TARİHTE BUGÜN:

 

Her organizma, hayatta kalabilmek için çevresel streslere tepki göstererek adaptasyon sağlamak zorundadır. Bunu yaparken kullanacağı kaynaklar (besin, enerji, zaman vb.) sınırsız olmadığından mevcut kaynakların  organizmadaki yapılar arasındaki paylaşımı, kullanım miktarına ve yaşamsal önemine göre önceliklendirilerek yapılır. Basitleştirmek gerekirse vücutta sık kullanılan ve hayati önem teşkil eden yapılar daha çok yatırım alıp gelişirken kullanılmayanlar giderek körelir. Spor ve antrenman da aslında bu çok basit adaptasyon kuralının homo sapiens tarafından bedensel gelişim amacıyla manipüle edilmesi olarak tanımlanabilir. Gelişmesi istenen yapılar belli bir sistematik içinde zorlanır ve bu yapıların zamanla güçlenmesi beklenir.

Vücudumuzun yük kapasitesinin sınırlarında dolaştığımız antrenmanlarda, yük kapasitemiz değişkenlik gösterdiğinden ve maksimum yük için siyah-beyaz çizilmiş bir sınır olmadığından çizgiyi geçip sakatlık yaşamak oldukça beklenebilir bir durumdur. Konu spor olduğunda sakatlıklara, bizi çaresizce yakalayıp bir daha bırakmayan kötü ruhlar olarak baksak da aslında sakatlıklar sporun doğal bir parçasıdır. Hatta çok dramatik olmadığı sürece arada vücuttan sakatlık sinyalleri almak iyidir. Bizi durup kendimize bakmaya, yanlışlarımızı düzeltmeye sevk eder. İyileşme süreçleri normalde pek özen göstermediğimiz zayıf noktaları güçlendirmek için güzel zamanlardır.

 

Sakatlıklar hepimizin başına gelirken, iyileşme sürecinde genelde herkesin farklı tecrübeleri var.  Peki bir kere sınırı aşıp sakatlık yaşadığımızda vücutta neler oluyor? Ya da hangi süreçler yarım kalıyor da iyileşme gerçekleşemiyor?

Yara İyileşmesi

Vücuttaki herhangi bir dokunun bütünlüğü bozulduğunda, dış ortamdan gelecek enfeksiyonların önlenmesi ve dokunun fonksiyonunun geri kazanılması için yara iyileşmesi süreci başlar. Bu süreç ideal koşullarda herhangi bir ilaç veya müdahale gerekmeksizin vücudun kendi kendine yürüttüğü doğal bir süreçtir. Öte yandan iyileşme süreci tekrarlayan travma veya yanlış müdahale gibi dışsal etmenler nedeniyle gecikebilir veya yarım kalabilir. Burada bahsedilen kendiliğinden iyileşme hücre ve doku düzeyinde gerçekleşen iyileşmedir. Elbette bazı büyük yaralanmalarda dokunun bütünlüğü için cerrahi gibi müdahaleler gerekebilir ancak bu mekanik bir müdahaledir. Hücresel iyileşme yine vücudun kendisi tarafından gerçekleştirilir.

Yara iyileşmesi, süreleri değişken olabilen ve birbiri ile üst üste binmiş ardışık üç ayrı süreçte meydana gelir:

 

1.Akut Faz – İlk Hafta

Antrenman esnasında bir yaralanma yaşadığımızı hayal edelim. Mevcut manzarada birbirinden ayrılmış veya bütünlüğü bozulmuş doku bölümleri ile bütünlüğü bozulmuş kılcal kan damarları olacaktır. Vücudun burada ilk önceliği var olan kanamayı durdurup damar bütünlüğünü sağlamak ve enfeksiyonu önlemektir.

İlk aşamada kanama miktarını azaltmak üzere bölgeye giden damarlarda refleks bir daralma meydana gelir. Kan akımının yavaşlaması pıhtılaşmayı kolaylaştırır. Pıhtılaşmayı takiben yaralanma bölgesinden salınan kimyasallar ve nörolojik yollar ile kan akımı tekrar artar ve bölgeye onarım için gerekli moleküller ile enkaz halindeki dokuların yok edilmesi ve enfeksiyonların önlenmesi için bağışıklık sistemi hücreleri göç eder.

Sonuç olarak bölgede ödem ve kızarıklık gelişir, bölge hareketle ağrılı bir hale gelir. Vücudun bu aşamada temel amacı bölgeyi dış ortama karşı savunmak ve hareketsiz hale getirip daha fazla yaralanmadan korumaktır.

2.Proliferasyon Fazı – 3, 4 Hafta

Akut fazda yaralanma ve enfeksiyon riski kontrol altına alınır ancak esas problem hala devam etmektedir: Yaralanan dokunun mümkün olduğunca hızlı onarılması ve fonksiyonun kazanılması.

Onarım süreci daha akut faz sona ermeden dokuya özgü yapım hücrelerin aktivitesi ile başlar. Her dokunun kendine özgü yapım hücreleri ve doku sentez süreçleri vardır. Yapım hücreleri yaralanma bölgesinde hızlı ve çok planlı olmayan bir şekilde doku üreterek bütünlüğü tekrar sağlamak üzere çalışır. Onarım ilerledikçe inflamasyon ve ağrı azalır. Yaralanma bölgesinde yeni kan damarları oluşumu tamamlanır. Nihayetinde yaralanarak bütünlüğü bozulan doku onarılır ve asgari fonksiyon gösterecek hale gelir.

Proliferasyon fazında çok önemli iki nokta vardır. Birincisi, yapım hücrelerinin iyi çalışabilmesi için dokuya özgü yükle uygun dozda yüklenmesi gerekir. Yaralanma sonrası uzun süre atıl ve hareketsiz bırakılan doku düzgün iyileşmez. İkincisi, ideal koşullarda dahi proliferasyon fazında üretilen doku yeterince dayanıklı değildir. Erkenden yapılan aşırı yüklemeler tekrar yaralanmaya sebep olarak kişiyi akut faza geri döndürür. Bu yüzden proliferasyon fazında dokunun optimal şekilde yüklenmesi, yaralanmanın kronikleşmemesi açısından elzemdir.

3.Remodeling Fazı – Birkaç Ay/Yıl

Proliferasyon fazında amaç hızlı bir şekilde onarım sağlamak olduğundan bu aşamada üretilen doku görece düzensiz ve dayanıksızdır. Ağrı minimuma inip kişi normal hayatında dönse bile doku henüz sakatlık öncesi düzeyde antrenmanlara hazır değildir.

Remodling fazı daha proliferasyon süreci bitmeden başlar. Bu fazda mekanik stresle birlikte dokuya özgü yıkım hücreleri aktif rol oynar. Remodeling gerçekleşip dokunun organize ve güçlü bir hale gelebilmesi için uygun türde ve dozda mekanik yükleme gerekir.  Kemik ve eklemler gelişim için kompresyona ihtiyaç duyarken bağ, kas ve tendon gibi yapılar gerilime ihtiyaç duyarlar. Gelişim için gereken doz ise dokunun yük kapasitesi arttıkça artar. Sonuç olarak eskisine yakın dayanımda ve organize bir doku oluşur.

Remodeling fazının uygun yönetilmediği ve ağır düzeyde spora erken dönüldüğü durumlar da tekrarlayan sakatlıklara davetiye çıkarır.

Yara iyileşi için gereken süre tamamen kişiye, yaralanan dokuya ve sürecin nasıl yönetildiğine bağlıdır. Kas, kemik gibi direkt kan akımı olan dokular hızlı iyileşirken kıkırdan ve tendon gibi difüzyon ile beslenen yapılar daha geç iyileşir. Gereğinden az veya tam tersine fazla yüklenmeler de süreci yavaşlatır ya da başa döndürür.

Rehabilitasyon

Hücresel düzeyde iyileşme her zaman yukarıda bahsettiğimiz süreçleri izler. Ancak bu süreçlerin düzgün işlemesinde bireyin sürece yaklaşımı ve eylemleri temel belirleyicidir. Başından sonuna eksiksiz bir rehabilitasyon sürecinde sporcu; yaralanma sonucu sıfırın altına düşen yük kapasitesi önce sıfıra dönüp ardından tekrar eski seviyesine gelene kadar sabırla çalışmalı ve hazır olduğunda spora geri dönmelidir. Rehabilitasyon konusu ile ilgili Jared Vagy, Esther Smith, Samuel Radcliffe gibi fizyoterapistlerin gayet anlaşılır dilde yazılmış yazılarını okumanızı tavsiye ederim.

Peki ideal bir rehabilitasyon süreci neleri içerir? Sakatlıktan tırmanışa dönüşe kadar hangi aşamalardan geçmeliyiz veya başvurduğumuz sağlık çalışanından neler beklemeliyiz? Basit bir pulley yaralanması için rehabilitasyon aşamalarına bir göz atalım.

1.Stabilizasyon Evresi

Tırmanış salonunda antrenman yaparken parmağınızı sakatladığınızı hayal edelim. İdeal koşullarda ilk olarak konu ile ilgili bir hekim (ortopedi, el cerrahisi, fiziksel tıp vb.) tarafından yaralanmanın ne olduğunun ve derecesinin teşhis edilmesi gerekir. Bu aşamada sakatlanma hikayesi, fiziksel muayene ve MRI veya ultrasonografi gibi yöntemlerden yardım alınır. Ardından duruma göre ilaç tedavisi, cerrahi ya da rehabilitasyona yönlendirme yapılır. Rehabilitasyon için gittiğiniz fizyoterapist de yine aynı şekilde hikayenizi alarak kendi fiziksel değerlendirmesini yapar. Kendisine gelen bilgiler ile birlikte ağrıya yol açan yapıları, sakatlığın durumunu, mevcut kapasiteyi ve sakatlığa negatif etki yaratan faktörleri analiz ederek sizinle birlikte hedefleri ve planı belirler.

Bu evrede amaç bölgenin stabilizasyonu ve ödemin kontrol edilmesidir. İstirahat en temel tedavidir. Parmağın hareketini kısıtlamak üzere splintleme, ödem kontrolü için soğuk uygulama ve kompresyon yapılabilir. Ağrı kontrolü için TENS gibi elektrikli uyaran veren araçlar kullanılabilir. 

2.Mobilite Evresi

Stabilizasyon evresi sona ermeden ağrının ve ödemin kontrol edilmesi ile birlikte mobilite evresi başlar. Bu evrede amaç doku iyileşmesi devam ederken hareketin ve esnekliğin korunması-geri kazanılmasıdır. Ağrı ve ödem kontrolüne hala gerek duyulabilir.

Parmak için ödem veya kısıtlılık gelişmişse gerekli manuel uygulamalar yapılır. Pasif parmak hareketlerinden başlanıp aktif harekete doğru ilerlenir. Tendon hareketliliğini korumak için tendona özgü kaydırma egzersizleri yapılır. Ayrıca pulleye yük bindiren gergin ön kol kasları için de manuel gevşetme yöntemleri ve germeler kullanılabilir. Bölgedeki tüm eklemlerin tam açıklıkta hareketinin geri kazanılması hedeflenir. 

3.Güçlendirme Evresi

Ağrının minimale inmesi ve tama yakın mobilitenin kazanılması ile birlikte güçlendirme uygulamaları başlamalı ve kaybedilen kuvvet geri kazanılmalıdır. Bu evrede amaç dokuyu günlük yaşamdaki görevlerden başlayıp dereceli olarak ağır spor aktivitelerine dayanacak kuvvete ulaştırmaktır.

Parmak için hareketsiz kas aktivasyonlarından oluşan izometrik egzersizlerden başlanarak hareket içeren izotonik egzersizlere doğru ilerlenir. Dozaj ise sünger gibi yumuşak materyalleri sıkmaktan başlayıp kum dolu kovada parmak egzersizlerine veya terapi hamuru ile egzersizler yapmaya doğru ilerler. Tüm ön kol ve parmak fleksör kasları ile harekete stabilizasyon sağlayan el içi kaslar ve parmak ekstansör kasları da kuvvetlendirilir.

Temel düzeyde kuvvet geri kazanıldıktan sonra tırmanışa özgü güçlendirme egzersizlerine geçilmelidir. Bu aşamada ağrı yaratmayan tutuşlarda hafif tırmanışlar, fingerboard üzerinde karşıt ağırlık kullanılarak farklı tutuşlarda dereceli yüklemeler yapılabilir. 

Kum dolu kova içinde parmak fleksiyonu çalışması-Esther Smith

 

Karşıt ağırlık kullanarak fingerboard çalışması – Mark Anderson

 

4.Teknik Çalışma Evresi

Ağrının ortadan kalkması ve temel mobilite ile kuvvetin kazanılması sonrası teknik evreye geçilir. Bu aşamada sakatlığın tekrarlamaması için koruyucu önlemler alınır, zayıf noktalar üzerine çalışılır ve spora özgü kuvvet, dayanıklılık ve teknik çalışmalara geçilir. Tam kapasite spora dönüş hedeflenir.

Parmak için uygun süre ve türde bantlama ile önlem alınır. Ekstra stres üreten kas-eklem mobilite problemleri için son manuel tedaviler yapılabilir.  Fingerboard egzersizleri tutuş, ağırlık ve antrenman türü açısından çeşitlendirilebilir. Spesifik tutuş dizilerinden oluşan rotalarda statik-dinamik çalışmalar yapılabilir. Bu aşamada sporcu, rehabilitasyon biliminin şefkatli kollarından spor biliminin pek de şefkatli olmayan kollarına teslim edilir.

Sonuç

Akut yaralanmaların tedavisi görüldüğü üzere vücudun kendini iyileştirmesine izin verildiğinde çok da zor değildir. Herhangi bir sakatlık sonrası yapmamız gereken şeyler:

  1. Tırmanmakta ısrar etmeyip düzgün bir teşhis almak

  2. Rehabilitasyon adımlarını izlemek

  3. İyileşmeyi baltalayıcı davranışlardan uzak durarak süreci sonuna kadar götürmek

Rehabilitasyon süreçleri çoğu zaman kendi başınıza ya da minimum profesyonel yardım alarak yönetebileceğiniz basit süreçlerdir.Uç uca eklenen hatalı davranışlar sonucu kronikleşen sakatlıklar ise profesyonel yardım gerektirir ve ciddi para ve zaman harcanmasına neden olur. Serinin ilerleyen yazılarında sık görülen sakatlıklara dair temel ipuçlarına yer vereceğiz.

Sağlıcakla kalın !

Zafer Altunbezel

z [nokta] altunbezel [et] gmail [nokta] com

@outdoorklinik

@theclimberphysio