TARİHTE BUGÜN:

Mustafa Yeşildal, 2009 Aralık ayında Clup Alpin Française'nin davetlisi ve konuşmacı olarak katıldığı Fransa Autrans Dağ Filmleri Festivali ile ilgili izlenimlerini bizimle paylaşıyor. Mustafa dışında, Türkiye'den Dağ Filmleri Festivali koordinatorü Murat Yılmaz ve fotoğraf duayeni, dağcı Ersin Alok'un da katıldığı festivalin bu yıl 26.sı gerçekleştirildi.

Bu yazıyı, tirmanis.org olarak Mustafa'ya eşlik ettiğimiz festivalde görüntülediğimiz kareler ile beğeninize sunuyoruz.

Her şey 2006 yılında Aladağlar özelinde alevlenen bolt tartışmalarıyla [1] başladı. Aladağlar’da yükseklerde bolt kullanımı uzunca bir süre ülke tırmanışının gündemini işgal etti. Konu ile ilgili iki büyük toplantı dahi yapıldı. 11-12 Kasım 2007 tarihinde Zirve Dağcılık Organizasyonu ile Kadir Has Üniversitesinde yapılan ikinci Bolt Toplantısı öncesinde, toplantıya daha dolu katılabilmek adına partnerim Aykut Türem’le beraber Fransa dağcılık federasyonunu ile yazışmaya ve fikir almaya karar verdik. Fransa’da iki dağcılık federasyonu var; Federration Françasie d’alpinisime et de Montagne (FFCAM) diğer adıyla Clup Alpin Française (yazıda bundan sonra CAF kısaltmasını kullanacağım) ve Federation Française de Montagne et D’escalade (FFME.) Biz daha iyi bildiğimiz tanıdığımız FFCAM’a yazdık. Fransa‘da bolt üzerine olan tartışmalar nelerdi, nasıl çözüldü, ekseninde yönelttiğimiz sorulara, CAF‘tan çok detaylı cevap aldık. Hem de CAF’ın ulusal teknik direktörü Luc Jourjon üşenmemiş bize cevap yazmıştı. CAF Ulusal Teknik Direktörü Luc Jourjon aynı zamanda çok dolu bir tırmanış özgeçmişine sahip bir dağcı. Everest’e Nepal yüzünden çıkan ilk Fransız; Fitz Roy, Jannu gibi dağlar yanında Alpler ve Dolomitlerde sayısız tırmanışları var.

2009 yazında Luc‘tan Aralık başında Grenoble, Autrans‘ta gerçekleştirilecek dağ filmleri festivaline davet aldım. Festivalin konusu Türkiye Dağları olacak idi. Malum Fransa’da 2009 yılında 9 aylık bir süre Türkiye Mevsimi olarak kutlanıyor. [2]

2 Aralıkta başlayacak festivali de fırsat bilip birkaç gün öncesinden Grenoble’a 100km mesafedeki Avrupa’da dağcılığın Mekke’si diye anılan Chamonix’ye gidip biraz dağ havası almaya karar verdik. Ancak yoğun kar yağışı nedeniyle, sadece turistik bir yürüyüş yapıp, kristal müzesini ve buzullar sergisini gezdik. Dişli trenle Montenvers’e çıkarak Buz Denizi’ne de [3] sadece yukarıdan bakabildik. Chamonix’nin en büyük sürprizi, Buz Denizine inen patikada buzuldaki koşulları sorduğumuz kişinin Daniel DuLac çıkması ve kendisinin kontak bilgilerini almamız oldu. Bu işe en çok Aykut sevindi. Daniel Dulac’ın 1992-2007 yıllarında kısa kaya tırmanışı dalında birçok derecesi var aynı zamanda 2004 Dünya Kısa Kaya (Bouldering) Tırmanış Şampiyonu.

1 Aralık öğleden sonra Chamonix’den ayrılıp, Grenoble üzerinden Autrans’a geçtik.

02.12.09 Çarşamba

Autrans 1064 metre rakımlı ufak bir kasaba. Kış sporları, özellikle tur kayağı merkezi. 1968’de Grenoble’da kış olimpiyatları düzenlenmiş, bu da bölgenin kış sporları açısından ne kadar büyük potansiyele sahip olduğunun en iyi göstergesi. Kasabaya vardığımız gün yerde yeni yağmış 20 cm taze kar var.

Kasaba içinde hemen her köşede karşımıza çıkan festival merkezi tabelalarını takip edip merkezi buluyoruz. Festival karşılama masasındaki hanımlar, festival kartlarımızı, festival afiş ve broşürlerini verip bizi festival boyunca ağırlanacağımız Afrat isimli binaya yönlendiriyorlar. Festival kartlarıyla tüm salonlara bedava girme hakkı alıyoruz. Yani insanlar Autrans‘a dağ filmlerini izlemeye geliyor, üzerine de para veriyorlar! Türkiye’de 5 yıldır böyle bir festival Murat Yılmaz önderliğinde düzenleniyor. Üstelik film gösterimleri ücretsiz.[4]

Konaklayacağımız AFRAT isimli bina yaklaşık 40 yıl evvel Autrans’lı çiftçilerin tarım ile geçimlerini sağlayamayacaklarını anlamaları üzerine kurdukları bir vakıf. Vakıfta otelcilik ve kış sporları üzerine gençlere eğitim veriyorlar.

Biraz yayılıp bir duş alıp festival alanına geçiyoruz. Festival alanı kasabanın kendisi aslında. 3 salon var. Epide (ana merkez binası), Salle des Fetes ve Cinema Le Clos. Etkinliklerin ağırları Epide isimli binanın salonlarında gerçekleştiriliyor. Ayrıca Türkiye’den gelen dağ fotoğrafları da burada sergileniyor. Fotoğraflara baktığımızda Ersin Alok ismi ağır basıyor. Murat Yılmaz sağ olsun üşenmemiş ve usta fotoğrafçı ağabeyimiz Ersin Alok’un kendisini ve fotoğraflarını festivale getirmişti.

Önce organizasyon komitesinden Jean Pierre Jodon’u bulmak için yola koyuluyoruz. Yolda Murat Yılmaz ile karşılaşıyoruz. Daha önce onca yazışmamıza rağmen ilk kez tanışıyoruz. Jean-Pierre Jodon beni festival Basın Sorumlusu Elisabeth Braind’e yönlendiriyor. Elisabeth ertesi gün sabahı Fransa 3 televizyonunun benimle röportaj yapmak istediğini, saat 11.00’de basın odasına beklendiğimi söylüyor. Aykut’un tirmanis.org için yapmak istediği fotoğraf ve kamera çekimleri için teyit alıyoruz.

Festival sponsorlarından birinin açtığı internet standında e-postalarımızı kontrol edelim derken Ersin Ağabey (Alok) ile karşılaşıyoruz. Kendisi ile ilk kez şahsen tanışıyoruz. Sohbet, muhabbet derken anlıyoruz ki festivalin bizim için en önemli anı bu; Ersin Alok ile tanışma.

Akşam festivalin resmi açılışı öncesi, Ersin Ağabey ile beraber kasaba merkezinden aldığımız sandviçlerle, Afrat’taki odamızda karnımızı doyuruyor bir yandan da kendisini dinliyor, tanıyoruz. Hayatımızda ilk kez memleketin dağcılık marşı olduğunu öğreniyor, bu marşı Ersin Ağabeyin kendisinden dinliyoruz.

Akşam festivalin resmi açılışını ve yarışan filmlerin özetlerini[5] izliyoruz. Seyir çıkışı Zehra ve eşi Yannick ile tanışıyoruz. Cenevre’de yaşayan bu çift Murat’a festival sırasında destek olmak için buradalar. Yannick oldukça iyi Türkçe konuşuyor. Daha evvel, İstanbul’da çalışmış, Zehra ile bu zamandan tanışıyorlar.

Gösterimlerin sonunda mutlaka sponsorların da desteği ile ufak bir aperatif büfesi var. Büfenin önünde Zehra’nın Cenevre’den komşusu Dawa Dachiri Sherpa ile tanışıyoruz. Kendisi Nepal adına 2010 Vancouver Olimpiyatlarına katılacak tek atlet.

03.12.09 Perşembe

Sabah kalkıp erkenden kahvaltımızı edip basın odasına yollanıyoruz. Önce benimle röportaj yapılıyor. Türkiye’de dağcılığa hangi gözle bakıldığından, Türkiye dağlarından bahsediyorum. Röportajı yapan Françoise‘a Murat Yılmaz’la tanıştırıyorum. Onu da röportaja alıyorlar, çeviri için yardımcı oluyorum. Lisede 8 sene aldığım ama yıllarca doğru dürüst kullanamadığım paslanmış Fransızcam sonunda işe yarıyor.

Röportajlar sonrası elinde kamerasıyla yaşını almış bir adam bize yanaşıyor. Tanışıyoruz. Kıdemli alpinist Roger-Pierre Aguste (CAF Montpellier yayın sorumlusu) festival boyunca gerçekleştirilen etkinlikleri kameraya alıyor. Sonraki günlerde bir kaç kez benimle kısa röportajlar yapıyor. Kendisinin vakti zamanında sağlam tırmanışlar yapmış bir dağcı olduğunu belirtmeme gerek yok.

Öğle arasında Ersin Ağabey, Murat, Zehra ve Yannick ile yemeğe gidiyoruz. Sonunda 3 yıldır hayal ettiğim en az 2 kişilik servis edildiğinden ve Aykut kokusu sebebiyle yemeği tercih etmediğinden bir başıma yiyemediğim erimiş peyniri (fondü) Ersin Ağabey ile beraber alıyoruz. Öğleden sonra Murat’ın Türkiye’de bin bir zahmet hazırlattığı broşürler gecikmeyle de olsa festival alanına ulaşıyor: bölge bölge Türkiye haritası ve bölgelere göre gerçekleştirilebilen doğa sporları.

Akşamüzeri Jean-Pierre Jodon ile bir sonraki gün gösterilecek dağ fotoğrafları üzerinden geçiyoruz. Aykut sağ olsun fotoğrafları derleyip sunumu son haline getiriyoruz.

Akşam Türk filmlerinin gösterildiği geceye katılıyoruz. Sale des Fetes’de gerçekleşiyor gösterim. Salon ufak ve oldukça boş ama her film iyi alkış alıyor. “Hazır mısın Everest?” filmi oldukça beğeniliyor. Filmlerden hemen önce konuşmamı istiyorlar. Beni her yakalayan bir konuşma istiyor zaten. Kendimi tanıtıp, bir sonraki gece yapılacak olan Türk gecesini, Türkiye’de dağ filmleri festivalinin yapıldığını, buradaki filmlerden bazılarının İstanbul’daki festivale götürüleceğini anlatıyorum. Film gösterimleri sırasında arkadaşımız ve yönetmen Hande Odabaşoğlu da Autrans’a ulaşıp salona geliyor ve festivaldeki Türk ekibi tamamlanmış oluyor.

04.12.09 Cuma

Sabah kalkıp, festivalde bulunma sebebim olan akşam yapacağım sunumun notları üzerinden geçiyorum. Öğlen Epide‘e, gösterimlerin yapıldığı ana salona, geçiyoruz.

Geceyi yönetecek olan aynı zamanda sponsorlardan birisi Pierre Ostien ile bir araya geliyoruz. Akşam değineceğimiz konuları konuşuyoruz. Özellikle festival sırasında orada bulunan Ersin Alok’u sahneye davet etmek istediğimi belirtiyorum. Severek kabul ediyor.

Türk Gecesinden Notlar:

Pierre Ostien yönetimindeki geceye benden başka Luc Jourjon(CAF Ulusal Teknik Direktörü), Cevdet Eroğlu (Samistel Travel Kurucu Ortağı), Didier Angonin (CAF Spor Tırmanış Ekibi Sorumlusu), Matilde Couchot (CAF Spor Tırmanış Ekibi Üyesi), Francois Bernard (Türk Dostu - Dağcı), Jean Francois Grandidier (CAF Kar Sporları ve Kayak A-Takımı başkanı) konuşmacı olarak katılıyorlar.

Akşam oluyor nitekim. En büyük salonda bir aradayız. Önce Luc ve Pierre sahneye çıkıyorlar. Arkalarından ben ve diğer konuklar. Sözü bana veriyor Pierre. Konuşmaya Türkiye’de Dağcılık tarihiyle başlayacağımı, konu dağcılık tarihi olunca Ersin Ağabeyi sahneye davet etmek gerektiğini belirtiyorum. Ersin Ağabey sahneye gelince Pierre Ostien kendisinden Türkiye dağcılık tarihini bir kaç cümle ile özetlemesi rica ediyor. Çeviri yine bende. Kendisini teşekkür ederek yerine alıyoruz ve başlıyorum konuşmaya. Ersin Ağabeyin anlatmaya başladığı dağcılık tarihini 70-80-90’ları 2000’leri ekleyerek tamamlıyorum. Maalesef Türk Dağcılık literatürünün ne kadar eksik olduğunu belirtiyorum. Türkiye dağcılığının bugünkü durumu, Toros Tipi Dağcılıktan[6] bahsediyorum. TDF’nin organize ettiği 8000lik bir faaliyetin olmadığından, ORDOS’un Everest tırmanışları ve Tunç Fındık’ın kişisel başarılarına değinip Türkiye dağlarına geçiyorum. Türkiye dağlarının coğrafi dizilimi, dağcılık yapılan dağlar ve tırmanış bölgelerini birkaç fotoğraf ile tanıtıyorum. Aladağlar’a geldiğimde 2005 sonrasında yaşanan bolt tartışmalarının henüz netleşmediğinden, sabotaj ekibinden bahsediyorum. Özellikle Türkiye’ye tırmanışa gelecek, rota açma eğilimindeki tırmanışçılara yerellerin fikirlerini almadan hareket etmemelerini tavsiye ediyorum. Luc Jourjon araya giriyor. Genelde gelişmiş ülkelerden gelen dağcıların bu tür yeni bölgeleri kolonize ettiklerine, o bölgeyi hızlıca tükettiklerine değinip bunu yapmamaya özellikle gayret edilmesi gerektiğine parmak basıyor. Kendisine bu güzel hatırlatması için teşekkür ediyorum.

Pierre Ostien salondan da sorular alıyor.

Bir hanım Türkiye’de kadınların tırmanıp tırmanmadığı soruyor ilk. Az olan tırmanıcı sayısı sebebiyle kadın tırmanıcı sayısının da az olduğunu belirtiyorum.

Tırmanışı nerde öğrendiğimizi soruyor aynı hanım. Genelde Türkiye de dağcılığın gönüllü işleyen üniversite dağcılık kulüplerinde ve TDF nin bana göre yeterliliği tartışılabilecek eğitimiyle öğrenildiğini bahsediyorum.

Ağrı kuzey yüzünün irtifa farkının güney yüzüne göre daha fazla olduğunu bilen bir dağcı, bu yüzü denemek istediğini, bu yüzden tırmanış için yabancılara çıkış izni almanın mümkün olup olmadığı soruyor. Açıkçası cevabı bilmediğimi ama öğrenmek isterlerse söyleşiden sonra kendileriyle kontak alışverişlinde bulunup bunun mümkün olup olmadığını ilerde öğrenebileceğimi belirtiyorum.

Cilo Sat masifini Ersin Ağabeyin fotoğraflarıyla tanıtıyorum. Terör sebebiyle bu dağların tırmanışa kapalı olduğuna değiniyorum. Salondan yaşlı bir Fransız 40 yıl kadar önce Cilo SAT Bölgesine bir ekspedisyon düzenlediklerini, valizinin üzerine Kürdistan yazdığını, valizin Cilo'ya hiç ulaşmadığını ama Fransa’ya geri döndüğünü ve adres etiketinin üzerinde “Kürdistan does not exist” yazısı ile karşılaştığını anlatıyor.

Söz, CAF Spor Tırmanış Takımı Sorumlusu Didier Angonin’e geçiyor. 2007 yılında CAF Spor Tırmanış Takımının ( Equipe d’excellence) Geyikbayırı’na yaptığı antrenman amaçlı ziyaret ile bölgeyi tanıtıyor. Jositu isimli Almanların işlettiği kampta konuyu biraz deştiğinde Geyikbayırı’nı sportif tırmanış açısından keşfedip rotaları hazırlayan kişinin Öztürk Kayıkçı olduğunu duyduğunda yaşadığı şaşkınlıktan bahsediyor. Jositu tırmanışçıları havaalanından alıp bölgedeki kampingde ağırlıyor ve oldukça kapsamlı bir hizmet sunuyor, bu işi yaparken de insanlar üzerinde, rotaları kamp sahiplerinin açtığı izlenimini bırakıyor. Mathilde Couchot, Geyikbayırı’nda, yeni bir tırmanış bahçesinde nelerle karşılaştığını, buranın olumlu yönlerini anlatıyor.

Jean Francois Grandidier (CAF Kar Spoları ve Kayak A-Takımı başkanı ) Aladağlar ve Ağrı’da yaptıkları tur kayağı faaliyetlerine anlatıp, Türkiye dağlarının el değmemiş olduğuna parmak basıyor. Bu sırada kendisinin Türkiye‘de çektiği fotoğraflar arka planda ekrana yansıyor. Bu fotoğraflardan birinde Ağrı’ya çıkış vizesi (yabancılara verilen çıkış izni) ekrana geldiğinde Türkiye’den çıkarken polisin bu tırmanış iznini vize gibi kabul edip kendilerine sorun çıkarttığını da belirtiyor.

Söz Cevdet’e geçtiğinde kendisi hayata bir çoban olarak başlayıp Aladağlar’da yabancılara özellikle kayakçılara yol gösterdiğinden, bir süre sonra bir turizm firmasında çalışmaya başladığından, sonunda bu firmadan ayrılıp kendi firmasını kurduğundan bahsediyor. Bütün bunları dağda tanıştığı Fransız’lardan öğrendiği oldukça düzgün Fransızcası ile yapıyor.

Söz son davetli François Bernard’da. François, yıllar evvel Türkiye’ye geldiğinde yörüklerden etkilendiğini, Şeref isminde bir yörük arkadaşı edindiğini anlatıyor. Kendi çektiği kısa bir film ekrana yansıtılıyor. François her yıl 2 hafta ile 2 ay arasında vaktini Türkiye‘de geçiriyor.

Luc araya girip François’nın çok iyi Türkçe konuştuğunu belirtip aramızda Türkçe konuşmamızı rica ediyor.

François’ya Türkçe olarak eğer bir gün İstanbul’a gelirse muhakkak kendisini misafir etmek istediğimi söylüyorum.

Gece sona ermeden Ersin Alok Türkiye dağlarının tarih öncesi dönem duvar resimleri açısından da çok önemli olduğunu belirtiyor. Gece sonunda salonda bulunan Türk ekibi beraber fotoğraf çekiliyoruz. Akşam yemeğine geçiyoruz.

Yemekte Luc Jourjon, Ersin Ağabey, iki hanım ile aynı masadayım. Sohbet Hansjorg Auer ile başlıyor. Hansjorg Auer: 2007 senesinde Marmolada güney yüzündeki IX- zorluğundaki Balık (Atreverso il pesce) rotasını serbest solo! çıkarak o tarihlerde büyük yankı uyandırmıştı.

Sonra Ueli Steck’ten söz açılıyor. Hanımlar da Luc kadar bilgililer. Acaba CAF içindeki tam görevleri ne? İnsan meraka düşmekten kendini alamıyor. Ueli Steck 2009 yılı mart ayında Eiger kuzey duvarını 2 saat 47 dakikada tırmanan İsviçreli ünlü dağcı. Aynı zamanda Avrupa’daki 3 büyük problem olarak anılan 3 kuzey yüzünü de serbest solo çıkan ilk ve tek dağcı.

tirmanis.org’dan bahsediyorum. Hanımlardan biri istersem Arnaud Petit’yle bir röportaj ayarlayabileceğini söylüyor. Arnaud Petit: Fransa’nın dünya çapında ünlü serbest tırmanıcılarından birisi. Aynı zamanda 1996-2000 yılları arasında uluslararası spor tırmanış yarışmalarında dereceleri de var.

Bir ara masaya bir bey yanaşıyor, Luc beni kendisiyle tanıştırıyor: CAF Başkanı Georges Elziere. Neden sonra masadaki hanımlardan birinin CAF başkanın eşi olduğunu öğreniyorum: Catherine Elziere.

Luc yan masada oturan CAF Spor tırmanış takımından Yhann Ghesquiers’yi bana Yuji Hirayama’nın halefi olarak tanıtıyor. Yann 2008 yılında Madagascar’da 380 metrelik Tough Enough isimli rotanın Gecko isimli 8b+ zorluğundaki 9. ip boyunu flaş olarak tırmandığında[7] ismini dünyaya duyurmuş. Aynı ip boyunun ilk serbest çıkışı Arnaud Petit’ye ait. Arnaud Petit’yi izleyen Yann’ın geçekleştirdiği bu ip boyu  uzun bir duvarda bugüne dek yapılan en yüksek flaş derecesi olarak anılıyor.[8]

Daha sonra Luc’e, festival organizasyonu için TDF (Türkiye Dağcılık Federasyonu) ile bağlantıya geçmeye çalışıp çalışmadığını soruyorum. Göbekli bir federasyon üyesinden ziyade, amatör ruhlu bir dağcıyı davet etmeyi tercih ettiğini söylüyor.

Luc afişlerden birinde bir fotoğraf gösteriyor: Dedegöl. “Burası neresi?” sorusuna yüzümde kocaman bir gülümseme, kafamı sağa sola sallayarak olumsuz yanıt veriyorum: “Burayı bulan arkadaş çok da duyulmasını istemiyor. Ben de kendisine saygı duyuyorum.”[9]

Aykut ertesi sabah Ersin Ağabeyi Chamonix’ye bırakmak için erken yatıyor. Ersin Ağabey ile vedalaşıyorum. Hafif bir boğaz ağrım var. Sıcak bir nane-limon-rom (grog) içip Aykut’un arkasından yollanıyorum. Gece ayaz var. Sıcaklık -10˚C civarından arabanın camındaki buzların çözülmesini beklemek çok vaktimi alıyor. Geç de olsa sıcak yatağımdayım.

05.12.09 Cumartesi

Öğleye doğru Türkiye ekibinden Zehra’nın eşi Yannick Vincent ile buluşup küçük bir kasaba turu yapıyoruz. Bu arada festival kapsamında 20 km ve 12 km kros koşu yarışması yapılıyor. Film festivalinin organizasyon olarak ne kadar büyük olduğunu bir kere daha anlıyorum. Koşu parkurunun bitiş noktasında çeşit çeşit sponsorlar stant açmışlar, bitişe varan sporculara ikramlarda bulunuyorlar.

Yannick ile ufak bir restorana dalıp öğlen yemeği yiyoruz, sonrasında Epide salonuna geçiyoruz. Luc Jourjon ve François Grandidier CAF’ın her 3 ayda bir çıkarttığı “La Montagne & Alpinisme” Dağ ve Alpinizm dergisine İstanbul yakınlarındaki 2 tırmanış bahçesiyle ilgili yazı istiyorlar. Severek bu teklifi kabul ediyorum.

Cumartesi akşamı ödül verilen filmler açıklanacak. Tören öncesi Clup Alpino Italiano (İtalyan Dağcılık Federasyonu) Torino erkek korosu renklendiriyor.

Ödül töreni öncesi açılış esnasında Sahneye çıkan festival organizasyon sorumlularından Mireille Chiocca önce geçtiğimiz aylarda bir tırmanış esnasında hayatını kaybeden Sloven alpinist Tomaz Humar’ı anıyor. Sonrasında sahneye çağrılan çeşitli konuklar, ödül sahibi olan filmleri açıklıyorlar. Film yapımcıları ödüllerini alıyorlar.[10]

Akşamüzeri Mireille ile festival üzerine kısa bir röportaj yapıyor Murat. Mireille cumartesi akşamına dek geçen yıla oranla izleyici sayısının yaklaşık %30 arttığını, önümüzdeki yıllarda Autrans’a daha büyük bir festival salonu kazandırmayı hedeflediklerini belirtiyor.

Bundan 26 yıl önce festivalin ilk yılında, festivalden birkaç gün önce telefon aldıklarını söyledi. Paris’ten bir bayan festivale bir Türk filmiyle katılmak istediğini ancak Paris'ten Autrans’a ulaşım için bütçesi olmadığını belirtmiş, bunun üzerine Mireille birçok kişinin kurgu filmin festivale katılmasına karşı çıkmasına rağmen bir bütçe ayırıp filmin festivale ulaşmasını sağlamış. Film, festivalde gösterildikten sonra büyük beğeni toplamış ve jüri özel ödülü almış. Birçok kişi filmin bir kopyasına ulaşmak istemiş ancak bir şekilde ulaşamamış. Bu yıl 26 sene sonra filmin festivalde tekrar gösterilmesinin çok anlamlı olduğunu belirtiyor.

Filmin yönetmeni Şerif Gören, adı “Derman” ...

Artık son gece , eğlenmeden olmaz tabii. Son gece canlı müzik var. Müzik dinleyip barda insanlarla sohbet ederken bir yüksek dağ rehberiyle tanışıyorum. Hemen yanındaki de Christian Trommsdorff, 7000 – 8000 üzeri teknik tırmanışlar yapan Himalaya tırmanıcısı. 2006 yılında Fransız takımıyla Chomo Lonzo’ya (7560) alpin stilde gerçekleştirdiği tırmanışla Altın Kazma (Piolet d’or) ödülüne aday gösterilmiş. 2007 yılında yine partneri Yannick Grazziani ile Pakistan’da Pumari Cish dağının güney yüzünü alpin stilde tırmanmışlar. Mayıs 2009’da Makalu dağı doğu yüzü ilk çıkış denemesinde zirvenin hemen altından geri dönmüş ama partneri Yannick Grazziani zirveye ulaşmış. Bu yüzün bilinen ilk çıkışı . Ekim 2009’da partneriyle Nepal’de 7140 metrelik Nemzug dağının güney yüzüne 4 gün bivaklayarak tamamlamışlar.

Nereye baksanız bir dağ hikâyesi var. Bizim memlekette pek alışıldık bir tablo değil tabii; aynı anda bu kadar dağcı, dağa gönül vermiş insan ile tanışmak ve tırmanış ortak paydasında buluşmak. Gece, gün, hafta keyifle bitiyor, dağcılık adına güzel işler yapan yeni dostlar edinmiş olmanın keyfiyle.

Elimizden geldiğince memleketi düzgün bir şekilde tanıtmaya çalışmanın verdiği tatlı bir yorgunluk çökmüş üzerimize. Odalarımıza çekiliyoruz.

06.12.09 Pazar

Artık dönüş zamanı. Sabah kalkıp odamızı toparlayıp kiralık arabamıza yöneliyoruz. Karlar içindeki güzel kasabaya, buraya yaşanan güzel zamanların keyfiyle veda ediyoruz ve arabamıza atlayıp Lyon üzerinden İstanbul’a dönüyoruz.

İletişim: mustafayesildal[at]gmail.com

[1] Aladağlarda yükseklerde Bolt kullanımı ile ilgili tartışmalar 2005 yılında Rolando Larcher, Maurizio Oviglia ve Micheal Passion’dan kurulu bir İtalyan ekibinin Demirkazık Doğu duvarında ve Parmakkaya Batı yüzünde iki yeni alpin spor rota açması ile alevlendi ve bugün halen net bir sonuca ulaşmış değil. Bu dönemki tartışmaları Ytudak E-posta Listesi arşivlerinde bulabilirsiniz. (http://groups.yahoo.com/group/ytudak)

[2] Fransa’da Türkiye Yılı olarak planlanan etkinlikler bildiğim kadarıyla Sarkozy’nin müdahalesiyle 12 aydan 9 aya (01 Temmuz 2009-31 Mart 2010 ) indirildi ve ismi Türkiye Yılı’ndan Türkiye Mevsimi’ne değiştirildi. Etkinliklere Türkiye’den İstanbul Kültür Sanat Vakfı destek veriyor.)

[3] Buz Denizi : (fr.Mer de Glace) Dünyanın sayılı doğa harikalarından biri sayılan Avrupa’nın en büyük buzullarından biri .

[4] Detaylı bilgi için bkz. http:// dagfilmfest.org/ ve Murat Yılmaz’in tirmanis.org sayfalarındaki festival tanıtım yazısı http://tirmanis.org/index.php/kalem/makaleler/189-dagfilmlerifestivalidffuzerine

[5] Özet : Filmlerin özellikle 20 dakikadan uzun olanlarının kısaltılarak özet halinde sunulması

[6] Türkiye Dağları ve Türkiye’de dağcılığın en çok icra edildiği Toroslar Avrupa dağlarına göre daha güneyde olduklarından yazın kurak kışın ise genelde sadece karlı oluyorlar. Avrupa Dağlarında varlığı normal olan buza ve sert kara Toroslarda pek rastlanmıyor. Bu da o dağlarda yapılan dağcılık yöntem ve yaklaşımlarını etkiliyor. Ortaya çıkan bu Türk Tipi Dağcılığa Toros Tipi dağcılık diyoruz.

[7] Flaş: Bir kaya rotasını yahut kısa kaya problemini rota hakkında bir takım ön bilgi(hamleler, tutamaklar, kilit dizilimi vs.) sahibi olarak ilk denemede çıkmak.

[8] Bu tırmanış ile ilgili detaylı bilgi için http://www.planetfear.com/articles/The_Worlds_Hardest_Wall_1042.html

[9] Dedegöl: Tırmanışçı Öztürk Kayıkçı’nın özellikle yabancıların gelip kontrolsüzce boltlama yapmalarından sakındığı bir yer. Fransa’ya gitmeden önce özellikle fotoğraf göndermeden kendisinin fikrini aldım. Burasıyla ilgili bilgi ve görsel paylaşımından yana olmadığını ama beni de engellemeyeceğini belirtti. Kendisine olan saygım gereği Türkiye dağları sunumumda Dedegöl’e hiç değinmedim ve festivale Dedegöl fotoğrafı yollamadım.

[10] Ödül alan filmlerin listesine http://www.festival-autrans.com/oidit_T003_11q5eg4c3qaghpi4gt49uy93v9.html adresinden ulaşılabilir.