TARİHTE BUGÜN:

Aykut taze karla sıvanmış kaya setinin üzerinde sikke çakıp emniyet alırken, Vedat da on metre kadar sağında nasıl devam edeceğimize karar vermeye çalışıyordu. Bense keyifli bir can sıkıntısı eşliğinde, diğer üç dostumla birlikte durumu aşağıdan izliyordum. Keyifliydim, çünkü Karanfil Dağı sandığımdan çok daha ilginç bir yer çıkmıştı. Buraya yaptığımız ilk araştırma gezimiz hedefine fazlasıyla ulaşmıştı. Canım sıkılıyordu çünkü 1 Aralık tarihinde Kuzey Yarım kürede adet olduğu üzere, gün çok kısa sürecekti ve ben de sadece zirve sırtına dümdüz gidecek bir çarşağı, yarıdan sonrası kara girerek, çıkacak kadar zaman ayarlamıştım. Kampta yaptığımız keyifli bir kahvaltıdan sonra ancak 09:30 gibi bir saatte yürüyüşe başlamıştık. Aykut'un buz çekicinden (ve de sikkesinden) çıkan tın, tın, sesleri dinlerken zamanlama nedeni ile daha fazla ilerlememizin mümkün olamayacağını biliyordum. Zaten bulunduğumuz 2750 metreye gelirken bir kez daha ip açmış ve ilaveten iki de "emniyetsiz inmesek hani daha iyi olur" noktası geçmiştik. Aslında aklı başında bir saatte, iki kişi yola çıkılmış olsaydı, tüm ara etaplarda düzenli ve gerekli emniyetleri alarak gidilen, tam da hayalini kurduğum türde, nefis bir tırmanış olacaktı. 

Ortaya dönme fikrini attım. Aykut yukarıdan "her karara uyarım abi" bakışı ile yanıt verdi. Biz aşağıdaki dörtlü arasında ölçülü sevinç çığlıkları yükseldi. Vedat "ya, şuradan, buradan gidiyordu" dedi. Aykut, dağa ilk hediyemiz olan sikkeyi yerinde bırakıp iple yanımıza indi ve 50 metre aşağıdaki diğer netameli bacaya doğru alçalmaya başladık.

PROJENİN BAŞLANGICI

1 Temmuz 2010 tarihinde YTUDAK listesine "BU HANGİ DAĞ" diye bir soru atmış ve güzel bir dağ resmi koymuştum. Amacım, Karanfil dağını tanıyabilecek herhangi bir dağcımız olup olmadığını bulmaktı. Bir iki kişi çıktı ve içlerinden sadece tek biri oraya gittiğini söyledi. Ancak, hemen kuzeyde yükselen Aladağların gölgesinde kalmış bu ilginç dağın Türk dağcılığında herhangi bir yeri olmadığı kesindi. O tarihten itibaren aklımın "Bir gün gidilecek yerler" klasöründe, ham proje halinde yatıyordu". 

NEDEN KARANFİL DAĞI?

Aslında yanıtı oldukça karışık ve yazılarıma sıklıkla maruz kalanlar için de bir o kadar tanıdık bir konu;

Dağlarla ilgili planlar yapmayı, dağa gitmeyi, dağda olmayı, tırmanmayı, dönüşte oralarda edindiklerimi dostlarla paylaşmayı ve bir sporcu olarak yaşamı sürdürmeyi çok seviyorum. Orta Toroslardaki tırmanışlara tabii ki ben de her aklı başında genç gibi Demirkazık zirve yaparak başladım. Ardından adı bilinen bütün 3500'lük zirvelere en çoban rotalarından çıktım, Sema Tepe Batı ve Alaca Kuzey Kar Rotası gibi iki tane de sıfır rota yağladım. Bitti! Aladağlar ‘da mevcut alt yapım, teknik bilgim ve isteklerimle örtüşen yeni tırmanış imkânı kalmadı. Ya aynı rotalarda tekrarlara başlayacaktım ya da daha zorlu tırmanışlara yönelecektim. Her ikisini de kendime uygun bulmayıp, örneğin 2000 ve 2001 yıllarında, kuzeydeki Siyah Aladağlara üç araştırma gezisi düzenledim. Kimsenin gitmediği bölgelerde kâşif hesabı dolaşmak çok güzel geldi. Son 10 yıl içinde beş kez Alplere giderek buzul tırmanışlarından da iyice soğuyup, Dolomitlerin Via Ferratalarına kendimi adadım vs.

Karanfil dağı 3000 metreyi anca geçen yüksekliği ve genel olarak Doğu Batı yönünde bir sırt gibi uzanan ve kuzeye bakan uzun yüzü ile batıdaki Kızlarsivrisi'ne çok benziyordu. Oraya bir araştırma gezisi yapıp, ciddi duvar ve sırt sistemleri varsa meraklıları için kayıt etmek, keyifli kar kulvarlarının birinden de kendi ölçülerime uygun bir tırmanışla zirve yapmak ana hedefleri oluşturuyordu.

Ayrıca Kızlarsivrisi ya da Karanfil dağı gibi, 3000 metre civarındaki dağların, biz İstanbullu dağcılar için çok önemli bir özelliği var; boyları kısa. Dolayısıyla hafta sonu, deniz seviyesinden hareket edilen bir etkinlikte yüksekliğe alışmak daha az sorun oluyor. Yapılan geziden alınacak keyif açısından hiç de azımsanmayacak bir konu. Ayrıca İstanbul'dan yola çıkıp, yeni otoyollarla dağın altına, ya da bizim yaptığımız gibi Sezer Motel'e ulaşmak görece rahat ve kolay. Bu da önemli bir nokta.

EKİP

Sonunda dağın altındaki otelde, 30 Kasım sabahı 6 kişi buluşmuştuk. Ufuk Güven ve Vedat Vural Antalya tarafından geliyorlardı. Sırasıyla 1981 ve 1980'de ilk dağlara çıktığım, çok eski dostlarımla son senelerde birlikte maraton koşmaya ve Aladağları koşarak aşmaya başlamıştık. Vedat ile dağcılık anlamında birkaç çıkış yapmış hatta iki sene önce Kızlarsivrisi'nde yeni bir rota açmıştık. Ufuk ile son tırmanışımız 1992 senesine kadar gidiyordu (arayı fazla açmışız). Ufuk son dönemlerde maraton yanında kafayı fazlasıyla triatlon ve Ironman (Demir Adam) müsabakalarına taktı. Kısacası her ikisi de 50 yaşını geçmiş her türlü Türk vatandaşından beklenemeyecek kadar iyi formdaydılar. Sarven Sıradağ, Aikidoda Siyah Kuşak 5. Dan, ayrıca yoga yapıyor ve de ayrıca ben çağırdığım ve planladığım zaman dağlara geliyor, dört kez birlikte Dolomitlere ve pek çok başka dağlara gittik. Dağdaki dayanıklılığı don derece iyi. Murat Ercan ısrarla dağcı olmadığını söylese de, iyi bir yürüyüşçü, doğada hayatta kalma teknikleri (Survival) meraklısı ve de iyi bir forma sahip. Bizim bu nefis "2. Lig" dağcı takımımıza son anda Aykut Türem de katılınca tadından yenmez bir ekip oluvermiştik.

KAMP

Sezer Motel'in bulunduğu yerde, Ecemiş Çayı 1200 metrelerin de altına iniyor, Kampı atmak istediğimiz alan ise 2000 metrenin üzerinde. Google Earth programına bakınca da arada düzgün patikalar görülemiyor. Vedat onlarca yıllık doğa sporları rehberliğinden gelen girişimciliği ile Dağdibi köyü muhtarına ulaştı ve ondan bize bir rehber vermesini rica etti. İsminden de anlaşılacağı gibi köy Karanfil dağının dibinde. Ancak Türkiye'de birden fazla aynı isimde köy varmış, aklınızda bulunsun. Köyün girişinde muhtar ile sohbet ederken "araçları nereye bıraksak?", "Traktör bulabilir misiniz?", "Elinizde hiç katır var mı?" gibi klasik soruları yönelttikten sonra kendimizi dağ yollarında kıvrıla kıvrıla araç sürerken bulduk. 2050 metredeki bir yaylada yol son buldu. Köyden yanımıza verilen rehberimiz Ercan "1 saatlik yolumuz var" deyip önümüzde düştü. Tam da dediği sürede, 2200 metre yüksekliğindeki kamp alanına, birbirleriyle çarpışan vadi sistemleri içinden geçen, oldukça karışık bir patikadan ulaştık. Arkamızda Aladağların meşhur zirveleri Alaca ve Kaldı hiç de alışık olmadığımız bir perspektifte dikiliyorlardı. 

ARAŞTIRMA

Gün kısaydı ama biz hiç evdeki hesaba uymayacak bir hızla kampa ulaşmıştık. Uzun bir öğle yemeği molası ardından hemen arkamızda düzgün bir şekilde yükselen sırta girip, kısa bir araştırma gezisine çıkmak istedik. Sırt aynı eğimle 2500 metreye kadar çıktı ve önümüze iki seçenek çıkardı; devam ederek, kendi başına bir zirve gibi duran noktaya çıkmak ya da solda, dağın içine doğru giden derin vadiye girmek. Aykut ile Vural söz konusu vadiye girdiler bense Ufuk ile yükselmeye devam ettim. Kolumdaki saate göre 2765 metredeki noktaya ulaştığımızda buranın tamamen bağımsız bir zirve olduğunu ve Karanfil Dağı kuzey duvarı içinde bir sirk oluşturan yarım dairenin içinde kaldığını fark ettik. Karşımızda duran kuzey duvar(lar)ı olağan üstü görünüyordu. Bu dağın Kızlarsivrisi ile hiçbir benzerliği yoktu, kanımca teknik tırmanış yapacak dağcılara çok daha fazla olanak sunuyordu. 30 Kasım 2013 Cumartesi gününün bir özelliği de bütün yurtta inanılmaz güzel bir havanın olmasıydı. Pırıl pırıl bir akşam güneşinde Ufuk ile bulunduğumuz zirvenin tadını çıkarırken çok uzaklarda Hasan Dağı'na bakmayı ihmal etmedik. Sonra geldiğimiz rotadan farklı olarak, batıya yönelip, geniş bir yay çizerek kampa döndük. Gökyüzü açık ve hava çok soğuktu. Daha güneş batmadan -5 dereceleri görmeye başlamıştık. Saat 17:30 olmadan çadırlara sığınıp, bu kadar uzun bir geceyi nasıl geçireceğiz derdine düşmüştük bile. 

TIRMANIŞ

Gelirken rehberimiz Ercan'a zirve sırtına nasıl çıkılacağını, aslında usulen, sormuştuk. Bu konularda yerel insanların verdikleri bilgilere güvenmemeye çok önceleri karar vermiştim. Ercan kamptan dağa baktığımızda, epey solda (Doğuda) kalan bir vadiyi işaret etmişti. Biz 1 Aralık sabahı, uzun ve besleyici bir kahvaltının ardından yola çıktığımızda, hem o kadar sola kaymaya üşenmiş (olabilirdik) hem de çobanların koyun aşırdığı yerlerden gitmeyecek kadar dağcılık gururumuzun kaldığına inanıyor (gibiydik).

Girdiğimiz rota önceleri tatsız tuzsuz bir çarşak kulvarı olarak yükselmeye başladı. Ardından, 2300'ler civarında tek tük kar parçaları geldi. Bazıları burunla iz açmak bile gerektiriyordu. Sonra tek hamlelik kaya etapları çıktı önümüze. Hani "zor ve tehlikeli değil ama düşmesen daha iyi olur" tarzında yerlerdi. Sonra etaplar üç hamlelik olanlarla yer değiştirmeye başladı. Bir tanesinde ip açtık. Bu ipleri genellikle tırmanışlarda çanta iç süslemesi olarak kullanırız ama bu sefer çantadan çıkardık. Sonra etaplar kar-buz karışık (ortaya miks) tadında olmaya başladı. Daha yoğun ve donmuş bir karda üç beş adımda rahatça geçilebilecek bir kulvarda, Aykut'un lider olarak debelendiğini gördüğümde bir şeylerin yanlış gitmekte olduğunu fark ediyordum. Orada epey zaman kaybedip devam ettik. Bir kulvar daha geldi. Gün ilerliyor, saat koşuyor, biz ise oldukça yavaş gidiyorduk. Kolumdaki altimetre ise hala 2600 metreleri gösteriyordu. Sonunda sağlam bir kulvarcık daha çıkıp kaldık. Aykut bulunduğu yerden zirveye doğru bir sorun olmadığını ama en az 300 metre daha yükseleceğimiz müjdesini veriyordu. Kolumdaki alet de işin metrelik kısmını doğrular nitelikteydi. İnişe geçtik. Çıkışa başladığımız vadiden değil de bir yanındakinden, Rehber Ercan'ın söylediğine daha yakın olan başka bir vadiden inmeye başladık. Vadinin alt tarafları biraz dike yazdı. Neyse ki ip emniyeti gerektirmeden orayı da geçip, çooook uzun bir yan geçişle kampa doğru yollandık. Çarşakta yan geçişe başladığımda, Aykut'a yarın için yeniden tırmanmayı önermek aklımdan geçiyordu. Bittiğinde ise o hevesimde bitmişti. 

Kamp alanı bir gece öncesine göre çok sıcaktı. Dışarda hep birlikte yemek yedik, eğlendik, geyik yaptık, karşılıklı ikramlarda bulunduk. Saatte baktım: 17:28. Gene önümüzde çadırın içinde zıbarılacak 14-15 uzun saat vardı. 

"Arkadaşlar, arabalara kadar patikayı bulabilir misiniz?" diye soruvermişim. Onlar da "Buluruz" diye cevap vermişler. Tulumda sıkılmak yerine Sezer Motel'de önümüze gelecek soğuk bira, altın gibi kızarmış patatesler, duş, sabah erken kalkıp, gündüz araba kullanma, İstanbul'a bir an önce gidebilme hayalleri dikiliverdi. Herkese fikrini sordum, ilk turda hepsi de çoğunluğa uyacaklarını söylediler. Dolayısıyla herhangi bir çoğunluk oluşturamadık. Biraz daha üzerlerine gidince Ufuk'un ne düşündüğünü pek anlayamadım, Aykut'un kendi gezisi değildi, "misafir ne bulursa onu yer" mantığıyla "uyarım abi" konumunda ısrar ediyordu. Murat iyi ki yanında zil getirmemişti. Bir tek Vedat, dağda bir gece daha geçirmek yerine tek dişi kalmış medeniyete sürüleceği için mutsuzdu. Yarım saat sonra çadırları toplamış, çantaları sırtlamış, zifiri gece karanlığında, kampa gelen patikayı bulmaya çalışıyorduk. Bulduk da. Önden Vedat gidiyordu. 15 dakika sonra durduğumuzda her birimiz gitmemiz gereken yönün farklı bir açıda olduğunu iddia ediyordu. Halk arasındaki tabiriyle kaybolmuştuk. Vedat ısrarla, bana göre en az 90 derece hatalı bir tarafı gösteriyordu. İki hık-mık ettim, sonra peşine takıldım. Gündüz, yöreyi çok iyi bilen birinin peşinden gittiğin bir patikayı gece karanlıkta geri yürümek oldukça zor olabiliyormuş. Bunu öğrenebilmek için bunca sene beklemiş olmam da sanırım dikkate değer bir noktaydı. Patikayı ortalama her iki dakikada bir kaybedip, her on dakikada bir farklı bir uçurumdan aşağılara bakıp "Çık! Burası değildi", diye geri döndük. Güzelim kamp yerini bırakıp, susuz ve bol çalılı bir bivak bizi bekliyor derken, arazi tanıdık hale geldi, araçlara kavuştuk.

SONUÇ

Geyik ve keyif açısından 10 numara bir gezi yaptık. Kanımca her dağ meraklısının gitmesi gereken yeni bir dağ destinasyonu keşfettik. Çok sert abilere de, sağlam yürüyüşçülere de, ortalama dağcılara da Karanfil dağında çok ekmek var. Önümüzdeki yıllarda mutlaka yeniden geleceğim ve daha sağlam kar koşullarında kazma, krampon çıkışlar yapacağım diye düşünüyorum.

iletişim: haldunaydingun[at]hotmail[nokta]com