TARİHTE BUGÜN:

 

Aykut (Türem) ile Ballıkayalar’da ya da yer yer bir araya geldiğimiz sohbetler esnasında, birlikte bir tırmanış planlayalım şeklinde bir sözümüz vardı. Hafta içi günün miskinliği üzerime çökmüş ve evde rutin akşam yemeği sonrası şekerlemesine dalmışken, kısa mesaj trafiği ile Aladağlar’da bir tırmanış planı şekillendi.

Konular birikmiş olunca uzun ve sıkıcı araç yolu tatlıya bağlandı. Her Aladağlar yolculuğunda kâbus haline dönüşen sonlanmayan ve öldüresiye sıkıcı Şereflikoçhisar yolu ve Tuz Gölünün sağ yanımızdan bir türlü ayrılmaması bile yıldırmadı bizi. Belki de Aykut’un benden fazla araç kullanması etkili olmuştur bu hissiyata diyebiliriz, kim bilir.
Bir Aladağlar macerasında, bence şehri ve geceyi geride bırakarak sonraki günü kucaklamanın en sakin ve sessiz hali günün ilk ışıkları ile yapılan kahvaltıdır. Anadolu ovasında, sarılığın tam orta yerinde sizleri kamelyası, tahta sandalyeleri ve tütün kokan şoförleri ile karşılayan bir kahvaltı salonu. Bir tırmanışın ya da bir müddettir hayalini kurduğunuz bir projenin başlangıç anı neresidir diye sorsanız, sanırım bu kahvaltı anıdır diyebilirim. Tamamen kişinin iç dünyasına özel elbette...
Detayları bol kalori ve keyif üzerine kurulu bir alışveriş de tırmanışın kremasıdır. Elimizi acımasızca ve korkak alıştırmadan soğuk içeceklerimizi dahi alarak yola devam ettik. Aykut benim şaşkın bakışlarıma karşı, yukarda bana teşekkür edeceksin şeklinde kıs kıs güldü. An itibariyle içeceklerin soğuk kalması ve lojistiğin konumu büyük önem kazandı.
Namı diğer Vali konağına ulaştığımızda buzdolabımız bizi bekliyordu. Soğumaya bıraktığımız içeceklerin balkon sefasına dönüşen yemeğin yanında yerini alması fazla uzun sürmedi, süremezdi. Bunalmış, yol yorgunu ve hararet yapmış bedenlere çeşidi ve mezesi bol bir öğün buz gibi içecekler ile kardeşlik ediyordu. Yanında bolca rota ve dağcılık tarihine sardığımız bir sohbet ile...
İçecekler, çok önemlidir!

Esasında biraz keşif biraz da yeni rotalar bakmak tadında yola çıkmıştık. Bu sebeple Sıyırma Vadisi sonundaki Şeytan Rampasını tırmanarak dağın uzak köşesinde bir şeyler bulmak niyetindeydik. Yemek sonrası çayın yanına bol rota, ne yapalım, ne tarafa gidelim şeklinde sohbetler ile berrak ve bol yıldızlı bir Aladağlar gecesini sabaha bağladık. Yıldızların karartılı zirveler üzerinden sizlere sadece bir kol mesafesi kadar yaklaşıp omuzlarınıza çiğ misali yağdığına her zaman şahitlik edemeyebilirsiniz. Parıltılı halleriyle göğü kaplamış simsiyah çarşafın üzerine serpilmiş pırlantalar misali oradan oraya sizleri ışıltıları ile selamlıyorlar. Çadır cazibesini yitiriyor. Sakinlik ve sessizlik zaman kavramının dışında bir hayale bürünüyor. İstemesenizde gecenin sonu kapanan tente ve sıcak tulumun içine yolculukla sonlanıyor.
Sabahın ve serinliğin kollarına teslim olurken, Sıyırma Vadisini sıyırmak her zamanki gibi çok da tat vermiyor. Tıpkı her tekrar edişin bünyeye yaptığı zulüm gibi. Ayaklar yürür kafalar düşünür. Şeytan Rampasını tırmandıktan sonra travers fikrini benimsediğimizden olacak öncelikle Sulağankaya’nın zirvesine doğru yola koyuluyoruz. Aklımıza ve bedenimize yakın bulduğumuz hareketle oradan C1/Sıyırmalık yönüne rotayı bağlayarak traversi tamamlamak istiyoruz.
Şeytan Rampası’nın tırmanırken, rampa üzerinde, sol tarafta, rampanın yaklaşık 3-4 metre üzerinde sokak lambası misali duran ve kış tırmanışından kalmış sikkeler rampanın kışın ne kadar kar ağırladığına dair ipucu veriyor. Üst bölüme ve oradan da sırt hattı boyunca güzel havanın da etkisiyle manzaranın tadını çıkararak zirveye ulaşıyoruz.
Dağın uzak köşesine doğru yol almak hissi, Akkapız boğazına doğru uzanırken bizlere kavuşuyor. Sırtımızda selamını devamlı hissettiren sıcak yaz güneşi buzul suyunun serinliği ile kuytu bir serinliğe dönüşüyor. Zamanın ya da en azından mekânın izafi bir tanımlamayla tam ortasındayız. Terk edilmişlik ve ulaşılamamazlık hissinin verdiği duygulara karşılık gelecek kelimeler sanırım literatürde olmasa gerek... En azından o an için çağrışımları bu yönde.
Bu kısa boyut geçişini, vadinin en uygun ve kestirme noktasından C2 ve C1 zirveleri arasında yer alan bele bağlıyoruz. En az zaman kaybı ve efor ile C1/Sıyırmalık dağının güney sırtlarında çarşak ve döküntü dünyasına dalıyoruz. Yaklaşma istikameti tırmanışın en sevimsiz ve keyifsiz bölümü halini alıyor. Hayaller ve büyülü dünya yerini iki adım ileri bir adım geri kuralına bırakıyor. Yeni bir mola ile C2 ve C1 zirveleri arasında yer alan ince kırmızı hat üzerinde ve az biraz bedenimizde hissettiğimiz yorgunluk ile baş başayız.

Tekrar tırmanış zamanı. III/III+ derece zorluğundaki yaklaşım etaplarında ip açmadan yükseliyoruz. İlk ip boyu sonrasında ikinci ip boyunun istikameti adına kararsızız. Rota adeta dökülüyor. Sağ ya da sol olarak değerlendirdikten sonra sol tarafa doğru yöneliyoruz. Bu ip boyu teknik olarak çok zor olmamakla birlikte aşırı çürüklük sebebi ile oldukça yüksek bir risk derecesine sahip. Etabın sonunda rahat bir şekilde ipi toplayarak devam ediyoruz.
C1 zirvesinin daha önce tırmanılmış olan batı ve doğu zirveleri yaklaşık 1 km kadar batımızdan bizi seyrediyor. Bu iki zirve, kulelerden oluşan, çok uzun ve inişli çıkışlı bir sırt hattı ile bulunduğumuz zirveye bağlanıyor. Sıyırmalık/C1’in ana zirvesinden daha alçak görünen bu küçük zirveye daha evvel kimsenin tırmanmadığını düşünüyoruz. Sonrasında bulunduğumuz küçük zirveden C1 doğu zirvesine devam eden sırt hattını izliyor ve karar noktamıza doğru ilerliyoruz.

Birkaç kule sistemini sağlı ve sollu olarak geçerek, tırmanışın üç bilinmeyenli bir denkleme dönüştüğü noktaya varıyoruz. Özellikle pazartesi işin beni çağırıyor olması en kritik noktalardan birisi. Diğer bilinmeyenleri sıraladığımızda ise; önümüzdeki mevcut kulenin, yanından ya da üstünden geçit verip vermediği belirsiz. Arkasındaki bölümün ise, geçilse bile bir sonraki sırt ile birleşip birleşmediği belirsiz. Son olarak da C1 doğu zirvesine tırmanan son büyük etabın, sertliği ya da çıkılabilirliği bir soru işareti. Kısa bir dinlenme ve durum değerlendirme sonrası Küçük Zirve ile kanaat ederek dönüş kararı alıyoruz. Son bir değerlendirme sonrası hangi hat üzerinden ineceğimize karar veriyoruz. Bu noktadan sonra işin diğer bir güzel tarafı olarak ikinci perdeyi açıyoruz. En iyi yol, en iyi bildiğiniz yoldur düsturu ile çıkışını yaptığımız sırt hattını inmek, oradan Akkapız vadisi ve sonrasında Şeytan Rampasından inişi tamamlayarak Sıyırma boğazına dönmeye karar veriyoruz.

İniş sırasında rotada bolca malzeme bırakıyoruz. Detaylarını rotanın künyesinde bulabilirsiniz.
Şeytan Rampası’nın üst bölüme ulaştığımızda güneş artık son sözlerini söyleyerek çekilmeye başlıyor ve mağaranın yanına indiğimizde artık gece üzerimize iniyor, karanlık bizleri sarıyor.
İlk ip inişlerini alaca karanlıkta bulabildiğimiz sabit sikkelerden yapıyoruz. Devam eden ip boylarında karanlığın artması ile artık sikkeleri bulamıyoruz ve risk almamak adına sikkeler çakarak rampanın sonuna emniyetli bir şekilde ulaşıyoruz. Gündüz muhabbet ve sohbet ederek ip açmadan rahat rahat tırmandığımız rampanın son iniş etapları bize 3 adet sikkeye mal oluyor.
Yorgunluğumuzu sonuna kadar hissettiren bir yürüyüş sonrasında saat 00:00 civarında kampa varıyoruz. Benim unuttuğum ama Aykut’un asla unutmadığı kelerde soğuk suya yatırdığımız içecekler aklımıza geliyor. Yorgun, terlemiş ve pörsümüş bedenlere soğuk sıvıyı hız kesmeden gönderiyoruz. Bu bölümde aldığım keyif tarifsiz olarak kayıtlara geçiyor. Yol boyunca sayıkladığım çay hesaptan çıkıyor ve uyku daha önemli, daha tatlı bir hal alıyor. Bedenleri kutularına yatırıyor ve mis gibi bir sabahta keyifli kahvaltı rüyası ile uykunun rampalarına yol alıyoruz.
Yorucu ve uzun bir Aladağlar faaliyeti sonrası kuş sesleri ile sabahın sıcak serinliğine uyanıyoruz.
Yatırımını yaptığımız kahvaltı erzaklarını müthiş güzel ve parlak bir Aladağlar sabahında eritiyoruz. Tatlı yorgunluğu Aladağların kendine has ve kulağınızda yer eden kuş sesleri eşliğinde çay ve kahve ile paylaştırıyoruz. Geriye kalan yolun ve dönüşün bildik hikayesi oluyor.

Bir tırmanış ya da projenin bitiş anı neresidir diye sorsanız. Sanırım boğuk, uzun ve sevimsiz dönüş yolunda kalabalık, keşmekeş bir yol kenarı dinlenme tesisinde yenen olağan ve geçiştirici bir akşam yemeğidir diye yanıtlarım. Dinginliğin, sakinliğin ve sükûnetin yerini hızın, hazzın ve geçiştiriciliğin aldığı metropole adımın ilk yeridir.
Tırmanış kritiği, müzik ve kahve, megakent ile kucaklaşmadan yolda yaşananlar...
Karanlık ve gecenin en ileri saatlerinde İstanbul’un kuytusundan şehre giriş yapıyoruz.
İçecekler,kelerdeki soğuk içecekler...
Rahmetli büyük annemin biz içerken “Kara su, köpüren kara bir su var ya oğlum sizin içtiğinizden, ondan bana da verin” demesi geliyor aklıma...

Rotanın Künyesi:
Rotanın ismi: C1/Sıyırmalık Küçük Zirve, Güney Sırtı
Bölgesi (Dağ ismi/Sektör): Aladağlar
Genel zorluk derecesi: III+/V maks.
Çıkış Tarihi: 15 Temmuz 2017
Ekip: Aykut Türem, Murat Büyükbıçakcı
Tırmanış süresi: 2.5/3 Saat
Kullanılan teknik malzemeler: 1 adet 7,9 mm yarım ip, yarım set stopper, muhtelif sikke, karabinalar ve perlonlar

1.İp Boyu: 15mt III+
2.ip Boyu: 40mt V/R4-5 (2.ip boyundaki çürüklük oldukça rahatsız edici. Risk derecesi R-Risk skalasında, R4/R5 olarak belirlenmiştir.)

İniş:
1. iniş : 2 bıçak sikke ve aralarında back-up perlonu
2. iniş : Universal sikke
3. İniş : Babadan perlon
İniş hattı olarak bizim indiğimiz hat yanında aynı zamanda C2 güney sırtı geçişi ile Güzeller Klasik rotasında yer alan çanağa bağlanarak Güzeller klasik rotasından iniş gerçekleştirilebilir. Ancak bu hat daha uzun ve yorucu olacaktır.

Tırmanışla kalın!

İletişim: buyukbicakcim[at]yahoo[nokta]com

Editörün Notu:

Bu zamana kadar yayınlanmış olan Aladağlar rehber kitaplarında ya da süreli yayınlarda, C1/Sıyırmalık zirvesinin bu en doğu ucundaki küçük zirvenin bir tırmanış kaydına rastlamadık. Aladağlar tırmanış tarihi üzerine ülkemizdeki en yetkin isimlerin başında gelen Sevgilli Ömer Tüzel'e de konuyu danıştığımızda benzer bir cevap aldık. Bu bilgiler ışığında yayınlanan bu rotanın yeni bir rota olması ve bahse konu zirvenin ilk çıkışı olması muhtemeldir.  
 

Etiketler: