TARİHTE BUGÜN:

 

Öncelikle açmak isterim ki bunca zaman neden yazmadım bu yazıyı? Aslında tırmanışı yaptıktan sonra yazılmaya, anlatılmaya değer olduğunu, bölgede yeni birşeylerin yapıldığını, yapılabileceğini göstermek için yazmamız gerektiğini hep düşünmüştük. Ancak üniversite yıllarının bitmesiyle hayatın getirdiği sorumlulukların artması ve bizlerin de iyi birer dokümanter olmayışımız sonrası böyle bir sonuç ortaya çıktı. Ha şimdi niye yazdım? Son bir kaç haftadır tirmanis.org ve Ytüdak’ın yapmış oldukları canlı yayın serilerinde konuşulan pek çok ortak konudan kendi payıma ders çıkardığım başlık “Söz uçar, yazı kalır” oldu. Bu yayınlardan aldığım motivasyonla birlikte işte birlikteyiz. Keyifli okumalar...

Planlamalar umduğumu bulamadığım sıkıcı bir staj sırasında başladı. Mezun olmadan önceki son staj... Üniversite hayatım boyunca 6 yıldır dağlara gitmiş, kaya tırmanış bahçelerinde geleneksel tırmanmış ancak dağ ortamında ciddi anlamda kaya tırmanışı içeren bir rota çıkmamıştım. Hala daha öğrenci olduğumdan tırmanış tecrübemi geliştirmek için gitmem gereken (Aladağlar’dır diye düşünüyorum) yerlerdense gidebilmemin daha kolay olduğu (okulum ve yaşadığım yer sebebiyle Kaçkarlar olur burası da) bölgelerde planlama yapmak daha hızlı ve daha uygun oldu. Evet kaya tırmanış bölgelerinde geleneksel tırmanışlarım bolca oldu, malzemeleri ve teknikleri tecrübe ettim ancak dediğim gibi dağ ortamında bunları yeterince tecrübe edememiştim. Sebebi... en başta gidebilecek kimsenin yakınlarımda olmamasıydı. Ancak bunca yıldır araştırma, öğrenme ve pratik sonrasında artık birşeyler yapmalıydık! Yapmalıydık derken yanlış anlaşılmasın bu bir zorunluluktan değil tamamen tırmanmak için duyulan hevestendir.

Geçtiğimiz kış Yılmaz (Seferoğlu) abiyle Altıparmak Dağı’nda zirveye direk giden yeni bir hat üzerinde konuşmuştuk(aslında onun fikriydi). Hatta detaylı fotoğraflarıyla birlikte rota bile oluşturmuştuk. İşte bu noktada ilk kez gidilecek bir hat olması ve böyle bir tırmanışa ilk kez gidecek olmamız yüksek seviyelerde heyecan ve korku oluşturmuştu bizlerde. Derecelere bakarsanız çok zorlayıcı görünmeyebilir ama ilk kez böylesine bilinmeyenler içinde tırmanmak tırmanış öncesindeki gece beni uyutmamaya yetmişti. Tabi bu noktada aklımıza gelen; gerekirse dağda bivak yapabileceğimiz ve olmayacak bu dediğimiz noktada iple inişe geçebileceğimiz yedek düşünceleri en azından deneyebiliriz fikrini kabul etmemizi sağladı.

Önce kulübe(Ktüdaks) sordum Kaçkarlar’da birşeyler yapmak isteyen var mıdır diye. Hüsna ve Hasan ile gideceğimiz anlaşıldı. Stajım bitti hemen Trabzon’a geçtim. Oradan malzemeleri aldık ve otostopla Ayder’e ve sonrasında da Avusor Yaylası’na ulaştık. Burada her gidişimizde bahçelerinde kamp yapmamıza izin veren Simge Pansiyon’da kampımızı kurduk. Reşit(Kesici) abi orada olmasada Elmas(Kesici) abla ile güzel kısa bir sohbet ettikten sonra malzemelerimizi hazırlayıp yatışa geçtik. Tabiki de duyduğum heyecan ile birlikte pek uyuduğum söylenemez... 4’te kalkıp 5 gibi yola çıktık. Bir saate Dargovit geçidine oradan da bir saate rotanın altına ulaştık. İlk kısa bir ip boyunu sağ çapraza yan geçtik(V+). Ardından 3 ip boyunu 2-3 malzemeyle “Len yapabiliriz biz bu işi!” diye hissederek hızlı bir şekilde çıktık(III-IV). İlginç bir şekilde burası neredeyse kıvrım olmadan düz bir şekilde çıkılıyordu.

Ardından bir kütlenin üstünden zirve kulesini görebildiğimiz bir noktaya geldik ancak daha mesafe vardı. Burada iki seçenek görünüyordu, kulenin hizasında karşımızda gördüğümüz biraz slap görünen bir yüzey ve sağ tarafımızda ayrı bir çıkıntı gibi duran ancak üstünden zirveye doğru devam edebileceğimizi farkettiğimiz bir kulecik... Tabi biz slaptan kaçtık! Karşımızda öylece gördüğümüz ve ufak tereddüt ettiğimiz yere girmedik de hemen altından baktığımız, çatlaklarını görebildiğimiz kuleciği seçtik. Tahminim 30 metre kadar sık bir şekilde malzeme atarak tırmandım. Burası rotadaki şimdiye kadarki en sert yerdi(VI+). Önceki incelemelerimizde aklımızdan geçen maksimum derece bu seviyelerdeydi. İstasyon kurdum ve ekibi çekmeye başladım. Ancak eğitimlerini de kendim verdiğim ekip görece yeniydi ve burayı çıkmakta zorlandılar. Faaliyet başından sonuna kadar oldukça heyecanlı ve optimist bir şekilde geçse de ilk ve tek karamsarlığımızı burada yaşadık. Sonradan onlardan öğrendiğim kadarıyla o noktada göz göze gelmişler ve unutamadıkları bir an olarak hafızalarında yer etmiş. Bu belkide o gece tek tulumla 3 kişi bivaklayacağız demekti ve bu da eğitimler dışında tecrübe etmedikleri bir durumdu. Ben de bir kaya babasında perlon bırakıp yanlarına indim ve yaklaşık bir saatimizi kaybetmiştik. İndiğimde önce kendi moralimi sonra onların moralini toparlamak biraz zaman aldı. Tabi burada kendi moralsizliğimi de hiç çaktırmıyorum, gülünmediğini farkettiğim espriler felan yapıyorum...

Farkettik ki oraya kadar işin heyecanıyla hiç birşey yememiştik. Birkaç şekerleme atıştırıp biraz konuştuk ve morallerin biraz daha yerine gelmesiyle diğer taraftan devam edebileceğimize karar verdik. Evet slap görünen yüzey daha rahattı, ancak tabiki de malzeme kullanmaya itiyaç duydum(V+). Başlangıcı sola kayarak başlıyordu, üzerinde baştan sona bir çatlak hattı olmasa da takozların gireceği küçük oyuklar vardı ve bu da işimizi kolaylaştırdı. İp bitmek üzereyken bir sete ulaştım ve istasyonu kurdum. İki yarım ipte Hasan ve Hüsna’yı yanıma aldım. Burayı çıkmak özgüvenimizi tekrar kazandırmıştı. Yanımızdaki kuleciği de aştığımız için tekrar güneşi görebilmiştik. Sonrasında 40 meterlik bir sağ çapraza yan geçişle ipi kullandığımız son noktayı da geçmiş olduk. Zirve kulesinin hemen altına kadar yaklaşık 150 metre rahat bir eğimde serbest yürüdük. Oraya vardığımızda zirvemizi yapmıştık aslında. Zirve kulesi artık bir prosedürdü. Daha önceden klasik rotadan geldiğim için kuleyi biliyordum. 4+ derece hafif boşluk hissi veren yaklaşık 20 metrelik bölümü yavaş ve temkinli bir şekilde ip kullanmadan tırmandık.

Zirve fotoğrafı, deftere yazılar ve sonrasında yorgun bir şekilde ama gülümseyerek klasik rotadan inişe geçtik. Altıparmak’ın diğer birkaç parmak zirvesinin arkasından dolanarak çarşak kulvara geldik. Çarşaktan iniş çok uzun gelmişti, tüm o çıktığımız mesafenin büyük bir bölümünü çarşak üzerinden inmek ufak bir bezginlik vermişti. Dağ kütlesini tamamen indiğimizde bilinmeyenin verdiği stresin bitmesinden mi gece uyuyamamamdan mı kaynaklı bilemediğim aşırı bir yorgunluk gelmişti. Yarım saat oturduğumuz dere kenarından kalkabilmek için epey bir çaba gösterdikten sonra yola devam edebildik. Yan yana duran sıralı kütlelerde yeni tırmanılabilecek rotaları keserek Dargovit geçidine ulaştık ve akşam hava karardığında da Simge Pansiyon’a varmıştık. Ertesi sabah Reşit abi ve Elmas abla ile güzel bir kahvaltı eşliğinde sohbet ettik. Ve düştük tekrar yollara...

Her gitiğimizde severek sohbet ettiğimiz Simge Pansiyon sahipleri Reşit abi ve Elmas ablaya, rotayı oluşturmadaki yardımlarından dolayı Yılmaz abiye teşekkürler.

Dağlarda görüşmek üzere...

Rota İsmi: Reşit Abi

Bölgesi: Kaçkarlar, Altıparmak Dağları, Ana Kule, Kuzey Yüzü

Rota Uzunluğu: 265 m.

Çıkış Tarihi: 17 Ağustos 2018

Ekip: Hüsnanur Türe, Hasan Karadağ, Mustafa Altun

Kullanılan Malzemeler: İki yarım ip, 1 stopper set, 8 yaylı takoz, karabina ve perlonlar

İp boyları ve dereceleri:

1. İp V+ 20m

2. İp III 55m

3. İp III+/IV- 55m

4. İp IV 40m

5. İp V+ 55m

6. İp III+ 40m

 

İletişim:

Mustafa Altun

mustafa.altun[et]yahoo[nokta]com