TARİHTE BUGÜN:

 

Everest Dağı’na tırmanabilme amacıyla ilk kez ortaya çıkan yüksek dağlarda yapay oksijen kullanımı günümüzde yüksek 8000’liklerde genellikle tercih ediliyor. Anıl Şarkoğlu yüksek dağlarda yapay oksijen kullanımının tarihi, gelişimi ve kullanılan oksijen sistemlerinin çeşitleri üzerine bir makale hazırladı. Ayrıca makalesini bu konuda tecrübeli olan Tunç Fındık ve Serhan Poçan’la yaptığı röportajlar ile zenginleştirdi. Beğeniyle okumanız dileğiyle…

Yüksek dağlarda yapay oksijen kullanımı, oksijen tüpleri, çalışma prensipleri, tarihsel gelişimi, insanın üzerindeki olumlu ve olumsuz etkileri, etik değeri vb. konuları net olarak bir yazıda veya çalışmada bulmak çok zordu, özellikle bu makaleyi kaleme almaya karar verdiğimde internet üzerinden fazla bir kaynağa ulaşamadım. Zaten bu konuda Türkçe bir kaynak aramak çok yersiz olacaktı. Böyle bir çalışmayı ancak daha önce yüksek dağlara tırmanmış ve özellikle tırmanışlarında yapay oksijen solumuş tırmanıcılardan aldığım bilgilerle yapabilirdim. Sevgili Tunç Fındık ve Serhan Poçan ile kısa bir röportaj yaparak, yüksek dağlarda oksijen kullanımıyla ilgili deneyimlerine ve bilgilerine başvurdum. Bu doğrultuda aşağıdaki yazıyı kaleme aldım. Umarım yararlı ve zevkle okunabilecek bir makale olur.

ORDOS Everest Tırmanışı 2006ORDOS Everest Tırmanışı 2006(Foto:Mustafa Cihan)

-O2-

İnsanoğlu yaşam alanı ve fiziksel yapısı gereği 8000 metre üzeri bir yükseklikte yaşayamaz, daha doğrusu hayatını sürdüremez. Temelde düşük hava basıncı ve buna dayalı olarak düşük oksijen oranı bunun en belirgin sebepleri olarak karşımıza çıkmaktadır.

İlk olarak 1920’li yıllarda Everest Dağı’na tırmanma (fethetme) denemeleriyle yapay oksijen kullanımı ortaya çıkmıştır. Bu yıllarda gerçekleştirilen İngiliz Everest Ekspedisyonlarında ilk olarak yapay oksijen sistemleri kullanılmış hatta 1924 yılında Everest Dağı’nda kırılan yükseklik rekoru oksijen desteğiyle yapılmıştır. Fakat o dönemde kullanılan yapay soluma cihazları ve özellikle tüpler çok ağır ve hantaldı. Tüpler döküm çelikten üretiliyordu ve hantallığı ciddi boyuttaydı.

George Mallory ve Andrew Irvine 1924George Mallory ve Andrew Irvine 1924 (Foto: wikipedia.org)
Edmund Hillary ve Tenzing NorgayEdmund Hillary ve Tenzing Norgay (Foto: wikipedia.org)

2. Dünya Savaşı’yla birlikte gelişen teknolojiyle Yapay Soluma Sistemleri de gelişti, hafifledi ve kullanımı kolaylaştı. 1953 John Hunt Ekspedisyonu’yla birlikte ilk kez Everest zirvesine ulaşan insanlar olan Edmund Hillary ve Sherpa Tenzing Norgay de yapay oksijen kullandılar.

-Free Flow (Sürekli Oksijen Veren Sistemler)-

Teknolojinin ilerlemesiyle gelişen oksijen sistemlerinde tüpler karbon fiber ve titanyumdan imal edilerek hafifletildi ve geliştirildi. Günümüzde “free flow”, -sürekli oksijen veren sistemler-, yaygın olarak kullanılmakta ve temel olarak bu sistem 4 aşamadan meydana gelmektedir:

1) 3-4 litre kapasiteli hafif bir oksijen tüpü

2) Valf redüktörü (BSV)

3) Gaz akışı regülatörü ve maske

4) Gaz akış göstergesi

Bu sistemde tüpten gelen hava dış ortamdaki havayla bir torbada karışıp öyle solunmaktadır. Oksijen akışı süreklidir fakat akış hızı ayarlanabilmektedir. Özellikle yüksek dağ ortamında kullanılırken oksijen akışının sürekli olması, tüpün hızlı tükenmesi ve dağ üzerinde birden fazla oksijen tüpü kullanılması anlamına da gelmektedir. Yüksek dağlarda sadece tırmanış sırasında değil, çadır içerisinde ve uyurken de oksijen kullanılmaktadır. Bazı üretici firmalar çadır içerisinde uyurken daha rahat kullanım için farklı maskeler üretmektedir. Genelde çalışma prensibi aynı olsa da kullanılan malzemeler, maske çeşitliliği ve diğer bir takım ek özellikler üreticiden üreticiye değişmektedir.

-On Demand (İsteğe Bağlı Oksijen Sistemleri)-

Diğer bir sistem olan isteğe bağlı oksijen “on demand” modeli ise çok daha az bir oksijen kullanımı sağlamaktadır. Bu da daha az tüple tırmanışı bitirebilmek yani hafif olmak anlamına gelir. Henüz çok yaygınlaşmamış olan bu sistemin teknolojisinin ilerlemesiyle birlikte gelecekte çok daha yaygın olarak kullanılacağı apaçık ortadadır. (Şekil 1-4, 1-5)

Araştırmalarım ve röportajlarım sonucunda kısa ve net şu bilgiye ulaşıyorum: Yapay Oksijen Kullanımı özellikle Everest Dağı’nda çok popüler. Diğer 8000 metre üstü dağlarda kullanılsa da ciddi anlamda Everest’te tüketiliyor! Dolayısıyla işin ticari boyutu, yani oksijen pazarı daha çok Everest Dağı’nda yapılmaktadır. Peki, boş oksijen tüpleri kirlilik yaratmakta mıdır? 2000 yılına kadar oksijen tüpleri özellikle Everest Dağı’nda kirlilik yaratmakta idi çünkü boşalan tüplerin ağırlığını taşımak istemeyen dağcılar tüplerini dağ üzerinde bırakıyordu. Fakat 2000 yılı itibariyle Nepal Hükümeti’nin metalin kilosuna verdiği parayı arttırması ve tüplerin depozitolarının ciddi fiyatlarda olması sebebiyle oksijen tüpleri artık kirlilik yaratmamaktadır.

Yüksek dağlarda yapay oksijen solumanın etiksel boyutuna gelirsek, oksijen kullanımıyla ilgili aslında tırmanıcıların görüşü çok sert değil. Sonuçta işin içinde can güvenliği hatta bir ekip güvenliği söz konusu olduğundan oksijen kullanımını etiksel boyutta pek değerlendirmemekteler. Tabii ki yüksek dağlara oksijensiz tırmanmak ayrı bir takdir ve başarı unsurudur. . .

Sevgili Tunç Fındık’a ve Serhan Poçan’a makaleyle ilgili 7 soru yönelttim. Onlar da beni kırmayıp cevapladılar… İşte 7 soru ve 7 cevap:

TUNÇ FINDIK

1- Neden dağlarda yapay oksijen?

Dağlarda demek doğru olmaz, sadece dünyanın en yüksek dağlarında demek daha doğru olur çünkü başka yerlerde bu gereç kullanılmıyor zaten. 5000 metre üzerinde kalıcı yaşam yok iken 8000 metre üzerindeki yüksekliklerde insan hayatını sürdürmek tamamen imkansızdır. Normal bir insanı deniz seviyesinden 8000 metreye çıkartırsanız yükseklik nedeniyle kısa sürede ölür. Bunun nedeni de çok düşük basınç ve havadaki çok düşük oksijen doymuşluğudur. Dolayısı ile yüksek dağlara yapılan tırmanışlarda yaşam desteği olarak yapay oksijen sistemleri kullanımına gidilmiştir. Ancak bu bir zorunluluk değildir. Oksijen desteği olmadan da dünyanın en yüksek dağlarına tırmanılabilmektedir. Ama yükseklik hastalığının en önemli sebebi olan düşük basınç yine aynıdır, bu değişmeyecektir, dolayısıyla oksijen kullanmak bir garanti olamaz.

2- Özellikle yüksek dağlara tırmanırken yapay oksijen kullanmanın sizce faydaları ve zararları nedir?

Oksijen kullanmanın çeşitli avantaj ve dezavantajları vardır. Her dağcı bunları ölçüp biçmeli ve kararını ortama göre verebilmelidir.

Dezavantajları: Her şeyden önce oksijen sistemleri çok ağır ve şekilsizdir. Everest gibi bir dağda kullanılacak 3-4 tüp oksijen, maske ve regülatör neredeyse 15 kilo ekstra yük ve hacim anlamına gelir. Sırtta oksijen tüpleriyle dolu çantayla hareket etmek ve tırmanmak, maske takılıyken önünü görmek zordur ve oksijen soğukta gözlük camına daima buğu yapar. Kısacası yüze takılan maskenin klostrofobikliği hoş bir his değildir. Ayrıca tüp beklendiğinden önce veya kazara biter veya valfi donar da çalışmazsa oksijensiz kalıp, alışık olmadığınız yükseklikte hayatınızı bir anda büyük tehlikeye sokabilirsiniz. Ayrıca oksijen sistemleri son derece pahalıdır. Kullanılan oksijen tüpleri, bitip taşınmayınca çevre kirliliği yaratabilmektedir ve yaratmıştır da (örnek: Everest Dağı 2000 yılı öncesi).

Avantajları: Oksijen sizi görece sıcak tutar veya ekstremitelerin (el ve ayak) donmasını büyük oranda engeller. Çünkü aşırı yükseklikte kanın dolaşımla oksijen taşıması ve dokuların oksijene olması çok çok azalır, bu da donuğun esas sebeplerinden biridir (sıvı kaybı ile beraber). Ayrıca beyniniz de oksijenle çalışır (yani oksijensiz çalışmaz!). Aşırı yükseklikte karar verme ve mantıklı davranmanın yolu sadece beynin yeterince oksijenlenmesinden geçer. Bunun yokluğu mantıksız karar ve hareketlere, reflekslerde azalma ve yavaşlığa, zihni bulanıklık ve halüsinasyona yol açar. Oksijen kullanımı bunları azaltır (yine de ortadan kaldırmaz). Oksijen kullanımı yüksekte iyi uyku kalitesi bulmaya ve fiziki dinlenmeye de yararlıdır. Yani zirve gününde fark yaratabilir. Zira oksijen olmadan 7600 metre üzerinde uyku yoktur ve tipik bir Everest tırmanışında 7500 metre üzerinde neredeyse 3 gün kalırsınız. Böyle bir tırmanışın en kritik 3 gününü tamamen uykusuz (ve çok aç) yaptığınızı farz edin!

3- Yapay oksijen kullanmak etik midir? Dünyada bunun etik değeri nasıl ölçülmektedir?

Etik konusu her tırmanıcıya göre değişir. 8000 metrelik bir dağa oksijen kullanmadan çıkmak tabii ki daha prestijlidir ve çok kişisel bir karardır, yapmadınız diye de kimse size kızmaz. Oksijen kullanmadan çıkmayı deneyip, kurtarılacak duruma düşüp diğer insanların başına dert açmak etik değildir mesela. Veya oksijensiz çıkış deneyip, yanındaki Sherpalara 5 tüp oksijeni taşıtıp, zorlanınca tüpe bağlanmak da hiç etik değildir. Etik, başkasına zarar vermemektir; sonuç sadece sizi ilgilendirecekse etiktir. Diğer yandan Everest’e oksijen kullanmadan çıkıp tüm el ve ayak parmaklarını kaybetmek değerli ve sonuçta etik midir? Yoksa salaklık mıdır? Bunlar ince hesaplardır. Şununla karşılaştırın: Paraşütçülükte paraşüt kullanmak etik midir? Veya büyük kaya yüzlerini ipsiz serbest solo çıkan insanlar da var diye, ip ve teknik malzemeyi herkes bir yana bırakmalı mıdır? İşte ölçüt budur. İster kullan, ister kullanma, kendine, başkalarına ve çevreye zarar vermiyorsan işte o etiktir. Dağcılık bir spordur ve her dağcı sporun kendi fizyolojisi için gerektirdiğini yapmakla yükümlüdür…

Dünyada birçok 8000’lik dağda zaten oksijen kullanılmıyor. Genelde Everest gibi popüler dağlarda kullanılıyor ve 8500 m. üzerinde kalan K2, Kangchenjunga, Makalu, Lhotse gibi dağlarda da kullanıldığı görülüyor. Ticari ekspedisyonlar tabii ki oksijen kullanımını destekliyor çünkü bu tür ekspedisyonlarda çok daha deneyimsiz kişiler dağa çıkmayı deniyor. Bu tür oluşumlarda daha alçak 8000’liklerde de oksijen kullanımı öneriliyor.

4- Yüksek dağlarda oksijen kullanmanın tarihsel gelişimiyle ilgili neler biliyorsunuz? Günümüz teknolojisiyle yapay oksijen kullanımı nasıl gerçekleşiyor?

Oksijen kullanımı dünyanın en yüksek dağlarına yapılan kuşatma tarzı – ekspedisyon tırmanışlarında uygulamaya konulmuştur. Oksijen ilk defa 1920’li yıllardaki İngiliz Everest ekspedisyonlarında kullanılmaya başlandı ve 1924 yılında o zaman için yükseklik rekoru Everest kuzey yüzünde oksijenle kırılmıştır. O zamanki tüpler döküm çelik ve çok ağır, hantaldı. Kullanımları da zor ve sorunluydu. İkinci Dünya Savaşı sonrasında oksijen sistemleri teknolojik gelişimle beraber gelişti ve hafifledi, kullanımı kolaylaştı. Böylece 1953 Everest ve 1954 K2 tırmanışlarında oksijen kullanımı kilit bir rol oynadı. 1954-1965 arasındaki 8000’lik tırmanışlarda da, bazı hafif alpin stil tırmanışlar dışında, çoğu zaman yapay oksijen kullanıldı. 1970’lerdeki İngiliz Everest güney yüzü tırmanışı da oksijen kullanılan köşe başı bir tırmanıştır. O zamanki popüler inanış Everest zirvesine oksijensiz çıkılamayacağı yönündeydi. 1980 yılında Reinhold Messner’in Everest’e oksijensiz ve solo çıkmasıyla bu inanış da bitti. Bugün Everest’e oksijensiz çıkan yüzlerce kişi var, ama yine de büyük bir başarı olarak görülmektedir.

Günümüzde görece hafif ve kullanışlı sistemler var ve genelde Rus Poisk markası piyasaya hakim. Tüpler karbon fiber ve titanyumdan imal edilmektedir. Savaş uçaklarında kullanılan türde maskeler kullanan bu sistem, devamlı oksijen veren ve maskenin önündeki bir torbada dış hava ile oksijeni karıştıran, oksijen harcaması ayarlı sistemlerdir. Bir diğer başka model olan İngiliz Summit oksijen modelinde ise elektrikli bir kullanım kutusuna bağlı talep (demand) maskesi kullanılmakta ve burun deliklerine giren birer tüp başı ile çalışmaktadır ve oksijeni çok daha idareli kullanmaktadır.

Etki olarak, oksijen kullanımı mesela 8500 metrede, 7500-7900 m. koşulları yaratılmasında yardımcı olur. Ancak taşınan ağırlık nedeniyle bir dezavantaj oluşmaktadır. Yine de oksijensiz ve oksijenli tırmanan kişiler arasında, performans açısından bariz bir fark görülebilmektedir.

5- Yüksek dağlarda kullanılan oksijen tüpleri çevre kirliliği doğuruyor mu? Doğuruyorsa bunun boyutu nedir?

Evet, atıldığı takdirde oksijen tüpleri görsel bir kirlilik yaratmaktadır ancak tüpler çok pahalıdır ve depozitoludur. Yani tüpler ana kampa mutlaka geri indirilmektedir! Günümüzde dağlarda pek atılmış boş tüp göremezsiniz. Mesela Everest’te 2000 yılı öncesindeki tüp kirliliği Nepal Hükümetinin metalin kilosuna 4 dolar vermesi sayesinde sona ermiştir. Pakistan, Nepal ve Tibet dağlarında esas kirlilik insan atığı, kamp çöpü ve hatta insan cesetleri nedeniyledir! Kısaca oksijen tüpü nedeniyle kirlenme az düzeyde ve ihmal edilebilir boyuttadır.

6- Yapay oksijen kullanımı dağcılık anlayışınız ve etiğiniz açısından size ne ifade ediyor?

Gerektiği yerde, kimseye zarar vermeyecek, başkasına yük olmayacak şekilde kullanılması uygundur. Şahsen benim ayaklarım bazen üşüdüğü için en büyük korkum onları dondurmak ve zarar vermek çünkü sadece yüksek dağcılık değil, genel alpinizm ve kaya tırmanışı da yapıyorum. Dolayısıyla dünyanın en yüksek bazı dağlarında az boyutta da olsa oksijen kullanmak prensiplerime uygundur. Bir dağdan her koşulda sağlam ve tek parça dönmek düsturumdur. 8000 metre üzerinde yatılacak / kamp yapılacak dağlarda oksijen kullanma kararım var! Ancak son kampı 8000 metre altında olan ve / veya 8000 metre civarında zirvesi olan dağlarda zaten oksijen kullanmam. Oksijen sistemlerinin ağır, lojistik olarak sorunlu ve aşırı pahalı olması da ayrı bir dert.

7- Hangi dağlara oksijenle tırmandınız?

Ben 8850 metrelik Everest Dağı’na iki farklı rotadan, 2001 ve 2007 yılında oksijen kullanarak çıktım. 8501 metrelik Lhotse Dağı’na 2006 yılında oksijen kullanarak çıktım. Ama 2005 yılında 8205 metrelik Cho Oyu Dağı’na toplam 13 günlük rekor bir sürede oksijensiz çıktım. 2009 yılında da 8167 metrelik Dhaulagiri Zirvesi’ne oksijensiz tırmandım. Bu sene de (2010 Bahar) 8463 metrelik Makalu Dağı’nda kendim taşıdığım tek tüp oksijen ile 3. kamptan zirveye tırmandım- iyi ki de kullanmışım diyorum, çünkü tüm gece süren tırmanışımız -40 dereceye varacak kadar soğuk ve rüzgarlıydı, kesin el ve ayak dondururdum!

Serhan POÇAN

1- Neden dağlarda yapay oksijen?

Yapay oksijen kullanımının temel nedeni organları ve dokuları korumak. Kronik olarak böbrek yetmezliği ya da daha akut haliyle uç uzuvlarda frozbitten kaynaklanacak amputasyon gibi birçok sorunu ortadan kaldırmak için ek oksijen solunuyor. Bunların yanı sıra akut dağ hastalığı, akciğer ve beyin ödemi, hipotermi gibi ölümcül olabilecek rahatsızlanmaların oksijen yetersizliğine bağlı koşullarını ortadan kaldırmaya ya da azaltmaya yarıyor. Çıkış süratini ve performansı arttırma gibi çok önemli bir etkisi de var tabii.

Aslında iki ayrı grup için faydadan söz edilebilir: yapay oksijen desteği olmadan zirveye ulaşamayacak olanlara hayati bir destek, onsuz da çıkabilecek olanlara da konfor ve ek güvenlik sağlıyor.

2- Özellikle yüksek dağlara tırmanırken yapay oksijen kullanmanın sizce faydaları ve zararları nedir?

Aslında yapay oksijen kullanımı dediğimizde toplamda birkaç zirveden bahsediyoruz. 8500 metrenin altındaki zirveler için oksijen desteği, tırmanış planını karmaşıklaştırıcı, faaliyet maliyetini arttırıcı bir unsurdur. Sportif bir ekip için zaten seçenek olmaz.

Temel faydası yükseğe tırmanma işini sürekli yapabilmeyi sağlamasıdır. Örneğin Nepal’li tırmanıcılar (Sherpalar) oksijen desteği olmadan tırmanabilecekleri halde kullanmayı tercih ediyorlar. Çünkü sürekli yapabilmeye mecburlar. Bazı şerpaların oksijen desteği olmadan yaptıkları tırmanışlar rehberlik ücretlerini arttırmaya yönelik bir “yatırım”.

Zararı ise oksijen desteği almanın vücuttaki tüm sigortaları kapatması. Yükseklikle oluşacak ve önlem alınmasına işaret edecek, belki dönmeyi gerektirebilecek birçok semptom ortadan kaldırılıyor. Mekanik hata ya da planlama zaafı gibi herhangi bir nedenle oksijen desteği üst noktalarda kesilecek olursa tırmanıcı çok zor durumda kalabilir.

3- Yapay oksijen kullanmak etik midir? Dünyada bunun etik değeri nasıl ölçülmektedir?

Bu konuda etik değerler nasıl belirlenir bilemiyorum, ben sadece sportif açıdan bakıyorum ve bir zaaf olduğunu düşünmüyorum. Ek oksijen solumak, yüksek dağların tüm problemlerini ortadan kaldırıyor olsa belki kabul edilemezdi. Ancak, oksijen destekli haliyle de sportif bir çaba olduğu sürece bu bir aşamadır.

Oksijenli tırmanma, dağa ek olarak 10-15 kg daha yük çıkartma zorunluluğu demektir. Bir seferde taşınan yükün en çok 15-20 kg olacağı düşünülürse, hele de 7000 mt üzerindeki ek seferler hesap edildiğinde belki de astarı yüzünden pahalı bir külfettir oksijen tüpleri.

Dağcılar Annapurna’ya ilk ulaşmaya çalıştıklarında “her yol mübahtı”, “fethedildiğinde” ise yöntemler konuşulmaya başlandı. Gelecekte belki “isteğe bağlı” (on demand) soluma cihazları yaygınlaştığında, taşınması gereken ek ağırlık 5-6 kg’a indiği zaman, şu an kullanılan sürekli hava veren “free flow” regülatörlerin kullanıldığı sistemler etik kuralların içine dahil olacak.

Daha ortodoks bir yaklaşımla, hafif kauçuk malzemeden botların, ileri teknoloji ürünü ısı tutmada çok etkili giysilerin, hafif malzemelerden çadırların tümü tırmanıcılara sentetik destek sağlar, “işi kolaylaştırır”. Bunların yokluğunda yapılan tırmanışlar elbette çok değerlidir ama şu an kullanılıyor olmaları da doğal.

Sportif ve etik değerlerin korunması teknolojinin reddedilmesiyle ya da insan sağlığının tehlikeye atılmasıyla olmamalı.

4- Yüksek dağlarda oksijen kullanmanın tarihsel gelişimiyle ilgili neler biliyorsunuz? Günümüz teknolojisiyle yapay oksijen kullanımı nasıl gerçekleşiyor?

Yukarıda bunu bir parça yanıtladım sanırım. Aşağıdaki linke de bakılabilir
http://www.2006everest.org/cms_tr/Everest-Hakkinda/Everest-Hakkinda/Maskesiz-Piyadeler-Oksijen-Desteksiz-Tirmanis

5- Yüksek dağlarda kullanılan oksijen tüpleri çevre kirliliği doğuruyor mu? Doğuruyorsa bunun boyutu nedir?

Yüksek dağlardaki kirlilik çok belirgin ve çok rahatsız edici. Ancak bunda oksijen tüplerinin etkisi çok az. Boş halleri bile değerli olduğundan, giderken “şu köşede bir iki tane saklayım” dediğiniz tüpleri dönüşünüzde bulamayabilirsiniz. Tırmanış dönemi sonunda taşıyıcılar sadece boş tüp indirmek için 8000 metre üzerine tırmanışlar yapıyorlar. Şirketler tüpleri yeniden dolduruyor ve yeniden doldurulmuş tüp olarak (refilled) orijinallerinden biraz daha ucuza pazarlıyorlar.

6- Yapay oksijen kullanımı dağcılık anlayışınız ve etiğiniz açısından size ne ifade ediyor?

Yapay oksijenin gündeme gelebileceği birkaç tane dağ var, bundan sonra bunların hangisine gitmeye fırsat buluruz bilemiyorum, bu olasılık düşüklüğü içinde de doğrusu kişisel olarak oksijen desteği ile tırmanma konusuna etik açıdan bir yanıt bulmaya çalışmıyorum.

Bizim dağcılık yapma alışkanlıklarımız ekiple tırmanmaya dayalı. Bu durumda da oksijen kullanıp kullanmama konusu da bireysel olmaktan çok ekip kararı haline geliyor. Sanırım etik de bizim açımızdan burada devreye giriyor. Ekibin planı, başarısı ve en önemlisi güvenliği her koşulda bireysel başarının önüne geçiyor bizim için.

Ancak olur da fırsat doğarsa, öncelikli hedefimiz zirveye güvenle ulaşmak ve dönmek olacaktır ama aynı zirveye oksijen desteksiz ulaşan birini de içimizden çıkartmaya çalışırız. Aynı zirveye ek oksijen kullanmadan çıkan bir başkasının tırmanışına ve başarısına saygımız sonsuz olur.

7- Hangi dağlarda oksijen kullandınız?

Everest'te kullandık. K2 de 7800’e kadar taşıdık ama soluma fırsatı olmadı.

Makaleye büyük katkıda bulunan Tunç FINDIK’ a, Serhan POÇAN’ a, teknik verilerini ve fotoğraflarını kullanmama izin veren Rus Poisk Ltd. (Üretici firma) firmasına ve yayınlanmasında emeği geçen tırmanış.org editörlerine teşekkür ederim.

Oksijeniniz bol olsun...

Dağlarla kalın,

Anıl ŞARKOĞLU
İletişim:sarkoglu [at] gmail.com
www.anilsarkoglu.com.tr