TARİHTE BUGÜN:

 

 2018 yılında da Dedegöl dağlarına keşfe giden ekibin 2019 yılı macerasını editörümüz Eren Görenoğlu' nun kaleminden sizlere sunuyoruz.

 

“Kendi omzuna tırman, başka nasıl yükselebilirsin ki!”  -Friedrich Nietzsche, Böyle Buyurdu Zerdüşt

Geçen yılki keyifli bir keşif etkinliğinden sonra şehre döner dönmez 2019 yılının 1 Mayıs tatili için yine Mustafa Yeşildal ve Aykut Türem ile sözleşmiştik.  Beyaz yakalı alpinistliğin kitabında planlı olmak vardır. Tüm izinler ve resmi tatil günleri yılın başında gözden geçirilir. Yıllık izinler mümkün olduğunca resmi tatillerle birleştirilir, mevsimler ve geçişler hesaplanır, partnerlerle tartışılır ve genel olarak yılın planları ortaya çıkar hem de ta sene başından. Şimdi birimize takvimden herhangi bir resmi tatili soracak olursanız muhtemel tüm planları size söyleyebilir! Ancak yine de iş hayatının kaprislerinden dolayı elbette son dakika ertelemeleri ve iptalleri gerçekleşebilir. İşte buna benzer çeşitli sebeplerden dolayı etkinliğin fikir babası sevgili Aykut Türem gelemeyeceğini söylemişti harekete geçmemizden 2 hafta kadar önce. Ancak kendisinin gelemediği faaliyette bile bizi motive etmeyi başarmıştı! Eksik kadroyu önce kulübün efsanevi başkanı Şükrü (Sarı) ile doldurmayı düşündük ancak o da bitirme tezi dolayısıyla gelemeyeceğini iletti, şimdiki mevcut başkan Mahmut Oflaz da “ben gelirim” deyiverince kadro tamamlandı!  Yine google docs üzerinden paylaştığımız malzeme listesini tamamlayıp, yola çıkış anına kadar Whatsapp grubunda yazışarak hazırlandık. Buluşma noktası yine benim evimdi. Tarihin tekerrürüne bakın ki geçen yıl Mustafa ile iki ayrı kanepeye uzanıp izlediğimiz La Fleche Wallone yarışının tekrarını bu kez Mahmutla izliyorduk. Julian Alaphilippe’ in zaferini izlediğimizde Mustafa da kapıda belirmişti.  Kendime yola çıkmadan önce günlüğüme notlar alacağım konusunda söz vermiştim. 2008 yılındaki Gürcistan – Kazbeg ekspedisyonundan sonra ilk kez dağda günlük tutmak biraz garip gelmedi değil. Günlüğümden aktardığım için okuyucu yazının devamı boyunca biraz “samimi” geyiklere maruz kalabilir. Baştan uyarıyorum!

26 Nisan 2019

Son kontrolleri de yapıp bagajı yüklüyoruz. Ben bir gün öncenin mesaisinden dolayı oldukça yorgunum, genç başkan Mahmut’ un ise ehliyeti yok! Direksiyon uzunca bir süre Mustafa’ ya kalıyor. O da artık uykusuzluğa dayanamayınca 03.30 civarında otoyol kenarında bir cep bularak duruyoruz. Biraz üşüyerek, biraz da sıçrayarak gün doğumuna kadar uyumaya çalışıyoruz. Yola devam edip Yenişarbademli’ de geçen yıldan hatırladığımız Ata Cafe’ de soluğu alıyoruz. Sabah 08:00’ da hazır kıta 3 adamı kapıda gören Cafe’ nin sahibi abla “Rüyanızda tost mu gördünüz oğlum siz?” diye önce tatlı bir dille fırçalıyor bizi. İkinci tostları da isteyince “Keşke güzel yapmasaydım şimdi de ikincileri mi istiyorsunuz?” diye bir fırça daha atıyor. Tostlarla beraber fırçaları da yedikten sonra bir süre Karagöl patikasını arıyoruz. Kız Oluğu Mevki’yi bulana kadar biraz ileri geri gidiyoruz. Off-road olmayan herhangi bir alçak araç ve biraz maharetli bir sürücü ile yolun dere ile kesildiği noktaya kadar araçla gitmek mümkün.  Nisan’ın ikinci haftasında gelen soğuk ve yağışlı havadan dolayı kar seviyesi bu yıl oldukça aşağıda. Geçen yıl yaklaşım ayakkabılarıyla seke seke geçtiğimiz yerlerden Karagöl patikasında yürümek mümkün değil. Konforu feda edip ağır dağ botlarına kalıyoruz.

Karagöl patikası büyükçe bir tabela ile belirtilmiş, yer yer patika belirginliğini yitirse de genel olarak kaybolma sorunu yok. Sık ağaçlık alandan dik bir yükselişle kamp alanına ulaşıyoruz. Gece yolculuğu, haftanın son mesai günü oluşu, kamp yüküyle apar topar irtifa almak epey yordu. Geçen yıldan gözümüze kestirdiğimiz kulvarlarla aynı irtifadayız. Güney yönünde bir traverse ile kulvarlara ulaşmamız gerekiyor. Biraz yemek ve çay molasından sonra için için uyumaya başladığımız fark ediyoruz. Sonunda daha fazla direnmeyip çadırı kurup yerleşiyoruz ve uykuya dalmam kaç saniye sürdü şu an bile hatırlayamıyorum.

Yaklaşık 2.5 saatlik deliksiz uykudan Mustafa’ nın tulumumu çalması sebebiyle uyanıyorum.  Neyse, beynim yerine gelmiş artık düşünebiliyorum. Genç başkan 30-40 metre aşağıdaki su kaynağından suları doldurmuş. Neşeyle yemek yapıyoruz.  Yemekten sonra tekrar tulumdayız. Faaliyetin lideri Mustafa sabah 05:30’ da kalkıp teknik malzemeyi taşımayı öneriyor. Mahmut sessiz, zira çoktan uykuya dalmış. Mustafa kafa lambasıyla kitap okuyor, ben de okumaya çalışıyorum ama yine uykuya yenik düşüyorum. Ne kurulan alarm ne de yer yer şiddetini arttıran rüzgar bizi 05:30 da uyandırmaya yetmiyor. 08:00’ e kadar deliksiz uyumuşuz!

28 Nisan 2019

Uzun süren “Pazar Brunch” ının ardından teknik malzemeyi sınıflayıp yükleri dağıtıyoruz. Hedef geçen yıl gözümüze kestirdiğimiz gözümüze albenili görülen kulvarlara kadar iz açmak. Öğleden sonranın geç saatlerine çok kalmamamız gerekiyor zira hava raporları akşamüstü güzel bir geçiş yağmuru öngörüyor. Arazi burada görsel olarak gayet etkileyici, devasa yaşlı çamlar, solumuzda görsel bir ziyafet sunan Eğirdir Gölü, kulvarlardaki uzunlu kısalı sağlam yekpare kireçtaşı duvarlar… Çok daha konforlu kamp alanları ve yer yer akan su imkanı var.

Manzaranın güzelliğine karşın rotalara ulaşım biraz uzun sürüyor. Kuş uçuşu olarak yakın görünen iki nokta arasında sık sık irtifa kaybedip tekrar almak gerekiyor. 2-2.5 saatlik yürüyüşün sonunda potansiyel rotaları tam karşıdan gören büyükçe bir kayanın altında mola veriyoruz. Kulvarları izlerken Mustafa: “Şu kulvara girmeyelim beyler, korniş kötü görünüyor” dedikten takriben 1 dakika sonra gösterdiği korniş büyük bir gürültüyle düşüyor. Mustafa göz ucuyla bize bakıp hafif sırıtarak “I know kung fu” diyor.  Klasik eski alpin taktiğimizi uygulayarak teknik malzemeyi buraya bırakıp geri dönme kararı alıyoruz. Siyah stratuslar toplanırken malzemeleri bıraktığımız yere GPS ile bir nokta atıp fazla oyalanmadan geri dönüyoruz.

Günün beni çok mutlu eden sürprizinden bahsetmeden geçemeyeceğim. Yürüyüşte yukarıdan inen 3 arkadaşı fark edince biraz bekleyip selamlaşmak istiyoruz. Boğaziçi Dağcılık Kulübünden gelen arkadaşlarla tanışıyoruz. “Sizin geçen yılki raporu okuyarak geldik” cümlesi beni çok mutlu ediyor.(Bkz. http://tirmanis.org/alpinizm/kar-buz/366-uc-beyaz-yakali-dagcinin-dedegol-macerasi)  İtiraf etmeliyim ki, genel olarak ülkemizde dağcılık ve tırmanışla ilgilenen kişi oranının az oluşu ve bunların içinde çok küçük bir bölümün güncel gelişmeleri takip edip kendi tırmanışlarına uyguluyor olması, okuyor olması, zaman zaman beni karamsarlığa itmiştir. Yaptığımız yayınların en azından birkaç kişide bile etkisi olması tüm bu emeklerin bir yankısı olduğunu gösteriyor ki çabayı sürdürmeye misliyle yeter.

Mahmut bugün biraz sessiz ve şaşkın görünüyor. “Abi ben sizi cool, entelektüel insanlar sanıyordum ama siz epey geyikmişsiniz ya” diyince Mustafa “Aramızda neredeyse 20 yaş var kuzum benim” diyerek Mahmut’ a sarılıyor. Ben iyiden geyiğe sarıyorum (Hiç huyum değildir oysaki !) Mustafa da boş durmayıp faaliyetin “en” lerini seçiyor:

En geyik: Eren

En sessiz: Mahmut

En müdür: Mustafa

Kakara kikiri derken tulumlara girip alarmları 03:30’ a kuruyoruz. Ben yine güzel bir uykunun hayalini kurarken birden nefessiz kalarak uyanıyorum. Şaşkın biçimde yerimden sıçrayınca neden nefes alamadığımı çözüyorum: İyice şiddetlenen rüzgar çadır tentesini ağzıma burnuma yapıştırmış! Yerimizden sıçrayıp çantalarla dış tenteyi destekleyip tulumlara kıvrılıyoruz ama tabi deliksiz uyku hayalimiz suya düşüyor.

29.04.2019

Gece ki bölük pörçük uykudan sonra ben yine keyifsiz uyanıyorum. Biraz kahvaltı faslından sonra dün bozmadığımız izlerden hızlıca malzemeleri bıraktığımız kayaya ulaşıyoruz. Koşullar tatsız. Kar gerçekten helva gibi. En sağdaki fena kulvarı gözümüze kestiriyoruz. Kulvarın dibinde kısa bir mola verdikten sonra Mahmut öne geçip iz açmaya başlıyor.

Kondisyonu epey iyi olduğundan bütün kulvarın izini gık çıkarmadan açıyor. Bize de bu derece batan karda söylenmek düşüyor! 2650 rakımlı zirveye ulaşınca kısa bir molanın ardından doğu yönünde sırtı yürümeye başlıyoruz.

Kornişlerden sakına sakına, kaya ve çarşak etaplarda zemini kramponlarla Garfield gibi çize çize yarım saat kadar yürüyoruz. O sırada sağ adımımı attığım zemin çöküyor ve sırttan aşağıya doğru yuvarlanmamak için sol ayağımla dengelemeye çalışıyorum ve sol ayağımdaki kramponun dişlerini sağ baldırıma sokmayı başarıyorum. Biraz bağırdıktan sonra hasar tespiti için tozluğuma ve pantolonuma bakıyorum. Delik veya kan yok ancak acıyor. “Sıyrıldı herhalde” diyip yola devam ediyorum. Bu zirveden iniş sandığımızdan çok daha meşakkatli oluyor. Kornişler sebebiyle birçok iniş etabını eliyoruz, ta ki zirve sırtından kulvarın başına bağlanan vadi sistemini net görebilinceye kadar. İniş cıvıyan karda iyice saçma bir hal alıyor. Yüzeydeki tabaka artık neredeyse sıvı, akışkan bir hal aldı! Çanağın içinden kulvarın giriş noktasındaki izimize kadar yürümeye başlıyoruz ancak arazi yine bezdiriyor. Neredeyse net 200-250 m irtifa kaybetmişiz ve yükselmemiz yine bir çizgi doğrultusunda değil inişli çıkışlı oluyor.  Kar daha fazla batıyor, hava gittikçe ısınıyor, çanağın içinde UV’ den pişiyoruz, sürekli sıvı almak için durmak zorunda kalıyoruz, bir yandan baldırımdaki daha göremediğim yara acıyor. Ben söylenmeye hatta küfür etmeye başlıyorum en sonunda “Eğlenmiyorum ben ya!” diye isyan ediyorum (Bkz. “Eğlenmiyorsak neden tırmanıyoruz” Aykut Türem ). Mahmut’ a bakıyorum o da suratsız biraz. Neyse isyanım kısa sürüyor, büyükçe bir kayanın üzerinde kornişlere nazır “Gelir mi ki lan?” diye diye sıvı molası veriyoruz. Mustafa “Basit düşünelim, sabah daha erken çıkar diğer kulvarı da tırmanırız. Erken saatte daha sert olur kar diyor.” Onaylıyoruz. Sonraki gün gireceğimiz kulvarı kesiyoruz bir süre. Daralan kısımdaki kaya etabı için “Etap zorsa çakarız sikkeyi, perlonumuz da var yapaylar geçeriz” diyoruz. Üzerimizdeki teknik malzemeyi yine nirengi yaptığımız bir kayanın dibine bırakıyoruz. “Ulan Nusret Mayın Gemisi gibi döke döke gidiyoruz, sabaha bulsak bari”  diye içimden geçirirken kampın yolunu tutuyoruz. 

Kampa ulaştığımızda hasar tespiti yapmaya koyuluyorum, Mahmut su almaya gitmiş, Mustafa ocağın başında. Tozlukları çıkarmaya çalışırken deldiğim kısmı görüyorum, aynı delikten pantolonda da var ve pantolonumda dizimden aşağıya doğru büyük bir kan izi var.  Hasar raporu: Sağ baldırımda 6-7 cm lik derin bir çizik ve 2 cm derinliğinde bir delik varmış. Kan pek durmamış, alkolle dezenfekte edip “Postu deldirmişim” esprileri altında yarayı kapatıyorum.

Plan yine 03:30 gibi uyanıp yüksüz hızlıca diğer kulvara girmek. Ama rüzgarın yine ara vermeye hiç niyeti yok.

30.04.2019

Gece rüzgar yavaş yavaş fırtınaya dönüşmeye başladığında alarm da çalıyor. Bu kez kahvaltı faslını kısa tutup 04:30 gibi yola çıkıyoruz. Rüzgar hiç hız kesmiyor. Hava ısınınca azalır diye düşünsek de pek öyle olmuyor.

Yeri gelmişken bu kısımda Mustafa (Yeşildal) a dair bir parantez açmak istiyorum, zira adam bir seretonin deposu.

“Kramponla bacağımı deldim” diyorum “Zamanında ben de emniyet alırken taş düşmüştü, büyük yara açıldı, sonra kendiliğinden geçti, bi’ şey olmaz” diyor. Sabaha karşı yürürken “Kar bu saatte böyle batıyorsa rotada çok batarız” diyorum “İyi işte kulvara kadar krampon takmadan gideriz diyor.” “Rüzgar etkisini arttırıyor sanki” diyorum “Sıcaktan pişmekten iyidir” diyor. En son dayanamayıp “Bu nerenin optimizmi abi ya? Diyorum “Optimizm olmadan Alpinizm olmaz!” diyor. Ben böyle iyimserlik görmedim arkadaş!

Bu kez daha da hızlı bir şekilde diğer kulvarın tabanında buluyoruz kendimizi. Sık sık sağ tozluğumun lastiğinin yerini değiştiriyorum zira yaraya dokunup acıtıyor. Kulvar dünkü kulvarımıza göre görece daha sert. Tahminimiz 1 saat civarında kulvarı bitirip tekrar zirve sırtına bağlanmak. Zaman sıcaklık açısından aleyhimize işleyip karı erittiği için hiç mola vermeden saldırıyoruz. Üçümüz de sanıyorum ki bugün ortama daha adapteyiz.

Kulvarda şimşek işaretine benzer sert bir “S” çizip sırta çıkıyoruz ve fırtınanın şiddetini hissediyoruz. Bu koşullarda mola vermek hatta konuşmak mümkün değil.

Yer yer fırtınanın etkisiyle sendeleyerek yaklaşık 20 dakikalık bir yürüyüşle dünkü izlerimizi buluyoruz. Bu kez fazla irtifa kaybedip tekrar yükselmeye hiç niyetimiz yok. Hemen batı yönünde traverse başlıyoruz.  Kornişlerin bulunduğu alanlardan sırayla tetikte geçerek, alçalmamaya dikkat ederek bu kez daha pratik bir yöntemle dönüş izlerini buluyoruz ve hiç zaman kaybetmeden malzemelerimizi bıraktığımız büyükçe kayanın bir köşesine 3 kişi sığınıyoruz. Bu sırada Mahmut’ un o sıralar okuduğu “Totem ve Tabu” (Sigmund Freud)’ dan esinlenerek rotaya “Freud” ismini veriyoruz.  Mustafa da bu kulvar için “ Madem ki diğerini Freud koyduk diğeri de Erikson (Erik Erikson) olsun.” diyor. Oy birliği ile karar verildi!  Sıcak sıvı alımı biraz abur cubur derken asıl molayı çadıra bırakıp yürüyüşe devam ediyoruz. Çadır uzaktan kusursuz turuncu bir kubbe gibi görünüyor! Artık iletişim kurmak için birbirimiz kulağına bağırmamız gerekiyor. Kampa iyice yaklaştığımızda çadırın garip bir şekilde dalgalandığını fark ediyorum. “Bagaj fermuarını açık mı bıraktık acaba?” derken yanına gidince gerçekle yüzleşiyoruz. Dış tentedeki gözetleme camlarının ikisi de uçmuş, pollerden biri kırılıp dış tenteyi delerek yırtmış.

 Bir süre üçümüz de şaşkın ve üzgün çadıra bakıyoruz. Kulüp eğitimlerinden hatırladığımız “fırtına toplanması” nı uygulayıp elimize geçeni çantalara tıkıştırmaya başlıyoruz. Bulabildiğim her teknik malzemeyi kemerime asıyorum, Mahmut çadırın içine el atıyor, bir yandan da çadır uçmasın diye üzerine yatıyoruz, Mustafa kazıkları toplamış bile. 3-4 Dakika içinde tüm kamp saçma sapan bir şekilde çantalarda. Kimin eşyası nerede bilmiyoruz. Emniyet kemerimi çıkarmaya bile fırsat olmadığından kazmaları da emniyet kemerime asıyorum. Mustafa ve Mahmut da ikişer çanta var. Aşağıya doğru koşar adım yürüyoruz. Bir süre sonra rüzgar şiddetini azaltıyor ancak ormanın içi savaş alanı gibi toz duman, her yerde yeni kırılmış dallar var. Mustafa bir ara “Kask mı taksak, kafamıza dal düşmesin” diyor. Bir aklıma Yakup Kadri Karaosmanoğlu’ nun “Yaban” romanında cepheden kaçan Yunan askerleri için kullandığı “bozgun askeri” deyimi geliyor. “Şu an ne kadar da  bozgun askerine benziyoruz” diye aklımdan geçirirken 1 saat sonra araca ulaşıyoruz. Sonrası sakin bir dere kenarında eşyaların tasnifi, suya sabuna kavuşma, şişe şişe maden suyu içip “Ne rüzgardı lan o?” geyikleri ile İstanbul’ a dönüş.


Belirtmeliyim ki yıllar içinde “Nerede” tırmandığımdan ziyade “Kimlerle” ve “Nasıl” tırmandığım benim için çok daha önemli hale geldi. Benzer etik kavramlara, kişilik yapılarına ve hemen hemen aynı dağcılık eğitim DNA sına sahip 3 kişi olmasaydık bu derece keyifli bir tırmanış yapabilir miydik? Sanmıyorum. Çıkan problemleri, tehlikeleri neredeyse 3-4 cümle ile çözüp güvenli tarafta kalabilir miydik? Sanmıyorum. Yine dikkat çekmek gerekir ki, irtifa alçak da olsa mevsim görece rahat da olsa dağ ciddi çığ, fırtına gibi riskleri barındırıyor.

Birbirinden yaşça çok farklı 3 dağcıyı bir araya getiren keşif ve macera duygusu 2 rota, biraz maddi hasar bir de küçük yara ile bitti. (Her ne kadar sonrasında günlerce antibiyotik kullanmam gerekse de…) Ardımızda keşfedilmeyi bekleyen güzel bölgeler, keyifli rotalar, önümüzde ise yine yıllık izinlerin, mevsimin ve resmi tatillerin kesiştiği noktalarda faaliyet planları ile dolu takvimler var.

Kamp bilgileri:

Anlatılan rotalara gitmek için kamp için Karagöl’ e kadar çıkmaya gerek duyulmuyor. Rotaları uzaktan gören bir kamp alanı için Karagöl patikasından güneye doğru travers ile çok güzel, suyu olan kamp alanları bulmak mümkün.

Rota Bilgileri:

Rota ismi:  Erikson

Rotanın Tanımı: Klasik Kar Kulvarı

Bölgesi (Dağ ismi/Sektör): Dedegöl / Kuzeydoğu yüzü, 2650 rakımlı zirve

Rota uzunluğu (m.): 250m

Genel zorluk derecesi: II

Gereken Malzeme: Kask, Kazma, Krampon, Emniyet Kemeri

Çıkış Tarihi: 29.04.2019

Ekip: Mustafa Erdem YEŞİLDAL, Mahmut OFLAZ, Eren GÖRENOĞLU

Rota ismi:  Freud

Rotanın Tanımı: Klasik Kar Kulvarı

Bölgesi (Dağ ismi/Sektör): Dedegöl /  Kuzeydoğu Yüzü, 2650 rakımlı zirve

Rota uzunluğu (m.): 250m

Genel zorluk derecesi: II

Gereken Malzeme: Kask, Kazma, Krampon, Emniyet Kemeri

Çıkış Tarihi: 30.04.2019

Ekip: Mustafa Erdem YEŞİLDAL, Mahmut OFLAZ, Eren GÖRENOĞLU

 

 

Eren GÖRENOĞLU

İletişim: erengorenoglu [at] gmailnoktacom