sorun yok. Bu tür şeylere olan saygım azaldı. Artık hiçbir şekilde bu sporun destek görmediğini, görmeyeceğini anladım gerçek manada.
Sefa: 8000likleri bir kenara bırakalım. Gitmeyi çok istediğin bir dağ var mı?
Tunç: Çok var, olmaz mı? Genel olarak hedeflerim Kafkasya, Güney Amerika ve Himalaya’ da benim. Patagonya’ da Fitz Roy super couloir rotası özellikle, Cerro Torre, Peru' da Alpamayo vs gibi teknik 5000, 6000'lik dağlar. Kafkasya’da onlarca 5000’ lik teknik dağ, Ushba, Dyk-Tau vb, Pakistan’da 7000’liklerden Rakaposhi, Nepal’de 6000’lik Cholatse, 7000’lik Menlungtse... Beğendiğim çok dağ ve aklımda farklı rotalar var, hepsine teker teker gidebilirim. Sadece dağ değil, Nepal’de Everest bölgesinde 700 metrelik Namche donmuş şelalesi var tırmanmayı düşündüğüm, harika! Patagonya, Güney Amerika pahalıya mal oluyor ama sorunsuz seyahat ediliyor, ancak ABD'ye gitmeyi hiç düşünmüyorum, aklımda orada tırmanmak yok nedense. Avrupa'da tırmanış güzel olabilir ama biz Türklerin bir vize problemi var, büyük bir problem. Canımızın istediği zaman, uygun anda gidemiyoruz Avrupa'ya. O yüzden Avrupa' ya da çok sıklıkla gideceğimi sanmıyorum. Kısaca Himalayalarda, Kafkasya ve Güney Amerika' da yapacağım bir sürü iş var.
Sefa: Maaliyet karşılaştırması yaparsak, Patagonya ile 8000lik tırmanış arasında.
Tunç: Aynı sayılır.. Uçak biletinin fiyatı fena Güney Amerika için. Güney Amerika'ya gitmek pahalı bir iş, bu durumda benim yaptığım 8000'lik daha ucuza geliyor hesaba göre..
Sefa: ‘Senin yaptığın’. Bunu vurgulamak lazım sanırım.
Tunç: Aynen, benim yaptığım. Ortalama bir 8000'liği 4000 ila 6000 dolara mal ederim çünkü sadece ana kamp hizmeti alırım.. Everest'e 75.000 dolar verip gidersen tabii ki pahalıdır. Ama benim Everest maliyetim maksimum 15.000 dolardır, bunun 10.000 doları zaten hükümete verilen izin ücretidir. Ama bu parayı bile bulamıyorsun kolayca, düşün işte. Neyse, artık önemi yok.

Thumbnail

Dünyanın en yüksek 8. Dağı olan Manaslu (8163m) zirvesinde, eylül 2013

(Foto: Karma Sherpa)

Thumbnail

Pakistan’ın Baltoro buzulunda, Gasherbrum tırmanışından dönüş yolunda, ağustos 2014

(Foto: Tunç Fındık)


Sefa: Yüksek irtifa tırmanışı çok az insanın deneyimleyebildiği bir şey, dolayısıyla senin tecrübe ettiğin ufak detayları anlayabilecek az sayıda insan var. Bunu sadece yaşamak olmak yetiyor mu yoksa gerçekten seni anlayabilecek kişilerle paylaşma isteği de beraberinde mi? Çünkü 8000'lik bir dağdan döndükten sonra her ne kadar bir çok insana motivasyon veren konuşmalar sunumlar yapsan da, seni dinleyenler çoğunlukla bunu tecrübe etmemiş insanlar. Bu durumda paylaşmak kısmı biraz eksiklik mi oluyor?
Tunç: Anlatmak zor değil ama anlatabiliyor muyum? Paylaşmak kısmı bazen eksik kalıyor. Çünkü insanlar benim anlattığım şeylerin içinden bir şeyler seçip onu anlıyorlar. Benim kendimi ifade etmem zor; bir sunum yaptığımda, belki de benim rahatlığımdan dolayı, ulan ne kadar kolaymış, biz de gidelim’ olarak algılanıyor. Ben zorlukları tam olarak nasıl anlatabilirim ki? Bu benim için çok daha kolay olabilir çünkü yükseklikte fizik olarak rahatım.. Kısaca, anlatamıyorum. Genelde çok iyi bir paylaşım olmuyor.
Sefa: Açıkçası ben anlatabilecek kolay bir durum olduğunu düşünmüyorum. Çünkü ne kadar her birimiz ucundan kıyısından dağcılıkla ilgileniyor da olsak bu işin apayrı bir boyutudur 8000 metre yükseklik.
Tunç: Şuradan başlayalım; işin psikolojisi bile çok farklı.. Kimse normalde evinden dağa gitmeye çıkarken ‘ben buraya bir daha geri dönmeyebilirim’ demez. Ama 8000'liğe gidiyorsan, doğrusu durum öyledir. Bilinmeyene gidiyorsun, bir daha dönmeyebilirsin ve sen bunu biliyorsun kapıdan çıkarken. Çoğu insanın hiç deneyimlediği bir şey değildir bu, aslında savaşa gitmek gibi bir şeydir.

Thumbnail

Antalya Beydağlarında, Tekedağı (2350m) kuzey buz kulvarında tırmanış, mart 2013

(Foto: Mustafa Kalaycı)

Thumbnail

‘Arka bahçemdeki dağlarda tırmanış!’ Antalya-Tunçdağı (2500m) zirvesinde kamp için kuzey sırtında solo çıkış, nisan 2015

(Foto: Tunç Fındık)

Sefa:Şimdi bu projeyi tırmanan başka tırmancıların başka alanlara yöneldiğini gördük. Yani tamamen dağcılıktan emekli olup, emeklilik dersek buna.Tamamen başka uğraşlar. Veya dağcılık kariyerini bir noktaya getirip 8000'lik tırmanış yapıp daha sonra tamamen tırmanma olayını bırakan insanlar olduğunu biliyoruz. Sen bu konuda ne düşünüyorsun?
Tunç: Bildiğin ve gördüğün üzere, benim hayatım dağcılığın ve tırmanışın içinde, çevresinde merkezli. Dolayısıyla ben 8000'likleri bitirmeden önce veya sonra diye bir süreç yok. Yani söz konusu süreç zaten devam ediyor, 8000'lik dağlarla veya onlarsız, bunun önemi yoktur. Dağcılık benim için ben var oldukça devam edecek bir süreçtir, hayatım devam ettiği ve sağlıklı olduğum sürece. Biliyorum insanlar bu proje bağlamında değerlendiriyor beni, ama benim hayatımda en önemli yeri o tutmuyor ki.
Sefa: Peki bu proje senin popülerliğini arttırdı mı?
Tunç: Tabi arttırdı, evet, kaçınılmaz olarak. Ben kendimi pazarlayan, popüler olmaya çalışan bir insan değilim, hiç olmadım da. Çok daha fazla arttırabilirdim popülerliğimi biraz daha çaba ile ama açıkçası uyduruk geliyor bana böyle bir şeyden dolayı daha bilinir olmak. İnsanlar beni biliyorsa yazdığım rehber kitaptan bilir, açtığım rotayı tırmanmaktan bilir. Dağcılıkla ilgili kişiler zaten biliyordur. 8000'lik dağa tırmanış yapıyorum diye sokaktaki adam beni bilmez, bilmemeli normal olarak. Sadece dağcı olan, meraklı kişiler bilir beni, Aladağlar' da bir rotamı tırmanmıştır, benim rehber kitabımdan bir şeye bakmıştır veya bana zamanında bir malzeme sormuştur.. Sokaktan geçen bir adam beni bilmez çünkü benim dağcılık ve tırmanış dışında bilinmemi gerektiren bir durum yok.
Sefa: Dağcılığı bir tutku olarak görüyorsun. Peki bu proje nedeniyle bu durumu iş gibi hissettiğin hiç oldu mu?
Tunç: Hayır, çünkü para yok bu işin içinde. -gülüyor- İş demek para ve zorunluluk demektir. Ben hala amatör bir kafa ile, ama profesyonelce yapıyorum tırmanış dağcılığı, zevk ve tat boyutundan ödün vermeden. Zorunluluk olursa sıkıntı olur, ben zorunlu değilim bunu yapmaya. Zevkli olduğu sürece yapacağım.
Sefa: Para olmayabilir ama bilmiyorum belki bir sorumluluk hissetmiş olabilirsin.
Tunç: Hayır, kesinlikle hayır -gülüyor-.
Sefa: Örnek veriyorum her sene 8000' liğe gideceğim diye kendimi şartlamasaydım, bu sene daha fazla kaya tırmanarak veya başka bölgelere giderek geçirseydim dediğin zamanlar oldu mu?
Tunç: Doğru soru değil bu, çünkü zaten hiçbirinden geri kalmıyorum, onu da yapıyorum diğerini de. Dediğim gibi, imkan olursa yapabildiğim 8000'lik tırmanışlar, insanı çok çeken bir şeydir. Sonuçta bütün zorluklarına karşı 8000'liğin doruğunda olmak muazzam bir duygu, inanılmaz! Yüzlerce başka zirvenin toplamına eşdeğer bir tırmanıştır aslına bakarsan, tek bir 8000’lik bile. Ama tabii ki, zorlukları fazlasıyla oluyor ve insanı bazen yıldırabiliyor. Genelde, çok yılsam bile, 2 ay gitmesem 3. ay orada olmayı özlüyorum. Fakat dediğim gibi, bunu hep yapacak imkan olmuyor, ortam olmuyor. Ne yapalım? Böyle..
Sefa: Peki 8000'lik dağda en çok özlediğin şey ne? Seni en çok çeken şey ne? Orda bulunmak mı?
Tunç: Orada olmak, o anı şiddetle yaşamak ve bütün ağır koşullara karşı zirveye çıkabilmenin mücadelesi (kendinle mücadelesi) çok güzel. İnsanın hakikaten kendi bedeni ve zihniyle, ki bir noktadan sonra beden yetersiz kalıyor ve sadece iradeyle zorluyorsun işi. Her şeye karşın o yorgunluk, o çaba çok güzel. Gerçekten, yüksek bir dağa çıkmayı, karda buzda çıkmayı, binlerce metre aşağının boşluk olmasını, 7000 8000 metrelerde tırmanmayı inanılmaz özlüyorum, o benim bir parçam çünkü.
Sefa: Zamanının büyük bir çoğunluğunu dağda geçiriyorsun. Peki nerede kendini evinde gibi hissediyorsun?
Tunç: Fiziki ve ruhi olarak Antalya-Geyikbayırında yaşamayı, zaman geçirmeyi seviyorum. Bunun dışında özel bir yerim yok, hayat bir bütün olarak güzel, sadece dağda olmakla olmaz. Bütün ömrümü dağda geçirmek istemezdim, sıkıcı olur ve boğar insanı. Ama bütün ömrümü şehirde geçirmek zaten hiç istemem. Dağ ve şehir ardışık olduğu zaman değeri var bence, zıtlıklar ile yaşayınca.. Dağda çok iyi, çok keyifli hissediyorum, kendimi bütün hissediyorum. Sessizlik, tırmanmak, kayaya değmek, buza değmek, bir rotayı görmek, endişelenmek, o rotayı tırmanmak ve coşku hissetmek, konsantre olmak, problemleri çözmek, bunlar çok güzel şeyler.. Ama bunun sonucunda şehre dönmek, sevdiğin insanları görmek, sevgilinle kahve içip sohbet etmek, bunlar da onun diğer yarısıdır. Yaşam bir bütün çünkü. Yaşam sadece tek bir şeyden oluşmuyor benim için, biri olmadan öbürünün değeri yok. Yani bütün ömrümü uzakta bir köyde, dağın eteğinde izole şekilde geçirmezdim mesela. Çok saçma olurdu bu, kendimi boğmuş olurdum. Burası olmadan oranın değeri yok, ora olmadan da buranın değeri yok. 8000'lik dağa gitmek güzel ama ömrüm boyunca Pakistan'da Nepal' de kalamazdım mesela. 2 ay sonra her şeyden tiksinmeye başlarsın, kendinden de her şeyden de. Yaşam bir mozaik ve bunu böyle görmek lazım. Bu yüzden de değişik türlü dağcılık yapmayı, farklı yerlere gitmeyi seviyorum. Mesela buz tırmanmak, inanılmaz! Ama ömrüm boyunca buz tırmanmak, aynı şeyi tekrar etmek istemem. Spor tırmanmak, geleneksel kaya rotası çıkmak, büyük duvar çıkmak, bütün bunlar bir bütünün ayrı parçaları. Ve hepsi birbirini etkiliyor, değerini arttırıyor. Ama tek bir tanesine saplanıp kalmak mantıklı değil. Hepsini belli bir seviyede yapmak belki de en güzeli. Gerçekten yaşam felsefemin temelinde de bu var benim. Bir sürü şeyi tatmak, tadını almak..

Thumbnail

Tunç ve Azim K2’nin zirvesinde, 8611 metrede. 31 temmuz 2012
(Foto: Fabrice İmparato)

Thumbnail

Nepalin Himalaya dağlarındaki Pumori (7161m) zirvesinde, arkada solda Everest ve sağda Lhotse ile, mart 2005
(Foto:Phuri Sherpa)

Thumbnail

Tibet- Shishapangma (8013m) Dağında ana zirveye gidişte tırmanılan buz kılçığında, 8000 metrede, mart 2013
(Foto:Tunç Fındık)


Sefa: 8000'lik dağlara tırmanışın popülerliğinin azaldığını söyleyebilir miyiz?
Tunç: Yok öyle bir şey, bence tam tersine, artmıştır. Çünkü 8000'lik dağlar şu anda çok daha ulaşılabilir durumda. Bunu ticari ekspedisyonların artmasından anlayabiliriz. Hemen hemen bütün 8000' liklere ticari ekspedisyon var artık, zor ve pahalı bile olsa. Bu sene baharda Annapurna' ya bu tür bir çıkış vardı mesela. Artık ciddi bir talep var, talep olunca arz da oluyor haliyle. Everest bu yüzden bu halde bugün, yüksek dağlara gitmeye çalışan amatör insan sayısı giderek artıyor. Ülkemiz için bahsetmiyorum, Avrupa’ lılara bakarsak, Nepal veya Pakistan'da dağlara giden kişi sayısı çok fazla.
Sefa: Aladağlar kitabı üzerine çalıştığını biliyoruz. Sıradaki proje bu sanırım. Bu kitabın üzerine yoğunlaştın?
Tunç: Evet, bu yıl içinde bitirmeyi umuyorum, ‘Büyük Aladağlar Dağcılık Rehberi’. Bir süredir aklımdaydı ama bir türlü format belirleyemiyordum, şimdi karar verdim. İngilizce ve Türkçe olarak ayrı iki kitap olacak, Aladağlar' daki bütün tırmanış rotalarını içeren. Ancak kitabın eksiksiz olması gerekiyor. Ne yazık ki bilgiyi homojenize etmesi, doğru bilgiye ulaşması zor. Umuyorum ki, güzel bir sonuç çıkacak ortaya, uğraşıyorum gerçekten de.
Sefa: Peki kitaptaki rota sayısı ne kadar olacak?
Tunç: 400'e yakın rota var, yeni rotalar, eski ve az bilinenler, popüler olanlar.. Genelde rota değerlendirmelerini ve bilgilerinin bulabildiğim kadarını, tırmanmış olanların ağzından doğrudan alıyorum, eğer kendim yapmadıysam. Aslında bu kitap bizim tüm camiamızın ortak bir değeri olacak. Çünkü Aladağlar' da iş çıkarmış, tarihe imzasını atmış olan herkes, ORDOS, YTUDAK, HÜDDOSK kulüplerinden tut şahsi tırmanıcılara, eskiden tanıdığımız abilerimizden, yeni insanlara kadar herkesin bir katkısı var ve hepsini bir araya getirmek lazım. Aslında bizim camiamızın bir araya gelememesi, birlik olamaması en büyük sorunumuz. Ve bu tür eserler, sanıyorum insanların da ortak bir değeri olacağı için, faydalı olabilir.
Sefa: Şimdi benim fikrimi sorarsan, böyle bir rehbere ciddi anlamda ihtiyaç olduğunu düşünüyorum. Hatta geçen sene Keşiştepe Miks Tırmanış Şenliğinde böyle bir soru sormuştum sana. Aladağlar hakkında, Ömer Tüzel'in kitabını bir kenara bırakıyorum çünkü onda sıkıntı oluyor. İnsanlar ona güvenip dağa gidemiyor kolay rotaları bir kenara bırakırsak.
Tunç: O bir mihenk taşı, temel bir referans eser sonuç olarak ve çok değerlidir. 1990’lardaki Türk dağcılığında tatlı bir rekabet yaratan, Aladağlar’ a gereken değerin verilmesini hatırlatan, sevgili Ömer Tüzel’in bu eseri olmuştur.
Sefa: Senin ‘Aladağlarda 50 rota’ kitabı var. Ve bu kitap bence......
Tunç: Yeterli değil -araya giriyor-
Sefa: Yeterli değil ama şöyle bir vizyonu var; Türkiye'de teknik tırmanışa ucundan kıyısından bulaşmış herkese büyük bir vizyon ve bir hedef kattı. Herkes oradaki rotalara yöneldi. Oradaki bazı rotalar o kadar çok tekrar gördü ki... Çünkü insanlar alternatif bulamıyor. Çünkü kaynak yok, rota bilmiyorlar. Rota bilmeyince... Mesela Güzeller kuzeydoğu var ki, ne kadar çıkıldı ben bilmiyorum. Bende çıkmıştım zamanında. İlk başladığım zaman bu işe, ne var, bu kitap var. Tamam. Güzeller Küçükcebel falan, böyle oluyor. Bu yüzden de ciddi bir ihtiyaç var bu kitaplara.
Tunç: Hem motive edecek bu kitaplar insanları, güzel imajlarla, hem de biraz daha fazla bilgi sağlayarak engelleri aşmalarını, gelişmelerini sağlayabilecek. Biraz daha dağcılık, alpinizm arzusu sağlayacak bir eser olacak diye düşünüyorum. Bu türdeki eserlerin sayısı artmalı, ki önümüzdeki yıllarda bütün Türkiye dağlarına yönelik olarak çalışmayı düşünüyorum- ama yine bir finansman derdi var. Bu işi kendi başına yapmaya çalışmak büyük sıkıntıdır, yazdığım çoğu kitapta olduğu gibi.. Mümkünse sponsor bulmaya çalışıyorum.Yazan herkes söyleyebilir ki, yazmak,tasarım, baskı, dağıtım, hepsi ayrı sorun olur.
Sefa: Peki bu yazarlık işi sana maddi olarak geri dönüyor mu? Getiriyor mu, götürüyor mu?
Tunç: Götürüyor, net olarak cepten harcarsın. Kitap yazmak, özellikle de az okuyan bizimki gibi toplumlarda, bir tür hayır işidir diyelim. Ama sana getirdiği şey de şu: bir şeyleri bir araya getirip toplu halde bırakmış oluyorsun, güçlü bir yaratıcılık hissi veriyor.. Örneğin bu baharda Kaçkar-Verçenik rehber kitabım çıktı, Ankara’da Alter yayınlarından. Benim eski bir Kaçkar rehber kitabım vardı, yetersiz bir kitaptı ama bir başlangıç olarak kötü değildi. Şimdi, bu yeni kitapla o eser yenilenmiş ve güncellenmiş oldu, böylece kaybolacak değerler bir araya toplandı. Bunu nihayetinde birilerinin yapması lazımdı.Umut ederim ülkemiz dağcılığına, ilgili insanlara yararlı olacaktır.
Sefa: Ben teşekkür ediyorum. Aladağlar' da 50 rota kitabı bana çok yol gösterdi.
Tunç: Onu da bir ara güncelleyeceğim renkli şekilde ve yeni format ile. Çünkü en son İngilizce ve en son Türkçe baskıda canımı sıkacak kadar çok hata vardı.

Thumbnail

Kanchenjunga’da zirveden sonra en yüksek kampta, 7400 metrede, mayıs 2011
(Foto: Mingma Sherpa)

Thumbnail

Tunç, Everest Dağı (8850m) kuzey sırtında 2.kampta (7890m) krampon takıyor, mayıs 2007
(Foto: Mustafa Kalaycı)


Sefa: Erzurum konusuna geçelim. Erzurum' un buz potansiyeli hızla gelişiyor. Geçen sene yeni şelaleler keşfedilip yeni rotalar açılmıştı. Bu sene daha fazla şelale keşfedildi. Yani çok uzun, dikey, şelalaler keşfedildi. Bu konuda neler demek istiyorsun? Bu keşif sence geç kalmış bir keşif mi?
Tunç: Bence geç kalmış bir keşif değil. Kendim için konuşuyorum; 20 yıl önce böyle bir şey çıksaydı ben o rotaları çıkamazdım büyük ihtimalle. Şimdi bu var ve çıkabiliyorum. Ve potansiyeli görebiliyoruz, bu yüzden keşfini yapabildik. Her şeyin bir zamanı vardır, taş yerinde ağırdır. Bunun da zamanı buydu ve Türkiye tırmanış camiası için iyi bir zamandı. Yani 20 sene evvel de şelale çıkmak istiyorduk belki ama ne malzememiz, ne bilgimiz vardı. Kesinlikle yeterli birikimimiz de yoktu. Şu anda bu birikim var ve işi yapabiliyoruz. Bence bunun daha doğru değerlendirilmesi içinde uygun bir ortam var ve çok daha büyüyecek bu iş. Orası çok enteresan, güzel bir dağ bölgesi. Kaçkarları bütünleyen bir bölge aslına bakarsan. Türkiye'de buz tırmanışının kalbi doğuda atıyor. Ve doğudaki en önemli bölge de şu anda Uzundere. Kim bilir Hakkari'de, Van'da bilmedik neler var? Ama gidilip gezilmesi, keşfedilmesi ve tırmanılması gerekiyor. Bu arada,Erzurum-Uzundere’de bu olayın gelişimini sevgili dostum Çetin Bayram’a borçluyuz.
Sefa: Peki o bölge şu an potansiyelinin kaçta kaçında?
Tunç: Bunu söylemek zor ama, hızlı ve iyi bir başlangıç yaptığımız bariz. Çok daha fazla tırmanış potansiyeli olduğuna eminim. Her vadide değişik şelaleler ortaya çıkıyor ve değişik dönemlerde, daha sert kışlarda farklı şeyler de olabilir. Miks tırmanış konusunda da enteresan şeyler çıkacak gibi. Aynı zamanda bölge harika bir kaya tırmanış bölgesi, şimdiden 100 kadar geleneksel ve boltlu rota açtık, Doğan, Zorbey, Emrah, ben, Süleyman, tüm arkadaşlar. Bu nedenle de çok daha da gelişme olacak tırmanış açısından, bu bölgede. Ama eksiklik şu ki, yerel tırmanıcı yok. İstanbul' dan, Ankara'dan çıkıp ne kadar tırmanabiliriz, kaç rota açabiliriz orada? Senede kaç gün tırmanabiliriz? Hadi ben giderim 1 hafta kalırım rota açarım, kışın 1 hafta daha giderim. 2 hafta benim rota açmamla orası tam potansiyelini bulamaz. Orada yaşayan birilerinin her hafta sonu tırmanması gerek, kayada ve buzda.
Sefa: Bölge potansiyeliyle alakalı bir kitap çıktı. Kitap nasıl yeterli mi? Ne düşünüyorsun? Bir insan bu kitabı eline alıp tırmanışa gidebilir mi?
Tunç: En azından fikir verecektir. Bunu ilk adım olarak düşünmek gerekiyor. Zaten bu projeye destek veren KUDAKA (Kuzeydoğu Anadolu Kalkınma Ajansı)' nın bir şartı olarak, projenin sonunda bu konuyla ilgili bir bilgilendirici kitapçık yapılması planlanıyordu. Rehber kitap demiyorum, dikkat et. En azından burada böyle bir potansiyel var, şu şelaleler tırmanılmıştır, lokasyonları, uzunluğu, zorluğu gibi diğer bilgiler, Türkçe ve İngilizce mevcut. Bunun yapılmasında ben de yardım ettim, yine de bu tam bir rehber kitap değildir. Bu sadece bir tanıtımdır. Bölgenin kaya potansiyelini artması ve buz potansiyelinin iyice genişlemesiyle, daha sonraki yıllarda detaylı rehber mutlaka gelecektir. Diyelim ki şu anda 15 ,20 tane buz rotası var ama değişik lokasyonlarda 100 tane rota olduğu zaman, rehber kitap daha büyük ve kapsamlı, yapmaya değer olacaktır. Kaya rotası sayısı şu an 100'e yakın, geleneksel rotalar da var. Onun sayısı da arttıkça mutlaka rehber kitap çıkmak zorunda.

Thumbnail

Erzurum-Uzundere ‘Serafin’ donmuş şelalesini tırmanırken, ocak 2014

(Foto: Çetin Bayram)

Thumbnail

Erzurum-Uzundere ‘Serafin’ donmuş şelalesini tırmanırken, ocak 2014

(Foto: Çetin Bayram)


Sefa: Peki sen bu kitaba ne kadar katkıda bulundun. Oradaki çoğu rotanın ilk çıkışı sana ait.
Tunç: Rotaların ilk çıkışları sanırım yeterince katkıda bulundu? Benim bilgilerin İngilizce çevirisini de ben verdim.
Sefa: Erzurum' u bir kenara koyalım, Aladağları da bir kenara koyalım. Türkiye'nin tırmanış potansiyeli nasıl?
Tunç: Bence halihazırda bile büyük, ve daha da ciddi bir bilinmeyen potansiyel var. Doğu ve güneydoğu başlı başına bir cevher, keşfedilmemiş demek doğru olmaz ama şu an hala tırmanış ve dağcılık sporundan uzak, elverişsiz bir halde. Hakkari- Cilo, Tunceli- Munzur, yine Kaçkar tarafı... o kadar çok yer var ki tırmanılacak. Özellikle uzun duvarda kaya tırmanışı potansiyeli üzerinde hemen hiç durulmamış. Uzun rotalar olsun, sportif tırmanış olsun, buz zaten keza demin dediğim gibi, büyük bir potansiyel var. Türkiye'nin diğer taraflarındaki seçenekleri iyi kötü biliyoruz, Aladağlardan tut Antalya'ya kadar. Antalya zaten inanılmaz. Türkiye bir dağ ve kaya ülkesi sonuçta ve daha fazlası da olacaktır.
Sefa: İlk yönelmek istediğin bir yer var mı? Özellikle yakın zamanda şuraya kesin gitmeliyim dediğin..
Tunç: İki yer var aklımda olan, biri Tunceli-Munzur, diğeri de zaten Hakkari –Cilo ve Sat silsileleri. Kaçkarın bazı yerlerini hiç tanımadığımız bir dağ coğrafyası var ve çıkmak istediğim uzak yüzler ve duvarlar bulunuyor. Bunlar beni çok çekiyor, ama tabi zaman olur olmaz, o ayrı konu.
Sefa: Karadeniz'deki, Kaçkarlardaki bölgeler, kaya potansiyelini mi, yoksa kar buz?
Tunç: Her ikisi de var. Kaya ve kar-buz, alpin karakterde, uzun rotalar, kısa gelenekseller, donmuş şelale, birçok şey yapılabilir. Mesela batıdaki tırmanıcının pek bilmediği, gitmediği muhteşem bir bölge var Trabzon'da, Doğankaya. Benim gördüğüm en orjinal, en güzel tırmanış bahçelerinden birisi, böyle bir kaya yok gerçekten, Avrupada bile az bulunur türde kireçtaşı. İlk rotaları 2003 yılında dostumuz Öztürk Kayıkçı açmış, biz de bu yıllarda biraz çalışma fırsatı bulduk.
Sefa: Konu Kaçkar' a gelmişken, tabii Emrah Özbay' ın adını anmamak olmaz, ciddi tırmanışları var özellikle o bölgede. Onun hakkında söylemek istediğin bir şeyler var mı?
Tunç: Emrah güzel insandı. Gitmesi çok büyük bir kayıp oldu. Bu kadar düzgün bir insanın dünyadan bu kadar genç göçüp gitmesi... Hem iyi, neşeli bir tırmanış arkadaşıydı, hem de iyi bir insandı. Genelde iyiler erken ölür sözü doğru sanırım. O, örnek bir insandı camiamız için bence. Ve de güçlü, kararlı bir tırmanıcıydı. Birlikte gittiğimiz rotalar hala aklımdan çıkmaz, etkin tırmandığımız, çok şey paylaştığımız yerler olarak. Mesela Torasan Dağı kuzeydoğu sırtı, Kaçkar Dağı batı duvarı sol ana kulvar, Reşko batı duvarı.. Unutulmaz.
Sefa: Sanırım 2011 yılında Makalu sunumuydu, Yıldız'da sunuma gelmiştin. Ben daha dağcılığa yeni başlamıştım o zamanlar. Orada sormuştum bu soruyu. Kaya da tırmanıyorsunuz, Aladağlar' da alpin tırmanışlarınız da var, 8000'lik dağlara da gidiyorsunuz, nasıl motivasyon sağlıyorsunuz, birinden dönüp diğer tırmanışa başladığınızda ne hissediyorsunuz diye soru sormuştum. Orada sen ‘Dağcılığın her şeyini seviyorum’ demiştim.
Tunç: Gerçekten öyle. Bu bir bütündür ve hepsi birbirini destekler. Şimdi, ben yapay duvardaki ağır negatifte çalışmasam, donmuş şelale veya uzun duvarda o kadar dayanıklı olamam. Veya sportif tırmanış yapmazsam, kaya tırmanış tekniklerine hakim olmazsam geleneksel rotada, uzun alpin duvarda etkin tırmanamam. Hepsi birbirinin parçasıdır. Yüksek dağda mukavemetim iyi olmasa başka yerlerde takat gerektiren zor işler yapamam. Hepsi birbirini bütünleyen şeyler. En güldüğüm şey, bana ‘yüksek irtifa dağcısı’ denilmesidir. Ben yüksek irtifa dağcısı falan değilim, dağcıyım işte. Dağcılık sayılanların hepsini yapmaktır- kaya da, yüksek dağ da, boulder da, donmuş şelale de!
Sefa: Ama yüksek irtifada senden başka ön planda insan olmadığı için ve ilk akla gelen insan sen olduğun için kaynaklanıyor olabilir mi?
Tunç: Olası tabi. Yüksek dağa tırmanış mevzusu her şeyden çok ilgi çekiyor. Aladağlar'ın en zor bilmem ne duvarını yeni rotadan tırmanmışsın, kimin umurunda olur? 8000'lik bir dağa gitmişsin, o insanlara daha çok fazlasıyla hitap ediyor nedense, vay be dedirtiyor. Yüksek dağ istiyor insanlar anlaşılan.
Sefa: ‘Ağrı Dağına çıktın mı?’ sorusu en çok sorulan sorudur. Sen daha çok karşılaşıyorsundur.
Tunç: Aynen.
Sefa: En azından senin verebilecek güzel bir cevabın var. Dünyadaki en yüksek 14 dağa tırmanıyorsun!
Tunç: Eh, bunu soranlar bilmez ki, Türkiye'de Ağrı’dan çok daha zor zirveler var, çok zor teknik rotalar var, kış çıkışları var..
Sefa: Ben açıkçası seni takdir ediyorum, niye sorarsan? Bu işi ciddi anlamda tutkuyla yaptığına inanıyorum. Bence bu işin en önemli parçası bu işi sevmek, tırmanmak. Ve bunu profesyonel anlamda yürütebiliyorsun, Türkiye şartlarında.
Tunç: Çalışıyorum, evet.. Hayatım bununla geçsin istediğim için. Herkes bana soruyor, ‘dağcılıktan para kazanıyor musun?’ Hayır diyorum, ama istediğim hayatı yaşayabiliyorum en azından. Yani para kazanmasan da, istediğin hayatı yaşayabiliyorsan ne mutlu sana. Tırmanışla iç içe hayat dediğim budur.

Thumbnail

Tunç yeni ölçülen 3771 metre yüksekliği ile artık Aladağları en yüksek doruğu olan Kızılkaya Kış çıkışında, Mart '2003
(Foto: Mustafa Kalaycı)

Thumbnail

Aladağlar Sıyırma boğazında solo bir tırmanış öncesi bivakta, Mayıs 2014
(Foto: Tunç Fındık)


Sefa: Dağcılıkta egonun ciddi bir problem olduğunu düşünüyorum.
Tunç: Büyük bir problem. Olmazsa olmaz, ama fazlası zarar.
Sefa: Sen bunu nasıl yendin? Ben bunu büyük ölçüde yendiğini düşünüyorum.
Tunç: Yendiğimi nereden biliyorsun-gülüyor- Şöyle bir durum var, ego niye vardır? Kendini başkasına kanıtlamak, kendini kendine kanıtlamak ve tatmin olmak için. Egonun olmaması mümkün değil, insan safi egodan oluşan bir varlık.. Soruyorum kendime, ben bu işi, dağcılık ve tırmanışı neden yapıyorum? Tanımını yapayım; dağcılık çok boktan bir iş. Ağır ve can sıkıcı, yorucu, pis olabiliyor, özellikle yüksek dağcılık. Bir insan, sadece ego tatmini için bir yere kadar yapabilir bunu. Bir noktadan sonra yapamaz, çünkü değmez, yapmaya devam edebilmek için dağcılığı kayıtsız sevmek gerekir. Devamlı, korku, endişe, ölüm tehlikesi, bütün bunlar egoyu aşan ve boğan şeyler, tanımlamayı doğru yapman gerek, orda olmayı seviyor musun? Seviyorsan zaten egoyu falan bir yana bırakırsın, daha doğrusu o seni terk eder. Çünkü ego başka insanlara kendini kanıtlamaktan, göstermekten geçen bir şeydir. Yani başkası seni görecek, seni takdir edecek, şak şak şak, bu yoksa zaten egonun hiçbir önemi yoktur. Yüksek dağda hiç kimse seni görmez, dönüşte sana yapılan iltifatlar da manasızdır. Sen, kendin ve kendin sadece, başka hiç kimse yok orada! Diyelim ki, geri döndüğünde – belki de başarısız olarak döneceksin- ego iyice yerle bir olur.. Ve buna devam edebiliyorsan, artık sadece orayı sevdiğin, dağı sevdiğin için gidiyorsundur. Benim durumum bu. Ben orda olmayı seviyorum, bana çok şey kattığına inanıyorum. Ruhum huzur buluyor. Ve zaman zaman da, o yakıtı tekrar almak için oraya gitmek durumundayım. Aladağlarda bir tırmanışa gittin geldin ya da zor bir kış tırmanışı yaptın, pek fark etmez ama her gittiğin yüksek, ölüm riski içeren 8000’lik dağdan gerçekten karakterinde farklı delikler ve çiziklerle geliyorsun. Bu da egoyu kırıyor, törpülüyor ve yok ediyor. Devam edebiliyorsan, budizm gibi farkındalığı yüksek bir yola girmiş ve egonu kırmış oluyorsun. Önemli olan bu zaten, dağcılık ve tırmanışı egonun güdümüyle yapamazsın, sadece sevdiğin için yaparsın..
Sefa: Hırs konusunda ne demek istersin?
Tunç: Hırs keskin bıçaktır bence. Aşırı hırslıysan kendine hızla zarar verebilirsin, eksik hırslıysan da hiçbir şey yapamazsın, korku ile oturursun, itici gücün olmaz. Bu durumda hırsı doğru yönetmek lazımdır. Giriştiğin işi gerçekçi şekilde tanımlayıp, kendi sınırların dahilinde hırslı olmak, biraz kararlılık ve doğru değerlendirme ile birleştirdiğinde iyi bir şeydir. Ama aşırı hırs insanın sonu olabilir- yüksek ve teknik dağların değişken ve zor ortamında özellikle böyledir. Hırs ve ihtirasın gerçekçi değerlendirmenin önüne geçmesine asla izin vermemeli, sadece dağcılık için değil, aslında hayatın tümü için böyle. Sonuçta kendini doğru değerlendirirsen, yerini bilirsen, zaten hırsın ötesinde iş yapmış oluyorsun. Kendini doğru değerlendirmek ise, deminki meseleye -egoya- geliyor, onu törpülemiş ve kırmış olmaktan geçiyor.Kendini nerede görüyorsun, sen kimsin? Gurur, ‘başkası ne diyecek’, sosyal dürtüler, korkular, bunların hepsini bir kenara atmak zorundasın tırmanış ve dağcılıkta. Gerçekçi değerlendirme her şeyin başıdır. Hırsı dikkatli kullanacaksın. Bazen hırslanırsın, insan psikolojisi çok değişkendir, ama bazen de hırsını tamamen kaybedersin. Hep inişli çıkışlı şeklinde ilerleyen bir zihin dünyamız var kendi içimizde. Bunu doğru anlamak, değerlendirmek gerek.
Sefa: Dağda olmaktan keyif alıyorsun, dağda tabii bazı partnerlerinle bulunduğunda çok eğlenceli muhabbetler yaptığını duyuyoruz.
Tunç: Yapabilirim. Eğleniyoruz aynen. Eğlenmek olmasa, sohbet, muhabbet olmasa zaten hiçbir şeyin değeri yok. İnsan ilişkisi önemlidir dağ ve tırmanışta.
Sefa: Birebir ilişkilerinde de partnerlik ilişkilerinde de eğleniyorsun. Dağda en çok keyif aldığın birlikte olmaktan keyif aldığın partnerlerin kimler?
Tunç: Çok zor sorular soruyorsun ama? Efecan Aytemiz’i çok severim, beraber ile çok eğleniriz. Zor bir şeyler, hatta dağcılık bile yapmak zorunda değiliz ayrıyetten. Doğan Palut ile birlikte de eğleniriz mesela. Doğan oldukça sert bir adamdır, amaca odaklıdır ancak uygun bir modunda olursa sıkı geyik yaptığımız oluyor. Ayrıca ‘Tafa'yı çok severim- dostum Mustafa Kalaycı, Everest partnerim. Çok eğlenceli işler yaptığımız olmuştur ve daha da olacaktır. Rasto Krizan var, Slovak dostum, kaliteli adamdır.. Tabii Öztürk Kayıkcı’ yı unutmamak gerek. Çok dağ arkadaşım var kısaca, hepsinin adını burada zikretmeme imkan yok ama, çok güzel olaylar yaşadığım partnerlerim olmuştur..
Sefa: Partner listen bayağı bir kalabalık sanırım.
Tunç: Evet evet. Kavga ettiğim ve kötü ayrıldığım partnerim de hiç olmamıştır.
Sefa: Soruların sonuna geldik. Şu an nasıl hissediyorsun, seni takip edenlere ne söylemek istersin? Az çok kemikleşmiş seni takip eden topluluk olduğunu biliyorum. Fotoğraflarını takip eden ilgi gösteren, yorum yazan, bunların içinde dağcı olmayanlar da var, bunları da görüyoruz. Onlara ne söylemek istersin?
Tunç: İzleyen, kalpten iyi dileklerini gönderen herkese çok teşekkür ederim. Umarım hayal kırıklığına uğratmıyorumdur onları -gülüyor- tırmanış bir dünya sonuçta, çok güzel ve saf bir dünya üstelik. Tırmanış sayesinde o kadar çok güzel, değerli insanla tanıştım ki, çok güzel zamanlarım geçti. Sonuçta dağcılık ve tırmanış risklidir ama dünyanın güzelliğini anlamak, dünyanın gerçek değerini görmek için tırmanış iyi bir yoldur. Ve bu sayede bir çok insanla da tanışmış oluyorum. Arada sunum yapıyorum, birçok hevesli insan karşıma çıkıyor, yardım edebildiğim kadar ediyorum onlara. Onlar da beni gerçekten gönülden destekliyorlar ve seviyorlar. Kitaplarımı alıyorlar, merakla soru soruyorlar. Samimi olduklarını görüyorum, elimden geldiğince de yardım etmeye çalışıyorum, çalışacağım da. Onlara kalpten teşekkür ediyorum.

Not 1: Tunç Fındık ile 2009 yılında yaptığımız röportajın linki http://tirmanis.org/kalem/r%C3%B6portaj/_14x8000.html

Not 2: Röportajın yayına alınmasında emeği geçen Aykut Türem ve Ali Ziya Geren' e teşekkür ederim.

alp-tuncroportaj-pro

LAST_UPDATED2