TARİHTE BUGÜN:

 

Alfonso Vinci, doğru yaşanmış bir ömre neler sığdırılabileceğinin bir kanıtıdır adeta. Tırmanışa başlamış ve biraz limitleri zorlamış herkes şunu farketmiştir: fiziksel limitlerimiz her zaman sandığımızdan daha ötededir. Peki ya insan yaşamının limitleri? Aynı ömre 2 üniversite sığdırmış, biri Nietzche üzerine olmak üzere iki tez yazmış, bilimsel bir ekspedisyona liderlik etme yeteneğine sahip, ikinci dünya savaşında bir partizan, jeolog, etnograf ve sıkı bir alpinist...

Alfonso Vinci ismini ilk kez, 2019 yazında, yazaramız sevgili Melike Yanmaz' dan Sella Pass'daki keyifli bir akşam yemeği sırasında öğrenmiştim. Melike anlattıkça daha derinden etkileniyor duyduğum saygı kat kat artıyordu. Tavır olarak "dirtbag" olmanın moda haline geldiği, ancak aslında bunun yaşamın sorumluluklarından kaçmaya bir örtü olduğunu düşündüğüm bir dönemde bu tanışmanın gerçekleşmesi güzel bir tesadüf olmuştu. Kendini yaratmış bu düşünce ve eylem adamının hikayesine ulaşmak İngilizce veya Türkçe pek mümkün değil. Bu sebeple hem Alfonso Vinci'yi çok iyi bilen hem de İtalyanca'ya son derece hakim olan tırmanıcı dostumuz Melike'den tirmanis.org olarak bu içeriği rica ettik. O da bizleri kırmadı, yazdı.  Fotograflar ve resimler yine Melike'nin el emeği ve göz nurudur. Covid-19 salgını sebebiyle evlerimize çekildiğimiz bu dönemde ufkumuzu açan bu yazı için teşekkür ediyor ve yazıyı beğenilerinize sunuyoruz. 

tirmanis.org editörü

Eren Görenoğlu

 

Alpinizm İçin Elmas Avcılığı: ALFONSO VINCI

Aramızda ‘Valle’ye gidelim mi?’ diye sorduğumuzda, vadinin ismini belirtmemize gerek yoktur. Bizim için Valle, Kuzey İtalya’da İsviçre sınırındaki Sondrio Bölgesi’nde; Val Masino ile başlayan, ikiye bölünerek Val Di Mello ve Valle dei Bagni olarak devam eden bölgedir. Burada size Val di Mello’yu bir defa daha anlatmaya hiç niyetim yok çünkü Ayça zamanında tirmanis.org’da çok güzel anlatmıştı. Ben sizi Mello’nun yukarılarına, Pizzo Badil’in gölgesine doğru götürmek istiyorum. 

Üç günü yan yana koyduğumuz, bize göre uzun ama insanlık için kısa bir zaman diliminde gene vadimize gitmiştik. Hava tahminlerinin tırmanış için kötü, pizzocheri (bölgenin makarnası) için uygun olduğu bir tatilimizdi. Hiç unutamam ilk karşılaşmamızı. Pis, yağsam mı yağmasam mı diyen bir havada bari yürüyelim diye Valle dei Bagni’den başladık yukarı Badile’ye, Val Porcellizzo’ya doğru yürümeye. Amaç Badile’nin güney yüzüne bakmak. Merak işte, alçak bulutların göstermeyeceğini bile bile, Gore-Tex test ekibi endamıyla moralden gram taviz vermeden çıktık.  Rifugio Gianetti (2543mt) seviyesinde, Porcelizzo(3075mt), Badil (3308mt) ve Cengalo (3367mt) granit devlerinin ortasında olduğunu anlamak için gözlere gerek yok, bütün hücrelerinde hissediyorsun bulunduğun yerin sıra dışılığını. Biraz soluklanmak, biraz da atıştırmak için sığındığımız bloğun arkasından ‘Acaba bulutları üfleme yöntemi ile dağıtabilir miyiz?’ diye yoğun bilimsel bir deneye başladık. Önce La Vecchia(2923mt) gösterdi kendini. Ha gayret filan derken, önümüzden gökyüzüne doğru bir granit sırt rotası açılmaya başladı. Nefes kesici ihtişamıyla bulutların içine gidiyor. La Vechia orasıysa, dağ evi burasıysa, Cengalo önünde olmalıyız fikrini kafama yerleştirdim ve ‘Yahu biz ne gördük?’ diye diye yüce granitler dünyasının huzurundan aşağılara, ait olduğumuz seviyeye döndük.

Gece yarısı eve döndüğümde bilgisayarda ‘Neydi o?’yu aramaya başladım. Yanılmamışım, gördüğüm Alpler’in en güzel granit sırt rotası olarak kabul ediliyormuş. ‘Spigolo Vinci’ (Vinci’nin sırt rotası), 1932 yılında Alfonso Vinci tarafından açılmış. Teknik detayları merak edenler için yazının sonuna ekledim. Kısaca kendisini V+, VI, zaman Cassin derecelendirmeleri zamanı ve granit olarak tanıtayım şimdilik.

Burada size asıl Alfonso’yu anlatmak istiyorum. Çünkü o akşama kadar ben de duymamıştım. Araştırdıkça alpinistten çok aynı isimli bir yazar çıkıyordu karşıma. Uzun CAI(Club Alpino Italiano) dokümanlarında adından bir iki defa söz ediliyor sadece. Bunların birisinde Badil, Cassin fotoğraflarının arasında arkadaşınkini de gördüm. Fotoğraftaki bizim yazar. İlk işim kütüphaneden artık baskısı bitmiş ‘Samatari*’ kitabını ısmarlamak oldu. Hala o kitap elimdeyken mutluluğumu hatırlarım. Bazen hayatınıza bir yazar gelir ve hikayelerini anlatırken, sanki çok eski arkadaşınızmış da yıllardır saçma bir nedenle görüşememişsiniz hissini yaşarsınız ya, gülersiniz, heyecanlanırsınız, ayrı kaldığınız zamanları anlattıkça onunla yaşarsınız. Amazon Ormanları'nın karıncaları, Samatari kabile reisine kırmızı donunu hediye etmesi, yerlilerin yaptığı içkiyle birlikte sarhoş olup köyün son kabağı patlayınca biten futbol karşılaşmaları, muhteşem İtalyan dokunuşlu Amazonik yemek tarifleri ve zihnimde canlandırmaktan hiç bıkmayacağım Amazon yerlilerine ateş başında tribal dansını Qué Te Parece Cholito** ritmi eşliğinde yaptırışı. Kasım 1953 yılında rehberlik ettiği Venezuela ve Brezilya’da Shiriana Ekspediyonu’nu anlatan kitabının, Amazon Shiriana Kabilesi hakkında yazılan en iyi etnografik araştırma olarak değerlendirildiğini öğrenince, yeni arkadaşımın öyle böyle bir adam olmadığına inancım ve merakım arttı.

Karşımda Alpler’in en güzel granit sırt rotasını açabilen, bilimsel bir ekibe rehberlik eden ve ekspedisyon sonunda gezdirdiği bilim adamlarına pardon diyerek Shirianiler ve Samatari Kabilesi hakkında yazılmış en iyi etnografik kitabı yazan biri var. Bu araştırmaları yaparken daha hala Luisa Mandrino’nun yazdığı ‘Vivere come se si fossi eterni’ (Ölümsüzmüş Gibi Yaşamak) biyografisi basılmamıştı ve internette hakkındaki bilgiler uzun metinler içinde bir iki kelime olarak geçiyordu. Bu yüzden tanımak için kitaplarını okumak gerekiyordu.

Ve elime ‘L'acqua, la danza, la cenere’ (Su,Dans,Kül) kitabını aldım. İtalyan alpinisti tanıyacağım diye başladığım bu araştırma, alıp başını gidiyordu. Latin Amerika halkı, temiz su, hidrolik enerji olanakları, elmas, alpinist, üniversite hocalığı ne arasan var. Her haltı bilirim havasından çok uzak, bütün konulara gerçekten hakim bir dil. Kitabın ön sözünde öğrendim ki; o bulutlara giden sırt rotasını açan arkadaşım iki üniversite bitirmiş. İlki 1933’te felsefe, diğeri 1940’da jeoloji mühendisliği.

Çocukluğu bizim Valle’de geçmiş. 1915 doğumlu. Annesi öğretmen, babası Valle’de hidroelektrik santrali sorumlusu. İlk üniversite tezi Nietzsche üzerine! Yüce örümcek Cassin’in Lecco di Ragni tebasından. Bir yazısında, ‘Cassin, sadece tırmanış teknikleri ve malzeme olarak öncümüz değildi. Bizi bir baba gibi sarar ve kollardı. O açlık yıllarında tırmanışlarda yanından hiç eksik etmediği salamı ile hep yanımızdaydı’ derken; Ricardo Cassin ise Alfonso için, ’Kaya tırmanma kursumuza katılan en yetenekli öğrencimdi. Kararlılığı ve fiziksel gücüyle nadir görülür cinstendir. Comici’nin öğrettiği yeni teknikleri hemen kavrayıp, uygulama kapasitesi vardı’ der. Bu ikili ne yazık ki hiç bir zaman aynı ipe girmediler. 

Badil’in kuzeydoğu duvarı zamanın çözülmesi gereken en önemli problemlerinden biriydi ve alpinistlerin rüyasındaydı. Alfonso’nun da… Cassin, II. Dünya Savaşı’nda kaybedene kadar değişmez partneri olan Ratti ve “Ekspedisyon 3 kişiliktir.” kuralıyla Esposito’yu da aralarına alan bir ekip oluşturmuştu. Her ikisi de Cassin’nin olağanüstü kararlılığı ve deneyimine güvenerek arkasından sorgusuz sualsiz takip ediyorlardı. Cassin’in alpinizmde yeni bir sayfa açtığı Pizzo Badile Kuzeydoğu çıkışında (1937), Alfonso ile aynı ekipte olamamalarının sebebi, her ikisinin de burnunun ucundaki ipi takip etmekteki isteksizliğiydi. Aynı yaz Cassin ekibinden farklı olarak, Alfonso da Molteni ve Valsecchi ile birlikte kuzeydoğu duvarına bakıyordu. Molteni ile liderlikte pek uyuşamamaları ve Aosta Alpinist Askeri Okuluna göreve çağrılması, Alfonso Vinci’nin Badil çıkışından çekilmesine neden oldu. Sonunda, Cassin’in ‘Bütün dağcılık hayatımda yaptığım en büyük hata!’ olarak anlattığı başarı ve trajedinin iç içe geçtiği bir çıkışa tanık oldu alpinizm dünyası.

Alfonso’nun alplerdeki izi II. Düya Savaşı’nın başlaması ile biter. Faşist yönetim kendine milli kahramanlar yaratmak peşinde alpinist avına çıktığında, bin bir türlü bahane üreterek hiç bir madalya törenine katılmamayı başaran nadir bir kaç alpinisttendir. Her ne kadar savaştan sonra rejim yıkılmış, yeni bir cumhuriyet doğmuş olsa da CAI (İtalyan Alpinizm Kulübü) gibi devletle iç içe geçmiş bazı kurumlarda, karşı duruşlar başlarda kendilerine kolaylıkla yer bulamadılar. Cassin ve Bonatti’nin ulusal kıvanca tavan yaptıran K2 zirvesi başarısında son dakika yedikleri çelmeler bu etkilerin izlerini taşıdığı dedikoduları bilinen sırlar içinde yer alır.

Çocukluğu ve gençliğinin geçtiği avucunun içi gibi bildiği Como ve Sondrio bölgeleri, savaş sonunda alman askerlerinin kaçış koridoruydu. Arkadaşımı bu dönemde Bill ismiyle partizan komutanı olarak görmek hiç şaşırtmadı. Cassin gibi, Alfonso da o günleri hayatında yaşanmamış olmasını istediği tek dönemi olarak tanımlar.

Savaş bitince, Güney Amerika’ya gider ve Amazonlar’da elmas aramaya başlar. Ama bunda da nevi şahsına münhasır bir duruşu olur ve ‘Elmas bulmak için dolanmıyorum, dolanabilmeye devam etmek için elmas arıyorum.’ der. Sanırım hayatının bu döneminde en kısa frekans aralığında fakir-zengin-fakir döngüsüne giren insan olmaya da hak kazanmıştır. Cordigliera kitabında, And Dağları tırmanışlarında kazandığı parayı nasıl afiyetle yediğini anlatır. 1949-1953 arasında Andlar’da 7 tane çok önemli ilk çıkışı yapar. Amazon Ormanları’nda kazandığı pratiği ve bilgisi ile bir çok bilimsel ekspedisyona rehberlik dönemi bu ara başlamıştır. Kendi gibi etnograf, alpinist, yazar ve benim bir diğer kahramanım olan Fosco Maraini***nin aklına girmesiyle Samatari (1955) kitabını kaleme alır.

Lettere Tropicali (Tropikal Mektuplar) kitabında ise; kırmızı donunu Samatari Kabile Reisi’ne armağan eden arkadaşımın bambaşka bir yüzü ile karşılaştım. 1963 yılında olan Vajont felaketine karşı duruşu, ikinci defa İtalya’da istenmeyen adam olması ile sonuçlandı. Felaket, Belluno Alpleri’nde bulunan Vajont Nehri üzerinde kurulan aynı isimli barajdan gelir. Bütün ikazlara rağmen en büyüğünü ben yapacağım faşist yaklaşımıyla, proje devamlı değiştirilerek baraj duvarı orijinal projenin 3 katına çıkarılmıştı. Jeologlar, baraj gölünü gölgesine alan Toc Dağı’nın (toc, bölge diyaleğinde düşen taşların sesinden esinlenerek sağlam olmayan, heyelan anlamını taşır) böylesi bir kuvvete dayanamayacağını söyleseler de, Mussolini ve arkadaşına ait yapımcı şirket SADE bilim insanlarını dinlememekte ısrarcı davranır. 9 Ekim 1963 gecesinde, uyarılar ne yazık ki gerçek olur. Toc Dağı “toc”luğunu yapar, heyelan baraj gölünde biter, göl taşar. Vadide evlerinde uyuyan iki bine yakın kişiyi sular alıp götürür. Bu felaketin mahkemelesi yıllarca sürdü. O bunu, bu onu suçladı. Bilirkişiler satın alındı, alınamayanlar sürüldü. Mussoli’nin en yakın arkadaşı SADE şirketinin başkanı ‘aslında ben onu hiç sevmezdim’ dedi. Olan Alfonso Vinci’ye oldu. Bilirkişi raporuna olur imzası vermediği için, İtalya’da jeolog olarak bir daha iş bulamadı. O da dünyayı dolanmaya biraz da uluslararası bir enerji şirketinin mühendisi olarak devam etti. Bu kitabında daha 1975’lerde kapitalizmin, gelişmemiş toplumların sularına nasıl gözünü diktiğini anlatır. Laf aramızda, bu kitabında çok kritik ve gerçekleri acı acı suratımıza çarpar. 

1992 de 78 yaşında aramızdan ayrılmış. Tanışamasak da, kızı Lalina ile yemek tarifleri ve deneysel yemek çalışmaları üzerine konuşma fırsatım oldu.     

Son olarak, Spigolo Vinci’yi tırmanma şansım olmadı…

 

SPIGOLO VINCI

Başlama noktası            :Bagni di Masino / Val Masino ( Sondrio)

Başlangıç yüksekliği      :1178 mt.

Destek noktası               :Riffugio Gianetti 2534 mt. (3 saat)

Rota başlangıç               :2960 mt (1:15 saat)

Rota uzunluğu               :395 mt. (5 saat)

Rota bitişi                      :3200 mt. (Punta Angela)

İniş                                 :İpli ( 0:45)

Duvar yönü                   :Güney/Güneybatı

Zorluk                            :V+, VI

Su                                   :Dağ evi Gianetti

Malzeme                        :Normal alpinistik malzeme. YYKM**** (n 0,5/ 2) ekstra perlon, ip

Tırmanış

1. ip boyu 55mt. İstasyon 2 sikke II/III kanal/baca

2. ip boyu 40mt. İstasyon 2 sikke III/IV plaka /sırt

3. ip boyu 70mt. İstasyon 2 sikke III/IV sırt/plaka (2ye bölünebilir)

4. ip, kilit, 30mt. 5 sikke/2 takoz VI/V+/V Eşeğin sırtı olarak bilinen bölge

5. ip 35mt. İstasyon sikkelidir. Sola travers, sırt IV+/V, 2 sikke

6. ip boyu 15mt. İniş III.

7. ip boyu 40mt. İstasyon 2 sikke. V/V+, 8 sikke. Kara diedro olarak bilinen bölge

8. ip boyu 15mt. İstasyon 3 sikke

9. ip boyu 15mt. İstasyon yok.

10. ip boyu 55mt. İstasyon 2 sikke, IV+ 2 sikke (2 ye bölünebilir)

11. ip boyu 25mt. İniş için spit. III/III+ sırt.

İniş                                        

7 ip iniş, Carosello rotasından. 20+40+40+30+35+45+40 mt.

 

İletişim:

Melike Yanmaz

m_rossignoli[at]cheapnetnoktait

 

* Samatari kitabı, İngilizceye ‘Red Cloth and Green Forest’ olarak çevrilmiştir.

**Qué Te Parece Cholito https://www.youtube.com/watch?v=jO5vvmTPQc4&list=RDjO5vvmTPQc4&start_radio=1

***Fosco Maraini, ekspedisyon sorumlusu olarak Gasherbrum IV tırmanışına Cassin ve Bonatti’yi götüren alpinist, yazar, etnolog. Kim bilir, belki onu da bir gün anlatırım.

****YYKM: Yay Yüklemeli Kam Mekanizması. (Spring Loaded Camming Device – SLCD). Türkçe literatürde yaylı sıkıştıraç olarak da geçen, ülkemizde en çok friend marka ismi ile bilinen emniyet aletleri