TARİHTE BUGÜN:

 

19 yıl boyunca dört dönem arka arkaya federasyon başkanlığı yapan Sn. Alaattin Karaca’nın dağcılık hayatını anlatan belgesel monografi kitap ‘’Dağların Ruhu’’ adıyla satışta. Zafer Form Ofset Yayıncılık tarafından basılan kitabı 25 tl karşılığında K2 Doğa Sporlarından temin edebilirsiniz.

Başkanlık döneminin tamamına şahit olduğum, ama dağcılık kariyerini pek bilmediğim Sn. Karaca’nın kitabını, hem kitaplığımda bulunması hem de, çok tartışmalı geçen başkanlık dönemine ait acaba bir pişmanlık ya da öz eleştiri var mıdır diye merak edip aldım. Genel kurul konuşmalarının olduğu bölüme kadar bir kerede okuyup bitirdim. Kitap çok mu akıcı? Hayır. Benimle alakalı bir konu mu var? Hayır. Geçmişten kalan bir husumet var mı? Hiç olmadı. Peki, neden bu yazıyı kaleme alıyorum diye merak ediyorsanız  eğer,  lütfen okumaya devam edin.

1)Anlatacak  başarıları olmayanlar süslü püslü sözlere sığınırlar

Sn. Karaca’nın, Sarıkamış’ın Karaurgan köyünde geçen çocukluk dönemi öyle bir anlatılmış, parlatılmış ki, devamında Herman Buhl’un Nanga Parbat’taki destansı solo zirvesi veya Bonatti’nin 6 günde tek başına çıktığı Alp’lerin ikonik zirvesi Dru’da,  erişemediği çatlaklara ulaşmak için ipin ucuna düğüm yapıp yukarı fırlatması gibi  kahramanlıklar bekledim. Ama nafile.  Hikayeler çok yavan. İlki, artık emekli  olduğunu düşündüğüm  bir generalin, Kaldı zirve kılçığından hava bulutlanıyor diye dönme kararı alan Sn. Karaca’ya yaptığı övgüler.  Bulutların görülüp analiz edilmesi ve karara bağlanması müthiş. Yapılan işin niteliğine göre,  ancak  ‘’körler sağırlar birbirini ağırlar’’ denebilir.

İkincisi Ağrı Dağı çıkışları.

‘’Dağların taçsız kralı’’ ve ‘’Ulu zirvelerin fatihi’’ olarak yüceltileceksin ama, 98 kere çıktığın Ağrı Dağı’nda kendine ait bir rotan olmayacak, denemeyeceksin bile. Arka bahçen Kaçkarlar, Verçenik ve Altıparmak dağları olacak, köyünün yüksek tepelerine çıksan belki zirveleri görünecek ama  bir tane bile Karaca rotası olmayacak.

2)Kitabın dili hakkında

Kitabı hazırlayan Sn. Metin Karadağ, UKÜ (Uluslararası Kıbrıs Üniversitesi galiba)  Edebiyat Fakültesi Dekanı ve aynı zamanda Sn. Karaca’nın dağcılık ekibinden.

Akıcılığından vazgeçtim, dilimiz Türkçe’nin doğru yazılıp çizilmesini beklerim.  Öznesi, yüklemi uyuşmayan cümleler, ısrarla yanlış yazılan aynı kelimeler, cümle kurulumlarındaki basitlik ve hatalar inanılmaz. Dil ve üslup insan zihninin aynasıdır. Tuhaf bir lakaytlık, vurdum duymazlık var.

3)Tarihi çarpıtma

80’li 90’lı yılları anlatırken yüksek irtifa çıkışlarına değinilmiş ve Everest çıkışları bahsinde 1995’te Everest’e çıkan ilk Türk Nasuh Mahruki es geçilmiş. Bir zamanlar kendisine rakip oldu diye mi acaba?  Duvar çıkışlarından bahsedilirken ‘’… böyle duvar bazında tırmanılan tırmanışlar da vardır’’ denilip  Türk dağcılık tarihinin bu altın dönemine vitrin yakıştırması yapılmış. Sizin vitrin diye ötekileştirdiğiniz bu dönem tarihimizin en üretken dönemi ve üretenler de  dağcılık tarihimizin altın çocukları. Keşke sizin de küçük bir katkınız olsaydı o döneme. Paragrafın devamında ise o döneme atfen ‘’ … dağcılık sporunun ne olduğunu da Türkiye’de kimse bilmiyordu’’ denilmiş. Gerçekten tuhaf!!

Kitapta ısrarla vurgulanan ve sürekli tekrarlanan iki konu var. 98 kere çıkılan Ağrı dağı ve kendi dönemindeki kulüp/sporcu sayısındaki artış. 200 küsur üniversitemiz var ama, dünya sıralamasına girebilen hep aynı,  köklü birkaç eğitim kurumu.  Niteliğin görmezden gelinmesi ne kadar  acı!

Reis kusura bakmasın ama zirvelere çıkmak ayrı bayrağı dikmek ayrı.  Zirveye bayrak dikmek  için ya ilk olacaksın ya da dağı fethedip çıkacaksın. Yani, daha önce kimsenin ayak koymadığı yerlere basıp, tutmadığı yerleri tutarak, yüreğini, cesaretini ve varlığını ortaya koyarak çıkacaksın. Çalışmadan olmuyor.

Hep eleştirdim, hakkını da yemeyelim. Dağcılıkta olmasa da başarılı olduğunu düşündüğüm  alanlar  var. 20 sene koltuğu korumak büyük başarı mesela. Üstelik kimse de indiremedi, sonunda kendisi bıraktı. İstese bir 20 yıl daha rahat götürürdü. Lise  ve izcilik kulüplerinden  delege çıkarmak, Rize gibi az nüfuslu illerimizi kulübe boğup boncuk dağıtmak dahiyane. Yıllarca iş gördü.

Bir de, yıllar önce Istanbul’da bir AVM’de  düzenlenen spor tırmanış yarışmasında, kendisini sürekli eleştiren, muhalif, vitrin dönemine ait spor tırmanıcı süslerinden milli takım yapmasını, tam tekmil hazır ol da nutuk çekmesini hala unutamıyorum.

Amacım polemik yaratmak değil. Sadece yakinen şahit olduğum bir döneme sessiz kalmak istemedim.  Ben, ‘’Sadece tırmanırım, ota boka karışmam’’ diyen her dönemin dağcılardan değilim. Bazıları gibi küçük menfaatler ve hesaplar peşinde asla koşmadım.

Sorunlarımıza karşı duyarlı olmak ve tepki vermek her dağcının ve vatandaşın sorumluluğu olmalıdır.

Kitap konusu olmamakla beraber aklımın hiçbir zaman almadığı bir başka konu da Erzurum buz şelaleridir. Hem doğu Anadolu bölgesinin evladı olacaksın, hem de federasyon başkanı olacaksın, ayrıca dağcılık yapacaksın, ama ne hikmetse Erzurum / Uzundere civarındaki doğal miras buz şelalerini sır gibi saklayıp dağcılığa ve ülkeme hizmet olsun diye bir eğitim faaliyeti bile düzenlemeyeceksin. Gözünüzün önündeki  yerleri mi göremediniz yoksa buz tırmanışı dağcılık branşı mı değil?

Artık 4-5 senedir yapıla gelen, uluslararası kimlik kazanmış, dünya şampiyonu olmuş buz tırmanışı sporcuları  ve farklı ülkelerden gelen  tecrübeli dağcılar olmak üzere, ülkemizin  de her köşesinden çok kalabalık katılımın olduğu şenlik, kaderin bir cilvesi olsa gerek, Erzurum Büyükşehir Belediyesi’nin katkıları ile yapılmaktadır. 

Evet Reis,  yapılanların yanında  yitirilenlere de bakmak lazım. Maalesef sizin döneminizde ikincisi kat kat fazla. Kayıp bir dönem,  tarih böyle yazacak sen istesen de istemesen de.

Emre Altoparlak

İletisim:This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it.