TARİHTE BUGÜN:

 

Geçen haftalarda tirmanis.org’da okuduğum, sevgili Ömer Tüzel’in yazısı beni oldukça motive etti ve bunun üzerine yazıdaki bazı konular ile ilgili ben de kendi penceremden bir bakışı paylaşmak istedim. Zira uzun bir süredir bu tip konulara kafa yorup, üzerinde çalıştığım kitap için hazırlık yapmaktayım. Sevgili dostum Aykut Türem’le yaptığımız istişareler ve kendisinin önemli katkılarıyla yazı daha da derinleşti ve farklı noktalara evrildi. Umarım ben de bu yazıyla farklı bir katkı sunabilir, tırmanıcı dostlarımızın kafasında, belli bir konuda ‘ışık yakma’ eyleminde pozitif rol alabilirim.

Öncelikle sevgili Ömer Tüzel’e derli toplu, belli bir felsefeyle, bilgi ve tecrübe birikimiyle yaptığı yorumları ve yazısı için teşekkür ederim. Bu tip yazılar/tartışmalar, düşünmek ve tartışmak yerine sosyal medya için hazırlanmış klişe sözler/deyişlerle kendini anlatmaya çalışan günümüz yurttaşı için önemli bir katkı oluşturuyor diye düşünüyorum. Son yıllarda eleştiri kültürünün tepeden aşağıya doğru yok edilmeye çalışılmasıyla birlikte, buna benzer değerlendirmeler yapmak da tatsız, kifayetsiz ve hatta bazen de riskli hale gelmeye başladı. Özellikle kurumlar ile ilgili yapılan eleştirilerde, eleştirinin ana konusu bir kenara konulurken, eleştiriyi yapanın niyetiyle ilgili sorgulamalar yapılmaya başlanır ve altında mutlaka hasmane bir tutum aranır oldu. 

Yazıya dönecek olursak federasyon yapılanması, Dağcılık/Alpinizm anlamında yapılan işlerin zayıflığı (ülke hangi işte iyi ki?), kulüplerin yapılanması gibi noktalardan bakıldığında tutarlılık arz ediyor ve çoğumuzun kabul edeceği, destekleyeceği bir yaklaşım sunuyor. Bunun yanında Alpinizm ve Dağcılık tanımlamaları kişisel tecrübe ve bilgi birikimleriyle yazılmış sübjektif görüşleri içermekte ve kendi içinde tutarlı, mantıklı bir bakış sergilemektedir. 

Ben ise temel olarak üç konu üzerinde, farklı içerikler sunmaya ve tartışmayı biraz daha dallandırmaya çalışacağım (hiç derdimiz yok ya!)

A. İlk konu ülkemiz tırmanış kültüründe önemli bir yere sahip olduğunu düşündüğüm, tırmanış kuşaklarının (jenerasyon) birbirleriyle olan ilişkileri ve konumlanmaları.

B. Yazımın ilerleyen kısımlarında anlatacağım üzere tırmanış disiplinleri arasındaki anlaşmazlık/çekişme

C. Son ve daha önemli gördüğüm konu ise tırmanışın tanımı ve tırmanış sporları sınıflamasıdır.

Başlarken: İlerde açıklayacağım ve yazımın da önemli bir bölümünü oluşturan Dağcı, Spor Tırmanıcı, Alpinist gibi tanımlamalar yerine ‘tırmanıcı’, branşların genel adı olarak da ‘tırmanış’ ya da ‘tırmanış sporları’ terimlerini kullanacağım. 

A. Tırmanış kuşaklarından bahsederek konuya girelim o halde.

Genel olarak ülkemizde yeni gelen, güç kazanan tırmanıcılar, geçmiş kuşağı silmek, kendi krallığını kurmak istiyor. Eskiler, yeni gelenleri kabul etmiyor, burun kıvırıyor. Dolayısıyla camiamıza Covid, çok eskilerden beri bulaşmış gibi bir türlü kucaklaşıp, helalleşemiyoruz!

Geçmiş-gelecek kuşak, kucaklaşamamak gibi konuların enteresan bir biçimde, ülkemizdeki tırmanışın gelişememesiyle ilintili olduğunu düşünüyorum. Tabii ki bu da ayrı ve derin inceleme gerektiren bir konudur, fakat kısaca değinmekte fayda var.  Geldiğimiz noktada özetle; bütünlüklü bir tırmanış dünyası kuramadığımızı, bunun ana sebeplerinden önemli olanların başında da tırmanış geçmişinin kısa, tırmanıcı sayısının ve yapılan işlerin az olduğunun yer aldığını düşünmekteyim. Zira ülkemizde dağcılık adına yapılan önemli işlerin 80 sonrası olduğunu ve tırmanışa devam etmenin ne kadar zor olduğunu hesaba katarsak; otuz yıl içinde oluşan farklı jenerasyonların ve tırmanıcıların neredeyse parmakla sayılır olmasını normal karşılayabiliriz.

Kuşak çatışması ve kopukluğuna koşut olarak, kuşaklar arası aktarım da zayıflamaktadır. Aslında çatışma ve rekabet tırmanışı ileri sürecek, yapılan işlerin sayısını ve kalitesini artıracak dinamo niteliği taşımaktadır. Fakat bunun etik bir çerçevede dürüst ve centilmence olması, kuşaklar arası bütünlüğün korunmasında önemli bir rol oynamaktadır.

Eski nesil olarak; Anadolu şartlarında yıllarca bu camiada bir şeyler yapmaya çalışıp, gelen geçen tonlarca yeni insanın da tutunamadığını tecrübe eden tırmanıcılar, kapsayıcılık ve kabul edebilmede de gene Anadolu şartları gibi zor ve çetin bir karakter sergilemektedirler. Tırmanış seviyesinin yüksekliği veya yapılan işlerin ‘değerinden’ ziyade, ülkenin zor şartlarında ‘dağcılığa tutunma çabası’, bireyleri camiada söz sahibi yapmakta ve aynı zamanda daha sert, tutucu hale getirmektedir. Yani ülkemizde dağcılık anlamında önemli işler yapmaktan ziyade, uzun yıllar dağcılık yapabilmek daha zor ve önemli bir konu haline gelmiştir!

Diğer taraftan genç kuşaklar yetiştirmek; toplumun her alanında dünyanın daha yaşanır, insani ve umut dolu bir ortama dönmesi için en önemli olguların başında gelmektedir. Eski nesil olarak gençlere çevre bilinci, dağcılık etiği, dünyaya ve kültürlere saygı gibi dağcılığa ait önemli değerleri kazandırmak durumunda olduğumuzu düşünüyorum. Böylece yaptığımız sporların salt derece ve zorlu işlerin yapılmasından ibaret mekanik bir iş olmadığının anlaşılması sağlanabilecektir. Gençler, bu sporların felsefesini kavramaya ve sınırları ötelemeye çalışacaktır. Yeni nesil kendi oluşturduğu taze ve güçlü değerlerle bu sporlara önemli katkılarda bulunabilecektir. 

Yeni neslin de şu önermeyi düstur olarak almasında fayda olduğunu düşünüyorum: Kimse uçsuz bucaksız vahşi ormanda yetişmiş nadide bir çiçek değildir. Herkes, yaşadığı ortamdaki floranın özelliklerini taşır(istese de istemese de!). Ve bu genetik mirasın üzerine; kişisel çabaları ile kendi vizyon, bakış açısı ve tırmanış dünyasını inşa eder. Yani gelen kuşak, öncüllerinin genetik mirası ve açtığı yol üzerine ekler yapacaklarını. Tüm yolu kendi açmaz. Kazanılan hiçbir başarı, var olduğu ortamdan soyutlanmış olarak gelişmez, gelişemez… Dolayısıyla gelen nesil, önceki nesile saygı gösterir ve gereken değeri verebilirse, kuşaklar arası aktarım da pozitif olarak daha köklü hale gelecektir. Böylece bir gün geldiğinde o yeni nesil üyesi tırmanıcılar da ‘eski kuşak’ haline geldiğinde, gençken kendi davrandığı gibi bir tırmanış dünyası içinde olacaktır. Geçmişi yok sayıyorsa, o da yeni kuşak tarafından yok sayılacak, saygı gösterip kabul ediyorsa ona da saygı gösterilecektir.

Burada geçmiş dönemlerde federasyon başkanlığı yapan bir büyüğümüzün de söylediği, atasözü niteliğindeki cümle(!) konuyu çok güzel özetlemektedir: Örümzek(örümcek) olsan ne yazar, saygı olmasa!

Diğer bir konuyla ilgili olarak da; çoğu kişinin sıkça kullandığı, popülist bir söyleme dönen ve ülkemizdeki tırmanıcılar için sıkça sözü geçen ‘ego’ kavramının da karıştırıldığını düşünmekteyim. Tüm bu açıkladığım nedenlerden ve tırmanışın eşsiz bir sporlar silsilesi olmasından dolayı, tırmanıcılar da şahsına münhasır bireylerdir. 

Öte yandan her tırmanıcının güçlü/parlak ve zayıflama/durulma dönemleri vardır. Kimse ölene dek zirvede kalamayacaktır. Ortamın boş olduğu ülkemiz tırmanış camiasında bazı tırmanıcılar ‘güçlü’ ve ‘popüler’ dönemlerinde, bu durum sona ermeyecekmiş gibi davranabilmektedir. 

Ne yaparsak yapalım samimiyetle yapalım. Ülkemizde iyi bir tırmanıcı olabilirsiniz, fakat dünya çapında nerede olduğunuzu da önünüze dürüstçe koyabilmelisiniz. Tabii günümüz popüler kültürün ve yeni ebeveynlerin pompaladığı ‘narsist’ dünyada, bu ne kadar olanaklı orası tartışılır. Zira sosyal medyanın etkisi ve bunun sponsorlukla olan sarmalı, tırmanıcının kendini ‘ünlü’ görme sanrısına kapılmasında önemli rol oynamaktadır. Tırmanışa bulaşan yozlaşmayla, yavan takipçi tuzağına kapılan bazı tırmanıcılar, yaptıkları işin içsel derinliğinden uzaklaşıp popülizmin janjanlı dünyasında kendilerini ‘ölümsüz’ görebilmektedirler. Oysa yaptığımız işi tüm derinliği ve naifliğiyle kavrayıp, hayat biçimi haline getirebilen o kadar az tırmanıcı var ki… Yaptığınız önemli bir tırmanışın fotoğrafına(paylaşımına) gelen beğenilerin yarısından çoğu tırmanışla alakası olmayan insanlardan oluşmaktadır. Böyle bir topluluğun takdiri sizi mutlu ediyorsa, o zaman tabii ki sıkıntı yok! 

Ayrıca bir gün; yeni kuşaktan biri, sıkı işler yaparak, ‘koyunun olmadığı yerde keçiye Abdurrahman Çelebi derler’ lafını yüzünüze çarpabilir! 

Bir diğer etken olarak: Ülkemizde yüzlerce iyi tırmanıcı, hızla yetişen güçlü kuşaklar olsaydı, bu döngü de şimdiye kadar yerine oturmuş olacaktı. Tüm kuşaklar daha ağırbaşlı, hoşgörülü ve yapıcı olabileceklerdi.

Örneğin spor tırmanış yarışmalarında sadece son on yılda öylesine rekabet oluştu ki, sporcu yaş seviyeleri 16-20 civarlarına indi. Daha ileri yaşlarda böyle bir akış hızına ve değişen şartlara adapte olabilmek fazlasıyla zorlayıcı hale gelmiştir. Buradaki sporcu sirkülasyonu gelen ve geçen sporcuların bu akışı normal olarak kabul etmesini getirmektedir. Böylece zamanın popüler tırmanıcıları bir süre sonra yarışmalardan emekliye ayrılarak, yerlerini yeni adaylara bırakmayı öğrenmektedirler (doğal seleksiyon). Emekliye ayrılanlar ise kayalarda farklı projelerle veya antrenörlük yaparak tırmanış hayatlarına saygın bir şekilde devam etmektedirler. Bu sirkülasyonun hızlanması tüm tırmanıcılar açısından önemli bir rahatlama oluşturmaktadır. Zira tırmanış anlamında önemli işler yapan tüm bireyler tarihsel uzamda yerlerini alacak, çeşitli pazarlama taktikleriyle ambalajlarını parlatarak boş bir popülarite kazanan naylon tırmanıcılar ise silinip gidecektir… Fakat şu bir gerçek ki, tüm tırmanıcılar kendilerini daha az kasacaklardır!

Tırmanış, koca dalları olan ulu bir ağaç ise bu ağacın gövdesini her branşta çalışan, emek veren, değerli işler yapan tırmanıcılar (tüm kuşaklar) oluşturmaktadır. Yeni gelen nesiller bu dalların uçlarında yeşeren taze filizlerdir, vesaire… 

B. Gelelim mahalle kavgalarının en düzeylisine, en entelektüeline! Yani dağcılık camiasının yıllardır en popüler olgulardan biri olan dağcılık, alpinizm, spor tırmanış, vs gibi branş mensuplarının birbirleri arasındaki çatışmalar. Burada kişilerden de ziyade branşlardan birinin diğerine üstünlüğünü kanıtlamaya, diğerini dışlamaya, hatta aşağılamaya varan tartışmalardan söz ediyorum. Diğer bir deyişle Klasik dağcıların ‘Yüce dağlarrr’ kavramındaki tanrısallık veya alpinistlerin 7 bin metre irtifada çıkılan dik, teknik zorluğu yüksek tırmanışlardaki ‘epik ruh’, bir parça kaya üzerinde yüksek güvenlikle yapılan, cimnastikvari gariplikte hareketler dizisinin ‘sığ dünyasıyla’ aynı değerde olabilir miydi? Yani inananla inanmayan bir olur muydu hiç?!

Aslında bu tablo çok yeni değildi; sanırım dünya tırmanış tarihinde de yaklaşık 25/35 sene önce yaşanmış olan ve tırmanış türlerine ve bunların birbirinden üstün olduğuna dayalı yaklaşım yer almıştı. Tıpkı 89 yılında, Wolfgang Güllich ve arkadaşlarına Karakurum dağlarına giderken söyledikleri gibi ‘parlak taytlarınızla orada ne yapacaksınız?’ Fakat bu yaklaşım, efsane ekibin ‘Eternal Flame’ gibi bir köşe taşını ortaya koymalarını engelleyemedi. Ülkemizde ise bu tartışmalar yıllardır bitmek bilmiyor. Sürekli bir kimlik tartışması sürüp gidiyor; üst kimlik, yan kimlik, alt kültür, kültürsüz! 

Aslında dönemin birçok dağcısının fiziksel özelliklerini geliştirmek için antrenmanlar yaptığını biliyoruz. Eminim o dönemlerde de salonlar olsaydı veya kayalarda boltlu/geleneksel rotalar tırmanarak tırmanış becerisini ileri sürebilme imkânı olsaydı, dönemin birçok dağcısı, düşündüğünüz gibi buna burun kıvırmayabilirdi. Burada, Ömer Tüzel’in de örnek verdiği tırmanıcılardan iki önemli isimi ele alabiliriz. Ueli Steck ve Alex Honnold. Ueli tırmanışa bir salonda başladı ve kariyerinde yaptığı en yüksek spor tırmanış derecesi, bugün ülkemizde üst düzey sayılan spor tırmanış derecesi olan 8b+ (5.14). Honnold ise 9a lider derecesinin yanında bir de V12(8A+) boulder derecesi var ki, 9a ülkemizde henüz tırmanılamadı diğeri ise (8A+) gene ülkemizde bir iki tırmanıcı tarafından tırmanılabilmekte. Aynı zamanda spor tırmanış derecesi yüksek Huber kardeşler ve Tomo Cesen gibi değerli bazı Alpinistleri’de sayabiliriz. Ya da Hansjörg Auer, David Mcleod ve David Lama’yı da yeni nesilden güçlü örnekler olarak verebiliriz. David Lama, 2006’da benim de yarıştığım IFSC Spor Tırmanış Dünya Şampiyonasında şampiyon olmuştu. Hatta bunu kutlamak için gece otel odasında verdiği partiden uyuyamayan ben, yukarı çıkıp bir güzel haşlamıştım çocuğu. O büyüdü, olgunlaştı ve tırmanış kariyerini bambaşka bir boyuta doğaya, dağlara taşıdı. Kendisi rahmetli olduktan sonra, insanların nasıl değişebileceğine dalalet eden önemli bir örnek olarak anılarımda yerini almıştır! 

Aslında gerçek anlamda sağlam işler yapan Alpinistlerin/tırmanıcıların çoğunun, tırmanışı bir bütün olarak algılayıp yaşadıklarını görüyoruz. Gene farklı uçtaki bir örnek olarak; efsane Alpinistlerden Jeff Lowe’ün, 88’de Amerika’da ilk kez organize edilen uluslararası spor tırmanış yarışmasının beyin takımında yer almasını verebiliriz.

Ülkemizdeki ayrıştırıcı, kutuplaştırıcı temel etkenin, tırmanışa olan yaklaşım açısındaki kucaklayıcılık ve kabul edip saygı gösterebilmek gibi öğelerin zayıflığı ile ilgili olduğunu düşünüyorum. Dağcı, plastikçi, kayacı, bouldercı, sportçu! 

Fakat ortada genel anlamda tırmanış adına tek tük iş olduğunu göz önünde bulundurursak, birbirimize bu tip sıfatlar takmak, böyle dışlamak, konuyu maalesef ‘kendileri çalıyor, kendileri oynuyor’ atasözünden öteye vardırmıyor. 

Bu anlamda; tırmanışın her alanında deneyimli ve önemli kişiler, her zaman tırmanışın çeşitlilik içerdiğini ve sürekli devinim içinde olduğunu kabul etmektedirler. Bolta veya spor tırmanışa karşı olmak, Alpinizmin ruhunu kurtarmayacak veya gelişimine katkıda bulunmayacaktır. Fakat bolta karşı olan ve spor tırmanışı benimsemeyen ve bu tip tırmanışları yapmadan Dağcılık/Alpinizmi yaşayan tırmanıcılara da sonsuz saygı duymaktayım. Sanırım önemli olan Steve House’un dediği gibi tırmanış hayatımızda şu denklemi takip etmek olmalıdır: T-A=0 (time minus action equals zero - zaman eksi hareket eşittir sıfır). Yani tırmanışın her alanında çok çalışmalıyız, burası kesin.

Bu anlamda sizin için; hazırlamakta olduğum kitap çalışmamda, oluşturmaya çalıştığım bazı tanımlardan alıntı yapmayı istedim. Bunlar uzun zamandır üzerinde çalıştığım ve henüz nihayete erdirmediğim, fakat geliştirerek güncellediğim tecrübe, araştırma ve fikirlerden oluşan bakış açısını yansıtmaktadır. Hem şu sıkıntılı konulardan da uzaklaşıp, biraz serinlemiş oluruz!

C) “Tırmanış nedir?

Tırmanış kavramsal olarak; insanoğlunun güdüsel mirasının, modernize edilerek sporsal bir eyleme dönüştürülmesidir. Tırmanış bir beceridir ve tırmanışın tüm disiplinleri temelde bu merkezden beslenir. Tek bir tırmanış hamlesinin gerektirdiği bileşenler(çözümleme yeteneği, teknik, kuvvet, psikoloji, vs), tırmanışın tüm disiplinlerinde aynıdır. Tırmanış sporlarında, meydan okumadaki cazibe; bir sonraki tutamağa gidecek yolculuğa çıkabilme cesaretinde gizlidir. Bu yolculuk bazen uzun duvarlara yapılır ve bazen de tırmanıcının tüm hayatı birkaç hamleyi çözmek için sebat ederek, çalışarak geçer. Yolculuğun sonu ise bir bitiş, bir sona erme durumu değildir. Yeni, daha zorlu ve daha derin dünyaların ve meydan okumaların başlangıcıdır.

Sporsal anlamda ise tırmanış;  Kaya veya tırmanış duvarlarında, eller ve ayaklar başta olmak üzere tüm vücudu kullanarak, yerçekimine karşı yapılan fiziksel ve psikolojik bir etkinliktir.

Tırmanış branşlarına göre yol, yöntem, süre, zorluk değişkenlik gösterse de, genel manada amaç zirve, istasyon veya top diye tabir edilen yerden belli bir yükseklikte bulunan noktaya ulaşmak olarak düşünülebilir. Dağcılıktaki tırmanışlarda bazı durumlarda kazma, krampon gibi ekipmanlar da kullanılabilmektedir. Ya da büyük duvar tırmanışlarında belli pasajlar, emniyet malzemeleri veya yardımcı ekipmanlar kullanılarak geçilebilmekte veya tırmanışın tamamına yakını bu şekilde yapılabilmektedir.”

Yani benim düşünceme göre; Alpinizm, kaya tırmanışı gibi branşlar Dağcılıktan türemiş olabilir, fakat bu klasifikasyonda üst sırada ‘sporsal’ anlamda tırmanış, yani ‘tırmanış sporları’ bulunmaktadır. Çünkü tırmanış, Dağcılıktan çok önce insanda var olan bir beceridir. Tırmanış macerası insanlık tarihinde çok eskilere dayanmaktadır. İnsanoğlunun ağaçlara, kayalara tırmanması, güdüsel miras ve hayatta kalabilme çabasıyla başlamıştır. Bu ilkel olgu insanın içinde bir yerde her zaman bulunmaktadır. Hatta dağcılığın başladığı yıllarda, zirveler klasik rotalardan yapıldıktan sonra, daha zorlu yüzeylerden çıkma ’meydan okumasını’(challange) insana yaptıran fiziksel, mental ve tam da ‘sportif’ anlamda ‘tırmanış’ olgusudur. Yani insanoğlunun güdüsel miras olarak taşıdığı ilkel tırmanış olgusunu, entelektüel ve modern bir bakış açısıyla ehil hale getirme eğilimidir diyebiliriz. Bu, bir anlamda tırmanışın Dağcılık’la özelleşerek, yeni bir branşa dönüşmesine yol açmıştır. Zira insanoğlunda kanat olsaydı, belki böyle bir spor hiç olmayacaktı!

Bu anlamda Tirol deklarasyonunun[1]eki veya Flores’in[2] kaleme aldığı ‘Climbing Games’ adlı yazılarda bu tanımlamalar gayet net olarak yapılmaktadır. Bunu özet olarak ele alacağım.

"Tırmanış oyunlarının çoğulculuğu" yani farklı sistemler, disiplinler olarak ele alınmış, incelenmiş tırmanış yaklaşımı. İlk olarak 1967 yılında Lito Tejeda-Flores tarafından ele alınmış bu yaklaşım, daha sonra Tirol Deklerasyonuna’da temel oluşturmuş ve ek olarak yayımlanmıştır.

Buna göre modern tırmanış Bouldering’den, Hiking’e, Klasik Dağcılık’tan, Yüksek İrtifa’ya, birkaç ip boylu tırmanışlardan, yapay duvarlarda yapılan tırmanış türlerine kadar geniş bir aralıkta ve farklı uçtaki branşlardan oluşmaktadır. Bu disiplinler arası ayrım çok keskin olmamakla beraber, yapılan sınıflama modern dağ sporlarının çeşitliliğini anlaşılır şekilde açıklamaya çalışmıştır.

Burada sınıflamanın anlaşılması ve yazımın ana argümanının savunulması adına genel başlıklar üzerinden gideceğim ve her disiplini ayrı ayrı açıklamayacağım. Zira tırmanış sporlarıyla ilgilenen hemen herkes ‘Klasik Dağcılık’, ‘Alpinizm’, ‘Spor Tırmanış’ veya ‘Bouldering’ gibi disiplinleri tanıyordur diye varsayıyorum ya da umuyorum! 

Bahsi geçen ekte tırmanış iki temel gruba ayrılmıştır. Birinci grupta Hiking-Trekking, Via Ferrata, Klasik Dağcılık ve Dağ Kayağı yer almaktadır.

İkinci grupta ise genel olarak Bouldering, Yapay Duvar tırmanışı, Kaya tırmanışı, Çok ip boylu tırmanış, Uzun duvar/Yapay Tırmanış(Aid), Alpinizm, Macera tırmanışı ve Spor Tırmanış, Süper Alpinizm (Ömer Tüzel’in alpinizm anlayışıyla örtüşen en sıkı disiplinlerden biri), Ekspedisyon tırmanışları şeklinde sıralanmıştır. Burada branşlar arasında bir kıyaslama veya üstünlük kurulmamış, tüm branşların genel kabul gören kuralları ele alınmaya çalışılmıştır. Ve önemli bir detayla; bunların zaman içinde değişikliğe uğrayabilme ihtimali de belirtilmiştir. Zira hangi spor branşı 50-100 sene önceki haliyle devam ediyor ki…

Tırmanış branşlarının klasifikasyonu:

Tırmanış Sporları - Birinci Grup

Klasik Dağcılık

Hiking-trekking

Via ferreta

Dağ Kayağı

  

Tırmanış Sporları – İkinci Grup

Bouldering (kayada/tırmanış duvarlarında/yarışmalarda)

 Alpinizm 

Süper Alpinizm

Yapay Tırmanış (aid) 

Spor tırmanış (tek ip boylu/çok ip boylu/kayada/tırmanış duvarlarında/yarışmalarda)

Kaya Tırmanışı

 Ekspedisyon Tırmanışları

 

 

Burada branşlar ayrı ve birbirinin üzerinde değildir. Tıpkı bir bebeğin ilk yıllarda ebeveyninin bir parçası gibi anılmasıyla, yetişkinliğe geçtikten sonra özgün/orijinal bir birey haline gelmesi ve kendi şahsı ve kişiliğiyle anılması, ailesinin adının geçmemesi örneğindeki gibi basit ve sade. Yani Dağcılık’la başlayan süreç teknik tırmanışın ilerlemesiyle bouldering, spor tırmanış, uzun duvar tırmanışı, vs. gibi daha da özelleşmiş dallara ayrılmıştır. Bu branşlar kendi kriterleri, kuralları, etik değerleri ve camiasıyla artık tamamen farklı yapılar haline gelmişlerdir.

Branşlar birbirinden üstün olmadığı gibi, fikrimce onu icra edenlerin kalitesi, tırmanışa yaklaşımı çok daha önemlidir ve bu branşların gelişiminde ve yaygınlaşmasında çok önemli rol oynayabilmektedir.  Bu durum dövüş sanatlarındaki tartışmaları getirdi aklıma. IP Man filminde bir sahnede; karşı taraftaki geleneksel teknikleri kullanan bir dövüşçü, Wing Chun’un yetersiz ve daha aşağı bir dövüş sanatı olduğunu ifade eder. Yip Man ise şu yanıtı verir: ‘dövüş sanatları birbirinden üstün veya değerli değildir. Onu kullanan kişilerin yetenekleri ve kullanmadaki ustalığı önemlidir…’

Son olarak ülkemiz birçok alanda öylesine boşluklarla dolu ki, belli bir istikrarla, belli bir süre neyi yaparsanız yapın, bir noktaya gelmeniz mümkündür. Tırmanış da, koca boşlukları bulunan yeni sayılabilecek bir bölgedir. Dolayısıyla şu aşamada tırmanışla ilgili yapılan her türlü işe, katkıya ihtiyacımız bulunmaktadır. Yani dağlarda yürüyen ya da dik yüzeylerden tırmanan, bir veya çok ip boylu rotalar tırmanan, rota açan, keşif yapan, yazı yazan, düşünen, yarışmalara katılan, maddi/manevi destekleyen ve hatta uzaktan seven herkes bir şekilde ülkemiz tırmanışına katkıda bulunmuş olacaktır.

Yıllar geçtikçe taşlar yerine oturacak, daha kaliteli işler yapılmaya başlanacaktır. Fakat ortada elle tutulur çok şey yokken, birbirimizi hırpalamamız da çok anlamlı gelmiyor! 

Uğur Yılmaz

İletisim: climbugur [@] hotmail com 

[1] Tyrol Decleration:https://www.theuiaa.org/documents/declarations/UIAA_Declaration_TyrolDeclaration.pdf

[2] The Games Climber Play:https://www.alpinejournal.org.uk/Contents/Contents_1968_files/AJ%201968%2046-52%20Tejada-Flores%20Games.pdf