TARİHTE BUGÜN:

Ahmet Köksal’ın "Alpin Kulüp Türkiye" fikri üzerine daha önce Ytudak E-Posta Listesi'nde [2] de paylaştığı düşüncelerini kişisel izni ile tek bir yazı olarak derleyip sizlere sunuyoruz.

Neden Ahmet Köksal?

Ahmet Köksal Türkiye’de dağcılık etiği ve dağcılık tarihi konularında çalışmalarda bulunmuş ender isimlerden biri. Köksal’ın dağcılık tarihi üzerine verdiği bir çok seminer yanında, hem bireysel olarak hem de partneri Uğur Uluocak ile birlikte, 1996 senesinden bu yana gerçekleştirdiği birçok literatür çalışması mevcut. Köksal’ın dağcılığın yanı sıra mikro kültürler ve Amerikan Kızılderilileri üzerine de çalışmaları bulunmaktadır.

Dağcılıkta, bu faaliyetin başından beri iki grupta üç aktör olagelmiştir.

Dağcı; adının böyle geçmesi diğerlerinin dağcı olmadığını göstermez. Yöreden değildir, parası ve zamanı uygun olduğu için dağlara tırmanmak ister, bir yönüyle müşteridir.

Rehber; Dağları ve yerel koşulları bilir. Müşterileri güvenle dağa götürür ve getirir.

Yamak; Rehberin yardımcısıdır, yük taşır ve lojistik destek sağlar. Amacı rehber olmaktır.

19. yüzyılda dağcılar genellikle Alpin Kulüp adıyla örgütlendiler. CAF, CAI, DAV vb. İngilizlerin Alpine Club’ı bir centilmen kulübü idi, üye olmak çok zordu. Kadınlar bu kulübe üye olarak kabul edilmediği için Ladies Alpine Club [1] kuruldu. Öte yandan DAV ve DÖAV ise binlerce üyesi olan kuruluşlardı.

Rehberler de Rehber birlikleri olarak örgütlendiler. Aralarına yabancıları almamaya çalıştılar. İlk mesleki örgütlenmelerden 150 sene sonra bile, Mark Twight Chamonix’de rehberlik yapmaya kalktığında itildi kakıldı.

Rehberlere laf söylemeye kalkanlara aldırmayın. Reinhold Messner, Anatoli Boukreev, Alex Lowe, Jean Christophe Lafaille, Mugs Stump, Hermann Buhl, Anderl Heckmair… Her dönemden, her ülkeden aklınıza gelen baba tırmanıcıların hemen hepsi aynı zamanda dağ rehberidir.

Alpler için söyleyeyim; iyi bir dağ rehberi yılda 100-120 gün rehberlik yapabiliyor. Geri kalan zamanını kendi faaliyetlerine ayırıyor, antrenman, tırmanış vb. Böylelikle rehberlik sayesinde hem hayatını kazanabiliyor, hem de dağda olup formda kalıyor.

Bir dağcının dağ rehberi olabilmesi için rehberlik örgütlerinin belirlediği kurallar, eğitim ve tırmanış koşulları var. Bu koşulların yerine gelmesi yıllar alabiliyor. Bu süreç içinde stajyer rehber olarak çalışabiliyorlar. Detaylara Internet’ten kolayca ulaşılabilir.

Türkiye’de kanımca kısa vadede en az 15-20 dağcı arkadaşımız, kısa sürede uluslar arası dağ rehberi olabilirler. Bunun için bir araya gelmeleri, bir örgüt oluşturmaları, yabancı kuruluşlarla ilişkiye geçip kendi örgütlerini tanıtmaları, bu kuruluşlarla yardımlaşmaları gerekecektir. Böyle bir “meslek geliştirme” faaliyetine AB fonlarından da destek bulunabilir. Hatta 4 sene önce Murat Yıldırım ile birlikte, benzer bir projeyi İşkur’a önermeyi düşünmüştük ama arkasına koyacak bir sivil toplum örgütü veya meslek örgütü bulamadık.

Ytüdak E-Posta Listesi’[2]nde üzerinden konu üzerine yaptığımız karşılıklı bir yazışmada arkadaşım Aykut Türem, Türkiye’de dağ rehberi olacak kişiler için henüz bir iş alanı olamayacağını söylemişti. Buna katılmıyorum. Öncelikle, yabancı dil bilenler, dünyanın herhangi bir yerinde çalışabilir. Ayrıca, kamuoyunda dağ rehberliği alanında güvenilir ve sağlıklı bir örgütlenmenin oluştuğu öğrenildikçe, bu tür hizmetlere olan talep daha da artacaktır. En başta da, gençliğinde kampçılığa, dağcılığa bulaşmış fakat sonradan bırakmak zorunda kalmış, işiyle gücüyle uğraşan kesimden talep doğacaktır. Bu insanlar bir haftalık tatillerini güvenli ve zevkli bir şekilde geçirmelerini sağlayacak birilerinin eşliğinde dağa gitmek isteyeceklerdir. Şu an Alplerde yaşanan da budur. Üç sene önce, Leysin’de aynı odayı paylaştığım orta yaşlı İngiliz işadamı bir taraftan bana bir an önce evlenip, çoluk çocuk sahibi olmamı öğütlüyor, bir yandan da Mont Blanc için çantalarını topluyordu.

Bu noktada, elbette bambaşka ve çok önemli başka konular ve tartışmalar da var. Dağlara ulaşımın nasıl olması gerektiği, dağlarda konaklamanın nasıl olması gerektiği gibi. Bütün bunlar bir mastır plan çerçevesinde ekolojik, sosyolojik ve ekonomik boyutlarıyla tartışılması gereken konular. Dağcılık faaliyeti bu mastır plandaki unsurlardan biri olmak durumunda. Her ne kadar dağcı arkadaşlar kendilerini dağların sahibi zannetseler de aslında bu masaya oturma daveti almıyorlar, bu gidişle de alamayacaklar. Avrupa’da bu tür dağ mastır planları yapmakta uzmanlaşmış kurumlar var, sözgelimi Avusturya’daki University of Krems. Bu çalışmaların ağırlık noktası şu; bir bölgenin fiziksel olarak kayak için uygun olması adeta ön koşul ancak bu da yeterli bulunmuyor. Yaz aylarında da dağcılık, yürüyüş veya sadece dağ tatili gibi aktivitelerle zenginleştirilmesi isteniyor. Tesisler buna uygun planlanıyor. Sözgelimi, İsviçre - Fransa sınırındaki Orny buzuluna çıkmak, yaz koşullarında Champex köyünden normalde en az bir gün sürebilir (Karayalak’tan Yedigöller’e gitmek gibi), oysa kışın kayakçılara hizmet veren bir telesiyej sayesinde iki üç saatlik bir yürüyüşle alınabiliyor.

Bu planlamanın sonucunda, popüler dağlık bölgelerde yılda iki yüksek sezon yaşanıyor. Kayak sezonu ve Temmuz-Ağustos aylarındaki yürüyüş, dağcılık sezonu.

Konaklama demişken, Alplerde geçirdiğim süre zarfında yüksekte kurulu hemen hiç çadır görmedim. Bazı yerlerde zaten yasak, ama eğer bütçeniz kısıtlı değilse çadır kurmanın hiçbir anlamı da yok. Akan suyu, tuvaleti, sıcak içeceği, sıcak yemeği olan birçok dağ kulübesi var. Yükseğe ve uzağa gidildikçe bu konforlar hızla azalıyor ama yine de kamp yükü taşımak zorunda kalmıyorsunuz. Dağ rehberleri, diğer dağcılara göre çok daha elverişli fiyatlarla yararlanıyorlar kulübelerdeki hizmetlerden. Servis de helikopterler vasıtasıyla sağlanıyor.

Ulaşımla ilgili en göz çıkaran örnek de İsviçre’den. Berner Oberland’da Grindelwald veya Wengen gibi bir köyde kalıyorsanız eğer, günü birlik olarak Mönch’ün kuzey yüzüne veya Jungfrau’ya tırmanıp, akşam bir pubda bira içmeye gidebiliyorsunuz. 100 yıl önce Eiger’in içine kazılan tren tüneli sayesinde oluyor bu. Artık elbette bu tür tren yolları yapılmıyor, her şey teleferik ile çözülüyor.

Gelelim Alpin Kulüp kavramına…

Bu bölümde, kendilerini dağcı olarak tanımlayan ama bu işe profesyonel ya da amatör olarak kendini tamamen adayamayan, hayatını başka yollardan kazanan ama her fırsatta dağa gitmeye çalışsa da, yılda birkaç haftadan fazla dağlara gidemeyen kimselerin örgütlenmesinden söz edeceğim. Bu kimselerin örgütlenmesi önemli mi diye düşünülebilir? Örgütsüz olmalarının kimseye bir zararı yoktur ama ülkemizde dağcılığı geliştirmek, yararlı olmak üzerine kafa yoruyorsak, bu konuyu kesin olarak tartışmak zorundayız.

Sırf isimlendirmiş olmak adına bu organizasyona Alpin Kulüp diyeceğim. Alpin Kulüp Türkiye adında bir organizasyon kurduğumuzu düşünelim. Bu tür bir girişime soyunmadan önce kafa yorulması gereken ve yanıtlanması gereken soruların neler olabileceği üzerinde düşünelim.

Bu organizasyon ne işe yaramalı ki varlığından üyeleri yarar elde edebilsin? Vizyon ve misyonu ne olmalı? Nasıl oluşmalı? Bu ve benzer sorular üzerinde kafa yorulmadan yapılacak her türlü çalışma, kafa dengi ahbap çavuşların bir arada olmasını sağlamaktan öteye gitmeyecektir.

Alpin Kulüp Türkiye hangi konularda işe yarayabilir;

-Lobi; Dağcılık sporlarının toplum tarafından doğru algılanmasını sağlayacak bir lobi

-Deneyim paylaşımı; Dağcılık bilgi ve birikiminin paylaşılmasını sağlayacak yayınlar, web, kütüphane vb mecralar

-Altyapı; Dağcılık yapmayı kolaylaştıracak bir altyapı (dağ evleri vb)

-Sportif Eğitim

-Görgü ve bilgi; doğayı tanımayı ve sevmeyi kolaylaştıran bir aracı

-Keşif; Ülkemiz başta olmak üzere yeni dağlık bölgelerin tanınması, tanıtılması

-Koruma; Dağlık bölgelerin korunması üzerine fikir ve çalışma üreten bir kurum

-Ekonomik gelişmeye destek; Sürdürülebilir kalkınma kapsamında, dağlık bölgelerde yaşayanların ekonomik gücünü arttıracak yatırımların planlanmasına destek

-Bağlantı; Çeşitli uluslardan dağcılarla tanışma ve birlikte faaliyet yapma olanağı

-Beleşe geziye gitme veya o gitmesin ben gideyim deme… Pardon pardon yanlış oldu

Görüldüğü gibi Alpin Kulüp, tırmanmak kadar, dağları yaşamaya, yaşatmaya, tanımaya, değer katmaya yönelik hem sportif, hem entelektüel, hem de ekonomik bakımdan güçlü söylemi olan bir örgüt olmalı.

Bir de hayalim var. Alpin Kulüp dağcı yetiştirmeli ama ondan da önce insan yetiştirmeli. Dağcılar burunlarının ucunu göremeyecek kadar kör, hamleler dışındaki şeylere ilgisiz, malzemeler dışında bilgisiz olmamalı. Sözgelimi, gerçek mesleği IT uzmanlığı olan, fotoğrafçı Ali İhsan Gökçen’in onda biri kadar doğayı tanımalı bilmeli. Ama dediğim gibi bu bir hayal.

Bu veya benzeri bir vizyonda örgütlenmiş olan bir kurum, kolayca uluslar arası düzeyde tanınır, kurumsal ilişkiler geliştirir. Üreteceği projelere yurt içinden ve yurt dışından sponsor bulur. Bu çatının altına yukarıda saydığım nitelikte binlerce sempatizan bulur. Güçlü rehberlerle işbirliği yaparak ISM benzeri tırmanış organizasyonları yapar (www.alpin-ism.com), bu organizasyonlardan para kazanır, kitap yayınlar vb.

Ahmet Köksal
İletişim: coxall [at] gmail[dot]com

[1] Ladies Alpine Club: Bayanlar Alpin Kulübü

[2] Ytüdak E-Posta Listesi: Türkiye’de dağcılık ve tırmanış ile ilgilenen herkese açık bir elektronik paylaşım ortamıdır ve bugün itibari ile 1500 kadar üyesi vardır. Bilgi için http://groups.yahoo.com/group/ytudak adresini inceleyebilirsiniz.

Etiketler: