TARİHTE BUGÜN:

Mekanik Avantaj

John Middendorf (Türkçesi: Aykut Türem)

İlk Adım: İşin incelikleri ve Lokomotifleri

1492 senesi, Amerika Kıtasının tarihi için taşıdığı önem dışında, dağcılıkta mekanik ekipmanların ilk kez kullanılmasına sahne olmuştur. Fransa Kralı VIII. Charles, Montelimar Kumandanı Dompjulian de Beaupré’ye, Vercors Alplerinde, Grenoble yakınların bulunan yaklaşık 300 metrelik bir kaya kulesi olan Mount Inaccessible’ a çıkması emrini verdi. Saldırı kancaları ve merdivenler ile Domp ve Kralın birkaç düzine adamı, feodal kalelerden öğrendikleri saldırı stil ve teknikleri ile bu kireçtaşı kuleye saldırdılar. Tırmanış ekibinden, Rahip Francois de Bosco tırmanış için şunları rapor etmiş. “Merdivenler yardımıyla yarım fersah ve bir fersah uzunluğunda aşağı bakması ve çıkışına nazaran inişi çok daha zor olan patika.” Domp ise tırmanılan rotayı korkunç ve berbat olarak nitelemiş. Büyük bir çayır olan zirveye ulaştıkları zaman, hemen aşağıya, Grenoble başkanına bir haberci ile bir mektup ulaştırılmış. Domp, Grenoble başkanı yaptığı tırmanışı Kral adına onaylamadan zirveden inmeyi reddetmiş ve o zamana kadar ziyaret ettiği en güzel yer olarak nitelediği zirve platosunda bir hafta geçirmiştir. Artık dağın ismi Inaccessible(ulaşılamaz) olamazdı ve Domp dağı bilinen yerel ismi olan Léguille (Mont Aiguille olarak ta bilinir)ile yeniden vaftiz etti. İlk kez kayıt altına alınmış olan bu dağcılık faaliyeti, dağcılığın eğlendinlen temelli bir keşif ve başarının dikeyde gösterilen mücadelenin teknik bir gösterimi olarak kabul edilmeye başlandığı dönemlerden çokça zaman evvel gerçekleştirilmiş bir tırmanıştı.

Dipnot: "Yarım fersah" yaklaşık olarak 2150 metrelik yüksekliğe karşı gelmektedir ve kesin bir ölçü birimi değildir.

Dompjulian’ın çıkışından sonra, yüzlerce yıl boyunca dik yamaçları tırmanabilmek için teknolojiye başvurmak gözlerden ırak oldu, ta ki dünyadaki başlıca zirveler fethedilmeye başlayana kadar. Önce Avrupa’da, sonrasında Kuzey Amerika’da ve en sonunda dünyanın en uzak bölgelerindeki zirvelere birer birer çıkıldı. Akabinde tırmanıcılar, gözlerini yüksek dikey maceralara diktiler ve gerisi çorap söküğü gibi geldi. Daha dik yüzeylerdeki zorlu rotalar o zamanki adlarıyla “imkânsız tırmanışlar” kalıncaya kadar zorlanmaya devam edildi. Bu dönemin öncüleri, işin kurallarını yeniden şekillendirdiler ve daha iyi ve özellikli aletlerle tırmanış üzerine bir tarz oluşturdular. Bazen yerine getirdikleri temel amaçlarının daha ötesinde bile oldu. Bütün bu yıllar boyunca, dikey standartlarda ki yükselme, tırmanış ekipmanlarının gelişimine paralellik gösterdi.

1850 senesinde, o günlerin dağcılık ekipmanı, küçük uçurumları ve buzul yarıklarını köprü kurarak geçmek için kullanılan uzun ve sağlam bir merdiven, eski tip kramponlar (o zamanlarda botun orta tabanına monte edilen çiviler şeklinde idi), geliştirilmiş bir nacak ya da baltadan oluşmaktaydı. Kullanılan ipler ise çok kalın ve ağırdılar. Düşüşlerde tırmanıcıyı tutamazlardı ancak kaya sırtlarında ve buzullarda ilerlerken insan zincirleri oluşturmak amacıyla kullanılırlardı. Kaya pasajlarının ise azim, insan merdivenleri ya da genellikle kayaya çekiçlenmiş bir çivi ile üstesinden gelinirdi. Avrupa Alplerinin büyük öncüsü Edward Wymper yanında ipe bağlanmış bir saldırı kancası taşır ve önüne çıkan kısa duvarları bunu kullanarak aşmaya çalışırdı. Yapay yardımlar, sadece fazladan basamak ya da tutamak olarak kullanılırdı, keza ekipmanlar kişinin tüm ağırlığını taşıyabilecek şekilde tasarımlanmamıştı. 19. yüzyılın sonlarına doğru, Alplerde ve Kuzey Amerika’da bulunan zirvelerin birçoğu bu geleneksel ekipmanlar ve metotlar yardımıyla tırmanıldı.

Amerikalılar kaderlerinde yazdığı üzere batının uzak bölgelerini keşfe dururken İskoçyalı yol işçisi George Anderson, Sierra Nevada çöllerinden geçen demiryollarını sabitlemek için kullanılan bolt teknolojisinden yararlanarak Half Dome’un tepesinde duran ilk insan oldu. Anderson, yakınlardaki bir pınarın yanına bir baraka inşa etti ve 1875 sonbaharında, Half Dome’un doğu slabını tırmanmaya başladı. Anderson, tırmanırken sistematik olarak bir delik deliyor, içine bir bolt çakıyordu ve bunu basamak olarak kullanarak başka bir bolt yerleştiriyordu. Bazense, bu emniyet alma işini bırakarak, çokta dik olmayan etapları serbest tırmanarak geçiyordu. Tırmanış Anderson’un birden fazla gününü aldığı için, Anderson bütün boltlara ipler sabitleyerek geri iniyor ve sonrasında en son tırmandığı noktaya kadar kolaylıkla çıkıyordu. John Muir bu çıkış için “Half Dome’un güney yüzünde de yeni rotalar açıldı, ancak Anderson’un becerisi ve cesareti asla aşılamadı” demişti. Vahşi batının Wyoming’inden iki orman bekçisi Willard Ripley ve William Rogers, 1893 senesinde, sıra dışı bir zirve olan Devil’s Tower’ın zirvesine giden yolu ustalıkla döşediler. Ripley ve Rogers, altı haftalarını, bu kulenin, güney-doğu köşesindeki 100 metrelik bir çatlağa, birbirine iplerle bağlanmış tahta çivileri döşeyerek harcadılar. Zirveye ise aynı senenin 4 Temmuz gününde, Amerikan Bağımsızlık günü kutlamalarında ulaştılar.

Dompjulian’in Mont Aiguille’de 400 sene önce yaptığı çıkışı gibi, şu ana kadar üzerinde durduğumuz tırmanışlar izole olmuş, kişisel aktivitelerdi. Amerikalı tırmanıcılar 1898 senesinde Grand Teton’un ilk çıkışı ile temel emniyet alma ve güvenlik sistemlerine öncülük etmelerine rağmen, gerçek anlamda tırmanış ve teknoloji evliliği, tırmanış tekniklerinin daha arı ve özellikli olduğu ve teknik tırmanış ekipmanlarının yüzyıl sonuna doğru daha fazla belirdiği Avrupa da başlamıştır.

Kayadaki çatlaklar için geliştirilmiş ilk sikkeler (Ucuna halka geçirilmiş, demir bir çividen çok az farklı) bu dönemde ortaya çıktı. O dönemin gelenekleri, saf bir tutku ile sikkeleri kısıtlı olarak kullanmaya yönelikti. Sikkeler tercihen çıkış için değil de, sadece inişi kolaylaştırmak için bir yol olarak kullanılırdı. Kısa bir zaman sonra, tırmanıcılar daha dik ve teknik dağ yüzlerine ilgi ile bakmaya başladılar ve geleneksel yöntemlerin, bu dikey canavarlar üzerinde zorlu pasajlar için emniyetli olmadığının farkına vardılar. Batı Avrupa’da bulunan bu tırmanılmamış duvarlardaki görkemli meydan okumalar, kuralları genişletmek ve yöntemleri değiştirmek için, yeni ve sistematik yaklaşımlar gerektirmekteydi. Daha kuvvetli manila keteninden yapılma ipler, traversler için yeterli gerginliği sağlayabiliyor ve kısa düşüşleri kaldırabiliyorlardı ve artık çıkış için sikke kullanmak daha olağanlaştı. Karabina, icat edilmeden önce bu dönemde, dikey çıkışlarda bir miktar koruma sağlamak amacıyla, bir parça yardımcı ip, sikkenin halkasından ve ipin etrafından aynı anda geçirilerek bağlanırdı.

20. yüzyılın başlarında, Avrupa’daki politik ortam giderek değişiyordu. İşçi hareketleri ve ortak mülkiyet gibi fikirler gelişmeye başlamıştı. Tita Piaz isimli bir İtalyan dağ rehberi tüm politik rejimlere karşıt (Bazen hapse girmesine sebep olsa da) ve dağlarda da aynı oranda geleneklere bağlı olmayan bir isimdi. Çok cesur serbest tırmanışları, ipler ve sağlam istasyonlar yardımı ile yapılmış teknik manevralarla birleştiren Piaz, yeni verimli teknikler yarattı ve esin kaynağı olacak rotalar tırmandı. Bir tırmanışını zirvedeki iki kaya bloğunun arasına fırlatarak yerleştirdiği bir çelik toptan yararlandığı bir Trol traversi ile tamamlamıştı. 1907 senesinde, Dolomitlerde bulunan Piaz kulesinin 370 metrelik sarp güney-doğu yüzünü tırmandı, bir sene sonra ise, bugün bile çok uğraştırıcı bir rota olan Totenkirshl’in 450 metre uzunluğundaki batı yüzünde başarılı bir tırmanışa öncülük etti. Piaz daha zorlu pasajlar için mühendislik çözümler üretmeyi istemekteydi ve böylece malzemeye güvenmemeyi öğütleyen eski özdeyişi terk etti.

Dağların daha alpin özellikler sergilediği Batı Alplerde, kaya üzerinde yapay yardımla yükselmek sportmence kabul edilmezdi, fakat olağanüstü kireçtaşı duvarlara sahip Doğu Alplerde ise yeni bir standart yükselmekteydi. 1909 senesinde Abruzzi Dükü önderliğinde bir ekspedisyon Karakurum’dan döndüğünde, Baltoro’nun muazzam kaya duvarlarının ekspedisyon fotoğrafçısı Vittorio Sella tarafından çekilen fotoğrafları, tırmanıcıların hayal güçlerini kışkırtmış ve kendi evlerinde bulunan dik zirveleri tırmanmaları için ek bir açıklama getirmişti. Tırmanış o zamanlarda bir centilmen sporu ve tipik rehberli gezintilerdi. Bu gezintilerden bazıları farklı olsa da sayıları oldukça azdı. 1910 senesinde İtalyan dağ rehberleri Angelo Dibona, Luigi Rizzi ve Alman müşterileri Guido ve Max Mayer (en az rehberleri kadar uzman ve deneyimli dağcılardı) Dolomitlerde bulunan Cima Una’nın kuzey yüzünü tırmandılar. Yaklaşık 800 metre yüksekliğindeki bu büyük duvarın tırmanılmasıyla sürekli diklik ve boşluk hissinin getirdiği bariyer aşılmış oldu. Ekip bu tırmanış için farklı sikkeler (Mauerhaken) geliştirdi ve çıkışı yeni basit yapay tırmanış teknikleri ve ip manevraları yardımıyla gerçekleştirdi.

Teknoloji sayesinde iyileşmekte olan tırmanış sadece gelişmekte olan ipler ve yeni donanımlardan ileri gelmemekteydi. Hayatta kalabilmek için geliştirilen ekipmanlarda standartların yükselmesinde en az diğerleri kadar katkıda bulundu. 1895 senesinde Nanga Parbat yaptığı keşifte kaybolana dek, Albert Mummery, ipekten yapılmış hafif bivak çadırı ve ekstrem koşullarda hayatta kalmayı sağlayabilen yalıtımlı ekipmanları geliştirdi. Birinci dünya savaşı öncesi, hafif, sıcak tutan giysiler geliştirilmişti ve yeni geliştirilen tüm hava koşullarına uygun ekipmanlarla, tırmanıcılar bir çıkışı gerçekleştirebilmek için sert koşullarda birden çok gece geçirebilecek duruma geldiler. Artık daha dik ve uzun kaya tırmanışlarının peşinden koşulmaya başlandı ve tırmanışın karşısında teslim olma seviyeleri daha üst derecelere yükseldi.

1910 senesinde yaratıcı Alman tırmanıcılardan oluşan bir üçlü, endüstri devrimi sayesinde kullanılmaya başlanan bazı malzemelerin avantajlarını kullanmaya başladı. Otto Herzog bir itfaiye ekibinde gördüğü armut şeklinde bir karabinadan esinlenerek, tırmanış amaçlı ilk çelik karabinayı geliştirdi. İpli tırmanış teknikleri üstadı Hans Fiechtl eski tip halkalı sikkelerin yerine yeni tip delikli sikkeleri geliştirdi ve imal etti. Hans Dülfer ise bu ekipmanları kullanarak, iki karabina ile gerçekleştirilen emniyet alma tekniği, sürtünmesiz gergin ip traversleri ve temel emniyet istasyonları gibi bir dizi harika tekniği geliştirdi. Yeni emniyet ekipmanları daha cesur tırmanışların yapılabilmesine izin verdi. Geleneksel serbest tırmanış metotların, teknik yapay tırmanış metotları ile birleştirilmesiyle, daha önceleri tırmanılması düşünülemeyen dik duvarlar ve negatif yüzeyler üzerinde tırmanıcı ve emniyetçinin kayaya bağlı kalması sağlandı. Bu yeni ekipmanların ve tekniklerin mucitleri iyi arkadaşlardı ve hem birlikte hem de ayrı olarak o günlerin büyük duvar tırmanışlarına öncülük ettiler. Bu tırmanışlardan bazıları 600 metre yüksekliğinden fazlaydı ve çok zor serbest ve yapay tırmanış gerektiren birkaç günlük rotalardı. 1912 senesinde Hans Dülfer Fleischbank doğu yüzünü ve bir sene sonrasında ise Lavaredo'nun üç zirvesinden (Tre Cime Di Lavaredo) en büyüğü olan Cima Grande batı yüzünü tırmanarak standartları bir kez daha öteledi. 1915 senesinde Garp Cephesinde henüz 22 yaşındaki ölümünün muhteşem bir tırmanış kariyerinin önünü kestiği ise tartışma götürmez bir gerçek.

Mekanik ekipman destekli kaya tırmanışının Batı Alplerdeki doğuşu da rekabetsiz değildi. İnanılmaz cesurluk gerektiren dik rotalar herhangi bir mekanik emniyet ekipmanı olmadan, bu günkü deyimimizle “serbest-solo” olarak tırmanıldı. Solo tırmanışta bir öncü olan Georg Winkler, Wiesshorn’daki bir solo tırmanış denemesindeki ölümüne dek birçok etkileyici tırmanış gerçekleştirdi. Ölümünden hemen bir yıl önce 1887 senesinde gerçekleştirdiği Doğu Vaiolet kulesini tırmanışı da bunlardan birisidir. Birçok tırmanıcı Winkler’den daha iyisini yapmak istedi, Winkler bile gerekli hallerde kanca kullanırken, tırmanışta yapay yardımı tamamıyla reddettiler. Tırmanış ayakkabıları ağır çivili botlardan, Simond Firmasının geliştirdiği hafif keçe tabanlı ayakkabılara doğru evrimleşti. Yeni ayakkabılarla ile etiksel olarak malzemeye yüklenerek yükselmeyi kabul etmeyen serbest tırmanıcılar için yeni devir açıldı.

Etkili ve düşüncelerini rahat dile getiren bir tırmanıcı olan Paul Preuss, sikke ve ip tekniklerinin kullanılmasını çok sert bir biçimde eleştirerek küçük düşürücü olarak nitelendiriyordu. Tırmanıcının tırmandığı yeri geriye serbest tırmanarak inmesi temeline dayanan altı adet kural yazdı. Dört numaralı kural açıkça sikkenin bir dağcılık ekipmanı olmadığını ve sadece acil durumlarda kullanılabilecek bir yapay yardım olduğunu söylüyordu. Preuss “yapay yardım” terimini tarihte ilk kullanan kişi oluyordu. Gerçekleştirdiği 1200 tırmanış arasında, Paul Relly ile gerçekleştirdiği 760 metrelik Crozzon Di Brenta kuzey doğu yüzü tırmanışı, 250 metrelik dikey bir kaya duvarı olan Cima Piccolissima kuzey doğu çıkışı,(Cima Picollossima Lavaredo'nun üç zirvesinden en küçüğü fakat tırmanılması en zor olanıdır) ve solo olarak tırmandığı Campanile Basso Doğu Yüzü gibi tırmanışları vardı. Bu tırmanışların hepsi dönemine göre inanılmaz derecede cesur tırmanışlardı. Bazıları günümüzün modern derecelendirme sistemlerine göre VI'lı zorluk derecelerine denk gelmekteydi. Preuss 1913 senesinde henüz 27 yaşındayken Manndlkogen kuzey yüzünde solo bir tırmanış denemesinde hayatını kaybetti. Ancak o dönemlerde en tepede bulunan tırmanıcılar en fazla otuzlu yaşlarına kadar yaşayabilmekteydiler. Belki de yeni emniyet metotları hak ettikleri değeri bu dönemlerden sonra görmeye başladılar.

Dipnot:
Preuss’un altı kuralı:
1. Bir tırmanıcı sadece tırmanmayı başardığı bir rota seviyesinde değil, bu seviyeden daha yukarı bir seviyede kabul edilmelidir.
2. Bir tırmanıcının inişte emniyetle üstesinden gelebileceği zorluğun standardı ve dürüstçe kendisini yeterli gördüğü rota zorluğu, tırmanış denemelerindeki limitini belirler.
3. Bu nedenle yapay yardımlar sadece acil tehlike durumlarında mazur görülebilir.
4. Sikke sadece bir acil durum yardımcısıdır ve bir dağcılık sisteminin temeli olamaz.
5. İp sadece durumu kolaylaştırmak amaçlı kullanılabilir fakat asla tek başına tırmanışı mümkün kılan ekipman olmamalıdır. (Anlamı: Gergin ip traversleri kabul edilebilir ama Pandüller yasak)
6. Güvenlik prensibi en önemli prensiptir. Ancak bahse konu güvenlik tırmanıcıların kendi emniyetlerini sağlamak adına kullandığı süreksiz yapay emniyetler değildir. Her tırmanıcı için olması gereken gerçek temel emniyet, ne yapabildiği ve ne yapmak istediğin basit bir değerlendirmesidir.

Birinci Dünya Savaşından sonra, yeni ekipmanlar ve teknikler hakkındaki bilgiler daha geniş kitlelere yayıldı. 1919 senesi, Gaudi Rey’in içerisinde mevcut sikke ve karabinalarla uygulanabilecek en son yapay teknikleri barındıran “Alpinisme Acrobatique”(Akrobatik Alpinizm) isimli kitabının yayımlandığı sene oldu. Uluslararası tırmanış organizasyonları Andlar, Caucaslar, Himalayalar, Kanada Rocky Dağları ve Alaska'da gerçekleştirilen uzak keşifsel tırmanışlarından edindikleri ve soğuk koşullarda insanoğlunun hayatta kalma sürelerini uzatan bilgileri değiş tokuş etmeye başladılar. Bu dönemin en büyük (aynı zamanda en az bilinen) alpinistlerin biri tırmanış botlarının tabanlarına oturtulan on dişli kramponların ve kısa buz kazmalarının mucidi olan Willo Welzenbach’tır. Welzenbach aynı zamanda Doğu ve Batı Alplerde tırmandığı yüzlerce rotadan edindiği deneyimlerine dayanarak standart nümerik derecelendirme sistemini de geliştirmiştir.(I den VI dereceye kadar) Savaş sonrası dönem pamuktan yapılma tırmanış iplerine daha yüksek standartlar getirmiş ve daha yüksek karbon oranına sahip çelik karabinalar geliştirilmiştir.

Savaş sonrası tırmanışın öncüleri limitleri zorladıkça uzun duvarlar dönemi yaklaşıyordu. Otto Herzog ve Gustav Haber 1923 senesinde Dreizenkenspitze’de bulunan 300 metrelik Ha-He Dihedralini tırmandılar, teknik bir uzun duvar rotası olan tırmanış duvar üstünde iki bivak gerektiriyordu ve rota birçok denemeye rağmen 1950'li yıllara kadar tekrarlanamadı. Hans Fiechtl’ın Seekarlspitze’nin kuzey yüzünde açtığı 360 metrelik rotası Ypsilon Riss(VI / A1) belki de dönemin en zor rotalarından biriydi. Yeni rota isimleri, rotaların tırmanıcıların hayallerini nasıl esir aldıklarını gösteriyorlardı. Büyük kaya rotalarının çekicilikleri arttıkça dikey tırmanışın öncüleri ortaya çıkmaya başladı.

Amerika’ya göç etmeden önce Fritz Wiessner önderliğinde, yapay tırmanış ustası Roland Rossi ve maceracı Emil Sollder’i içeren bir takım Alplerde bulunan ve Fleischbank Güney Doğu yüzü(V+), Furchetta Kuzey duvarı(VI) gibi rotaları da içeren bazı zor ve uzun kaya rotalarını tırmandı. Yeni yapay ekipmanlara güven arttıkça, tırmanıcılar lider düşme riskini daha fazla almaya başladılar ve yükselen güvenlikle birlikte dik rotalarda serbest tırmanış standartları da yükselmeye başladı. 1925 senesinde, Solleder ve Gustl Lettenbauer Dolomitlerde bulunan 1150 metre uzunluğunda ve VI derece zorluğundaki Civetta Kuzey Batı yüzünü bir günde tırmandılar ve emniyet ve istasyonlar için sadece 15 adet sikke kullandılar. Bir yıl sonra Julian Alplerinde(Şu an Slovenya'ya dahildir) Stane Tominsek ve Mira Marko Debelakova 910 metre uzunluğunda teknik bir duvar rotası olan Spik kuzey yüzünü tırmanmak için iki günlerini harcadılar ve ekipmana olan güvenleri bu tırmanışı mümkün kılmıştı. Hans Steger ve Paula Wiesinger isimli Karı kocadan oluşan bir ekip VI/A1 zorluğundaki Cima Una Kuzey Yüzünü tırmanmayı başardı. 1929 senesinde Luigi Micheluzzi ve arkadaşları Dolomitlerin en yüksek zirvesi olan Marmolada’ya en dik rotası olan 600 metre yüksekliğindeki güney sütunundan tırmandılar. Bu tarihsel uzun duvar çıkışlarında sikkeler lider tırmanıcıyı emniyete almak ve arada sırada başvurulan yapay yardımlar için kullanılırdı, fakat daha katı sikke karşıtı standartlara sahip Batı Alplerde sikkeler çok daha az kullanılırdı. Gerçektende bu rotalar dik yüzeylerdeki yeni cesaret ve bağlılık standartlarını belirledi.

Avrupa’da kullanılan teknik ve ekipmanların Amerika’ya ulaşması biraz zaman aldı. 1916 senesinde Conrad Kain o zamanın en teknik rotalarından ikisi olan Howser ve Bubagoo Spires’ı (V- zorluğunda) herhangi bir ekipman kullanmadan tırmandı. Kain yeterli ekipman yoksunluğu sebebiyle bu rotalarını Mount Robson da açtığı zorlu alpin rotasından daha zor olarak nitelendirdi ki Mount Robson da bulunan rotası uzunluğu ve objektif tehlikeleri açısından bugün çok daha zor bir seviyededir. Adirondaks’tan eski bir Appalachian dağcılık kulübü başkanı olan John Case Avrupa’da İndian Zirvesi ve Pond kilisesi slabında öğrendiği tekniklerle tırmanırken emniyet almak için ip kullanıyor ama istasyon kullanmıyordu. Colorado Kolejinde siyaset bilimi profesörü olan Albert Ellingwood Rocky Dağlarını ilk temel emniyet teknikleriyle tanıştırdı( O da bu teknikleri Avrupa’ya yaptığı bir ziyaret esnasında öğrenmişti) ve 1920 senesinde telefon direği basamaklarına benzeyen 3 adet demir çivi kullanarak tırmandığı Lizard Zirvesiyle yapay kaya emniyetleme sistemlerinin Colorado’daki öncülüğünü yaptı. Bugün bu rota gevşek bloklar barındıran V / V+ zorluğunda korkutucu bir rotadır ve Colorado zirvesine çıkmak için hala en zorlu rotadır. Ülkesinde döneminin sayılı tırmanıcılarından biri haline gelen Elingwood’un, 1925 senesinde Crestone Neddle Kuzey Doğu sırtında açtığı Eleanor Davis, Stephen Hart, ve Marion Warner’la birlikte sadece ip ve emniyetçi kullanarak açtığı V derece zorluğundaki rotası o dönemde Amerika’da açılmış en etkileyici ve en yüksek kaya rotasıydı(4327 metre)

1927 senesinde kaya tırmanışı için özelleşmiş emniyet ve istasyon alma teknikleri Kuzey Amerika’ya ulaştı. İlk dikey deneyimlerini Kaisergebirge’de yaşadıktan sonra Almanya’dan göç eden Joe ve Paul Stettner, Hans Dülfer’in dik rotalarından ve icat ettiği tekniklerden fazlaca etkilenmişti. Chicago’da bir kaç sene çalıştıktan sonra asıl mekânları olan dağlara geri döndüler. Münih’ten halkalı ve açılı sikkeler ve karabinalar sipariş ettiler ve hint yapımı motosikleti ile beraber Colorado’ya doğru yola koyuldular. Lokal bir malzeme dükkânından satın aldıkları ipleri ve emniyet için kullandıkları Avrupalı sikkeleri ile birlikte Long’s Peak’in batı yüzünde bulunan V derece zorluğundaki tarihi tırmanışlarını gerçekleştirdiler. Bu tırmanışları Amerika’da mekanik emniyetli tırmanışın başlangıcını işaret ediyordu.

Aynı sene Stettner kardeşler, uyguladıkları hareketli emniyet tekniği ile modern tırmanışı Amerika’ya ulaştırdılar. Fransa’da ise, gelecekte geliştirilecek taşınabilir alet setleri ile kayanın her yerinde emniyet alabilmeyi sağlayabilecek ve kaya tırmanışının doğasını gelecekte çok derinden etkileyecek yeni tohum filizleniyordu, kaya delimi ve genişlemeli boltlar. Üretici/mucit Laurent Grivel bu yeni ekipmanları Aiguille de la Brenva’nın kuzey sırtı üzerinde bulunan 60 metre yüksekliğinde ve narin bir parmak şeklindeki bir kaya kulesi olan Pere Eternal’ın olağanüstü ilk tırmanışında kullandı. Takip eden yıllarda boltlar Aiguille Noire de Peuterey’in kuzey sırtı tırmanışını da içeren bir kaç tırmanışta seyrek olarak kullanıldı, fakat çok azı kayıtlarda yer aldı ve boltların tırmanış dünyasına resmi olarak katılımı için ise çok fazla neslin beklemesine gerek kalmadı.

Amerika Kıtasının doğu tarafında ise Chamonix ve Dolomitleri ziyarete giden Appalachian Dağcılık kulübü üyeleri, Avrupa’dan yeni ipler, ekipmanlar ve emniyet teknikleri öğrenmiş olarak geri döndüler. Robert Underhill, ağabey kardeş Lincoln ve Miriam O’Brien, Elizabeth Knowlton, Fritz Wiessner ve Bill House ve kuzenler Bradley Gilman ve Hassler Whitney New Hampshire’da bulunan Beyaz Dağlardan Cannon, Cathedral ve Whitehorse’un dik kaya duvarlarının yeni teknikler yardımı ile emniyetli çıkılarının gerçekleştirdiler. Underhill Appalachian Dağcılık Kulübünde Kaya tırmanışı komitesi başkanı olduktan sonra öğrendiği teknikleri doğudan batıya taşıdı. 1931 senesinde Sierra Kulübü bülteninde en son ip yönetme teknikleri hakkında bir makale yazdı. Bu bilgiler, öncü tırmanıcıların Sierra da tamamen yeni rotalardan oluşun yeni bir bölgenin açılmasını sağladı ve geleceğin teknik uzun duvar tırmanışları için bir temel oluşturdu.

1930’ların Avrupa’sına geri dönersek, Alplerin son üç büyük probleminden Matterhorn Kuzey Duvarının Toni ve Franz Schmid kardeşlere yenilmesinden sonra uzun duvar tırmanışında yeni cesur bir dönem başladı. (Kalan iki problem Eiger ve Büyük Jorasslardır). Sikke kullanımı hem Doğu hem de Batı Alplerde daha olağan olmaya başladı ve tırmanıcılar emniyetleme sistemlerinin ekstrem zor dik yüzeylerde başarı şansının büyük oranda artırdığının farkına vardılar. Tırmanış sporunun popülerliği arttı ve tırmanıcı nüfusu aristokratlar ve rehberlerden, bir grup atlete, doktorlara, avukatlara, mühendislere kadar değişmekteydi, yeni bir tür çalışan sınıf kahramanları.

Hafta sonları Mağaracılıkla uğraşmaya başladığı zamanlarda Emilio Comicci bir İtalyan liman işçisiydi. Kısmen zor bir kaç mağara ekspedisyonundan sonra (Trieste yakınlarında dünya derinlik rekorunu kırması dâhil) Karts platosunda bulunan yakın bir zirveye yaptığı bir tırmanıştan sonra tüm boş zamanını sonsuza dek yer altı yerine dağların açık havasında geçirmek üzere kendisi ile bir antlaşma yaptı. Dülfer, Fichtel ve Herzog’un öncülüğünü yaptığı “Bavyera Tekniğinde” bir uzman haline geldi ve Dolomilerin ekstrem yüzeylerine ve sonuç olarak tüm dünyanın büyük duvarlarına çok iyi uyum sağlayan mükemmel tekniği ile tırmanışta devrim yarattı. Comicci, birden çok basamaklı yapay yardımlar, çok sağlam istasyonlar ve karmaşık ip manevraları, askı bivaklar ve izci bir ip ile emniyetçi ile bağlı kalarak gerektiğinde ekstra yük ve ekipmanı yukarı çekmeyi de içeren modern yapay tırmanış tekniklerinin yaratıcısıydı. Mekanik yardımları reddetmek veya onları kullanmak gibi bir seçeneğinin olduğunu fark ettiği zaman ise, samimiyetle ikinci seçeneğe yöneldi ve tırmanışlarında yeni ekipmanları ağırlıklı bir biçimde kullandı.

1931 senesinde, Civetta’nın 1200 metrelik kuzeybatı yüzünde kullanmak üzere yeni sistemler geliştirdi. Bu tırmanışı belki de o dönemde dünyada açılmış en zorlu ve dik rota idi.(Günümüzde hala 26 ip boyluk meydan okuyucu bir tırmanıştır.) Fakat Comicci tatmin olmamıştı ve şöyle yazdı “ Bir gün bir rota yapmak için zirveden aşağıya bir su damlasını serbest bırakacağım ve su damlasının izlediği yol benim rotamın gittiği yol olacak”. Comici’nin bugünkü bilinen adıyla bir direttissima hayali kurduğunu 1933 senesinde Cima Grande’nin negatif kuzey duvarında 450 metrelik direk bir hat tırmandığında anladı. Tırmanış hattı sürekliliğini bir parça yitirmekteydi, ama efsanevi su damlasının beklenmedik bir rüzgâr tarafından yolundan çıkarılmasından fazla değildi. Duvarın dik ilk yarısında Comici ve Giulio Benedetti 75 sikke kullandı.(her 3 metre için bir sikke) Bu rakam duvarın sürekli negatifliği ve sağlam kayadan ziyade çürük kayadan oluştuğu düşünülürse hiçte fazla değildi.

Comici bu alandaki uzmanlığını çekinmeden başkaları ile paylaştı ve elinden geldiği kadar yeni bir vizyon oluşmasına yardımcı oldu. Nihai estetiklikteki rota hayaliyle birçoklarını etkiledi ve tırmanış felsefesinin ve rüyalarının, yeni teknolojiler geliştikçe tırmanış yaklaşımlarında tutkulu ayrımlar yaratacağı daha önceden bilinemezdi.

1930’lar Avrupa da yeniliklerin yılı oldu. Fontainebleau’dan bir grup yetenekli tırmanıcının lideri olan Pierre Allain, Alplerin dik buz yüzlerinde hayatta kalmaya yarayacak hafif kaz tüyü kıyafetler ve bivak ekipmanları geliştirdi. Allain 1935 senesinde Dru Kuzey Yüzünün ilk çıkışını Raymond Leininger ile birlikte gerçekleştirerek, Dolomitler ve Kaisergebirge’nin dik kaya duvarlarının gerektirdiği teknikleri, alpin bir rotanın zorlukları ile birleştiren çok günlük serbest/yapay bir tırmanış rotasına öncülük ettiler. Les Bossons’da bulunan Simond firması yüksek kalitede sikkeler üretmeye ve yeni nesil ekstrem tırmanıcıları bunlarla donatmaya başladı. Gino Solda, Raffaele Carlesso, Domenico Rudatis, Ettore Castiglioni, Raimund Schinko, Alfred Couttet, ve Giusto Gervasutti bu dönemde inanılmaz teknik tırmanışlar gerçekleştirdi, fakat tüm bu tırmanıcıların arasında hem rotalarının kalitesi hem de vizyonun genişliği açısında en fazla göze çarpan isim Riccardo Cassin’di. Cassin yapay teknikler üzerinde uzmanlaştı ve bu teknikleri aynı dönemde açtığı Grand Jorasses Walker Spur (Gino Esposito ve Ugo Tizzoni ile), Piz Badile Kuzeydoğu Yüzü (Esposito ve Vittorio Ratti ile) ve Cima Ovest Kuzey Yüzü (Ratti ile) gibi rotalar ile yeni sınırlara taşıdı. Cassin’in rotaları sürekli olarak ekstrem duvar tırmanışlarındaki standartları öteledi.

İki büyük savaş arası dönemde, teknoloji ve insan cesareti arasındaki ilişkiyi belki de en iyi Heinrich Harrer 1938 Eiger Kuzey Yüzü çıkışı için yaptığı tanımlamada özetler. Partneri Fritz Kasparek botunun tabanın çevresinde 10 adet dişi bulunan geleneksel bir krampon kullanırken, Harrer tırmanışta krampon taşımayacak kişi olarak seçilmişti. Eiger Kuzey Yüzü üzerindeki ikinci buz alanında uzunca bir basamak kazma işini yeni bitirmişken Adreas Heckmair ve Wiggerl Vörg’ün hızla kendilerine doğru yaklaştığını görüp şaşırdılar. Heckmair ve Vörg 1932 senesinde Laurent Grivel tarafından icat edilmiş olan ve yeni yeni popülerleşmeye başlayan 12 dişli kramponları kullanıyorlardı. Bu kramponların ek olarak iki adet ön dişi mevcuttu. Bu ön dişler yatık bir buz alanını tırmanırken tırmanıcının başparmakları üzerinde yüzü buza dönük olarak tırmanmasına olanak sağlıyordu. Geleneksel Fransız tekniği ise benzer durumda ayak tabanının buza düz basılmasını gerektiriyordu. Harrer şöyle yazmıştı, “ Aşağıya doğru geride bıraktığımız sonsuz merdiven basamaklarına doğru baktım ve yeni bir çağın süratle yaklaştığını gördüm. İki adam bize doğru koşuyordu, evet tırmanmıyordu, resmen koşuyorlardı.” Bu iki ekip sonrasında güçlerini birleştirerek Eiger Kuzey Yüzünün ilk çıkışını gerçekleştirdi ve yeni bir çağın başlangıcını gerçekleştirdiler ama aynı zamanda da Avrupa’daki riskli dikey oyunlar üzerine olan çekişmede bir sona ulaşmış oldu.

Birleşik Amerika’da ise teknik tırmanış daha telaşsızca gelişmeye devam ediyordu. Okyanus ötesi yolculuklar halen çok yavaş ve çok pahalı idi ve Avrupa’daki bilgi ve yeni teknikleri elde etmek zordu. Tırmanış teknikleri literatür adına edinilebilecek sınırlı kaynaklar sadece 4000 metrelik zirvelere geleneksel rehber/müşteri gezilerinin halen bir standart olduğu İngiltere’den gelmekteydi. Tabi bu bir hiç gelişim yok anlamına da gelmemekteydi. Dwight Lavender, Amerika’da üretilen ilk sikkeleri Stanford Üniversitesinde bir atölyede imal etti. 1932 senesinde Amerikan Alpin Kulübü bülteninde karabina kullanımını da içeren tırmanış sistemlerinin tanıtıldığı bir makale yayınladı. Karabina o dönemlerde Amerika’da yaygın olmayan bir ekipmandı. Makale şöyle başlamaktaydı; “Eski nesil bazı tırmanıcıların göstermiş olduğu zayıf protestolara rağmen, çekiç, sikke ve emniyet karabinaları kesinlikle modern tırmanış teknikleri içinde yerini almıştır.” Artık daha yaygın olarak bilinmeye başlayan yeni modern tırmanış teknikleri ile tırmanıcılar gözlerini Tetonlar’da, Yosemite’de ve daha güney batıdaki yeni maceralara dikmişlerdi.

Kaliforniya bölgesinden bir hukuk öğrencisi olan Dick Leonard, Cragmont Tırmanış Kulübünü oluşturdu ve yeni teknikleri lokal kaya rotalarında pratik etmeye başladı. Leonard Münih’te bulunan Schuster Sporthaus mağazasından karabina ve sikkeler sipariş etti ve bunları Yosemite’nin olağanüstü granit yüzeylerinde kullanmaya başladı. Bu tırmanışlar ekipmanlarının Sierra Nevada bölgesindeki ilk kullanımı idi. Avrupa menşeli sikkeler yumuşak çelikten yapılmaktaydı ve bu yüzden Alp dağlarının yumuşak kireçtaşı yüzeylerine daha uygundular. Yumuşak yapıları kırılgan yapılı kayada, dalgalı çatlaklar içine daha emniyetli bir şekilde yerleşmelerini sağlıyordu. Bu sebeplerden bir kez yerleştirilen sikkenin geri çıkarılması neredeyse imkânsızdı ve bu durum Kaliforniya’da bulunan granit yüzeyler için idealden uzaktı. Leonard 55 sikkelik donanımının yeterli olduğuna emin olduktan sonra, Jules Eichorn ve Bestor Robinson’la bir ekip oluşturarak Higher Cathedral Kulesinin ilk tırmanışını 1934 senesinde gerçekleştirdi. Bu tırmanış o dönemde Kuzey Amerika’da gerçekleştirilen en teknik yapay tırmanıştı ve uzun nesiller boyu Yosemite’de yapılacak benzer tırmanışların ilkiydi.

Leonard dinamik ip teknikleri üzerine çalıştı ve daha emniyetli teknikler geliştirdi. Modern belden emniyet tekniğini dinamik emniyet ile birleştirdi. Emniyetçi düşüşü, belinin etrafından dolanan iple tam olarak durdurmadan evvel, eldiven giydiği bir fren eli ile ipin bir miktar kaymasına müsaade ederek absorbe ediyordu. Dinamik emniyet alma tekniği, istasyon noktalarında, ipte, emniyetçide ve düşen tırmanıcı üzerinde daha az yüke sebebiyet veriyordu. Bu yeni ve daha emniyetli tekniklerle, Leonard ve diğerleri Yosemite’nin teknik yüzeylerinde yaptıkları cesur denemelerde daha uzun düşüşleri riske edebilmeye başladılar.

Daha doğuda New Mexico çöllerinde tek başına dikilen 2500 ayaklık Shiprock, 1930'ların kıta Amerika’sındaki son büyük dağcılık mücadelesi olarak dikilmekteydi. Bill Ormes ve Bill House 1937 senesinde, aşırı zorluktaki kuzey zirvesini, bugün bilinen adı ile Ormes Rib rotasından zorladılar. Yer yer VI derece zorluğunu aşan tırmanış, az sayıdaki emniyet noktası sebebiyle yapay tırmanmak ve serbest tırmanıştan kaçınmak gibi bir şans tanımıyordu. Çabaları Ormes’in uzun ve tehlikeli bir düşüşü ile son buldu. Kendisini son anda durdurabilen deforme olmuş bir sikke sayesinde kurtulabildi. Sonrasında ise Saturday Evening Post gazetesinde bu gibi zor tırmanışlarda şansını denemek isteyenlere uyarılar içeren “ Eğik bir metal parçası” başlıklı bir makale kaleme aldı.

Bu gibi uyarılar bazen teşvik edici olabilirler tıpkı 1939 senesinde Berkley’den Dave Brower, Raffi Bedayn, John Dyer, ve Bestor Robinson Shiprock için yola çıkmalarını sağlaması gibi. Hepsi de yeni Yosemite teknikleri konusunda deneyimli ve gizli silahları olan bolt kitini de içeren tüm yeni ekipmanlarla donanmışlardı. Tehlikeli olan Ormes Rib rotası yerine bir kulvarı iple inerek çürük volkanik kulenin masif iç çanağına doğru yan geçtiler. Bu noktadan sonra 200 ayak yüksekliğindeki son kilit etapta kolayca yollarını bularak zirveye ulaştılar. Birçok sikke, bir boynuza fırlatılan korkutucu bir kement ve 4 bolt sonrasında Shiprock kazanılmıştı ve yeni bir ekipman resmi olarak tırmanıcıların repertuarına dâhil olmuştu.

Başardıkları tırmanışın tartışmalı doğasının farkında olan Shiprock tırmanıcıları özeleştiride bulunarak kendilerini “kaya mühendisleri” olarak adlandırdı. Fakat matkap ve botlun ciddi anlamda kullanıldığı bu ilk ciddi dağcılık mücadelesi teknoloji destekli tırmanışta yeni bir dönemin doğuşunun işaretiydi. Brower, ki günümüzde uluslar arası üne sahip bir çevrecidir, doğadaki sabit emniyet noktalarının ilk örneklerini oluşmasına yardımcı olmuştur. Acaba Brower bolt kullanımının uzantılarının ve gelecekteki uygulamaların nelere sebebiyet vereceğini önceden bilebilir miydi?

Yosemite vadisinde bulunan Half Dome bir kez daha teknik tırmanış standartlarındaki bir sonraki büyük ilerlemeye sahne oldu. Half Dome un güzel Güney Batı yüzü daha önceden 1993 senesinde Richard Leonard ve Sierra Kulübü üyeleri tarafından denenmiş ve aşırı oranda sikke kullanılmadan yüzün çıkılamayacağına karar vermişlerdi. Leonard bu çıkış için “Direk yapay yardım kullanımının makul ve makul olmayan seviyesi arasındaki tanımlanmamış sınırın aşılması gerekli” şeklinde yazmıştı(1936). Fakat 1946 senesinde John Salathe ve Anton (Ax) Nelson Güney Batı yüzünü V+ / VI- ve A3 zorluğuna ve devrimsel yeni bir sikke tipi kullanarak tırmandılar. Sökülebilir sikkeler. Bu yeni sikkeler yerleştirilip kullanıldıktan sonra sökülebiliyor ve sonrasında tekrar kullanılabiliyordu. Bu şekilde Salathe ve Nelson 150 emniyet noktası yerleşimi gerektiren 1200 ayak uzunluğundaki Güney Batı yüzünü verimli bir şekilde üstesinden gelebildi.

Salathe İsviçre’den gelmiş bir göçmendi ve ömrünün kalan yarısını tırmanış ve meditasyona adamadan evvel bir demirci ustasıydı. 1945 senesinde tırmanışa yeni başladığında, mevcut sikkelerin dar çatlaklar için çok yumuşak olduğunu ve burkulmadan çakılamayacağını fark etti. San Mateo yarımadasında bulunan ve süs eşyaları imal ettiği atölyesinde yüksek karbon oranına sahip krom-vanadyum alaşımlı ekstra güçlü T model sikkeleri imal etti. Bu sikkeler Yosemite’nin sert granit çatlaklarına eğilmeden girebilmekte ve şekli bozulmadan geri alınabilmekteydi. Aynı zamanda Ax Nelson ile Gökyüzü Kancası (Sky Hook) adını erdiği yeni bir ekipman geliştirdi. Bu kanca Yosemite’nin granit köşelerinde kullanılan ilk kanca idi.

Salathe’nin ince sikkeleri, Salathe ve Nelson’un Lost Arrow ismi ile bilinen zorlu granit kuleye 1947 senesinde 1200 ayak yüksekliğindeki bir baca rotasından gerçekleştirdikleri çıkış sonrasında aynı isimle anılmaya başlandı. 12 karabina, birkaç bolt ve Salathe’nin yeni sikkelerinden 18 adet içeren bir çanta taşıyan ikili rota üzerinde harap edici sıcaklıkta 5 gün harcadılar ve bu çıkış ile çok günlük uzun duvar çıkışlarında yeni bir atılım gerçekleştirdiler. Lost Arrow rotası yüzlerce adet emniyet noktası gerektiren ve Salathe tarafından geliştirilen sökülebilen sikkeler olmadan tırmanılamayacak çok daha uzun rotaların habercisi idi.

Teknoloji birçok alanda gelişmekteydi ve ekipmanlar kadar bilgide hızla gelişmekteydi. Dupont Kimyasalları Firması tarafından geliştirilen naylon ile geliştirilen yüksek kaliteli, güçlü ve daha dirençli ipler ve kumaşlar tırmanıcılara daha hafifi malzemelerle daha cesur çıkışlar yapmaları için imkân sağladı. Birçok tarihi çıkışta yer almış Berkeley doğumlu Allen Steck, Cassin sikkeleri, Bedayn karabinaları ve yeni yüksek kalite ipler gibi o dönemin son teknoloji tırmanış ekipmanlarının Berkley’de bulunan yerel bir mağaza olan Ski Hut’ta satılmasına öncülük etti. Steck dünyanın birçok yerine yolculuk ederek tırmanışlar gerçekleştirdi ve Avrupa’nın ilk naylon ip ile tanışmasına 1949 senesinde öncülük etti. Bu yeni ipler halat formlu ipler modern kernmantel(dış örgülü) iplerle sert ve ağırdılar ancak çok güçlüydüler ve dönemlerine göre devrimsel nitelikteydiler. Tırmanış ayakkabıları daha hafiflediler ve basış kabiliyetleri arttı. Raffi Bedayn kendi imalatı olan alüminyum karabinaları üretmeye başladı. Bu yeni karabinalar tipik bir çantada taşınan 35 adet karabina için tırmanıcının sırtından 2,3 kilogramlık bir yükü azaltıyordu.

Atlantik okyanusunun iki tarafında da kaya tırmanış uzmanları çoğalmaya başlamıştı. Spider Rock, Totem Kulesi gibi yeni cüretkâr tırmanış denemeleri yeni ekipmanlarla tam teçhizatlı olarak deneniyordu. Yosemite fişekçileri, Jerry Gallwas tarafından geliştirilen açılı sikkeler ve Chuck Wilts tarafından geliştirilen bıçak sikkeler gibi son nesil ekipmanlarla yapay tırmanış standartlarının öteliyorlardı.

Fakat bu dönemdeki asıl ilerlemeni başlangıcı, uzak bir Patagonya zirvesi olan Fitzroy’un ilk çıkışının güçlü Fransız tırmanıcılar Lionel Terray ve partneri Guido Magnone tarafından 1952 senesinde gerçekleştirilmesiyle oldu. Fitzroy ekspedisyonu ve sonucunda tırmanılan zirve, tırmanıcıları ve ekipmanları yeni limitlere taşıdı. Terray yıllar sonra “Yaptığım tüm çıkışlar arasında, Fitzroy çıkışı dayanıklılığımın ve moral gücümün limitlerine en çok yaklaşanıydı” şeklinde yazmıştı. Teknik acıdan bakacak olursak, bu tırmanış o dönemlerde Alplerdeki granit yüzeylerde yapılmış birçok çıkıştan daha kolaydı, fakat bu çıkış sadece zorlu ip boylarının toplamından daha fazlası idi. Fitzroy’un tüm yardım imkânlarından uzakta olması, neredeyse sürekli bozuk olan hava koşulları, dağın üzerine yapışmış cam buz ve tüm bunlardan daha korkutucu olan ölümcül süratteki rüzgârlar tırmanışı Alplerde yapılan tüm diğer tırmanışlardan daha kompleks, yorucu ve tehlikeli bir hale getiriyordu.

Walter Bonatti’nin 1955 senesinde, Dru Güney Batı Yüzünde, tek başına altı günlük efor ile yeni rota tırmanarak uzun duvar tırmanışlarını yeni bir boyuta taşıdı ve uzun duvar tırmanışları için yeni bir dönem başlamış oldu. Birçokları tarafından tüm zamanların en önemli solo çıkışı olarak kabul edilen bu tırmanış, teknoloji ve teknik potansiyelin, boyun eğmeyen insan cesareti ile birleşiminin en dramatik örneklerinden biriydi. Solo bir tırmanıcının inanılmaz zorlukta ve diklikteki teknik rotalarda kendi emniyetini alıp tırmanabilmesi tüm dünyadaki büyük kaya yüzeylerini tırmanabilmek için artık bir limit kalmadığının bir kanıtıydı.

Yosemite’de ise hamaklı bivaklar yeni standarttı ve hızlı çıkışlar standartları öteliyordu. Evrimleşen yeni stiller arasında ayrımlar oluştu. Bazıları sikke ve boltların geçerli birer dağcılık ekipmanı olmadığını savundu. Yaratıcı bir isim olan Royal Robbins, estetik bir yol çizdi. Pürüzsüz kaya yüzeylerinde asgari dayanım hatları bulabilmek ve sadece gerekli sayıda ekipman kullanmak arasında dengeli bir stil oluşturdu. Her macerasından sadece kullanmak zorunda kaldığı kadar bolt ve sikke kullanarak döndü. Büyük kaya duvarları üzerinde yaşayabilmek verimli teknikler geliştirdi. Bunlardan biri olan jumarlardı modern yük çekme tekniğini Half Dome’un Kuzey Batı yüzü ilk çıkışında kullandı. (Jumar aslen kuş gözlemcileri için ipte yükselmek üzere dizayn edilmiş İsviçre orijinli bir ekipmandır.)

Sıklıkla Robbins’in hasmı olarak görünen Warren Harding, ki dünya klasmanında bir tırmanıcı olduğunu kabul etmek gerekir, bazen farklı bir yöntem kullandı. Harding en iyi rota hatlarını duvardaki asgari dayanım hatlarını inceleyerek değil, duvarın güçlü ve çetin kısımlarından seçti. El Capitan’da bulunan Nose rotası ilk çıkışı azminin ve dayanıklılığının vasiyeti gibiydi. Bu tırmanış 125 bolt ve özel yapım geniş sikkeler (dökme demir soba ayaklarından imal etmişlerdi) ve çok ciddi uzunlularda sabit hatlar gerektirmekteydi. Robbins ise fazla bolt ve sabit hat kullanımını reddetti ve tüm tırmanış dünyasına daha iyi bir stilim mümkün olduğunu kanıtlamak için harekete geçti. Robbins yeni nesilleri eğittiği “The Basic RockCraft” isimli kitabında, şöyle yazdı. “Tüm insan yapısı modern teknolojik mucizeler gibi boltta hem kutsanmış hem de lanetlenmiştir, Hem bolt olmadan imkânsız olan dünyadaki bazı müthiş tırmanışlara imkân tanımış, hem de matkap taşıma arzusunda olan herkese istediği yere gitme imkânı tanıdığı için tırmanışların değerini düşürmüştür.” Robbins yaptığı her önemli tırmanış ile standartları öteledi ve modern Amerikan ekipmanları ve tekniklerini uzak bölgelere taşıdı. Gary Hemming ile gerçekleştirdiği Dru Batı yüzü direkt çıkışı ve Jim McCarthy, Layton Kor, ve Richard McCracken ile beraber sadece 2 bolt kullanarak gerçekleştirdiği Mt. Proboscis Güney Batı Yüzü çıkışları gibi çıkışları ciddi duvarlarda estetik asgari ayanım hatları bulmak ve onları alpin stilde tırmanmak üzerine kurulu modern stilde birer başyapıttı.

Dipnot: Alpin stil burada, yerden ayrılındığı zaman zirveye ulaşıncaya kadar bir daha yere geri dönülmeyeceği anlamına gelmektedir.

Uçaklı ulaşım, hafif giysiler, uyku tulumları, su itici sentetik kumaşlardan yapılma çadırlar ve Yosemite’nin duvarlarında geliştirilmiş teknik ve ekipmanlar ile dönemin en iyi tırmanıcıları, dünyanın uzak köşelerinde bulunan ve vahşi dikey maceranın arenaları olan Bugaboo Kuleleri (Kanada), Troll Duvarı (Norveç), Ruth Gorge (Alaska), Rocky Dağları (Kanada), Paine Kuleleri ve Fitzroy Grubu (Patagonya) gibi çok günlük duvarların üstesinden gelmeye başladılar.

Avrupa’da ise tırmanıcılar Comici’nin direttissima konseptini mantıksal sınırlarına taşımışlardı ve Dolomitlerin ters eğimli duvarlarında boltlanmış direkt hatlar oluşmuştu. Boltlanmış “su damlası” rotaları her büyük yüzeyde zorlanmıştı ta ki 1967 senesinde toplam bir saçmalık oluncaya kadar. Enrico Mauro ve Mirko Minuzzo Cima Grande’nin 1500 ayaklık kuzey duvarına tam 340 bolt yerleştirdiler. Yani ortalama 1,3 metrede bir bolt.

İmkânsızın Çekiciliği

1971 senesinde Cesare Maestri imkânsızı boltlamanın mantıksal sınırını nihai limitlerine öteledi. Cerro Torre’nin zirve sırtını tırmanabilmek için 300 poundluk bir hava kompresörü ve pinomatik bir matkap taşıdı. Ancak başka bir açıdan, Maestri sadece daha önceki İngiliz denemelerinde zirveye doğru tırmanılan ve boşluklu kayadaki doğal çatlak hatlarının kullandığı Güney Doğu sırt rotasını tırmanmış ve rotasını rüzgârlardan ırak 90 metrelik boş bir kaya yüzeyi üzerinde boltlar kullanarak zirveye bağlamıştı. Comici gibi fazla sikke kullanan jenerasyon gibi, birçok tırmanıcıda teknoloji kabul gördükçe geleneksel yollarla devam edemezdi. Sınırsız sayıda bolt kullanımına karşı duran önemli isimlerde vardı. Herman Buhl, Walter Bonatti, Reinhold Messner hep bolt tekniğine karşı konuştular. Gaston Rebuffat en iyi tırmanışlarını özetlediği esin kaynağı bir yazın olan “Starlight & Storm” kitabını yayınladı. Kitabın teknik ve ekipmanları çok güzel illüstrasyonlar eşliğinde anlattığı bölümde (1968 baskısına eklenmiştir) tüm emniyet ekipmanlarının detaylı bir listesini verdi ama hiç bolttan bahsetmedi.

Tepkisel Farkındalık: Temiz Devrim

Dünyanın geri kalanı, olağanüstü duvarları çekiçleye dursun, İngiliz tırmanıcılar sabırla emniyetli tırmanabilme imkânı veren daha az zararlı teknikler öğreniyorlardı. Bu tekniklere çok çekerli istasyonlar oluşturmak gibi yeni metotlarda dâhildi. Gelenekler halen İngiltere’de güçlü idi ve tırmanış sadece rehberler eşliğinde tırmanma alışkanlığının bulunduğu eski zamanlardan yeni yeni evrimleşiyordu. Doğal olmayan yapay yardımı reddeden ağır yaklaşım, tırmanıcıların her türlü ekipmanı gizlice çantalarında saklamalarına sebep oluyordu. Yapay tırmanış “baca temizlemeciliği” şeklinde aşağılanırdı ve sikke kullanımı sadece acil durumlarda başvurulacak en son yoldu. 1920’li yıllarda dönemin önemli tırmanıcıları kırsal alanlardaki, küçük kaya tırmanış alanlarında sikkesiz ekolun öncülüğünü yapmaya başladılar. Dönemin en ilham veren çıkışları çakıl taşı kayalarda doğal takozlar kullanılan yapılanlardı.

Fred Pigott, 1927 senesinde, emniyet amaçlı doğal takoz kayalar sıkıştırıp bunlardan emniyet alarak Cloggy Doğu Sütununu tırmandı. Sonrasında çakıl taşı emniyeti yeni bir stil oldu ve insanlar dere yataklarında bir sonraki tırmanışlarında emniyet amaçlı kullanmak için takoz kayalar arar oldular.1950'lerde ise tırmanıcılar gözlerini dere yataklarından, demiryollarına çevirdi. Matkapla del ve delikten bir kayış geçir, sonrasından bunlar özel-üretim alüminyum malzemeler bilinen adı ile “takozlar” olarak evrimleşti.

Dipnot: John Brailsford sentetik polimer takozları 1961 senesinde icat etti. Acorn takozları ismi ile bilinen bu malzemeler yeteri kadar sağlam olmalarına rağmen tırmanıcılar daha sonra Alüminyumdan imal ettiği Moac takozlarına hayatlarını emanet etmeyi tercih ettiler.

Kısa zamanda tüm dünyadaki tırmanıcılar, biraz pratik ve doğru tekniklerle sadece yeni takozlar ile tırmanılabileceğini keşfettiler. Yeni takozların Amerika’daki baş destekçisi olan Royal Robbins şöyle diyordu. “Tırmanıcılar daha zor bir tırmanış biçimi de olsa doğaya zarar vermeme ilkesine daha saygılı yüksek bir standardı kendilerine kazandıran bu zor tırmanış stilini seçmeye gönüllü olmalı. Bu stil iki kat yarar sağlıyor. Takozlar hem mücadeleyi artırıyor hem de kayaya zarar vermiyor” Daha fazla çatlağa uyum sağlayan özel formlu takozlar da kısa süre içinde imal edildi. Bu alanda en başı çeken isimler ise, Tom Frost ve Yvon Chouinard, mühendis-usta ikilisinden oluşan ekipti. Tom Frost ve Yvon Chouinard ikilisi birçok farklı tipte takoz imal etti ama temiz tırmanış devrimine en büyük katkıları 1971 senesinde patentini aldıkları ve temiz emniyeti paralel çatlaklar için bile mümkün hale getiren eşsiz Hegzantrik (Hexcentric) dizaynları oldu. Takozların kullanım kolaylığının, etiksel ve çevresel doğruluğu ile birleşmesiyle, birkaç senelik görece kısa bir süre içinde sikkeler, serbest tırmanış sahnesinden neredeyse tamamen silindiler ve son kalan kaleleri olan yapay tırmanış alanına sürüldüler.

Boş yüzeyleri boltlamak ve yapay yardımla tırmanmak üzerine olan isteklerinin dağlardaki meydan okuma, mücadele halkasını boş bıraktığını fark eden tırmanıcılar, serbest tırmanışı limitlerine taşıdı. Shawangunk’lı tırmanıcılar, sikkeler kullanmadan çok ciddi düşüşleri riske ederek, o dönem çokça göz dikilen “ilk temiz çıkış” hanesinde yer kazanabilmeye çalışıyorlardı. Bu dönemin en önemli çıkışı ise Royal Robbins’in Ranger Rock Yosemite’de bulunan Nutcracker Sweet çıkışı idi. Fakat temiz tırmanış devrimi aynı zamanda bilgisiz ya da inatçı tırmanışçıların aynı çıkışlarda sikke kullandıkları bir döneme de denk gelmekteydi. 1975 senesi geldiğinde sadece az sayıda yapay tırmanıcı, çıkışlarda çekiç taşımaktaydı ve oyuna 1970’lerden sonra katılan tırmanıcıların çoğu çekiç sahibi bile değildi.

Aynı zamanda tırmanışı daha verimli hale getiren yeni başka ekipmanlar da gelişmekteydi. Ed Leeper kanca dizaynını yay şekli ile mükemmelleştirdi, Bill (Dolt) Feuerer yeni sikke dizaynları üretti. Yosemite Makine Atölyesinde çalışan bir makinist olan Clyde Deal, Kamp 4’teki yerleşik tırmanıcılar için özel malzemeler üretti. Bu malzemelerden biri olan “Bashie”ler küçük kaya ceplerine sıkıştırılmak üzere dizayn edilmiş, ortasında ip geçirmek için bir delik bulunan küçük bir alüminyum kareden ibaretti. Frost ve Chouinard RURP ve Crack-n-up isimlerini verdikleri malzemeleri dizayn ve imal ettiler. Bir grup yaratıcı tırmanıcı ise çatlaklara sıkışabilecek ayarlanabilir aletler fikrini kurcalamaya başladı. Yapay tırmanış orijinli malzemeler, emniyet kemerleri, çekme çantaları, hamaklar gibi kendi dizaynı olan malzemeler ile Tom Frost Black Canyon’da ve güney doğudaki teknik tırmanışlara öncülük etti. Frost aynı zamanda “Bashie” leri geliştirerek özel boyutlarda “Copperhead”leri yarattı ve daha ince çatlaklarda kullanılabilirliği ile boltlar olmadan yapay tırmanışa imkân sağladı.

Dipnot: Fakat her daim zararsız değiller. Bir “Bashie” ya da “Copperhead” genellikle yerleştirildikten sonra sökülemez ve mevcut teli ya da perlonu eskidiğinde tamamen kullanılamaz duruma gelir. Aslında bu oldukça ciddi bir problem oluşturmaktaydı ki 1970 lerin başında Steve Ropper bu kalan parçaları tanımlamak için çöpçükler ismini icat etti.

Charlie Porter ise mekanikten anlayan bir başka yetenekli yapay tırmanıcı idi. İki parçalı ayarlanabilir boyutlu tırmanış takozlarının ilk versiyonları, özel yapım emniyet kemerleri, kendinden pedi bulunan hamaklar ve bir dizi özel sikke gibi malzemeler imal etti. Ekipman ve tekniklere olan hâkimiyeti ile birlikte inatçı ruhu sayesinde, Baffin Adasında bulunan Mt. Asgard Kuzey Kulesinin, devasa kuzey yüzünde solo bir rota açtı. Dağa yakın son şehir olan Pangnirtung’tan rotanın dibine malzemelerini taşımak için 1 ay harcadıktan sonra Porter, bu korkutucu duvarda, dondurucu koşullarda 9 gün harcadı. Tırmanıştan sonra medeniyete geri dönebilmek 1 haftasına daha mal oldu. Her zaman başarıları hakkında suskun kalmayı tercih eden Porter, rotayı hiç raporlamadı ancak Bonatti’nin Dru tırmanışından bu yana yapılmış en kayda değer uzun duvar çıkışı idi.

Dipnot: Ne zaman Porter’a El Capitan’da açtığı yeni bir rotanın toposu sorulsa, Porter basit bir peçete kâğıdına dik bir çizgi çizer ve yanına “A5” yazardı ve bunu soru soran şaşırmış haldeki tırmanıcıya verirdi.

Aynı sene İngiliz tırmanıcılar Joe Brown, Mo Anthoine, Malcom Howells, ve Martin Boysen, Karakoram Himalaya’da bulunan henüz tırmanılamamış, Trango Kulesinin (isimsiz kule) granit duvarlarını benzer bir ruhla tırmanmayı denediler. İlk denemeleri yarı yolda bugün bilinen adı ile Fissure Boysen’de (Boysen Çatlağı) noktalandı. Yanlarında sadece bir adet büyük BONG sikkeleri vardı. Boysen yaklaşık 6000 metre yükseklikte bu off-width çatlak etabını son malzemesini yerleştirip kendini etabın kalanında garantiye aldığına emin oluncaya kadar yaklaşık 25 metre malzeme yerleştirmeden tırmandı. Ancak hemen sonrasında dizi çatlağın içine sıkıştı. Dizini kurtarmak için pantolonunu kesmek dâhil birçok yöntemi denediği saatler harcadı lakin başarılı olamadı. Güneşin batmasına yakın kendini ölüme hazırlayan Boysen ne zamanki rahatlayıp, kendini serbest bıraktı, dizi kurtulup düştü ve endişe içinde bekleyen ekip arkadaşlarını yanına indi. Boysen’in az daha soğuk bir şekilde ölümüne tanıklık edecek olmanın ruhsal çöküntüsünü yaşayan ve yiyecekleri bitmiş olan ekip geri çekildi. Bir yıl sonrada geri dönüp, tırmanışı tamamladılar. Boysen yanında getirdiği ikinci bir BONG sikke ile off-witdh etabı sorunsuz geçti. Rotalarının zorluğu VI+ / A2 idi. Porter’ın Asgard dağındaki A4 zorluğundaki macerası ile karşılaştırıldığında teknik olarak daha kolaydı ancak yüksek irtifada tamamlanmış en zor ve etkileyici tırmanıştı ve dünyanın en yüksek bölgelerindeki uzun duvar tırmanışları için bir kapı açtı.

Bir sonraki etkileyici ekipman gelişimi ise çatlaklar için geliştirilen kam mekanizmaları oldu (Sıkıştırgaç - Camming Devices). 1930'lardan başlayarak eski Sovyetler Birliği dağlarından eşi görülmemiş bir ilk çıkışlar kariyerine imza atan Vitaly Abalakov hayatını, dağcılık eğitmenliği, malzeme dizaynı ve dağcılık için uluslararası iyi niyet elçiliğine adadı. Bedelsiz temin ettiği, fazladan uçak yapım malzemeleri ile, bir dizi yaratıcı ekipman imal etti. Bunlar arasında, ilk çekme makarası, ilk tüp şeklinde takoz, yaratıcı ip gergileri, titanyum sikke ve kramponlar, yeniden kullanılabilir buz vidaları ve buzda yapılan V-şekilli iniş istasyonu sayılabilir (V-şekilli Abalakov iniş istasyonu, bir mekanik ekipman sayılmasa da, buz tırmanışı için bir önemli bir ilerlemeydi) Yine kendi buluşu olan Abalakov Kam Mekanizması ile, sabit açılı eğik yüzey prensibi, matematiksel logaritmik spiral temelli, kam şekilli bir mekanizma ile tırmanışa ilk kez uygulanıyordu. Abalakov’un dizaynında yük dairesel bir kuvvet oluşturuyor ve logaritmik kam şekli, tek bir alet için farklı ölçülerdeki çatlaklara yükleme seyrinde bir değişim olmadan yerleşebilmesini sağlıyordu. Abalakov fikirlerini tüm dünya ile paylaştı ve dizayn ve imalat bilgilerini karşılıksız olarak dağıttı.

1973 senesinde Greg Lowe Abalakov Kam Mekanizmasının yay yüklemeli versiyonu için bir patent aldı ve çalışabilir tekli kam üniteleri imal etti. Kardeşi Jeff Lowe ise bu malzemelerle paralel çatlaklarında emniyet almanın çok güç olması sebebiyle adı kötüye çıkmış Zion Ulusak Parkındaki birçok uzun rotayı kısa zamanda gönderdi. Bu ilk tekli Kam Mekanizması dizaynı stabilitesini kısıtlayan 30 derecelik uzatılmış bir kam açısına sahipti ve bu sebeple asla popüler olamadı. 1977 senesinde ise Ray Jardine Yosemite’de bulunan ilk 5.13 (IX+) zorluğundaki rota olan Phoenix’i yeni gizli silahı sayesinde tırmandı. Kuvvet ve sürtünme prensipleri üzerine mühendislik bir bakış açısına sahip olan Jardine, karşılıklı çoklu ünitelerden oluşan yay yüklemeli bir kam mekanizması dizayn etti. Jardine’in dizaynı daha stabil olan 15 derecelik bir kam açısına ve yaratıcı bir tetik mekanizmasına sahipti. Jardine, 1978 senesinde patentini alıncaya kadar dizaynını gizli tuttu ve bu süreçte Yosemite Jardine’in buluşunun çok zor serbest rotalarda kolayca emniyet almayı sağladığı şeklinde dedikodularla doldu taştı. “Friend” ticari ismi ile piyasaya sunulmasından evvel, Jardine’in şanslı yakın çevresi, bu yeni yaratıcı dizaynın limitli ilk üretimini Kamp 4’ün araba parkında satın alma şansına erişti ve ardından yaptıkları uzun duvar çıkışlarından ciddi oranda boşa enerji harcamaktan kurtuldular.

Teknolojik avantajının yanında, “Friend” kullanımının etiksel boyutu da tartışma konusu oldu ve tırmanışı çok kolaylaştırdığı ve macera hissini öldürdüğü yönünde tartışmalar yapıldı. Jardine tarafından lisansı alınan “Friend”ler İngiltere Peak District’te bulunan Wild Country firması tarafından seri olarak üretildi. “Friend”ler hızlı bir şekilde dünya çapında popülerleşti. Kısa zaman sonra ise bırakın kullanımları hususunda tartışma konusu olmayı, “Friend” ve takipçisi ekipmanlar birçok tırmanıcı için temel emniyet ve güvenlik malzemesi oldu. Tartışmasız, tırmanıcılar yay yüklemeli kam mekanizmaları (yaylı sıkıştırgaçlar / spring-loaded camming devices) sayesinde hem kaya tırmanış alanlarında hem de dağlarda serbest ve yapay rotalarda yapacakları temiz ve emniyetli çıkışlar için devasa bir adım attılar.

Dikey barınaklar en ekstrem çok günlük rotalar için en yeni ilerlemeydi. Warren Harding’in tek noktadan sabitlenebilen BAT (Basic Absurd Technology – Temel absürt teknoloji) hamaklarından evrimleşmiş LURP çadırı 1974 senesinde Greg Lowe tarafından geliştirildi. Hafifliğine rağmen BAT hamakları, içinde kalanları sıkıştırıyor ve duvara dayanmak zorunda bırakıyordu. Bu sebeple fırtınalarda soğuk suyla temas ediliyordu. Modern askı çadırların (portalegde) öncüsü sayılan LURP çadırı bu sorunu yatak kısmının yanına alüminyum bir çerçeve ekleyerek çözdü. Bu şekilde içinde kalanlar duvarda uzakta rahatça yatabilmekteydi. Half Dome Kuzey-Batı yüzünün ilk çıkışında kullanıldığında uzun duvar tırmanışları tarihinde ilk kez güçlü rüzgârlar ve kar karşısında başarı sağlanıyordu. Fakat LURP çadırı ağırlığı yanında sağladığı yarar açısından yeteri kadar değer taşımıyordu ve özel yapım bir malzeme olarak kabul gördü. Bu sebeple asla prototip aşamasını geçemedi. Askı çadırlar 1980 'lerin başlarında popülerleşti ve özellikle Mike Graham tarafından geliştirilen tek kişilik “Cliff Dwelling” modeli ile kolay erişilebilir hale geldiler. Graham aynı zamanda onlarca çift kişilik “Fortress” ismini verdiği bir askı çadır üretti ve dünyanın ücra köşelerindeki uzun duvar tırmanışları için imkânları öteledi. Hans Christian Doseth ve arkadaşları bu çift kişilik askı çadır sayesinde 1984 senesinde Büyük Trango Kulesinde bulunan olağanüstü Norveç Rotasının ilk çıkışına imza attılar.

Askı çadırlar dünyanın her yerindeki çok günlük uzun duvar çıkışlarına yeni bir emniyet ve konfor seviyesi getirdi. Daha büyük ve cesaret isteyen duvarlar sabit hatlara gerek olmadan tırmanılmaya başlandı (dolayısıyla daha az malzeme ile) ve askı çadırlar sürekli evrimleşmeye devam etti. Caterine Destivelle’nin 1991 senesinde Dru’da 9 günde solo olarak açtığı rotasında kullandığı 2,5 kg. ağırlığındaki titanyum askı çadırda olduğu gibi daha dayanıklı iskeletler, su geçirmez malzemeler kullanılmaya başlandı.

Günümüzde tırmanıcılar ve kullandıkları ekipmanlar arasında sürekli bir bağlantı görüyoruz. Helikopterler, büyük rotaların altına ulaşımı kolaylaştırmak amacı ile kullanılıyor, hatta bazen sadece yaklaşım amacı ile değil, iniş içinde kullanılıyorlar. (Dipnot: Todd Skinner, Paul Piana ve Galen Rowell 1992 senesinde Proboscis’te bulunan Great Canadian Knife çıkışı için rotanın dibine helikopterle götürülmüş, sonrasında ise zirveden gene helikopterle alınmışlardı.) Sürtünmesi daha yüksek olan tırmanış ayakkabısı tabanlarının gelişimi, uzun duvar çıkışlarından serbest tırmanışa bakış açısının değişmesinde büyük rol oynadı. Yalıtımlı kıyafetler, hafif su geçirmez kıyafet ve barınaklar tırmanıcıların kötü havalar için bakış açılarında devrim yarattı. Şarjlı matkapların tırmanış için adapte edilmesi ile teknik açıdan çok zor serbest tırmanışta dev bir avantaj sağlandı ve kazanılan serbest tırmanış becerileri uzun duvarlara taşınmış oldu.

Teknoloji karşıtı herhangi bir tartışma yok mu? Savunulabilecek bir yapay rota hiç mi yok ya da her türlü ekipman kullanımı geçerli bir yöntem mi? Lynn Hill in 1993 senesinde gerçekleştirdiği Nose rotasının ilk serbest çıkışı ve hemen sonrasında gelen tek günlük serbest çıkışının somutlaştırdığı üzere, Nose rotası potansiyel olarak herhangi bir ekipman kullanılmadan çıkılabilir. Nose rotası orijinalde %90 direk yapay tırmanıştır ve Hill’in tırmanışı birçok kişi tarafından mekanik yapay yardımlara ihtiyaç duymaması açısından ele alınır. Fakat eski sikkelerin bıraktığı izler, sabit emniyet noktaları, Lynn’in yapay tırmanış teknikleri birikimi, boltlu spor rotalarda ve spor tırmanış yarışmalarında edindiği sıra dışı serbest tırmanış tecrübesi gibi faktörler olmadan böyle bir serbest tırmanış gerçekleştirilebilir miydi?

Teknoloji ve tırmanış arasındaki ilişki oldukça geleneksel bir yol izler. Her yeni teknoloji geliştiğinde, ilk aşamada bir tepki, ile karşılaşır. Bazı ekipmanlar tamamıyla reddedilir, bazıları karanlıkta kaybolur ve diğerler ise yarattığı yeni standart kabul görünceye kadar az oranda kullanılır. Genellikle risk oranı yeni bir teknolojik evrimle azalır. Karşı koyanlar yeni fikirlerin aksinde konuşur ve yeni ekipmanlara gerek olmadığını ispat etmek için kendilerini daha zorunu başarmak adına zorlarlar. Fakat en nihayetinde yeni ekipmanlar kabul görürler. Tırmanış serüvenleri hep kaynakları sınırlı gibi görünür ancak yeni ve daha zor serüvenler her daim vardır. Peki bunun bir limiti var mı? Net olan bir tek şey var: kimse geleceğin teknolojisini ve insan arzularının limitlerini tahmin edemez.

Belki de hepsi sadece zamanla ilgili, Dru üzerinde bulunan Gross rotasının örneklediği gibi. 1975 senesinde Thomas Gross gitarı ile 18 günlük bir solo uzun duvar çıkışı gerçekleştirdi. O zamanlar kullandığı 68 adet bolt yüzünden tırmanış camiası tarafından hor görüldü. (bugünün standartlarında ortalama bir sayı) Rota ve beraberindeki tartışma 1997 senesinde duvardan yaklaşık 90 metre uzunluğunda, 30 metre genişliğinde ve 6 metre kalınlığında koca bir bloğun yüzün yarıdan üstü bir mesafesinden düşmesi neticesinde yok oldu.

KAYNAKÇA

Bertulis, Alex; CCCP spells Friendship, Off Belay #25, Şubat, 1976.
Bonatti, Walter; On the Heights, Londra, 1964.
Boysen, Marti; Last Trango, Mountain #52, Kasım/Aralık, 1976
Brower, David, The Sierra Club Handbook, Sierra Club, 1951
Cassin, Riccardo; 50 years of Alpinism, Pitman Press, GB, 1981.
Chouinard, Yvon, Climbing Ice, Sierra Club, 1978.
Curran, Jim, Trango, The Nameless Tower, Loxley Brothers LTD, 1978.
Frison-Roche, Roger; A History of Mountain Climbing, Flammarion, 1996.
Gribble, Francis, The Early Mountaineers, Londra, 1899.
Gervasutti, Giusto; Gervasutti’s Climbs, The Mountaineers, 1979.
Godfrey, Bob, and Dudley Chelton. CLIMB!, Westview Press, 1977.
Harrer, Heinrich, The White Spider, 1959. Reprint, 1977, Fletcher and Son LTD, Norwich.
James, Ron; Dolomites, Selected Climbs, Alpine Club Guidebooks, Londra, 1988.
Jones, Chris; Climbing in North America, University of California Press, 1976
Jouty, Sylvain; Preuss or Dülfer? Alpi Rando, Mayıs 1986
Middendorf, John; Big Wall Web Page, http://www.primenet.com/~midds/
Raeburn, Harold, Mountaineering Art, New York, 1920
Rébuffat, Gaston; Starlight and Storm, Londra, Dent, 1956.
Rébuffat, Gaston; Starlight and Storm, Londra, Kaye and Ward, 1968.
Rébuffat, Gaston; On Ice and Snow and Rock, Londra, Kaye and Ward, 1971.
Roper, Steve; A Climbers Guide to Yosemite Valley, Sierra Club, 1964.
Roper, Steve; and Al Steck, 50 Classic Climbs of North America, Sierra Club, 1979.
Roper, Steve; Camp 4, The Mountaineers, 1994.
Rypkema, Terry, and Curt Haire, A Climbers Guide to Devils Tower, Library of Congress Catalog Card #77-849-64 (self-published), 1977.
Scott, Doug; Big Wall Climbing, Oxford University Press, 1974
unknown; Friends, a look at new technology in climbing, Climbing, Kasım, 1978.
unknown; Hans Dülfers Biggest Dolomite Year (1913), Bergsteiger, Haziran 1988
Wade, Ian; Hammocks and Hanging Bivouacs, Off Belay, Nisan 1974.
Webster, Ed; Rock Climbs in the White Mountains of New Hampshire, Mountain Imagery, 1996
Robinson, Elmo, Prolegomena to a Philosophy of Mountaineering , Nisan 1938 Sierra Club Bulletin.
1929 to 1947 Sierra Club Bulletins.
1929 to 1998 American Alpine Club Journals
Royal Robins ile bir sohbet, 3/7/98

Orijinal Metin: http://bigwalls.net/climb/mechadv/index.html